ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Bilim ve Teknoloji

Trafik Tabelaları

İllüstrasyon: Vadi Töngür

Bir gün deniz kenarına gitmeye karar verdik. Annem arabaya sandviçleri yerleştirdi, babam da valizleri bagaja koydu. Ben arka koltukta cam kenarına oturdum, kardeşim ise hemen yanımdaydı. Sabah erkenden yola çıktık. Uzun yola çıkmak heyecan vericiydi. Camdan dışarı bakıp yol boyunca doğayı ve yolu izlemeyi çok seviyordum. Bir de trafik tabelalarını…

İllüstrasyon: Vadi Töngür

Küçük Dokunuşlar, Büyük Marifetler

Basit Makineler

Makineler günlük yaşamımızın vazgeçilmez öğeleridir. Saçımızı kuruturken, bulaşıklarımızı yıkarken, yemek yaparken ya da duvarları delerken, kayaları taşırken, kömür çıkarırken hep makinelerden yararlanırız. Makine dendiğinde aklımıza hep birçok parçadan oluşan, karmaşık ve büyük makineler gelir. Oysa çok daha basit makineler de vardır. Örneğin; makas, kürek, vida, cımbız, tekerlek ya da balta gibi… Bu eşyalar o kadar sadedir ki ilk bakışta onları makine olarak düşünmek garip gelebilir. İşte böyle basit yapıda olan makinelere de adı üzerinde “basit makineler” denir.

Peki O Zaman Makine Nedir?

Bir işi yaparken, verdiğimiz emeği azaltan ya da işimizi kolaylaştıran araçlara "makine" denir. Makineler, kas gücümüzle yapamayacağımız ya da çok zorlanacağımız bir işi daha az yorularak yapmamızı sağlayan yardımcılardır. Makineleri bir tür “kuvvet büyüteci” gibi düşünebiliriz. Bu açıdan bakınca, ufak bir hareketle koca bir arabayı kaldıran kriko ve ağır bir taşı yerinden oynatan kaldıraç aslında birer basit makinedir.

Basit Makineler

Basit makineler, bazı işleri daha kısa sürede daha az kuvvet kullanarak yapabilmemizi sağlar. Genellikle küçük bir kuvvetten daha büyük bir kuvvet elde etmeye yararlar. Örneğin, parmaklarınızla açamayacağınız bir gazoz kapağını basit bir açacakla kolayca açarsınız. Ayrıca, bir makaranın ipini aşağı doğru çekince yükün yukarı doğru ilerlemesi de basit makinelerin aynı zamanda kuvvetin yönünü de değiştirebildiği anlamına gelir.

Eğik Düzlem (Rampa)

Eğik düzlem, adından da anlaşılacağı üzere bir ucu ötekinden daha yüksekte olan eğimli bir yüzeydir. Basit makineler arasında en basit olanıdır. Bir yükün düşey olarak (yukarı doğru) kaldırılması yerine, eğimli yüzeyde iterek ya da sürükleyerek aynı noktaya çıkarılmasını sağlar.

basit makineler - eğik düzlem rampa

Mısırlılar, piramitlerin yapımında kullandıkları binlerce tonluk taşları yüzlerce metre uzunluğundaki rampalar (eğik düzlemler) yardımıyla taşımıştır. Bir başka deyişle; taşları kaldırmak yerine yukarı doğru sürüklemişlerdir.

Balta

Eğik düzlemden sonra bir başka çok basit makine de baltadır. Gerçekte balta, sırt sırta vermiş iki eğik düzleme benzer. İşlevi çok basittir; nesneleri kesmek. Bir şeyi kesmek için kullanılan çoğu alet aslında keskin uçlara sahip çeşitli baltalardan oluşur.

makineler kama tas balta Basit Makineler

Doğu Afrika’da, özellikle Etiyopya’nın Gona bölgesinde, günümüzden yaklaşık 2.3 ila 1.65 milyon yıl önce yaşamış arkaik bir insan türü olan Homo habilis’in (becerikli insan) kullandığı taş baltalar (kamalar) keşfedilmiştir.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Vida

Günlük hayatta sıkça kullanılan vida hem bir makinedir hem de en yaygın makine parçalarından biridir. Karmaşık makinelerde parçaları sağlam şekilde birleştirmemizi sağlayan vida mekanizmasını, bir silindirin çevresindeki eğik düzlem sarmalı olarak düşünebilirsiniz. Bu yapı, dairesel kuvveti doğrusal kuvvete dönüştürür; yani bir vidayı zemine oturması için döndürürken dairesel bir hareket kullanarak yukarı-aşağı veya ileri geri hareket oluşturmuş olursunuz.

Kaldıraç

Kaldıraç, düz bir çubuk ve bir dayanak noktasından oluşan iki parçalı basit bir makinedir. Dayanak noktası, kaldıracın kullanım amacına göre çubuğun altındaki çeşitli bölgelerde konumlandırılabilir.  Kaldıracın en bilinen özelliği yükleri çok az kuvvet uygulayarak kaldırabilmemizi sağlamasıdır. Kaldıraç kullanılarak kaldıracak yükün ağırlığına göre dayanak noktasının yüke uzaklığı belirlenir; kolay kaldırmak için yük ne kadar ağır olursa dayanak noktası da o kadar yakına yerleştirilir.

Tekerlek ve Mil/Aks

Tekerlek ile mil (tekerleğin merkezinden geçen bir çubuk -diğer adıyla aks ya da dingil), hiç kuşkusuz insanlık tarihinin en önemli buluşlardandır. Sürtünmeyi büyük oranda azaltan bu sistem, ağır yükleri çekerek ya da iterek taşımamızı sağlar. Hemen her yerde karşımıza çıkar: Dönme dolaplar, kapı kolları, tornavidalar, bisikletler, kaykaylar, otomobiller, trenler, uçaklar gibi birçok mekanizmanın temelini tekerlek ve mil oluşturur. 5.000 yıldan daha uzun zamandır kullanılan bu ikili, yaşamımızı son derece kolaylaştırmaktadır.

İlk tekerleğin bundan yaklaşık 5000 yıl önce Mezopotamya’da kullanıldığı biliniyor.

Makara

Makara, üzerine ip veya kayış yerleştirilebilen oluklu bir tekerlektir. Bu basit makineyle yalnızca ipi aşağı doğru çekerek çok ağır yükleri kaldırabilirsiniz. Birkaç makaranın birlikte kullanıldığı sisteme ise "palanga" denir. Palanga sistemiyle daha da ağır yükler kaldırılabilir.

Durgun (Statik) Elektrik ve Pilin İcadı

Günlük yaşamımızda kullandığımız aygıtların ve makinelerin çoğu elektrikle çalışır. Fişini prize takarız ve düğmesine basıp çalıştırırız. Büyük ve karmaşık makinelerin kullandığı şebeke elektriği depolanamasa da el feneri, uzaktan kumanda ya da cep telefonu gibi bazı küçük ve taşınabilir aygıtlar da ‘taşınabilir elektrik enerjisi depoları ile yani pillerle çalışır. Piller, bu özellikleriyle hayatımızın daha esnek ve rahat yaşanabilir olmasına yardımcı olur. Bu küçük enerji kaynaklarını biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

Pil Nedir?

Pil, içinde enerji depolayan minik ve taşınabilir bir güç kutusudur. İçindeki özel maddeler birbirleriyle kimyasal tepkimeye girdiğinde elektrik üretirler. Bu da pilin kendi enerjisini yine kendisinin oluşturduğu anlamına gelir. Kullanıldığı sırada da oluşturduğu bu elektrik enerjisini uzun bir süreyle yavaş ve düzenli olarak iletmeye başlar. Piller sınırlı enerji depolar; bu nedenle bittiklerinde yenileriyle değiştirilmeleri gerekir.
Piller

Durgun (Statik) Elektrik ve Pilin İcadı

Durgun elektrik, çok eski zamanlardan beri bilinen bir kavramdır. İnsanlar daha o zamanlardan, şimşek ve yıldırım enerjilerinin yanı sıra kehribar ve kumaş gibi bazı maddelerin de birbirine sürtüldüğünde küçük kıvılcımlar oluştuğunu fark etmişlerdi. Zamanla insanlar bu ilginç olayı inceleyip üzerinde düşünmeye başladılar. İnsanların elektriğin nasıl oluştuğunu anlamaya çalışmasıyla birlikte konuyla ilgili bilgiler de giderek arttı. Luigi Galvani adlı bir doktorun, bir gün bir kurbağa bacağının elektrikle hareket ettiğini görmesi, bu büyük merakı daha da körükledi. Bu deney, elektriğin yalnızca bulutlarda değil, maddelerin içinde de saklı olabileceğini gösterdi. Bu fikirden yola çıkan Alessandro Volta da modern pilin temellerini atacak düzeneği kurdu.
Durgun (Statik) Elektrik ve Pilin İcadı
Luigi Galvani ve kurbağa bacağı deneyi.
Görsel kaynağı: Wikipedia

İnsanların elektriği bir kabın içerisinde muhafaza edip istedikleri zaman kullanma yolu arayışı, pilin geliştirilmesiyle sonuçlandı. Pil sayesinde durgun elektrikten, sürekli akan bir elektrik türüne geçişin yolu açıldı. Ayrıca küçük miktarda da olsa elektriği depolama da olanaklı hâle geldi.

İlk Pil

İlk pili, 1800 yılında Alessandro Volta geliştirmişti. Volta, pili için bakır ve çinko diskleri aralarına tuzlu sıvı içeren karton ya da bez katmanlar yerleştirerek üst üste dizmişti. “Volta pili” denilen bu pilin sıralaması daima “bakır disk – tuzlu suya batırılmış karton veya bez – çinko disk – tekrar bakır disk” şeklindeydi. Bu grup art arda ne kadar çok tekrar ederse pilin ürettiği elektrik gerilimi -yani voltaj- o kadar artıyordu. Bu pil ile o zamana kadar sadece anlık olarak üretilebilen elektrik, artık devamlı üretilebilir duruma gelmişti. Böylece modern pillerin de temeli atılmış oldu. Volta pili, bu yönüyle çok önemli bir buluştu.

İlk pili, 1800 yılında Alessandro Volta geliştirmişti.
Alessandro Volta ve Volta Pili.
Görsel kaynağı: Wikipedia (pil görseli: GuidoB)
pil volta pili Piller
pil plante Piller

Şarj Edilebilen Pil

Piller icat edildikten sonra en büyük sorun, içindeki kimyasal enerji tükendiğinde pilin çöpe gitmesiydi. 1859’da Fransız fizikçi Gaston Planté, bu sorunu çözmek için devrim niteliğinde bir adım attı. Planté, kurşun plakalar ve asit kullanarak dünyanın ilk şarj edilebilen pilini geliştirdi. Bu pil, elektrik verildiğinde içindeki kimyasal tepkimeyi tersine çevirebiliyor ve enerjiyi yeniden depolayabiliyordu. Bu büyük bir yenilik ve ilerlemeydi. Böylece günümüzde yaygın olarak kullanılan “şarj edilen piller”in temeli atılmış oldu. Bu tür pillere bugün "akü" diyoruz. Araba aküleri de bu şarj edilme mantığıyla çalışıyor.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Pil Çeşitleri

Günümüzde piller, kullanılacakları aygıtın gereksinimine göre çok çeşitli tiplerde ve boyutlarda üretiliyor. Uzaktan kumandalar, dekoratif objeler ve oyuncaklar gibi eşyalara takılan alkalin piller de en yaygın kullanılan pil çeşitlerinden biridir. Günümüzde kullanılan alkalin piller genellikle tek kullanımlık olur. Lityum-iyon pillerse hafiflikleri ve yüksek enerji kapasiteleriyle telefon ve dizüstü bilgisayarlarda yer alır. Düğme piller, kol saatleri ve işitme cihazları gibi çok küçük alanlara sığacak şekilde tasarlanmıştır. Nikel-metal hidrit (NiMH) piller, genellikle şarj edilebilir piller olarak ev içi elektronik aygıtlarda tercih edilir. Elektrikli otomobillerde ise çok daha büyük ve karmaşık lityum tabanlı dev bataryalar kullanılır. Her pil türü, içindeki kimyasal maddelere göre farklı voltaj ve kullanım süreleri sunar. Bazı piller hızlı enerji verirken, bazıları enerjiyi çok uzun yıllar boyunca saklamak için tasarlanmıştır. Teknolojik gelişmeler sayesinde artık daha hızlı şarj olan ve daha uzun süre dayanan piller üretilmektedir.
Piller
Batarya

Batarya

Birden çok pilin birleşiminden oluşan sisteme “batarya” denir. Bu yapısı gereği bataryada daha çok enerji depolanır. Ayrıca bataryalar daha uzun süre dayanır. Arabalarda kullanılan aküler de aslında bir tür bataryadır.

Pillerin Geri Dönüşümü

Pillerin ömrü bittiğinde onları doğrudan çöpe atmak, doğa için yapılabilecek en büyük hatalardan biridir. Pillerin içinde kadmiyum, cıva, kurşun, lityum ve nikel gibi doğaya ve insan sağlığına zarar verebilecek ağır metaller bulunur. Toprağa ya da yeraltı sularına karışan bu maddeler, doğayı zehirleyerek bitkilere ve hayvanlara kalıcı zararlar verebilir. Bu nedenle kullanılmış piller çöpe atılmak yerine, ayrıca toplanıp atık pil kutularına atılır. Bu geri dönüşüm kutularının tıpkı atık kâğıt, cam ve plastik kutuları gibi kendilerine özel bölümleri olur. Bu şekilde toplanan piller geri dönüştürülür ve içlerindeki maddeler yeniden kullanılır. Böylece hem doğa korunmuş olur hem de enerji tasarrufu sağlanır.
piller geri donusum 2 Piller
“Teknoloji” denildiğinde çoğumuzun aklına ilk anda tabletler, robotlar, dronlar ve akıllı telefonlar gelir. Bu çok havalı ve ilginç elektronik cihazların yanı sıra teknoloji, aslında bunlardan çok daha fazlasıdır; insanların karşılaştığı herhangi bir sorunu çözmek için icat ettiği ve zamanla geliştirdiği her türlü araç teknolojik bir araç sayılır. Örneğin, binlerce yıl önce mağarada yaşayan atalarımız, et kesmek için bir taşı yontarak keskin bir taş icat ettiklerinde, bu o dönemin en son teknolojisiydi. Bu açıdan bakılınca şu an komik gibi görünse de; tekerlek, makas, fermuar, pusula ve hatta basit bir kalem veya diş fırçası bile dönemine göre birer teknolojik icattı! Bu ilginç bilgiler karşısında gözlerinize inanamıyorsanız, belki de bir gözlüğe ihtiyacınız olacak 🙂
Teknolojiyi, hem bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi görünen cihazlarda hem de günümüzde basit ve sade görünen ama hayatımızı kolaylaştıran birçok eşyada bulabiliriz. Şu an yazımızı okuyan bazı okurlarımızın kullanmakta olduğu gözlükler de tam da bu pratik teknolojik eşyalardandır. Standart bir gözlük, belki elektrikle çalışmaz, pili de yoktur ama gözü bozuk olan birinin, dünyayı diğerleri gibi net görmesini sağlar. Etrafımızı net görebilmek günlük hayatın akışında çok önemlidir. Küçük bir çift cam parçasının bu denli önemli bir görevi başarıyla yerine getirebilmesi yaşam kalitemiz açısından çok değerlidir.
gözlüklü çocuk

Gözlüğün İcadı

Günümüzden yaklaşık 800 yıl önce Venedik, dünyanın “cam başkenti” gibiydi. Venedikliler, camı saydam ve berrak hale getirme konusunda o kadar gelişmişlerdi ki cam yapım sırları “devlet sırrı” olarak saklanıyordu ve cam ustalarının kentten ayrılması yasaktı! Cam ustalarının kentten ayrılması yasaktı. Çünkü o dönemde cam, bugünkü mikroçipler kadar değerli bir teknolojiydi. O günlerde insanların yaşamını değiştirecek basit ama çok önemli bir teknolojik gelişme oldu;  1280’li yıllarda ilk gözlükler üretildi. Gözlüğün mucidinin kim olduğunu kesin olarak söylemek mümkün olmasa da ilk gözlüklerin Salvino d’Armate adında bir cam ustası tarafından yapıldığı tahmin ediliyor.
İlk gözlükler genellikle yakını görmeyi kolaylaştıran “konveks”, yani dışbükey merceklerden yapılıyordu. Mercek yapmak zor ve zahmetli bir iş olduğundan ilk başlarda gözlük çok değerliydi, dolayısıyla da pahalıydı. Bu nedenle herkesin gözlüğe erişimi bulunmuyordu; sadece özellikle çok kitap okuyan yaşlı rahipler, öğretmenler ve bilim insanları gözlük kullanıyordu. Zamanla gözlük yapımı gelişti, ucuzladı ve yaygınlaştı. Artık yalnızca eğitim ve bilgiyle ilgilenen yaşlılar değil, görme sorunu yaşayan herkes gözlük kullanabilmeye başladı.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Gözlük tarihi, ilk gözlükler.

O zamanki gözlükler, bugünküler gibi ergonomik bir yapıda değildi; iki mercek birbirine bağlanıyor ve sadece ya elde tutularak ya da burun üzerinde dengelenerek gözün önünde durabiliyordu. Tıpkı bir dedektif büyüteci gibi!
Görsel kaynağı: Wikipedia

İlk gözlükler, hem büyütece benziyordu hem de ağırdı. Çerçevelerinin gelişip camlarının da daha ince ve daha hafif yapılmaya başlanmasıyla gözükler, zamanla Avrupa’dan tüm dünyaya yayıldı. 1700’lü yıllara gelindiğinde, ünlü mucit ve politikacı Benjamin Franklin, hem uzağı hem yakını aynı anda görmeyi sağlayan “bifokal” gözlüğü icat etti. Bu sayede, gözlük camının alt tarafıyla yakında olan nesneler; üst tarafıyla da uzaktakiler daha net seçilebiliyordu. Gözlüklerin kulaklara takılan kolları çok daha sonra, 1730’lu yıllarda, Londra’da geliştirildi. Böylece gözlükler artık düşmeden yüzde durabilen konforlu birer yardımcı haline geldi. Ardından cam türleri de çoğaldı. Miyoplar için uzağı gösteren, hipermetroplar için yakını gösteren, astigmatlar için de net görmeyi sağlayan özel camlar geliştirildi.

gozluk tarihi 4 Gözlük
Görsel kaynağı: Wikipedia

20. yüzyılda kimyacılar harika bir şey keşfetti; Optik plastikler! Bu yeni malzeme, gözlükleri tüy kadar hafifletti ve camlarının kırılıp göze zarar verme riskini ortadan kaldırdı.

UV filtreli güneş gözlüğü

Gözlerin morötesi ışınlardan korunması da göz sağlığı açısından çok önemliydi. Bu noktada, 1920’li yıllarda ilk güneş gözlükleri ortaya çıktı. Zararlı güneş ışınlarını engelleyen bu UV filtreli gözlükler, aynı zamanda şık birer aksesuar da oldu.

gozluk mercek Gözlük

Teknoloji geliştikçe camların üzerine özel “zırhlar” eklenmeye başlandı. Günümüzde artık çizilmeyen, kırılması zor, mavi ışığı süzen, gözlerimizi bilgisayar ve tablet ışığından koruyan gelişmiş camlara da sahibiz. Anlayacağınız, gözlük dünyası adeta küçük bir teknoloji laboratuvarına dönüşmüş durumda.

Gözlük Öncesi ve Sonrası

İyi göremeyen insanlar için hayat gözlükten önce çok zordu. Uzağı veya yakını seçemiyor, kitap okuyamıyor, yazı bile yazamıyorlardı. Dünya, onlara bulanık bir karmaşa gibi görünüyordu. Özellikle yaşlandıkça görme yetisi de zayıfladığı için insanlar çoğu işi yapamaz hale geliyordu. Dolayısıyla yaşlanan insanlar, üretimden ve dünyadan da kopmaya başlıyordu. Bu da bilgi ve deneyimin erken kaybolması demekti. Gözlüğün icadı, hayatımızda büyük bir değişim  yarattı; insanlar işlerini daha uzun süre yapabilir, gözlem ve deneyimlerini rahatlıkla yazabilir, başkalarının yazdıklarını da kolayca okuyabilir hale geldi. Bu gelişmenin günlük hayat örnekleri olarak; öğretmenler daha çok öğrenci eğitebildi, bilim insanları da araştırmalarına daha uzun süre devam edebildi. İşte, normalde sıradan gibi görünen bu eşya; hayatı daha net görmeyi, daha çok öğrenebilmeyi ve detayları kaçırmadan yaşamayı mümkün kılacak kadar değerli bir icat. Hatta aslında gözlüğün, bilgiyi koruyarak gelişmesini sağlayan bir “gizli kahraman” gibi,  gözlerimizin de ömrünü uzattığını söylesek hiç de abartmış olmayız.
Gözlüklü usta

Kontakt Lensler

Kontakt lensler, gözlüğün “yakın bir akrabasıdır.” Gözlüğün camı, gözün önünde dururken, lensler doğrudan göze yerleştirilir. Böylece yüzde ekstra bir çerçeve olmadan da net görüş sağlanır. Bazı insanlar spor yaparken, koşarken ya da gözlük takmak istemediklerinde lens kullanır. Ama lens kullanmak biraz daha özen gerektirir. Gözlükse daha pratiktir, kullanımı kolaydır.
Kontakt lensler

İlk gözlük merceklerine şekillerinden dolayı Latince’de mercimek anlamına gelen "lentil" deniyordu. Bugün kullandığımız “lens” sözcüğü de adını buradan alıyor.

Akıllı Gözlükler

Bugün bazı gözlükler, birer görme ve koruma aracı olmalarının yanında, gözümüzün önündeki dijital bir pencere görevi de görmeye başladı. Bilim kurgu cihazlarını andıran bu akıllı gözlüklerin içinde pil, ekran, kamera, hoparlörler ve sensörler bulunuyor. Bu özellikleri sayesinde, akıllı gözlüklerinizle fotoğraf çekebilir, video kaydı yapabilir, internete bağlanabilir, müzik dinleyebilir, navigasyon kullanabilir hatta dinleyerek veya sadece metne bakarak bile gözlük ekranı üzerinden çeviri yapabilirsiniz. Gerçekten de etkileyici, değil mi?

Gelecekte gözlükler yalnızca gözlerimizi değil, tüm hayatımızı “akıllı” hale getirecek. Bu muhteşem teknolojinin ders çalışmada, oyunlarda, iş hayatında hatta sağlıkta ve mühendislikte çok daha önemli bir rol oynaması bekleniyor. Belki de çok uzak olmayan bir gelecekte, derslerinizde defter veya tablet yerine “ders gözlüğü” kullanacaksınızdır!

gozluk akilli gozluk Gözlük
Modern mühendislik ve tasarım dünyası, karşılaştığı karmaşık problemleri çözmek için zaman zaman yüzünü doğaya, yani dünyanın en eski en deneyimli tasarımcısına döndü. Milyarlarca yıllık evrim süreci boyunca mikroorganizmalar, bitkiler ve hayvanlar hayatta kalabilmek için enerji tasarrufu sağlayan ve verimliliği en üst düzeye çıkaran benzersiz stratejiler geliştirdi. İnsanlar ateşten tekerleğe, mikroskoptan uçağa kadar birçok büyük keşfe imza atmış olsa da aslında en büyük buluşların bazılarının esin kaynağı doğanın sessiz dâhileridir. Birçok icadın arkasındaki gizli “doğa imzalarını” keşfetmeye var mısınız?

SONAR Sistemi - Yarasalar ve Yunuslar

Yarasalar karanlıkta kusursuz biçimde uçabilir. Bunun sırrı gözlerinde değildir, çünkü yarasaların gözleri pek iyi görmez. Yarasalar ağızlarından çok yüksek frekanslı bir ses çıkarır. Bu ses çevredeki nesnelere çarpıp yankılandığında, bulundukları konumu ve süreyi hesaplayarak yönlerini bulurlar. Bu olağanüstü doğal sisteme "ekolokasyon" denir. Yunuslar ile balinalar da denizde aynı yöntemi kullanır.

Yirminci yüzyılın başında mühendisler denizaltıları saptamak için benzer bir sistem geliştirdi: SONAR. SONAR, su altına ses dalgaları gönderir ve yansıyan dalgaları analiz ederek nesnelerin konumunu ve uzaklığını belirler. SONAR cihazları aynı zamanda günümüzde balık avcılığından su altı haritalamasına kadar birçok alanda da kullanılır. Hatta doktorların iç organlarımızı görmek için kullandığı ultrason cihazları da aynı sistemle çalışır.

d i a b dulavaratotu Doğadan Esinlenen Buluşlar d i a b velcro 2 Doğadan Esinlenen Buluşlar

Velcro (Cırt Cırtlı Bant) - Arctium lappa

Ayakkabılarımızda ya da çantalarımızda bulunan cırt cırtlı bantlar, İsviçreli mühendis George de Mestral’in köpeğiyle yaptığı bir doğa yürüyüşü sayesinde icat edilmiştir. Yürüyüş sırasında köpeğinin tüylerine ve kendi pantolonuna yapışan Arctium lappa tohumlarını inceleyen Mestral, bu bitkinin neden bu kadar sıkı tutunduğunu merak etmiştir. Mikroskop altında yaptığı incelemede, bitkinin yüzeyinde yüzlerce küçük kanca olduğunu ve bu kancaların kumaş liflerine ve hayvan kürklerine kolayca takıldığını fark etmiştir. Bu basit ama etkili mekanizmayı tekstil dünyasına uyarlayarak, birbirine kenetlenen kancalı ve ilmekli yüzeylerden oluşan cırt cırtları tasarlamıştır. Bu icat, düğme ve fermuar dünyasına pratik, hızlı ve dayanıklı bir alternatif getirerek günlük yaşamımızı büyük ölçüde kolaylaştırmıştır.

Doğadaki bir bitkinin tohumlarını yaymak için geliştirdiği bu yöntem, bugün astronot giysilerinden çocuk ayakkabılarına kadar her yerde kullanılıyor.

d i a b termit Doğadan Esinlenen Buluşlar d i a b havalandirma Doğadan Esinlenen Buluşlar

Bina Havalandırması - Termit Yuvaları

Görünüşleri nedeniyle "beyaz karınca" da denen termitler, genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan böceklerdir. Höyüğü andıran devasa yuvalar yaparlar. Bu yuvaların içerideki sıcaklığı sabit tutabilen, etkileyici bir havalandırma sistemi olur. Termitler, yuvanın altındaki nemli toprakla üstteki hava akımını birleştiren baca benzeri kanallar oluşturarak doğal bir soğutma sağlarlar. Sıcak hava yukarı çıkarken taze ve serin hava alttan çekilir. Böylece sürekli bir hava dolaşımı sağlanır.

Mimarlar bu sistemi inceleyerek bazı modern binaları aynı ilkeyle tasarlamıştır. Bu binalar, iç mekanın havasını klimalara gerek duymadan sürekli olarak tazeleyebilir. Bu sayede binada, standart binalara göre yüzde 90 daha az enerji tüketilir. Örneğin, Zimbabweli mimar Mick Pearce, başkent Harare’deki büyük iş merkezi Eastgate Center’ın havalandırma sistemini tasarlarken termit yuvalarını örnek almıştır.

d i a b yalicapkini Doğadan Esinlenen Buluşlar d i a b sinkansen Doğadan Esinlenen Buluşlar

Şinkansen Treninin Burnu - Yalıçapkınının Gagası

Japonya’nın ünlü yüksek hızlı treni Şinkansen, 1990’lı yıllarda tünellere girişte cidli bir sorun yaşıyordu. Tren tünele girdiğinde önündeki havayı sıkıştırıyor, bu sıkışan hava tünelin öteki ucundan patlama sesine benzer bir gürültüyle çıkıyordu. Bu ses kirliliği de tünellerin çevresindeki sakinleri rahatsız ediyor ve şikayetlere yol açıyordu. Şinkansen’in baş tasarımcısı mühendis Eiji Nakatsu aynı zamanda bir kuş gözlemcisiydi. Nakatsu bir gün yalıçapkınlarının suya dalarken neredeyse hiç su sıçratmadığını fark etti; çünkü gagaları iki ortam (hava ile su) arasındaki basınç farkını mükemmel biçimde ayarlıyordu. Bunun üzerine hızlı trenin burnunu yalıçapkınının gagasına benzer biçimde uzun, sivri ve belli bir açı verilmiş şekilde yeniden tasarladı. Sonuç şaşırtıcı ve etkileyiciydi; patlama sesi tümüyle ortadan kalkıyordu. Ayrıca trenler yüzde 15 daha az enerji tüketiyordu ve hızları da artıyordu.

d i a b notilus Doğadan Esinlenen Buluşlar d i a b denizalti Doğadan Esinlenen Buluşlar

Denizaltılar - Notilüs

Denizaltıların suya dalıp yeniden suyun yüzeyine çıkabilmesini sağlayan karmaşık sistemler, aslında bir deniz canlısı olan notilüsten esinlenilmiştir. Notilüs, kabuğunun içindeki minik odacıklara su doldurarak denizin derinliklerine dalabilir. Sonra da gövdesine aldığı bu suyu gazla boşaltarak suyun yüzeyine doğru yükselebilir. İnsanlar da denizaltıların gövdesine yerleştirdikleri “safra tankları” ile tam olarak bu doğal mekanizmayı taklit etmiştir. Denizaltı, dalacağı zaman tanklara deniz suyu alınır ve araç ağırlaşarak derinlere iner. Yüzeye çıkması istendiğinde de tanklardaki su yüksek basınçlı havayla tahliye edilerek aracın ağırlığının azalması sağlanır.

d i a b j verne Doğadan Esinlenen Buluşlar

Bilimkurgu edebiyatının kurucularından, ünlü yazar Jules Verne’in, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah ile Gizemli Ada romanlarında yer alan ve döneminin çok ötesinde, elektrikle çalışan kurgusal denizaltının adı da Notilüs’tü.

d i a b kartal Doğadan Esinlenen Buluşlar
Uçak Kanatları - Kartallar

Uçak Kanatları - Kartallar

Modern uçakların kanat uçlarında yukarı doğru kıvrılan küçük bir parça bulunur. Bu detay aslında kartalların ve bazı başka büyük yırtıcı kuşların kanat uçlarındaki tüylerden esinlenilerek geliştirilmiştir.

d i a b geko Doğadan Esinlenen Buluşlar d i a b robotlar Doğadan Esinlenen Buluşlar

Duvarda Yürüyen Robotlar - Geko Ayak Tabanları

Duvarda hatta tavanda yürüyebilen küçük kertenkelelere "keler" ya da "geko" denir. Bunu ayak tabanlarının mikroskobik yapısı sayesinde başarırlar. Bu yapıdan esinlenen bilim insanları da gelecekte, pürüzsüz cam yüzeylerde bile kaymadan yürüyen robotlar geliştirmeyi planlıyor.

d i a b kopekbaligi Doğadan Esinlenen Buluşlar d i a b mayo Doğadan Esinlenen Buluşlar

Mayolar - Köpekbalığı Derisi

Köpekbalıkları çok hızlı yüzebilir. Bunun nedeni derilerinin özel dokusudur. Derilerinde çok küçük yarıklar vardır. Bu yarıklar suyun bedenlerinden akışını düzenler. Bilim insanları bu yapıyı inceleyerek yeni mayolar geliştirmiştir. Bu mayolar suyun direncini azaltır. Böylece yüzücüler daha hızlı ilerleyebilir. Bazı gemilerin dış yüzeylerinde de benzer tasarımlar kullanılır.

d i a b cicek Doğadan Esinlenen Buluşlar

Doğayı korumanın yanı sıra onu dev bir kütüphane, çok deneyimli bir usta ve öğretmeye hazır bir öğretmen olarak görmemiz, vizyonumuzun da gelişmesini sağlar.

Uzay ve uzayla ilgili konular, çoğu kişi için ilgi çekicidir. Birçok genç, ileride astronot olmayı hayal eder. Astronotluk, çok heyecan verici olmasının yanısıra bir o kadar da zor bir meslektir. Astronotluk dışında uzayla ilgili farklı meslekler de vardır. Bu mesleklerin hangileri olduğunu merak ediyorsanız, gelin birlikte bir göz atalım.

Astronom

Uzay denince akla öncelikle teleskoplar ve gözlemevleri gelir. Gözlemevlerinde çalışan astronomlar, gelişmiş teleskoplarla gökcisimlerini izler özel gök olaylarını gözlemler hatta birtakım uzay keşifleri de yapar. Astronomların çalışmalarıyla uzay hakkındaki bilgimiz sürekli artar. Astronom olmadan da astronomiyle amatör olarak ilgilenebilirsiniz.

Uydu Yapım Ekibi

Dünya’nın çevresinde binlerce yapay uydu vardır. Bu uydular iletişim kurmamızı, hava durumunu öğrenmemizi, GPS ile yolumuzu bulmamızı ve uzayı araştırmamızı sağlar. Bir uyduyu yapmak için birçok farklı meslekten uzman bir arada çalışır. Mühendisler, uydunun tasarımını yapar ve hangi görevleri yerine getireceğini planlar. Teknisyenler, parçaları dikkatle birleştirir ve uydunun düzgün çalışmasını sağlar. Bilgisayar programcıları, uydunun nasıl çalışacağını belirleyen yazılımları hazırlar. Böyle bir ekipte yer almak çok heyecan vericidir.

Roket Yapım Ekibi

Roketler, uyduları ve uzay araçlarını Dünya’dan uzaya taşıyan çok güçlü araçlardır. Uzaya roketlerin yardımıyla çıkılır. Devasa motorları sayesinde yerçekimini yenerek hızla gökyüzüne yükselirler. Bir roketin yapımı için birçok farklı meslekten uzman bir araya gelir. Mühendisler, roketin güçlü motorlarını ve gövdesini tasarlar. Teknisyenler, parçaları dikkatle monte eder ve her şeyin doğru çalışmasını sağlar. Bilgisayar programcıları, fizikçilerle birlikte roketin yolunu belirleyen yazılımları hazırlar.

Astronot

Astronotlar, uzaya giden ve orada çalışan insanlardır. Onlar, hem çok iyi eğitimli bilim insanları hem de fiziksel ve mental açıdan güçlü kişilerdir. Astronotlar roketlerle uzay istasyonlarına gider. Orada deneyler yapar, gerekirse makineleri onarır ve Dünya’ya veri yollar. Uzayda yemek yemek, uyumak ve çalışmak gibi basit işlemler bile Dünya’da olduğundan çok farklıdır. Bu yüzden, astronotlar yerçekimsiz ortamda yaşamayı da öğrenirler.

Bilim İnsanı

Uzayda ve yeryüzünde bulunan teleskoplardan elde edilen verileri değerlendiren, yorumlayıp sonuçlar çıkaran astrofizikçi, astrobiyolog, gezegenbilimci ve kozmolog gibi pek çok bilim insan vardır. Bunlardan biri olmak da heyecan vericidir. Astrofizikçiler yıldızları, gökadaları ve kara delikleri inceler. Evrenin sırlarını çözmek için matematik ve fizik kurallarını kullanırlar. Onlar sayesinde evrenin büyük resmi hakkında bilgiler ediniriz. Astrobiyologlar, uzayda yaşam arayan bilim insanlarıdır. “Evrende yalnızca Dünya’da mı canlılar var?” sorusunun yanıtını arar. Gezegenbilimciler, hem Güneş Sistemi’ndeki hem de başka yıldızların çevresinde dönen gezegenlerin yapısını ve oluşumunu araştırır. Dünyamızın da bir gezegen olduğunu düşünürsek, onların çalışmaları bize çok şey öğretir. Gezegenbilimciler sayesinde farklı dünyaları tanırız. Kozmologlar, evrenin en büyük sorularıyla ilgilenir: “Evren nasıl başladı?”, “Ne kadar büyük?”, “Genişlemesi sonsuza kadar sürecek mi?” gibi soruları araştırırlar. Gökadaların hareketlerini, evrenin genişlemesini ve kozmik ışımaları incelerler. Kozmologlar sayesinde evren hakkındaki bilgilerimiz artar.
İnsanlar, birbirleriyle iletişim kurmak ve haberleşmek için tarih boyunca çeşitli yöntemler kullandı. İlk başta belirli bir alanla sınırlı olacak şekilde, yüz yüze konuşularak gerçekleştirilen iletişim ve haberleşme, geliştirilen çeşitli yöntemlerle zaman içinde çok daha kapsamlı ve hızlı hale geldi. Haberleşmenin ilginç tarihine kısa bir göz atmaya ne dersiniz?

Haberleşmede İlk Devrim: Yazının İcadı

haberleşmenin tarihi, yazının icadı
Binlerce yıl önce insanlar, düşüncelerini hep anlık olarak ve sözle anlatıyordu. Uzaktakilerle haberleşmek zordu. Topluluklar, birbirlerinden izole şekilde yaşıyordu. Yaklaşık 5.000 yıl önce Sümerler, kil tabletlerin üzerine çizdikleri şekillerle yazıyı icat etti. Bu, tarihteki en büyük iletişim devrimlerinden biriydi. Artık bilgiler yalnızca akıllarda tutulmuyor, kil tabletlere (daha sonraları da kağıda) kaydedilebiliyordu. Böylece bilgiler kaybolmayıp olduğu gibi gelecek kuşaklara da aktarılabiliyordu. Yazı sayesinde ticaret kayıtları tutuldu, uzak yerlerle ilişkiler çok kolaylaştı. Yasalar, masallar, efsaneler, öyküler, gelenekler, geçmişte yaşanmış olaylar, yeryüzüne, gökyüzüne ve canlılara ilişkin bilimsel bilgiler gelecek kuşaklara aktarılabildi. Yazı sayesinde insanlığın ortak bir belleği oluşmaya başladı.

Atlı Ulaklar

haberleşmenin tarihi, atlı ulaklar
Yazının bulunmasından sonra insanlar, uzak yerlere haber göndermek için atlı ulaklar kullanmaya başladı. Ulaklar hükümdarların ya da devlet görevlilerinin önemli mesajlarını taşırdı. Hızlı atlara biner, bazen gece gündüz yol alır ve fırtına, yağmur demeden at sürerdi. Haberin zamanında ulaşması çok önemli olduğundan, bu iş büyük bir sorumluluk gerektirirdi. Pers İmparatorluğu gibi büyük bazı imparatorluklarda ülkedeki yollar boyunca kurulmuş özel duraklar sayesinde ulaklar yorgun atlarını bırakıp yeni bir ata geçer ve yoluna devam ederdi. Böylece mesajlar çok daha hızlı ulaştırılırdı.

Güvercinle Haberleşme

haberleşmenin tarihi, güvercinle haberleşme
Güvercinler ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar, şaşırtıcı bir içgüdüyle yuvalarına geri dönerler. Bu yeteneği keşfeden insanlar, güvercinleri haberleşmede kullanmaya başladı. Güvercinler atlı ulaklardan çok daha hızlıydı. Güvercinler, önemli ve acil mesajlar bacaklarına bağlandıktan sonra salınırdı. Onlar da yuvalarına -yani mesajın gitmesi gereken adrese- doğru uçarlardı. Bu yöntem, özellikle savaş zamanlarında hayati önem taşırdı. Haberleşme teknolojisinin ilk “hızlı kuryeleri” olan güvercinler, binlerce yıl boyunca, hatta 20. yüzyılda bile kullanıldı.
cher ami, haberleşmenin tarihi

Popüler bir efsaneye göre Dünya Savaşı’nda “Cher Ami” adlı bir güvercin, ağır yaralar almasına rağmen Ekim 1918’de ulaştırdığı bir mesaj sayesinde yüzlerce askerin kurtulmasını sağladı.

Mektupla Haberleşme

haberleşmenin tarihi, mektupla haberleşme
Genellikle kralların ya da devlet görevlilerinin yazdığı ilk mektupları atlı ulaklar ya da güvercinler taşırdı. Yazı yaygınlaşınca diğer insanlar da artık birbirlerine mektup göndermeye başladı. Zamanla gelişen posta sistemleri sayesinde, artık sıradan insanlar da tanıdıklarına mektup gönderme imkanına sahip oldu. Posta sistemleri, atlı kuryeler ve daha sonra posta arabalarıyla çalıştı. O dönemlerde mektupların yüzlerce hatta binlerce kilometrelik mesafeleri aşıp alıcıya ulaşması, haftalarca hatta aylarca sürebiliyordu. Daha sonra demiryolu ve havayolu taşımacılığı sayesinde mektuplar yalnızca birkaç gün içinde adreslerine ulaşmaya başladı.

Ateşle Haberleşme

haberlesmenin tarihi mesale Haberleşmenin Tarihi
haberleşmenin tarihi, polybios
Polybios
Görsel kaynağı: Wikipedia
Eski Yunan düşünür ve general Polybios, M.Ö. 2. yüzyılda uzaktan haberleşmek için akıllıca bir yöntem geliştirdi. Bu yöntem ile tepelere kurulan kulelerdeki askerler, meşaleler kullanarak birbirlerine mesaj iletiyordu. Bu sistemde yalnızca “ışık” değil, aynı zamanda bir de “Polybius Karesi” denilen bir “şifre” kullanılıyordu. Böylece iki kule arasında uzun cümleler bile iletilebiliyordu. Işıkları gören bir yabancı, mesajın içeriğini anlayamıyordu. Bu yöntem, hem uzaktan haberleşme hem de şifreli mesaj gönderme fikrinin ilk örneklerinden biridir.

Matbaa ve Yayıncılık

haberlesmenin tarihi matbaa makinesi Haberleşmenin Tarihi
Johannes Gutenberg, haberleşmenin tarihi
Johannes Gutenberg
Görsel kaynağı: Wikipedia
Avrupa’da 15. yüzyıla kadar kitaplar elle yazılıyordu ve çok az kopya, çok uzun sürede üretilebiliyordu. Alman mucit Johannes Gutenberg, 1440’lı yıllarda matbaayı icat etti ve haberleşme bir kez daha kökünden değişti. Bu buluş sayesinde kitaplar kısa sürede ve çok sayıda üretilir oldu. Fiyatları çok düştü. Ayrıca, gazete ve dergi yayıncılığı başladı; böylece haberler ve bilgiler halkın geniş bir kesimine ulaştırılmaya başlandı. Matbaa, bilgi çağının kapısını araladı. Avrupa’da bilim, sanat ve fikirler hızla yayıldı.

Semafor

haberlesmenin tarihi semafor Haberleşmenin Tarihi
Claude Chappe, semafor, haberleşmenin tarihi
Claude Chappe
Görsel kaynağı: Wikipedia
Fransız mühendis Claude Chappe, 1794’te elektrik olmadan hızlı haberleşme için harika bir sistem geliştirdi; Semafor. Bu sistemde, yüksek kulelerin tepesine hareketli kollar yerleştiriliyordu. Kolların duruşu da farklı harfleri temsil ediyordu. Birbirini görebilecek uzaklıklara kurulan kuleler sayesinde mesajlar kentten kente hızla aktarılabiliyordu. Bu aslında ilk optik telgraf sistemiydi. Telgraftan önceki en hızlı kara haberleşme yöntemiydi.

Telgraf

haberlesmenin tarihi telgraf2 Haberleşmenin Tarihi
Samuel Morse, telgraf, haberleşmenin tarihi
Samuel Morse
Görsel kaynağı: Wikipedia
Elektriğin keşfi birçok alanda olduğu gibi iletişimde de yeni bir devrin başlamasına yol açtı. 1830’lu yıllarda Amerikalı mucit Samuel Morse, elektrik sinyalleriyle haber gönderen telgrafı icat etti. Mesajlar, elektrik hatları üzerinden kısa ve uzun sinyaller kullanılarak yazılan harflerle iletiliyordu. (Mors alfabesi denilen bu sinyaller, günümüzde de kullanılmaya devam ediyor.) Telgraf, uzak kentleri hatta ülkeleri birkaç dakika içinde birbirine bağlıyordu. Özellikle deniz altı telgraf kabloları döşendiğinde, dünya adeta küçülmüş gibi oldu. Artık haberler dünyanın her yanına günler değil, dakikalar içinde ulaşıyordu.

Türkçe Mors Alfabesi

haberlesmenin tarihi turkce mors Haberleşmenin Tarihi

Telefon

haberleşmenin tarihi, telefon
Telgraftan kısa bir süre sonra 1876’da Alexander Graham Bell sesi elektrik sinyallerine çevirerek ileten telefonu icat etti. İnsanlar ilk kez birbirlerinin sesini kilometrelerce öteden duyabildi. Bu inanılmaz bir devrimdi! Telefon, haberleşmeyi çok daha kişisel hale getirdi. Kısa sürede telefon hatları kentleri sardı. Ardından kıtalar arası görüşmeler mümkün oldu. Aile üyeleri, arkadaşlar, akrabalar, iş arkadaşları artık anında birbirleriyle konuşabiliyordu. Telefon insanları birbirine her zamankinden daha çok yaklaştırdı.
Alexander Graham Bell New York’tan Chicago’yu arıyor (1892).
Alexander Graham Bell New York’tan Chicago’yu arıyor (1892).
Görsel kaynağı: Wikipedia

Radyo

haberleşmenin tarihi, radyo
Guglielmo Marconi, 1895’te radyoyu geliştirdi. Bundan yaklaşık on yıl sonra, 1906’da Kanadalı Reginald Fessenden tarihteki ilk radyo yayınını yaptı. Radyo dalgaları sayesinde ses, kablosuz olarak havadan yayılıyor, uzak mesafelere ulaşıyordu. Evinde basit bir alıcısı olan herkes gönderilen sesi dinleyebiliyordu. 1920’li yıllarda radyo, evlerin demirbaşı haline gelmeye başladı. Radyo, bilgi ve eğlenceyi toplu olarak milyonlarca insana aynı anda ulaştıran ilk araçtı. Haberler, müzik, hava durumu ve eğlence programları dünyanın en uzak köşelerine bile ulaşabiliyordu. Özellikle savaş yıllarında radyo, ulusların başlıca haber alma aracı oldu. Radyo iletişimin en güçlü simgesiydi.
Haberleşmenin tarihi, Guglielmo Marconi
Guglielmo Marconi
Görsel kaynağı: Wikipedia

Televizyon

1958 yılında bir aile televizyon izliyor. Haberleşmenin tarihi.
1958 yılında bir aile televizyon izliyor.
Görsel kaynağı: Wikipedia
John Logie Baird, haberleşmenin tarihi, televizyon.
John Logie Baird
Görsel kaynağı: Wikipedia
Philo T. Farnsworth, Haberleşmenin Tarihi, Televizyon.
Philo T. Farnsworth
Görsel kaynağı: Wikipedia
Radyodan sonra sıra görüntüye geldi. İlk televizyonu 1920’li yılların başında John Logie Baird ile Philo Farnsworth geliştirdi. Baird, 1926’da canlı televizyon görüntüsünü göstermeyi başardı. İlk düzenli televizyon yayını da 1930’lu yıllarda başladı. İnsanlar artık radyoda olduğu gibi yalnızca sesi değil, görüntüyü de izleyebiliyordu. Bu, bütün dünyayı evlerin içine taşıyan bir iletişim devrimiydi! Televizyon haberleri, belgeselleri, filmleri, çizgi filmleri, dizileri ve müzik programları kısa sürede herkesin yaşamına girdi. Günlük yaşamı değiştirdi. 20. yüzyıl boyunca televizyon, hem eğlencenin hem de bilginin başlıca kaynağı oldu.

Bilgisayar

Haberleşmenin tarihi, bilgisayar.
1950’li yıllarda başlayan bilgisayar çağı, haberleşmeyi temelden değiştirdi. İlk bilgisayarlar çok büyük, gürültülü ve çok pahalı makinelerdi. Otuz yılda küçüldüler, çok güçlü hale geldiler ve ucuzladılar. Böylece kişisel olarak kullanılabilir hale geldiler. Bilgisayarlar, hem veri işlemeyi hem de hesapları insanlardan çok daha hızlı yapabiliyordu. Bilim, iletişim ve eğitim dünyasında devrim yarattılar. Artık mektuplar, raporlar ve kitaplar bilgisayarlarla yazılıyordu.

İnternet

haberlesmenin tarihi internet Haberleşmenin Tarihi
Bilgisayarların birbirine bağlanmasıyla, yani internetin doğuşuyla, iletişimdeki en büyük devrim gerçekleşti. 1960’lı yıllarda önce üniversiteler arasında başlayan internet, 1990’lı yıllarda herkesin kullanımına açıldı. Dünya üzerindeki milyarlarca insan bir “bilgi ağı” içinde birbirine bağlandı. E-posta, web siteleri, çevrim içi sohbetler, üretilen videolar ve sosyal medya sayesinde iletişim saniyelere indi. Artık her bilgisayar, dev bir küresel kütüphaneye ve posta sistemine erişebiliyor. İnternet, dünyayı “küresel bir köy” haline getiren ana iletişim ağı oldu.
haberlesmenin tarihi internet 1969 Haberleşmenin Tarihi
1969’da ABD’de geliştirilen ilk “internet”

Cep Telefonları ve Akıllı Telefonlar

1980’li yıllarda ortaya çıkan ilk cep telefonları büyük, hantal ve pahalıydı. Ama haberleşmeyi sabit bir yerden kurtardı. İnsanlar artık yolda yürürken bile birbirleriyle konuşabiliyordu. Cep telefonları zamanla küçüldüler, akıllandılar, fotoğraf ve video çekebilir hale geldiler. 2000’lli yıllardan sonra internete bağlanabilen akıllı telefonlar çıktı. Artık mesajlar, fotoğraflar, videolar, e-postalar bir saniyede dünyanın bir ucundan öbürüne gidiyor. İnsanlar yalnızca konuşmakla kalmıyor, görüntülü görüşüyor ve bilgi paylaşıyor. Akıllı telefonlar, günümüzde modern iletişimin en güçlü aracı haline gelmiş durumda.

Yapay Zeka

haberlesmenin tarihi ai Haberleşmenin Tarihi
21. yüzyılda bilgisayarlar yalnızca bilgi işleyip depolamıyor; artık öğreniyor ve düşünüyor da! Yapay zekâ; bilgisayarların insan gibi düşünmesini, öğrenmesini ve karmaşık görevleri yerine getirmesini sağlıyor. Bu teknoloji, haberleşmeyi tümüyle değiştirdi. Yapay zekâ, anında çeviri yaparak farklı dilleri konuşan insanların anlaşmasını sağlıyor ve büyük veri yığınlarından önemli bilgileri hızla ayıklıyor, derliyor, sunuyor. Yapay zekâ iletişimimizi daha hızlı, daha akıllı ve daha kişisel hale getirerek haberleşmenin geleceğini şimdiden şekillendiriyor.
Dünyamızın yaklaşık yüzde 70’i suyla kaplıdır. Bu su tabakasının derinliği ortalama 3.700 metredir. Karalardan çok farklı olan denizlerin altı ise bambaşka bir dünyadır. Biz insanlar için suyun altında araştırma yapmak, ilerlemek hatta sadece durmak bile çok zordur. Bu sebeple günümüze kadar okyanusların sadece yüzde 5’i araştırılabilmiştir. Karaların yüzölçümünün iki katından daha büyük bir alan kaplayan bu gizemli ve görkemli dünyayı özel ekipmanlarla inceleyebiliyoruz. Gelin, bu dayanıklı ve ilginç araçları biraz daha yakından tanıyalım.
Denizlerin derinlikleri, birbirinden farklı birçok hayvan da dahil binlerce canlı türüne ev sahipliği yapar. İnsanlar binlerce yıldır denizlerin gizemli derinliklerini merak etmiştir. Acaba denizlerin içinde neler var? Acaba su altında nasıl nefes alabiliriz? Suyun içinde ne kadar hızlı gidebiliriz? Ne kadar derine inebiliriz? Bunlar yanıtlanması teknolojiye bağlı, zor sorulardı. Ama denizlerde yaşayan balıklar ve diğer canlılar, insanlara esin kaynağı oldu. Gelişen teknolojinin de yardımıyla bizi suyun altında tutacak, hareket ettirecek, araştırma yapmamızı sağlayacak su altı araçları, alet ve aygıtlar yapıldı ve yapılmaya devam ediyor.

Su altı araçları, denizin altına inen özel taşıtlardır. İnsanlar tarafından kullanılanlar ve insansız olanlar olmak üzere iki gruba ayrılırlar. İnsansız olanlar kameralar ve robot kollarla donatılmış araçlardır. Denizaltı araçları sayesinde denizleri ve heyecan verici su altı dünyasını daha iyi tanırız; balıkları, mercanları, gemi batıklarını, eski uygarlıklara ait kalıntıları ve çok daha fazlasını keşfedip incelememizi kolaylaştırırlar.

s a a zemin batiskaf Su Altı Araçları
Balıklar, foklar, ahtapotlar ve yunuslar gibi hayvanlar suyun altında yaşar. Tıpkı bizim karada rahat bir şekilde hareket edebildiğimiz gibi onlar da denizin altında rahatça hareket eder. Tabii ki biz insanlar orada hayatta kalamayız. Çünkü her şeyden önce nefes alamayız. Suyun altında kalmamız için ise bunu sağlayabilecek birtakım aletler, araçlar gerekir. Bunun için insanlar öncelikle dalgıç kıyafetlerini geliştirmiştir. Dalgıçlar ve dalgıçlığın tarihi için bu içeriğimize bakabilirsiniz.
su altı araçları

Günümüzün Su Altı Araçları

Günümüzde su altı araçları hem çok gelişmiş hem de çok çeşitlidir. Kuşkusuz en iyi bilineni denizaltıdır. Bu denizaltılar, bilim insanları için özel üretilir. Denizin dibini ve canlıları incelerler. Küçük pencereleri ya da kameraları olur. Denizin altına ilişkin yeni bilgiler sağlarlar. Tabii bir de çok daha gelişmiş askeri denizaltılar vardır. Bunlar ise denizin içinde ilerleyen çok büyük gemileridir. Çok sessiz çalışabilirler. Uzun süre su altında kalabilirler. İçinde onlarca kişi, aylarca yaşayabilir.

1.000 metre derinlikten sonra su altı dünyası kapkaranlıktır. Işık olmadan etrafı görmek olanaksızdır. Su soğuktur ve basınç yüksektir. Bu derinlikler için özel aygıtlar ve araçlar gereklidir.

Batiskaflar

Batiskaflar çok özel ve olağanüstü dayanıklı araçlardır. Bunlar, serbest dalış yapan, derin deniz dalma araçlarıdır. İç alanları küçüktür ve çok yavaş hareket ederler. Buna rağmen, okyanusların en derin bölgelerine inip görüntüleyebilirler.
su altı araçları
Trieste batiskaf

Jacques Piccard ile Don Walsh’u taşıyan Trieste adlı batiskaf, 1960 yılında Büyük Okyanus’taki Mariana Hendeği’nde bulunan dünyanın en derin noktasına, Challenger Deep’e ulaştı.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Denizaltılar ve batiskaflar dışında birçok farklı su altı araçları da vardır. Uzaktan kumandalı su altı araçları (ROV’lar), otonom su altı araçları (AUV’ler) ve deniz scooter’ları (DPV’ler) bunlar arasında sayılabilir.

Uzaktan Kumandalı Su Altı Araçları (ROV’lar)

Trieste adlı batiskaf
Deep Discoverer adlı ROV, 6.000 metre derinliğe kadar dalabilir.
Görsel kaynağı: Wikipedia (NOAA)

ROV’lar, insansız şekilde su altında çalışan özel robotlardır. Kablolarla deniz yüzeyinden kontrol edilirler. Çoğu dalgıcın hatta denizaltıların bile inemeyeceği derinliklerde gözlem, inceleme ve bilimsel araştırmalar gibi çeşitli işler için kullanılırlar.

Otonom Su Altı Araçları (AUV’ler)

otonom su altı araçları
Otonom su altı aracı Blackghost.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Paul Esparon)
AUV’ler de su altında ilerleyen ve çalışan insansız (robot) araçlardır. Bir AUV, herhangi bir operatörün sürekli müdahalesine yani kabloya gereksinim duymaz. Önceden programlanan bir tür su altı robotu olarak kendi başına çalışır.

Denizaltı Scooter’ları (DPV’ler)

DPV, tüplü dalgıçların su altında gidecekleri menzili ya da derinliği artırmak için kullandığı bir dalış aygıtıdır. Küçük bir motoru vardır. Su altında daha hızlı gitmeye yarar. Dalgıçların hem daha güvenli dalmalarını hem de işlerini kolaylaştırarak daha çok bölge incelemelerini sağlar.
Günümüzde zaman, sürekli akılda tutulması, göz önüne alınması gereken bir kavram haline geldi. Sabah okula zamanında gitmek, öğle yemeğini kaçırmamak, otobüse yetişmek, gece uyku saatinden önce ödevleri yapmak ve mümkünse, biraz eğlenceli vakit geçirmek hep zaman planlamasına bağlıdır. Zamanımızı da saatler sayesinde öğrenir ve kontrol ederiz. Günümüzde saatler, yaşamımızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Aslında zaman, tarih boyunca önemli olmuştur. İnsanlar, dünyanın her yerinde, zamanı bilebilmek için çeşitli sistemler geliştirmiş ve ilginç saatler üretmiştir. Gelin, zamanı ölçen bu değişik alet ve aygıtları biraz daha yakından inceleyelim.
kol saati

Güneş Saati

Güneş saati, insanların zamanı ölçmek için yaptığı en eski saatlerden biridir. Yere dikilen bir çubuk ya da taşın -ki buna gnomon da denir- gölgesine bakarak zaman öğrenilirdi. Güneşin gökyüzündeki hareketiyle birlikte gölge de yer değiştirir ve bu sayede insanlar günün hangi vaktinde olduklarını anlardı. Ne var ki güneş saati yalnızca güneşli havalarda işe yarıyordu. Bulutlu günlerde ya da geceleyin kullanılamıyordu. Yine de o dönem için çok önemli bir buluştu. Değişik şekillerde tasarlanan güneş saatleri, yüzlerce yıl boyunca birçok uygarlık tarafından kullanıldı.

Su Saati

Güneş olmadığında zamanı bilmek ve ölçmek için insanlar başka yöntemler geliştirdi. Bu yöntemlerden biri de su saatiydi. Su saatleri Babil’de, Eski Yunan’da ve Eski Mısır’da kullanılıyordu. Bunlar, zamanı ölçmek için suyu kullanan ilginç aletlerdi. Genellikle bir kaptan diğerine sabit bir hızla akan suyun düzeyindeki değişime bakarak zamanı gösterirlerdi. Gece de işe yaradıklarından çok kullanışlıydılar ve mekanik saatlerin icadına kadar geçen yüzlerce yıl boyunca önemli bir zaman ölçme aracı oldular. İran’dan Japonya’ya kadar birçok uygarlıkta kullanıldılar. Değişik tasarımlı bazı su saatleri, üzerlerindeki işaretler sayesinde saatten daha küçük zaman dilimlerini bile gösterebiliyordu. Bazı gelişmiş su saatlerinde ise çan çalan düzenekler bile vardı.

Eski Yunan’da, su saatleri mahkemelerde konuşma sürelerini belirlemek için de kullanılırdı.

Kum saati

Geçmişten Günümüze Saatler | Kum Saati
Küçük, taşınabilir ve dayanıklı olmaları sayesinde kum saatleri, yaygın olarak kullanılırdı.
Geçmişten Günümüze Saatler | Timewell Zaman Çarkı
Budapeşte’de bulunan Timewheel (Zaman Çarkı), dünyanın en büyük kum saatlerinden biridir. Yaklaşık 8 metre yüksekliğinde ve 60 ton ağırlığındadır. Bu devasa anıt, cam granüllerinden oluşan kumun bir yıl boyunca yavaşça akmasıyla zamanı simgeler. Her yıl 31 Aralık’ta, dört kişi tarafından 180 derece çevrilerek yeni yıla hazırlanır.
Kum saati, basit ve etkili bir buluştur. İçinde çok ince kum taneleri bulunan, camdan yapılmış iki küçük fanus vardır. Kum, yavaş yavaş üst fanustan alt fanusa akar. Kumun tamamı alt fanusa aktığında belirli bir süre geçmiş olur. Küçük, taşınabilir ve dayanıklı olmaları sayesinde kum saatleri, özellikle denizcilikte ve belirli sürelerin ölçülmesi gereken işlerde (örneğin, yemek pişirme ya da ders sürelerini ölçmek için) yaygın olarak kullanılırdı. Kum saatleri de mekanik saatlerin ortaya çıkışıyla birlikte önemini yitirmiştir.

Zamanın geçişinin simgesi olarak kum saati sanatta, özellikle anıtlarda, sık sık kullanılmıştır.

Mum Saati

M.S. 500’lü yıllarda Çin’de, zamanı ölçmek için ilginç bir yol daha bulunmuştu: Mum saati. Bu saatlerde özel yapılmış mumlar kullanılırdı. Mumların üzerine eşit aralıklarla çizgiler çizilirdi. Mum yandıkça bu çizgilere bakılarak zaman ölçülürdü. Mumun ne kadar sürede yandığı bilindiği için, her çizgi belirli bir süreyi gösterirdi. Bazen de çizgilerin içine küçük metal toplar konurdu. Mum eriyip çizgiye geldiğinde top düşer ve ses çıkarırdı. Mum saatleri, özellikle gece vakitlerinde ve kapalı mekanlarda kullanışlıydı. Avrupa’da da yaygın olarak kullanılan mum saatleri, ekonomik ve kolayca yapılabilir olmaları sayesinde uzun süre kullanıldı. Ancak, yanma hızının her zaman sabit olmaması nedeniyle hassas ölçümler için uygun değildi.

Mekanik saat

14. yüzyılda Avrupa’da mekanik saatin icadı, zaman ölçme konusunda büyük bir devrim yarattı. İlk mekanik saatlerde, ağırlıklardan ve dişlilerden oluşan karmaşık sistemler kullanılıyordu. Bu saatler genellikle büyük oluyordu ve kulelere yerleştiriliyordu. Zamanı çok daha hassas bir şekilde ölçebiliyorlardı. Genellikle kent ya da kasaba meydanlarına yerleştirilen bu kule saatleri, yalnızca zamanı göstermekle kalmıyor, aynı zamanda toplumsal yaşamın düzenlenmesinde de önemli bir rol oynuyordu. Bu ilk mekanik saatler, günümüzdeki modern saatlerin temelini oluşturdu.

Sarkaçlı saat

Sarkaçlı saat, Galileo Galilei‘nin ilk tasarımlarından esinlenen Hollandalı bilim insanı Christiaan Hygens tarafından, 1656’da icat edildi. Bu saatlerde sallanan bir sarkaç bulunur. Sarkaç sabit bir tempoyla sallandığı için çok doğru çalışır. İlk sarkaçlı saatler duvara asılırdı. Genellikle evlerin en değerli köşesine konurdu. 18. ve 19. yüzyıllar boyunca evlerde, fabrikalarda, ofislerde ve demiryolu istasyonlarında sarkaçlı saatler günlük yaşamı, iş vardiyalarını ve toplu taşımayı planlamak için kullanıldı. 1930’lu yıllara kadar en hassas zaman ölçme aygıtıydı. Dakika ve saniyeyi gösterebilen ilk saatlerdendi. Bu saat sayesinde zamanı ölçmek artık çok daha hassas hale geldi. 1930’lu yıllarda ise sarkaçlı saatin yerini, daha az pahalı olan elektrikli saatler almaya başladı.

Cep saati

Mekanik saatler zamanla küçüldü ve 16. yüzyılda Avrupa’da ilk cep saatleri ortaya çıktı. İnsanlar zincirle ceplerine tutturdukları bu saatleri yanlarında taşımaya başladı. İlk cep saatleri genellikle biraz büyüktü ve hassasiyetleri kule saatleri kadar iyi değildi. Ancak zamanla teknoloji gelişti ve daha küçük, daha doğru ve daha şık cep saatleri üretilmeye başlandı. Cep saatleri, bireylerin kendi zamanlarını kontrol edebilmeleri açısından önemli bir yenilikti. Yolculuklarda, iş toplantılarında ve günlük yaşamda zamanı kontrol altında tutmayı sağlıyordu. Cep saatleri, çeşitli tasarımları ve süslemeleriyle aynı zamanda bir statü simgesiydi.

Kol saati

Kol saatleri ilk olarak askerler için tasarlandı. Cebe uzanmak yerine kola bakmak daha kolaydı. Sonra herkes kol saati takmaya başladı. İlk kol saatleri kurmalıydı. İçinde minik yayların ve dişlilerin olduğu bu saatleri her gün kurmak gerekirdi. Zamanla otomatik ve dijital kol saatleri çıktı. İlk dijital saatler çok pahalıydı ama gelişen teknolojiyle birlikte giderek ucuzladı ve yaygınlaştı; herkes kullanmaya başladı. Alarm, tarih, kronometre gibi özellikler eklendi.

Akıllı saat

Geçmişten Günümüze Saatler | Akıllı Saat
21. yüzyılın teknolojik harikalarından biri olan akıllı saatler, yalnızca zamanı göstermekle kalmaz, aynı zamanda birçok farklı özelliği de bünyesinde barındırır. Onlarla telefon görüşmesi yapılabilir, mesajlar okunabilir, sağlık verileri izlenebilir, müzik dinlenebilir, internete bağlanılabilir, hatta çeşitli özel uygulamalar bile çalıştırılabilir. Akıllı saatler, kullanıcılarına büyük bir kolaylık ve bağlantı olanağı sunar. Sürekli gelişen teknolojiyle birlikte akıllı saatlerin özellikleri her geçen gün artıyor.
Yıldızımız Güneş uzaya her saniye muazzam bir enerji yayar. Bu enerjinin çok küçük bir bölümü onun çevresinde dönen gezegenlere düşer. Güneş’e yakın gezegenler bu enerji yağmurundan daha çok yararlanır. Dünya da Güneş’e yakın bir gezegendir. Dolayısıyla gezegenimizdeki bütün enerjinin birincil kaynağı Güneş’tir. Yaklaşık 190 yıldır insanlar, bu temiz ve neredeyse sonsuz enerji kaynağından yararlanmanın yollarını bulmaya çalışıyor ve başarılı da oluyor. Ne dersiniz güneş enerjisini biraz daha yakından tanıyalım mı?

Güneş enerjisi nedir?

güneş enerjisi
Güneş’ten gelen enerji, gezegenimizdeki yaşamın temel kaynağıdır. Bu enerjiden öncelikle mikroorganizmalar ve bitkiler yararlanır. Hem denizlerdeki mikroorganizmalar hem de bitkiler güneş enerjisini kullanarak hayatlarını sürdürür, bir bölümünü de depolarlar. Bu süreçte atık olarak oksijen üretirler. Bu atık gaz da gerçekte yeryüzündeki canlıların çok büyük bölümü için yaşamsal önem taşır. Kısacası güneş enerjisi her şeyden önce gezegenimizdeki yaşamın temelidir.

Güneş’in 1 saniyede uzaya yaydığı enerji Dünya’nın 650 bin yıllık enerji ihtiyacı kadardır.

güneş enerjisi
g e enerji atom2 Güneş Enerjisi

Güneş’in enerjisi hidrojen atom çekirdeklerinin birleşerek helyum çekirdeklerine dönüştüğü nükleer tepkimeyle (füzyon tepkimesi) üretilir. Güneş’in çekirdeğinde her saniye 600 milyon ton hidrojen, helyuma dönüşür.

Günlük yaşamımızda güneş enerjisi

güneş enerjisi
Öncelikle Güneş ışınlarının Dünya’mızı aydınlatmasından ve bizi doğrudan ısıtmasından yararlanırız. Tabii ısınmayla ilgili bu durum ilkbaharın sonları, yazın tamamı ve sonbaharın da başındaki kısa bir süre için geçerlidir. Bu dönemde ısınma sorunu çekmediğimiz gibi fazla sıcak günlerde serinlemeye bile çalışırız. Yine bu dönemde evlerimizi, okullarımızı ve işyerlerimizi ısıtmamız gerekmez. Güneş bu görevi doğrudan görür. Aslında güneş ışınlarının ısısından yararlanmak yeryüzündeki her ülkede farklı düzeylerde olur. Örneğin ülkemizin yer aldığı enlemde güneş ışınlarından yılın uzun bir dönemi boyunca yararlanırız. Ne var ki Danimarka, Norveç, İzlanda gibi yüksek enlemlerdeki ülkelerde güneşli gün sayısı ve süresi çok düşüktür.
güneş enerjisi
Güneş enerjisi insanlar tarafından uzun zamandır ısınma, deniz suyundan tuz çıkarma ve çamaşır kurutma gibi amaçlarla kullanılmaktadır.

Güneş enerjisiyle çalışan ilk uçak AstroFlight Sunrise adlı insansız, elektrikli uçaktı. İlk uçuşunu 4 Kasım 1974’te gerçekleştirdi.

Isıtmada güneş enerjisi

Güneş enerjisi evleri ve binaları ısıtmak için kullanılabilir. Zaten doğrudan gelen enerji bu işi her zaman -az ya da çok- yapar. Bir de çatılara konan pasif ısıtma sistemleriyle güneş enerjisi yoğunlaştırılarak sıcak su üretilebilir. Bu basit güneş kollektörleri ülkemizde Akdeniz ve Ege bölgelerinde oldukça yaygındır.
güneş enerjisi ısıtma
jeolog Horace Bénédicte de Saussure

1767’de İsviçreli fizikçi, doğa bilimci ve jeolog Horace Bénédicte de Saussure ilk güneş kolektörünü yaptı. Bu, serayı çağrıştıran yalıtımlı bir kutuydu; bir açıklığı ve üç ila beş kat camı vardı. Doğrudan güneş ışığı altındayken kutunun içi 108 dereceye kadar ısınıyordu. Mucidin "heliotermometre" adını verdiği bu icat ileride evleri ısıtabilen, sıcak su sağlayabilen güneş kolektörlerinin temeli oldu.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Güneş enerjisinden elektrik

Bu günlerde güneş enerjisi denince genellikle güneş ışınlarından üretilen elektrik enerjisi anlaşılıyor. Güneş ışınlarından elektrik üretmenin yaklaşık 190 yıllık bir geçmişi var. Fransız bilim insanı Edmund Becquerel’in 1839’da 19 yaşındayken fotovoltaik etkiyi keşfetti. Onun bu büyük keşfiyle başlayan süreç günümüzde dünyanın enerji gereksiniminin yüzde 5’inin güneş ışınlarından elde edilmesine kadar ulaştı. Bu oranın önümüzdeki yıllarda çok daha yükseleceği tahmin ediliyor.
güneş enerjisi paneller

Ülkemizde elektriğin yüzde 7,5’i Güneş’ten elde ediliyor.

Önce uzayda

İlk silikon fotovoltaik pil, 1954’te ABD’de geliştirildi. Bundan yalnızca 4 yıl sonra 1958’de NASA, Dünya’nın yörüngesine gönderdiği “Vanguard 1” adlı uyduya güç sağlamak için güneş pillerini kullandı. O tarihten itibaren de uzay araçlarında güneş panelleri kullanımı normal bir durum haline geldi. Günümüzde de başta Uluslararası Uzay İstasyonu olmak üzere birçok uzay sondasında ve uzay teleskobunda güç üretmek için genellikle güneş panelleri kullanılıyor.

Yavaş yavaş günlük yaşamda

Elektronik teknolojisinin ağır ağır yaygınlaşması ve güneş pillerinin verim artışının da yavaş oluşu nedeniyle günlük yaşamda güneş enerjisinin kullanımı anca 1980’li yıllarda kendini gösterebildi.
elektronik teknolojisi

Günümüz

Bugün güneş panellerinin verimliliği yüzde 15-22 arasında değişiyor. Birçok ülke kullanımlarını yaygınlaştırmaya ve temiz bir enerji üretim biçimi olan güneş enerjisinden elektrik üretimini artırmaya çalışıyor.
Bazı binaların elektrik, su, aydınlatma, ısıtma gibi sistemleri bilgisayarla yönlendirilir. Bazı işlevler de otomatik yapılır. Böyle binalara “akıllı bina” denir. Akıllı binalar birtakım özel teknolojilerle donatılmıştır. Bu teknolojiler binadaki sistemlerin daha düzenli ve verimli çalışmasını sağlar. Işıklar, bina ya da evin sakinlerinin olup olmamasına göre kendiliğinden yanar ve söner; ısıtma ve havalandırma sistemi otomatik çalışır, güvenlik kameraları ise her yeri izler. Bu tür binalarda enerji çok verimli tüketilir ve tasarruf edilir.

Ortaya Çıkışı

Akıllı bina fikri aslında pek yeni değil. 40 yıl kadar önce, 1980’li yıllarda, bu konu mimarlar ve mühendislerce konuşulmaya başladı. Binaların da akıllı olabileceğini düşündüler. O dönemde bilgisayarlar daha yeni yeni gelişiyordu. İnsanlar gelişen bu yeni teknolojiye sahip bilgisayarlarla binalardaki sistemleri kontrol etmek istedi.
akıllı binalar

İlk uygulamalar

1980’li yıllar boyunca ABD’de özellikle ofislerin yer aldığı binalarda otomasyon sistemleri kullanılmaya başladı. Binalarda ısıtma, havalandırma ve aydınlatma gibi sistemler, merkezi olarak kontrol ediliyordu. Bu ilk uygulamalar enerji tasarrufu sağlamanın yanı sıra, bina yönetimini de kolaylaştırıyordu. Bina otomasyon sistemi olan binalar, bilgisayar teknolojilerinin 1990’lı yıllarda ilerlemesiyle birlikte hem gelişti hem de yaygınlaştı. İletişim ve güvenlik sistemleri de otomasyona dahil edildi. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte, binalara uzaktan erişim ve kontrol olanağı da doğdu.
akıllı binalar
İnsanlar günlük yaşamlarının yaklaşık yüzde 90’ını, yani ortalama 21,5 saatini binaların içinde geçirir.
Akıllı binalar City Place

1984’te, ABD’de Connecticut’taki Hartford kentinde yapılan City Place adlı binanın, bir bilgisayar sistemiyle yönetilen ilk bina olduğu kabul edilir. City Place 38 katlı, 164 metre yüksekliğinde bir gökdelendir.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Kenneth C. Zirkel)

Tasarruflu, güvenli, konforlu

Akıllı binalar enerji tasarrufu sağlar. Boş odalardaki ışıklar söner. Hava durumu ve kullanım alışkanlıklarına göre ısıtma sistemi ayarlanır; sistem boş yere çalışmaz, yalnızca gerektiğinde ve gerektiği kadar çalışır. Bu sayede daha az enerji harcanır. Su tasarrufu sağlayan sistemler kullanılır. Akıllı binalar daha az su ve enerji tüketerek içinde yaşayanların karbon ayak izini azaltır. Güvenlik sistemleri de çok gelişmiştir. Kameralar sürekli kayıt yapar. Binaya yetkisiz girişler engellenir. Alarm sistemleri herhangi bir tehlike durumunda anında devreye girer. Böylece binalar daha güvenli olur. Akıllı binaların konfor düzeyi de yüksektir. Bina içinde yer alan müzik sistemleri ve başka aygıtlar uzaktan kontrol edilebilir. Işık düzeyleri ise otomatik olarak ayarlanabilir.
Tasarruflu akıllı binalar

En çok nerede var?

Şu anda dünyada akıllı binalarla dolu birçok kent bulunuyor. Bu binalar özellikle teknolojiye önem verip yatırım yapan ülkelerde daha yaygın. Singapur, Tokyo ve New York gibi büyük kentlerde çok sayıda akıllı bina yer alıyor. Ülkemizde de özellikle büyük kentlerde yeni yapılan bazı binalarda bu teknoloji kullanılıyor. Ofisler, alışveriş merkezleri ve bazı konutlar akıllı sistemlerle donatılıyor.

Geleceğin binaları

Akıllı binalar teknolojinin yaşamımıza kattığı yeniliklerden biri. Biraz daha konforlu, güvenli ve çevreye duyarlı bir yaşam için önemli bir adım. Gelecekte böyle binalar, evler, iş yerleri daha da yaygınlaşacak. Gelişen bilgisayar, iletişim ve otomasyon teknolojisinden dolay daha da akıllı olacaklar. Yapay zeka sistemlerinin daha çok kullanılmasıyla birlikte binalar (bizim yerimize ve bizim yararımıza) kendi kararlarını verip belki de bize özel çözümler sunabilecek.

Teknolojinin Uçan Harikaları

Dronlar (Dronelar)

dron giris bulut3 Dronlar (Dronelar)
dron giris bulut2 Dronlar (Dronelar)
dron giris bulut1 Dronlar (Dronelar)
dron giris dron Dronlar (Dronelar)
Son yıllarda günlük yaşamımıza hızla giren, çok kullanışlı bir teknolojik aygıt var: Dron. Gerçekten de dronlar teknolojinin harika bir örneğidir. Onları her geçen gün daha fazla alanda, daha farklı işleri yaparken ve yaşamımızı kolaylaştırırken görüyoruz. Ayrıca hayal gücümüzü ve yaratıcılığımızı da harekete geçiriyorlar. Gelin onları biraz daha yakından tanıyalım.

Dron adı nereden geliyor?

“Dron” (drone) sözcüğü İngilizce’de “erkek arı” anlamına gelir. Erkek arılar yani dronlar vızıldayarak uçtukları için benzer bir ses çıkaran insansız, küçük, hava araçlarına da bu ad verilmiştir.
drone (erkek arı)
dron

Dron nedir?

Dron uzaktan kumandayla ya da kendi kendine hareket edebilen, genellikle dört ya da daha çok pervanesi olan insansız (küçük) bir hava aracıdır. Dronun aslında bir tür uzaktan kumandalı uçan robot olduğu düşünülebilir. Küçük modelleri eğlence ve hobi amaçlı kullanılırken büyük ve gelişmiş olanları günlük işlerde, askeri ve bilimsel çalışmalarda yer alır. Dronların en büyük avantajı, insanların ulaşamayacağı yerlere kolayca ve hızla giderek görüntü alabilmesi, önemli yükleri taşıyabilmesi ve bazı işleri güvenli şekilde yapabilmesidir.
dron

Pervaneler

Kamera

Ayaklar

Motorlar

Batarya

Dronlar ne zaman ortaya çıktı?

Uzaktan kumandayla uçurulan insansız hava araçları ilk olarak 1900’lü yılların başlarında askerî amaçlarla geliştirildi. Ancak bugün kullandığımız haliyle tanıdığımız dronlar, 2000’li yıllarda geliştirilmeye başlandı. Başlangıçta çok pahalı ve yalnızca özel amaçlarla kullanılan bu aygıtlar, hızlı bir şekilde küçük ve hafif hale geldi. Kullanım alanları ise oldukça genişledi ve dron kullanımı yaygınlaştı.
dron
"Hava Hedefi"
Görsel kaynağı: Wikipedia
dron
"Kettering Böceği"
Görsel kaynağı: Wikipedia
İlk pilotsuz hava araçları 1. Dünya Savaşı sırasında İngiltere ve ABD’de geliştirildi. Radyo kontrollü küçük bir uçak olan “Hava Hedefi” ilk kez Mart 1917’de İngiltere’de test edildi. “Kettering Böceği” olarak bilinen Amerikan hava torpidosu da ilk kez Ekim 1918’de uçuruldu.

Dronlar ne zaman yaygınlaştı?

2010’lu yıllarda dron fiyatları düştü. Herkesin satın alabileceği aygıtlar haline geldiler. Bu sayede hem profesyonel hem de hobi amaçlı kullanımları hızla arttı. Özellikle son 10 yılda dronlar yaşamımızın birçok alanında karşımıza çıkmaya başladı. Artık insanlar hobi olarak dron uçurabiliyor, fotoğrafçılar ve sinemacılar dronlar sayesinde harika görüntüler çekebiliyor ve şirketler çeşitli işler için dronları kullanabiliyor. Günümüzde birçok ülkede dron yarışları bile düzenleniyor.

dron
Günümüzde artık dronlar arasında yarışlar bile düzenleniyor.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Melanie Wallner)

Dronlar hangi işlerde kullanılıyor?

Dronların kullanım alanları oldukça geniş. Fotoğrafçılar ve film yapımcıları, en başından beri yüksekten etkileyici görüntüler çekmek için dronları kullanıyor. Tarım sektöründe çiftçiler, tarlalarını havadan izlemek hatta ilaçlamak için onlardan yararlanıyor. Kargo şirketleri, paketleri daha hızlı teslim etmek için dron taşımacılığını test ediyor. Ayrıca arama-kurtarma ekipleri kaybolan insanları bulmak için ve itfaiyeciler yangınları havadan gözlemlemek için dronlardan faydalanıyor.
dron volkan
İnsanların ulaşamayacağı ya da bulunmasının tehlikeli olabileceği yerlerin görüntüleri dronlarla kolayca alınabiliyor.
dronlar

Fotoğraf ve video çekimi

Dronlarla havadan eşsiz fotoğraf ve videolar çekilebilir. Düğünler, konserler, spor etkinlikleri gibi birçok organizasyonda görüntü kaydetmek için artık dronlar da kullanılıyor.

kargo dron

Kargo taşımacılığı

Dronlar, küçük paketleri hızlı ve kolay bir şekilde taşıyabilir. Özellikle ulaşılması zor bölgelere ilaç ya da acil yardım malzemeleri taşımak için kullanılırlar.

arama kurtarma dron

Arama kurtarma çalışmaları

Dronlar, kaybolan insanları ya da hayvanları bulmak için kullanılıyorlar. Özellikle deprem, sel gibi doğal afetlerde dronlar çok önemli bir rol oynuyor.

dron yangin Dronlar (Dronelar)

Yangın Söndürme

Dronlar, çayır ve orman yangınlarının saptanmasında ve durumlarının izlenmesinde de kullanılır.

tarım dron

Tarım

Dronlar tarlalardaki ürünün durumunu kontrol için veri toplayabilir, sulama ve ilaçlama işlemlerini yapabilirler.

dron insaat Dronlar (Dronelar)

İnşaatlar

Dronlar sayesindeinşaat alanları güvenli bir şekilde kontrol edilir.

dron havaifisek3 Dronlar (Dronelar)
Dronların en yaygın kullanımlarından biri de çeşitli kutlama etkinliklerinde geceleri gökyüzünde tıpkı havaifişekler gibi görsel şölenler oluşturmaktır.

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI