ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
Yarışın ardından Ay konusunda sular biraz duruldu. Sovyetler Birliği, Ay programını yavaşlatıp Venüs ve Mars’a yöneldi. ABD de Apollo'nun son uçuşu olan Apollo 17'nin ardından 1972 yılında insanlı Ay görevlerini durdurdu. Bu tarihe kadar Ay'a gönderilen 18 astronottan 12'si Ay yüzeyine inebildi. Ancak her iki ülke de insansız araçlar göndermeyi ve bilimsel araştırmaları sürdürdü. Özellikle Sovyetler Birliği, Ay yüzeyinde ilerleyen uzaktan kumandalı robot araçlarla veri toplamaya devam etti.

Tabii bir yandan insanlığın Ay’a olan merakı da devam ediyordu. 1990’lı yıllardan itibaren Avrupa Birliği, Japonya, Çin, Hindistan, ve İsrail gibi birçok ülke ve kuruluş da Ay’a araçlar gönderdi. Özellikle Çin büyük başarılar elde etti; 2019’da Chang’e 4 adlı uzay aracı, Ay’ın karanlık yüzüne inen ilk araç oldu. 2020’de Chang’e 5 de Ay’dan taş ve toprak örneği getirdi. 2023’te ise Hindistan, Chandrayaan-3 ile Ay’ın güney kutbuna inen ilk ülke oldu.
“Ay’a olan ilgi neden yeniden arttı?” diye sorarsanız; eskiden Ay’a yalnızca yüzeyine bayrak dikip prestij sağlamak için gidilirken, artık teknoloji geliştirmek, orada yaşam kurabilmek ve gelir sağlamak amacıyla da yolculuk ediliyor. Ay’a ilgimizi artıran en yeni gelişme ise bilim insanlarının yakın bir zamanda Ay’ın güney kutup bölgesinde yaptığı su buzu keşfi oldu. Çünkü bu su, astronotlar için içme suyu olabilir ya da roket yakıtına dönüştürülebilir. Bunun yanı sıra, Helyum 3 gibi enerji üretiminde kullanılabilecek değerli madenler gibi Dünya’da az bulunan bazı madenler de Ay’da mevcut olabilir. Ayrıca Ay’ın, ileride Mars gibi daha uzak gezegenlere ya da asteroitlere gitmek için bir “uzay istasyonu” yani “aktarma yeri” olarak kullanılma potansiyeli de var. Bu da demek oluyor ki Ay, ileride uzayın derinliklerine açılan ilk istasyonumuz da olabilir.
ABD'li dört astronot, Artemis 2 göreviyle 1 Nisan 2026'da fırlatılan güçlü bir roketle Ay'a gitti. Bu ekip, önceki tüm uzay yolculuklarından daha uzağa gitti ve Ay’ın çevresinde dolaştı. Görevin başarıyla tamamlanmasının ardından da 11 Nisan'da Dünya'ya geri döndü.

Astronotları taşıyan "Orion" adlı uzay aracı, devasa SLS (Uzay Fırlatma Sistemi) adlı roketle uzaya fırlatıldı. Bu roket, Apollo’yu taşıyan Satürn 5 roketinden yüzde 15 daha güçlü ve içindeki bilgisayarlar da milyonlarca kat daha güçlü ve daha hızlı.
Görsel kaynağı: NASA

Astronotlar, bu 10 günlük uzay yolculuğunda Dünya’dan 406 bin 700 kilometre öteye giderek yeni bir rekor kırdı.
Ay yolculukları, gelecek 5 yıl boyunca çok heyecanlı geçecek. ABD, 2026 - 2028 yılları arasında hayata geçireceği Artemis Programı’yla aralarında ilk kadın astronotun da bulunacağı bir ekibi tekrar Ay yüzeyine indirmeyi ve orada sürekli astronot bulunan kalıcı bir üs kurmayı planlıyor. Çin, 2026’nın ikinci yarısında Chang’e 7’yi Ay’ın güney kutbuna göndererek orada su buzu arayacak. Ayrıca bir de “uçan robot” (bir tür dron) göndererek gölgede kalan kraterlerin içine girmeye çalışacak. 2030’a kadar da astronotlarını Ay’a indirmeyi planlıyor. Rusya da Ay ile ilgili çalışmalarını sürdürüyor. Önümüzdeki yıllarda Ay’ın çevresinde dolanacak ve yüzeyine inecek yeni uzay araçları göndermeyi planlıyor. Bu görevlerde özellikle Ay’ın kutup bölgeleri incelenecek. Ayrıca Çin ile birlikte Ay’da kalıcı bir araştırma üssü kurmayı da hedefliyor. Hindistan ve Japonya ise 2028’de ya da 2029’da ortaklaşa çalışacakları bir görev ile bir uzay aracını Ay’ın yüzeyine indirecek.

Ay, artık yalnızca gecelerimizi aydınlatan bir komşumuz değil; insanlığın yeni evi olma yolunda ilerliyor. Belki gelecekte orada kurulan bir üs ya da kentte çalışan kişilerden biri de siz olursunuz!








Galileo Galilei, 1610 yılında Ay dışındaki ilk uyduları kendi yaptığı teleskopla keşfetti. Bunlar Jüpiter’in dört büyük uydusu Io, Europa, Ganymede ve Callisto’dur. Bu uydular “Galile uyduları” olarak anılır.

Mars’ın uydusu Phobos, gezegenine en yakın yörüngede (9.380 kilometre ötede) dönen doğal uydudur.

Satürn’ün uydusu Titan, ikinci en büyük uydudur ve kalın bir atmosferi olan tek uydudur.
Bir uydunun tıpkı bir gezegen gibi atmosferi olabilmesi için yeteri kadar güçlü bir kütleçekim etkisi olmalıdır. Bu nedenle Güneş Sistemi’ndeki uyduların çoğunun atmosferi yoktur. Ancak Satürn’ün en büyük uydusu Titan ile Neptün’ün uydusu Triton ve Galile uyduları gibi bazı büyük uyduların atmosferleri vardır.

Mart 2025’te, gökbilimciler Satürn’ün çevresinde dönen 128 yeni uydu keşfetti. Böylece Satürn’ün toplam uydu sayısı 274’e yükseldi.

Jüpiter’in uydusu Io, Güneş Sistemi’nde volkanik olarak en aktif gök cismidir. Io’nun yüzeyindeki volkanik hareketlilik ilk olarak 1979’da keşfedilmiştir. Io’nun yakınından geçen uzay araçları ve Dünya merkezli gözlemlerle 150’den çok aktif yanardağ ortaya çıkarıldı. Bu gözlemlere dayanarak Io’nun yüzeyinde 400 kadar yanardağ olduğu tahmin ediliyor.

Satürn’ün uydularıdan Enceladus’un kesiti
Görsel kaynağı: NASA
Jüpiter’in uydusu Europa ile Satürn’ün uydusu Enceladus’un yüzeyinde kalın buz tabakaları bulunur. Bu buz tabakalarının altında çok derin okyanuslar olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden bu uydular, Dünya dışında yaşam olma ihtimali bulunan gök cisimleri arasında yer alır.


Europa Clipper, Europa’nın yüzeyinin altındaki okyanusu inceleyecek.
Görsel kaynağı: NASA
Yaz günleri uzun mu uzundur. Dışarıda saatlerce zaman geçirsek bile bir türlü akşam olmaz. Kışınsa bunun tam tersi olur: Sabahları Güneş bir türlü doğmak bilmez; akşam da hemen gelir. Bunun nedeni yerküremizin dönme ekseninin 23,5° eğik olmasıdır. Bundan dolayı Güneş’in çevresinde bir yılda tamamladığı yörüngesi boyunca değişik dönemlerde farklı miktarlarda (ve açılarla) güneş ışığı almasıdır. Sonuçta yılın bir bölümünde Kuzey Yarımküre daha kısa süre gün ışığı alırken Güney Yarımküre’dekiler güneşe doyar. Sonra kuzeyde geceler kısayken de aynı oranda güneyin geceleri uzun sürer.
Gündüz-gece sürelerinin farklı olması ve uzayıp kısalması hem gezegenimizin eksen eğikliğiyle hem de Güneş’in çevresindeki bir yıllık yolculuğuyla ilgilidir.
Dünya’ya 21 Aralık’ta dışarıdan, yani uzaydan bakıyor olsaydık böyle bir manzara görecektik. Güneş ışınları Kuzey Yarımküre’nin daha az bir bölümünü aydınlatır ve Kuzey Yarımküre’ye daha küçük bir açıyla gelir. Bunun sonucu olarak Kuzey Yarımküre’de gece daha uzun sürer ve Kuzey Yarımküre daha az ısınır.
Dünya’ya 21 Aralık’ta dışarıdan, yani uzaydan bakıyor olsaydık böyle bir manzara görecektik. Güneş ışınları Kuzey Yarımküre’nin daha az bir bölümünü aydınlatır ve Kuzey Yarımküre’ye daha küçük bir açıyla gelir. Bunun sonucu olarak Kuzey Yarımküre’de gece daha uzun sürer ve Kuzey Yarımküre daha az ısınır.

İngiltere’nin güneyindeki ünlü Stonehenge, yaklaşık 5.000 yıllık bir geçmişi olan bir anıttır. İngiltere’deki bu yapıyı oluşturan devasa taşların kış gündönümünde güneşin doğduğu yönü işaret etmesi, bu yapının bir tapınak olarak kullanılmış olabileceğini ve insanların özellikle 21 Aralık’ta burada toplandığını düşündürüyor. Günümüzde bile bu geleneği sürdürenler var. Burada gördüğünüz geleneksel kırmızı giysiler içindeki grup, kış gündönümünü kutluyor.

Bu fotoğraf da Kanada’nın Toronto kentindeki Kensington Market’ta düzenlenen kış gündönümü kutlamalarından. Kanada’nın iyice kuzeyde yer alması oradaki gecelerin daha da uzun olmasına ve 21 Aralık tarihinin daha özel bir anlam kazanmasına neden oluyor. Simgesel olarak gün ışığını yeniden geri çağırmak için bir meydanda toplanan binlerce kişi, rengârenk kostümler, maskeler ve el yapımı fenerlerle bir geleneği yaşatıyor.


Uzay istasyonuna her şey (yiyecek, su hatta hava bile) Dünya’dan gelir.
Uzay istasyonunda uzun süre kalan astronotların boyu birkaç santimetre uzar. Dünya’ya dönünce normale döner.

Uzay istasyonu fikri ilk olarak Sovyetler Birliği’nde gerçek oldu. Dünya’nın ilk uzay istasyonu Salyut 1 (“Selam” demektir) yeryüzünde yapıldı ve 19 Nisan 1971’de tek parça halinde yörüngeye gönderildi. İlk mürettebat, uzay istasyonuna bir Soyuz uzay aracıyla gitti. Salyut 1, insanlı ilk uzay istasyonuydu. Altı ay çalıştı ve çalıştıktan sonra yörüngede kalamayıp Dünya’ya düştü.
Sovyetler Birliği, Salyut 1’den sonra 8 tane Salyut uzay istasyonu daha yaptı. Ancak bu 8 istasyonun sadece 6’sı başarılı bir şekilde yörüngeye yerleşti ve mürettebatı ağırladı. İkisi fırlatma ya da yörüngeye yerleşme sırasında çıkan sorunlar nedeniyle kullanılamadı. Bu ilk kuşak uzay istasyonları, daha sonra geliştirilecek olan Mir uzay istasyonu için önemli bir temel oluşturdu.

Amerika Birleşik Devletleri de uzayda kendi laboratuvarını kurmak istedi. Skylab, ABD’nin 1973’te uzaya fırlattığı tek uzay istasyonuydu. Adı “gökyüzü laboratuvarı” anlamına geliyordu. Skylab; Güneş'i incelemek, uzayda deneyler yapmak ve insanların uzun süreler boyunca uzayda nasıl yaşayacağını anlamak için kullanıldı. Üç astronot ekibinin burada görev yapmasının ardından 1979’da Dünya atmosferine geri düşmesiyle görevini noktaladı.

Mir, Rusça’da “barış” ve “dünya” anlamlarına gelir. Bu uzay istasyonu, 1986’da uzaya gönderildi ve uzayda en uzun süre kalan insanlı istasyon olma rekorunu kırdı. Mir’de değişik ülkelerin astronotları bir araya geldi. Bu girişimler, uluslararası uzay iş birliğinin ilk büyük adımları oldu. Mir’in modüler bir yapısı vardı ve her bir modülü ayrı ayrı uzaya gönderilerek orada birleştirildi. Bilim insanları, uzayda ilk kez bu istasyonda bitki yetiştirdi. Mir, 2001 yılında görevini tamamlayarak kontrollü bir şekilde okyanusa düşürüldü.





Bazı bulutlar yer yüzeyinden yansıyan enerjiyi tutup, geri yansıtır. Yani yorgan etkisi yaratır. Yeryüzünü yatak olarak düşünecek olursak, bu bulut tipi de yeryüzünün üzerine örtülmüş bir yorgan gibi sıcaklığı koruma görevi üstlenir. Bunların adı stratus’tur. Latince sözcük karşılığı örtü, battaniye, tabakadır. Gerçekten de yorgan gibi düz, kıvrımları az olan bulut tipidir. Ama stratus bulutları arkasında kalan güneşin hatlarını net olarak belli etmesine izin verir.

Birbirinden ayrılmış, ipliksi bir dokuda olan hatta pamuktan bir parça koparırken arada uzayan pamukçuklar görünümündeki bulut ailesine de sirrüs denir. Sirrüs Latincede saç buklesi, kıvrım anlamına gelir. İpeksi görünümdeki sirrüsler gökyüzünün en narin ve romantik görünümlü bulutlarıdır.

Adı Latincede yığın, küme anlamına gelen “cumulus” sözcüğünden gelen kümülüs bulutları patlamış mısırı ya da karnabaharı andırır. Bunlar insanda üzerine atlayıp içine gömülme duygusu yaratan tombik bulutlardır. Güneşe dönük bölümleri parlak beyaz olan kümülüslerin alt bölümleri gridir.

Bir başka bulut grubu da Latincede bulut, yağmur anlamına gelen nimbüslerdir. Bunlar Güneş’i de Ay’ı da saklayacak kadar kalın gri yağış bulutlarıdır. İç karartıcı havalara ve yağışa neden olmaları yüzünden pek de sevilmezler.

Bazı öyküler ve deyimler, bilimsel araştırmaların da doğruladığı gerçekleri yansıtır. Hava durumu ve bulutlar; büyük kentlerde yaşayan ve günlük yaşamını sürekli kapalı yerlerde geçiren kişiler için ortak şeyleri ifade eder. Ne giyeceği, şemsiye alıp almayacağı, arabayı yıkatıp yıkatmayacağı, bir açık hava programı varsa ona gidip gitmeyeceği gibi… Bunun için hava durumu haberlerini dinlemek ya da o gün sabah gökyüzündeki bulutlara bakıp kişisel deneyimleriyle karar vermek en çok kullanılan yollardır. Oysa kırsal bölgelerde yaşayanlar için hava durumu bambaşka şeyler ifade eder. Sürekli açık havada olan bu kişiler tarım ve hayvancılıkla ilgilendikleri için havayı da özellikle izlerler. Esen rüzgârın yönü ve bulutların konumu havanın nasıl olacağına ilişkin doğru öngörülerde bulunmalarına yeter.
Bulut gider Ada’ya, çek eşeği odaya.
Bulut gelir Söke’ye, çek eşeği köşeye.
Bulut gider Aydın’a, bak işine kaydına.
Bu deyim Aydın yöresinde Kuşadası ve Söke ilçelerinin hava durumuna gönderme yapan, yüzlerce yılın deneyiminden damıtılıp gelmiş harika bir deyimdir. Türkiye’nin bu en verimli ovalarından biri bulunan Söke’de pamuk, ayçiçeği, buğday, mısır, zeytin, incir tarımı yaygındır. Dolayısıyla hava ve yağış durumu yöre halkı için büyük önem taşır. Eğer bulutlar Kuşadası’na (Ada’ya) doğru ilerliyorsa hava bütün gün yağışlı olacak; eğer Söke’ye doğru gidiyorlarsa kısa süreli yağmur yağacak; eğer Aydın’a doğru gidiyorlarsa da güneşli bir hava olacak demektir.


Gözlem olmadan amatör gökbilim olmaz. Amatör gökbilimci, gökyüzüne bakmayı seven; gözlemi parasal bir getiri ya da bilime katkı sağlamak için değil, zevk için yapan kişidir. Üniversitelerdeki ya da gözlemevlerindeki profesyonel gökbilimciler (astronomlar) acayip matematik hesaplarıyla, karmakarışık denklemlerle ve çoğu zaman da masa başında, bilgisayar karşısında uğraşır dururlar. Oysa amatör gökbilimciler, gökyüzüne bakarak yani gözlem yaparak ilgilenir gökbilimle.
Peki, gözlem neyle yapılır? Amatör gökbilim için gereksinim duyacağınız tek şey, şu an bu yazıyı okurken de kullandığınız şeydir. Yani, gözleriniz. Ne dürbün ne de teleskop gerekir; ilk başta size bir çift göz yeter. O halde, bir numaralı kuralımızı yineleyelim: Gözlerini aç!

Çoğumuz kentlerde yaşıyor ve geceleyin gökyüzüne baktığında ışık kirliliğinden dolayı birkaç yıldızdan fazlasını göremiyor. Neyse ki her gece değişik bir evreyle karşımıza çıkan Ay ve bazen yolunu şaşırıp yıldızların arasına karışıveren –ve genellikle onlardan daha parlak görünen– gezegenler var. Ancaaak… Madem artık amatör gökbilime merak saldınız, daha keyifli bir gözlem için gökyüzünü rahat rahat görebileceğiniz yerlere gitmenizde yarar var. Ay ya da gezegen gözlemini evinizden de yapabilirsiniz; ama takımyıldızları görmek, bunların arasından uzanan Samanyolu’nu izlemek, dürbün ya da teleskopla uzayın derinliklerindeki nesnelere bakmak için hiç ışık kirliliği olmayan yerlere gitmelisiniz. Bunun için de çevresi açık bir yeri ve bulutsuz bir geceyi seçmelisiniz. Bulduğunuz yere kentin ışıkları uzaktan bile gelmesin, hatta o gece gökyüzünde Ay da olmasın. Gözlem yaptığınız ortam ne kadar karanlık olursa, gördüğünüz yıldızlar da o kadar çok olur. Ama dikkat! Geceler özellikle kırsal alanda soğuk olur. Gözlem sırasında uzun süre hareketsiz kalacağınız için daha çok üşüyebilirsiniz. Sizi sıcak tutacak giysileri, molalarda içinizi ısıtacak içecekleri yanınıza almayı unutmayın.
Amatör gökbilimci, geceleyin yönünü kolayca bulur. Çünkü hep kuzeyi gösteren Kutup Yıldızı’nı iyi tanır. (Kutup Yıldızı neden hep kuzeyi gösterir, hiç düşündünüz mü?) Öteki yıldızlara göre çok da parlak bir yıldız değildir Kutup Yıldızı. Ama çevresinde daha parlak başka yıldız olmadığı için onu bulmak kolaydır. İşte, size Kutup Yıldızı’nı bulmanın en kolay yöntemi: Önce Büyük Ayı Takımyıldızı’nı bulun. Bu takımyıldızın bir parçası olan kepçe (ya da cezve) gökyüzünde kolayca fark edilir. Daha sonra da yukarıdaki şekilde gördüğünüz gibi, kepçenin sonundaki iki yıldız arasındaki uzaklığın beş katı kadar ilerleyin. Karşınıza çıkan yıldız Kutup Yıldızı’dır; onun bulunduğu yön de kuzeydir. Bu durumda arkanız güney, sağınız doğu, solunuz da batıdır; işte, hepsi bu kadar…

Bir çift göz ve gökyüzüne duyulan ilgi, amatör gökbilim için yeterlidir; ama yine de her amatör gökbilimcinin hayallerini bir teleskop almak süsler. Oysa birçok gözlem, çıplak gözle yapılır. Örneğin takımyıldızları dürbün ya da teleskopla göremezsiniz. Ay tutulması, Güneş tutulması gibi eşsiz görsel olaylar da çıplak gözle ya da özel tutulma gözlükleriyle izlenir. Yıldız kayması olarak bildiğimiz göktaşı yağmurları da çıplak gözle izlenir. Gezegenlerin yörüngelerini takip etmek için de bir gökyüzü haritasına ya da defter-kaleme gereksinim duyarsınız. Erken alınan bir teleskop sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Oysa önce gökbilimle biraz daha haşır neşir olmak, birçok temel bilgiyi edinmek gerekir. O nedenle acele etmeyin. Teleskopla Ay’ın kraterlerini, Jüpiter’in uydularını, Satürn’ün halkalarını, bulutsuları ve yıldız kümelerini görmek için biraz daha sabredin. Bu sırada da gözlerinizle gördüklerinizin keyfini çıkarın, onları aklınıza iyice yerleştirin. Eh, belki bir dürbün de şimdilik heyecanınızı yatıştırmaya yetebilir! Üstelik dürbün sayesinde çıplak gözle tek olarak gördüğünüz bazı yıldızların çift olduğunu, yıldız zannettiğiniz bir nesnenin aslında yıldız kümesi ya da gökada olduğunu da anlayabilirsiniz. Hatta şansınız yaver giderse bir kuyrukluyıldız bile keşfedebilirsiniz!

Takımyıldız oluşturan yıldızlar, gerçekte yan yana ya da bir grup halinde duran yıldızlar değildir. Bizim onlara Dünya’dan baktığımız açıdan, sanki yan yana dizilmiş gibi görünseler de gerçekte uzayda farklı uzaklıklarda yer alırlar ve değişik parlaklıkları vardır.
Hey, amatör gökbilimciler! İlk gözlem için hazır mısınız? İşte, size birkaç öneri… Üstelik bu gözlemleri çıplak gözle yapabilirsiniz. Ama elinizin altında bir gökyüzü haritası –ya da fotokopisi– mutlaka olsun.
İşte, size evinizin penceresinden bile yapabileceğiniz bir gözlem önerimiz var: Ay’ın evrelerini ve gezegenlerin konumunu izlemek. Ay’ın yeniaydan dolunaya kadar olan evrelerini, elinizdeki gökyüzü haritası üzerine, arka plandaki yıldızlara göre konumunu göstererek ve günbegün yazarak işaretleyin. Bunu en az iki hafta boyunca her gece aynı saatte yapmaya çalışın. Sonuçta Ay’ın evrelerini görmüş ve yörüngesini çıkarmış olacaksınız.

Benzer bir işlemi gezegenler için de yapın. Peki, gökyüzünde neyin gezegen olduğunu nasıl anlayacaksınız? İşte, bu önemli bir soru. Gezegenlerin ışığı sabittir, oysa yıldızların ışığı parıldayarak gelir. Bir de gezegenler, sabit yıldızların oluşturduğu sanal düzlem üzerinde “gezerler”. O nedenle de elinizdeki yıldız haritalarında yer almazlar. Venüs ve Jüpiter, parlaklıkları nedeniyle en çok görünen gezegenlerdir. Bunları Mars ve Satürn izler. Merkür’ü görmek zordur, Uranüs ve Neptün’ü ise dürbün olmadan görmek çok güçtür. Bu nedenle gezegen olduğunu düşündüğünüz gökcisimlerini haritanızın üzerine işaretleyin ve bunu birkaç günde bir yineleyin. Birkaç hafta sonra arka plandaki yıldızlara göre hareket ettiklerini göreceksiniz ve yörüngelerini ortaya çıkaracaksınız. Bunun hangi gezegen olduğunu anlamak içinse biraz daha araştırma yapmanız gerek.
Ay’ın olmadığı bir gece ışık kirliliğinden uzak bir yerde takımyıldızları keşfe çıkın. Yıldız haritanızda gördüğünüz takımyıldızları gökyüzünde bulmaya çalışın. Zodyak takımyıldızları olarak bilinen İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Boğa gibi takımyıldızların yan yana ve güneyde yer aldığını fark edeceksiniz. Gece boyunca takımyıldızların hareket ettiğini, doğup battıklarını keşfedeceksiniz! Amatör gökbilim dünyasına hoş geldiniz…

Zamanla bu topaklar o kadar ısınır ki merkezlerinde nükleer tepkimeler gerçekleşir. Parlamaya başlarlar ve yıldızlara dönüşürler. Çevrelerinde yoğun bir gaz ve toz diski olur. Bu diskin içinde yerel topaklanmalar oluşmuştur. Bunlar bir süre sonra gezegenlere dönüşecektir.

Büyük kütleli yıldızlar ana kol evresinden çıkınca enerji üretimi için çekirdeklerinde helyumdan daha ağır elementler (karbon, oksijen, neon, silisyum vb.) oluşturmaya başlarlar. Bu nükleer füzyon süreçleri, yıldızın iç basıncını ve sıcaklığını çok yüksek tutar ve kendi kütleçekiminin çökmeye neden olan etkisine karşı koyar. Çekirdekte giderek daha ağır elementler üretilir. Bu üretimin sonunda demire ulaşılır. Demir oluştuktan sonra füzyon süreçleri artık enerji üretemez; tersine enerji tüketmeye başlar. Bu durum, yıldızın iç basıncının aniden düşmesine ve yıldızın kendi içine doğru çökmesine yol açar. Yıldızın bütün iç katmanları, çekirdeğe doğru olağanüstü bir hızla çöker. Hızla düşen katmanlar çekirdeğe çarpınca muazzam bir şok dalgası oluşur. Bu şok dalgası, yıldızın maddesinin büyük bölümünü uzaya doğru hızla savurur. İşte, bu olaya süpernova (ya da süpernova patlaması) denir.

Büyük kütleli yıldızlar ana kol evresinden çıkınca enerji üretimi için çekirdeklerinde helyumdan daha ağır elementler (karbon, oksijen, neon, silisyum vb.) oluşturmaya başlarlar. Bu nükleer füzyon süreçleri, yıldızın iç basıncını ve sıcaklığını çok yüksek tutar ve kendi kütleçekiminin çökmeye neden olan etkisine karşı koyar. Çekirdekte giderek daha ağır elementler üretilir. Bu üretimin sonunda demire ulaşılır. Demir oluştuktan sonra füzyon süreçleri artık enerji üretemez; tersine enerji tüketmeye başlar. Bu durum, yıldızın iç basıncının aniden düşmesine ve yıldızın kendi içine doğru çökmesine yol açar. Yıldızın bütün iç katmanları, çekirdeğe doğru olağanüstü bir hızla çöker. Hızla düşen katmanlar çekirdeğe çarpınca muazzam bir şok dalgası oluşur. Bu şok dalgası, yıldızın maddesinin büyük bölümünü uzaya doğru hızla savurur. İşte, bu olaya süpernova (ya da süpernova patlaması) denir.


Eğer yıldızın başlangıç kütlesi Güneş’in kütlesinin 10 ila 25 katı arasındaysa, süpernovanın ardından geriye çok yoğun bir nötron yıldızı kalır. Nötron yıldızları yaklaşık bir kent (örneğin Ankara) büyüklüğünde olur. Neredeyse tümüyle nötronlardan oluşur ve inanılmaz derecede yoğundurlar. Bir çay kaşığı nötron yıldızı maddesi, yaklaşık Everest Dağı kadar ağırdır.

Eğer yıldızın başlangıç kütlesi Güneş’in 25 katından daha büyükse, süpernovanın ardından geriye bir kara delik kalır. Kara delikler o denli yoğun nesnelerdir ki ışık bile onlardan kaçamaz. Kısacası onlar gerçekten de karadır.

Güneş’in gökyüzünde gün içinde değişen konumuna dikkat etmişsinizdir: Güneş doğudan, ufuktan doğar, zamanla yükselir, gün ortasında en yüksek konumuna ulaşır ve sonra da batıya doğru giderek alçalır. Peki, Güneş’in gün ortasında ulaştığı en yüksek konumun mevsimden mevsime değiştiği hiç dikkatinizi çekti mi? Güneş’in kışın ulaştığı en yüksek nokta ile yazın ulaştığı en yüksek nokta arasında belirgin bir fark vardır. Ama bu fark çok uzun bir dönemde yavaş yavaş oluştuğu için pek dikkat çekmeyebilir.
Buna Dünya’nın ekseninin eğikliği yol açar. Eğer Dünya’nın ekseni eğik olmasaydı, yıl boyunca Güneş gökyüzünde hep aynı yolu izlerdi.
Eksen, bir nesnenin ağırlık merkezinden geçen ve nesnenin döndüğü varsayımsal çizgidir. Dönen bu nesne atom altı bir parçacık da olabilir, bir gezegen ya da Güneş gibi bir yıldız da olabilir.
Dünya’nın da döndüğü bir ekseni vardır. Bu eksen Dünya’nın coğrafi kutup noktalarından geçer. Dünya kendi eksenindeki bir dönüşünü 23 saat 56 dakikada tamamlar. Biz bu süreye, gün deriz ve 24 saat olduğunu kabul ederiz.
Ne var ki Dünya’nın ekseni, Dünya’nın Güneş’in çevresinde döndüğü düzleme (ekliptik) dik değildir; hafif eğiktir.
Ekliptikten çıkan dik çizgi ile Dünya’nın ekseninin arasında 23 derece 27 dakikalık (23° 27’) bir açı vardır. Ekseninin bu hafif eğik oluşunun Dünya için çok önemli sonuçları vardır. Bunların başında da yıl boyunca (yani Dünya Güneş’in çevresinde dönerken) güneş ışınlarının geliş açısının ve süresinin değişmesi yani alınan enerji miktarının değişmesi gelir. Bir başka deyişle mevsimlerin oluşması gelir.
Ekseninin eğik olması Dünya’ya özgü bir durum değildir. Güneş’in çevresinde dönen 8 gezegenin hepsinin eksenleri de eğiktir.
Ekseninin eğik olması Dünya’ya özgü bir durum değildir. Güneş’in çevresinde dönen 8 gezegenin hepsinin eksenleri de eğiktir.
Merkür
0ºC
Venüs
177ºC
Dünya
23ºC
Mars
25ºC
Jüpiter
3ºC
Uranüs
98ºC
Neptün
28ºC
Eksen eğikliğinin Dünya’mız için bir başka sonucu da gece ve gündüz sürelerinin yıl boyunca değişmesidir. Ancak yılda iki gün dünyanın her yerinde gündüz ve gece eşit olur ve on ikişer saat sürer. Bu günlere ekinoks denir.
Ekinoks sözcüğü latince aequinox birleşik sözcüğünden gelir -aequi “eşit” ve nox “gece” demektir. Ekinoks gece ile gündüz sürelerinin eşit olduğu gün olarak bilinir. Türkçe ılım da denir.
Yılda iki ekinoks (ılım) olur. Kuzey Yarımküre’de 21 Mart’ta gerçekleşen ilkbahar ekinoksu (ilkbahar ılımı) birçok toplumda ilkbaharın (hatta yeni yılın) ilk günü olarak kabul edilir. 22 ya da 23 Eylül’de gerçekleşen sonbahar ekinoksu (sonbahar ılımı) da sonbaharın ilk günü olarak kabul edilir. Bu iki günde bütün dünyada gündüz ve gece on ikişer saat sürer. İlkbahar ekinoksundan sonra gündüzler gecelerden uzun olmaya başlar. Sonbahar ekinoksundan sonra da geceler daha uzun olmaya başlar.
Bu yıl sonbahar ekinoksu 22 Eylül’dür. Bu günden sonra gündüzler gecelerden daha kısa olmaya başlayacaktır.
Eksen eğikliğinin Dünya’mız için bir başka sonucu da gece ve gündüz sürelerinin yıl boyunca değişmesidir. Ancak yılda iki gün dünyanın her yerinde gündüz ve gece eşit olur ve on ikişer saat sürer. Bu günlere ekinoks denir.
Ekinoks sözcüğü latince aequinox birleşik sözcüğünden gelir -aequi “eşit” ve nox “gece” demektir. Ekinoks gece ile gündüz sürelerinin eşit olduğu gün olarak bilinir. Türkçe ılım da denir.
Yılda iki ekinoks (ılım) olur. Kuzey Yarımküre’de 21 Mart’ta gerçekleşen ilkbahar ekinoksu (ilkbahar ılımı) birçok toplumda ilkbaharın (hatta yeni yılın) ilk günü olarak kabul edilir. 22 ya da 23 Eylül’de gerçekleşen sonbahar ekinoksu (sonbahar ılımı) da sonbaharın ilk günü olarak kabul edilir. Bu iki günde bütün dünyada gündüz ve gece on ikişer saat sürer. İlkbahar ekinoksundan sonra gündüzler gecelerden uzun olmaya başlar. Sonbahar ekinoksundan sonra da geceler daha uzun olmaya başlar.
Bu yıl sonbahar ekinoksu 22 Eylül’dür. Bu günden sonra gündüzler gecelerden daha kısa olmaya başlayacaktır.
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah.
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
“Dalgacı Mahmut” şiirinde Orhan Veli böyle diyor. Ama tabii o işin edebiyatında! Peki, gerçekte gökyüzünü kim maviye boyuyor? Tabii ki güneş ışınları ve atmosferimiz… Biliyorsunuz Güneş’ten gelen görünür ışığın (çünkü gözle göremediğimiz kızılötesi ve morötesi ışınlar var), mordan kırmızıya kadar değişik renklerdeki ışınları bir araya gelir ve bize beyaz olarak görünür. Bir prizmadan geçince renklerine ayrılan ya da yağmur damlalarının içinden geçerken kırılarak gökkuşağını oluşturan güneş ışınlarını düşünsenize…






Dünya’nın yaşı yaklaşık 4,54 milyardır.
Karaların ortalama rakımı 840 metredir.
Denizlerin ortalama derinliği 3.688 metredir.
Dünya’nın yüzey alanı yaklaşık 510 milyon kilometrekaredir.

Dünya’dan kaçış hızı saniyede 11,2 kilometredir.


Aslında bu sorunun yanıtı yukarıda hız karşılaştırması yapılan “uçak”ta gizlidir. Uçakta saatte 1.000 kilometre hızla havada ilerlerken de yolcular hiçbir şey hissetmez. Koltuklarından kalkıp koridorda rahatça yürürler; kabin görevlileri de rahatça servis yapar. Çünkü uçağın içindeki her şey -yolcular, koltuklar, kabin valizleri vs- uçakla aynı hızda ilerler. Aynı şey Dünya’nın dönüşü için de geçerlidir.
Çevremizdeki şeylere baktığımızda Dünya’nın döndüğünü fark edemeyiz; çünkü hepsi de bizimle birlikte ve daha da önemlisi Dünya ile birlikte aynı şekilde ve hızda hareket ediyor, dönüyordur. Dünya dönerken hava bile bizimle birlikte hareket eder, döner. Hepimiz yerçekimi tarafından sabit tutuluruz ve Dünya ile birlikte döneriz.


Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.