Dünya hem kendi ekseninde hem de Güneş’in çevresinde döner. Biz bu dönüşlerden ilkini bir gün içinde gündüz ve gece olarak fark ederiz. Yani 24 saatlik bir çevrim içinde bulunduğumuz yer aydınlıktan karanlığa, sonra da karanlıktan aydınlığa geçer. Bunu her saat azar azar (gündüzleri Güneş’in gökyüzündeki hareketiyle, geceleri de aynı gökyüzündeki yıldızların hareketiyle) görürüz. Dünya’nın ikinci dönme hareketini de yıl boyunca doğada ve çevremizde mevsimden mevsime değişen olaylar olarak fark ederiz.
Dünya’nın her iki hareketi de çok hızlıdır. Ekseninde dönerken Dünya’mızın Ekvator’daki hızı saatte yaklaşık 1.670 kilometredir. Bu hız kutuplara doğru gidildikçe yani enlemler büyüdükçe azalır. Dünya’mızın Güneş’in çevresinde dolanırkenki hızı da yaklaşık olarak saatte 108.000 kilometredir. Yolcu uçaklarının saatte yaklaşık 1.000 kilometre hızla gittiğini düşünürsek, Dünya’nın her iki hareketinin hızının da çok yüksek olduğunu anlarız. Peki, bu denli hızlı hareket eden Dünya’nın yüzeyindeki bizler nasıl olur da bu hızı hiç hissetmeyiz? Okurlarımızdan Batuhan’ın da aklına takılan bu soruyu gelin birlikte yanıtlayalım.

Aslında bu sorunun yanıtı yukarıda hız karşılaştırması yapılan “uçak”ta gizlidir. Uçakta saatte 1.000 kilometre hızla havada ilerlerken de yolcular hiçbir şey hissetmez. Koltuklarından kalkıp koridorda rahatça yürürler; kabin görevlileri de rahatça servis yapar. Çünkü uçağın içindeki her şey -yolcular, koltuklar, kabin valizleri vs- uçakla aynı hızda ilerler. Aynı şey Dünya’nın dönüşü için de geçerlidir.
Çevremizdeki şeylere baktığımızda Dünya’nın döndüğünü fark edemeyiz; çünkü hepsi de bizimle birlikte ve daha da önemlisi Dünya ile birlikte aynı şekilde ve hızda hareket ediyor, dönüyordur. Dünya dönerken hava bile bizimle birlikte hareket eder, döner. Hepimiz yerçekimi tarafından sabit tutuluruz ve Dünya ile birlikte döneriz.

