ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Frizbi yere düşmemelidir. Frizbi tutulunca durulur; elde frizbiyle yürümek, koşmak yasaktır. Oyuncular yalnızca oldukları yerde, tek ayak üzerine dönebilirler. Hemen bir takım arkadaşlarına pas atmaları gerekir.

Frizbi yere değdiği anda oyun yön değiştirir. Savunma yapan takım hemen atağa geçer. Bu sürekli değişim oyunu çok dinamik kılar.

Ultimate Frizbi, 1968’de ABD’nin New Jersey eyaletinin Maplewood kentindeki Columbia Lisesi’nden Joel Silver, Buzzy Hellring ve Jonny Hines tarafından geliştirilmiştir. İlk resmi maç ise 1968’de Columbia Lisesi öğrenci konseyi ile öğrenci gazetesi çalışanları arasında yapılmıştır.

Her ne kadar ülkemizde pek bilinmese de Ultimate Frizbi dünyada yaygın bir spordur. Pahalı bir donanım gerektirmediğinden herkesin kolayca öğrenip oynayabileceği bu oyun, okullarda da öğretilir. Plajlarda ve parklarda oynayanlar da sıkça görülür.

Ultimate Frizbi karşılaşmalarında hakem bulunmaz. Saygı ve karşılıklı güvene dayalı olan bu sporda, oyuncular kuralların bilincinde olarak birbirlerine karşı dürüst ve nazik davranır, anlaşmazlıklar sakince konuşarak çözülür. Buna, sportmence mücadele, yani “fair play" denir.
Ultimate Frizbi hızlı oynanan bir oyundur. Oyuncular da bir o kadar hızlı, esnek ve çevik olmalıdır. Denge de çok önemlidir. Sık sık sıçramak, zıplamak gerekir. Frizbinin doğru şekil ve hızda atılması önemlidir; yanlış bir pas, oyunun kaybedilmesine neden olabilir. Tabii hata yapmak da normaldir; önemli olan en iyiyi yapmayı denemektir. Takım arkadaşları birbirine sürekli destek verir.
Bu sporda karma takımlar kurmak en eski ve yaygın geleneklerden biridir. Galibiyetin yegâne anahtarı, takım içindeki uyumdur. Güçlü olan değil, hızlı ve düzgün paslaşan takım kazanır.

Bu sporda karma takımlar kurmak en eski ve yaygın geleneklerden biridir. Galibiyetin yegâne anahtarı, takım içindeki uyumdur. Güçlü olan değil, hızlı ve düzgün paslaşan takım kazanır.
Orta Saha (servis kutusu)
Servis çizgisine yakın bölge. Buradan yapılan vuruşlar rakibe daha hızlı ulaşır.
Geri Saha (Back Court)
Oyuncuların çoğunlukla oynadığı, arka çizgiye yakın geniş alan.
Geri Çizgi (Baseline)
Kortun en arkasındaki çizgi. Birçok ralli bu bölgede yapılır.
Koridor
Teklerde kullanılmayan ama çiftlerde aktif olan yan bölüm.
File Önü
Kısa vuruşların ve volelerin yapıldığı alan.
Orta Saha (servis kutusu)
Servis çizgisine yakın bölge. Buradan yapılan vuruşlar rakibe daha hızlı ulaşır.
Geri Saha (Back Court)
Oyuncuların çoğunlukla oynadığı, arka çizgiye yakın geniş alan.
Geri Çizgi (Baseline)
Kortun en arkasındaki çizgi. Birçok ralli bu bölgede yapılır.
Koridor
Teklerde kullanılmayan ama çiftlerde aktif olan yan bölüm.
File Önü
Kısa vuruşların ve volelerin yapıldığı alan.
Servis, her puanı başlatan vuruştur. Serviste bilmeniz gereken bazı önemli kurallar vardır:

Yeni başlayan ve küçük yaştaki oyuncular için. Daha çok 8 yaş içindir.
Biraz deneyimli çocuklar için. Daha çok 9 yaş içindir.
Orta seviyeye geçmiş olanlar için. Daha çok 10 yaş içindir.
Profesyonel ve yetişkinler tarafından kullanılır. Daha çok 11 yaş ve üstü içindir.

Uzunluk
Çocuk raketleri; çocukların boyları ve oyun seviyelerine göre 53.3, 63,5 ve 66 santimetre olarak değişir.
Ağırlık
Hafif raketler kontrolü kolaylaştırır.
Sap Kalınlığı
El büyüklüğüne göre seçilir.
Kafa Büyüklüğü
Büyük kafa, topu yakalamayı kolaylaştırır.





Bir oyun içindeki sayılar şu şekilde ilerler: 0-15-30-40 ve oyun.
Yani bir oyuncu sayı kazandığında:
Bir seti kazanmak için bir oyuncunun en az 6 oyun kazanması gerekir.
Bir başka koşul da rakipler arasında en az 2 oyun fark olmasıdır.
Şu örneklerle açıklayalım:






Aynı yıl içinde yapılan Grand Slam turnuvalarını kazanan ve o yıl düzenlenen olimpiyat oyunlarında altın madalya alan tenisçiye "Golden Grand Slam" unvanı verilir. Bugüne değin bu unvan yalnızca 1988’de gösterdiği üstün başarıyla Alman tenisçi Steffi Graf’a verilmiştir.


Tenis öğrenmeye her yaşta başlanabilir. Başlama yaşı, çocuğun fiziksel gelişimi, koordinasyonu ve olgunluğuna bağlı olarak değişebilir. Uluslararası Tenis Federasyonu tarafından 12-18 yaş arası çocuklar için turnuvalar düzenlenir.
1998’den bu yana her 23 Eylül “Tenis Günü” olarak kutlanır.

Kırmızı kan hücreleri, en çok bulunan kan hücresi türüdür. Temel görevleri, oksijeni bedenimizin her yanına taşımaktır. Oksijeni bırakınca da atık gaz olan karbondioksiti alıp götürür. Kana kırmızı rengini bu hücreler verir. 1 mililitre kanda yaklaşık 4 – 6 milyar kırmızı kan hücresi bulunur. Kemik iliğinde, her saniye 2-3 milyon adet üretilir. Ortalama 100-120 gün yaşarlar.
Beyaz kan hücreleri bedenimizin savunucularıdır ve onun sağlıklı kalmasını sağlar. Üç tür beyaz kan hücresi vardır. Bunlardan bazıları bakterileri ya da başka yabancı maddeleri yutar. Bazıları istilacı maddelere saldıran proteinleri salgılar. Bazıları da ölü hücreleri parçalamaya ve uzaklaştırmaya yardımcı olur. 1 mililitre kanda yaklaşık 4 milyon – 11 milyon beyaz kan hücresi vardır. Çoğu kemik iliğinde üretilir, bazıları dalak ve lenf düğümlerinde olgunlaşır. Her gün milyarlarca beyaz kan hücresi üretilir. Hastalandığımızda bu üretim artar. Bazıları yalnızca birkaç saat ya da birkaç gün, bazıları da aylarca hatta yıllarca yaşayabilir.
Trombositler, kan hücrelerinin en küçüğüdür. Bunlar, yaralandığınızda birbirlerine yapışarak, kanı pıhtılaştırır ve kanamanın durmasını sağlar. Pıhtılar, kan damarlarının duvarlarında açılan delikleri tıkar; böylece kanamanın durmasına neden olur. 1 mililitre kanda yaklaşık 150 milyon – 450 milyon trombosit bulunur. Kemik iliğinde üretilir. Günde yaklaşık 100 milyar trombosit yapılır. Ortalama 7–10 gün yaşarlar.
Kan, damar adı verilen ve bedenimizin her yanına ulaşan ince boruların içinde hızla dolaşır.
İnsan bedeninin toplam ağırlığının yaklaşık yüzde 8’ini kan oluşturur.



Durianın toplu taşıma araçlarına girmesine izin verilmediğini gösteren işaret.





Durian; yüzde 65 su, yüzde 27 karbonhidrat, yüzde 5 yağ ve yüzde 1 proteinden oluşur. 100 gramı 85-185 kilokalori arasında enerji içerir.

Fermantasyon bir dönüşüm işlemidir. Bu işlemde mikroorganizmalar -genellikle bakteriler ve mayalar- yer alır. Şekerleri, nişastaları ya da diğer besinleri parçalarlar. Böylece yeni maddeler oluşur. Fermente olan yiyeceklerin tadı değişir. Aynı zamanda içerdiği vitaminler ve yararlı maddeler artar. Bazılarının da dayanma süreleri uzar.






Fermantasyonun 7.000 yılı aşan uzun bir geçmişi vardır! Eski Mısırlılar ekmek ve çeşitli içecekleri yapmak için fermantasyonu kullanıyordu. Çin’de insanlar 5.000 yıl önce fermente pirinç içecekleri yapıyorlardı! Ortaçağ Avrupası’nda fermantasyon, yiyeceklerin kış için korunmasına yardımcı oluyordu. Yani atalarımız turşular, peynirler ve fermente tahıllar ürettiler. Fermantasyon dünyanın her yanındaki birçok kültürde binlerce yıldır kullanılır.

Fermantasyon yiyeceklerin daha lezzetli olmasına yardımcı olur! Bu nedenle, bir dahaki sefere yoğurt ya da ekmeğin tadını çıkardığınızda bunun fermantasyon sayesinde olduğunu anımsayın!
Hiç düşündünüz mü, insanların göz rengi neden birbirinden farklıdır?
Belli başlı dört beş göz rengi olsa bile gözlere yakından ve dikkatle bakıldığında zengin bir renk paleti karşımıza çıkar. İyi ama, bu neden ve nasıl olur?

Aslında bunun yanıtı çok basittir, hatta tek sözcüktür: Melanin. “Melanin” adı verilen molekül bir çeşit aminoasittir. Melanin yoğunlaştığı bölgeleri görece koyulaştıran, koyu kahverengi ya da siyah renkli olabilen bir pigmenttir. Bedenimizde saç, göz ve deri renginin ortaya çıkmasını sağlayan pigment melanindir. Göz rengi, irisin ön katmanlarındaki melanin miktarıyla doğrudan ilişkilidir. Kahverengi gözlü insanların irisinde (yani göz bebeğimizin çevresindeki renkli halkada) çok miktarda melanin bulunurken renkli gözlü insanlarda bu pigment çok daha azdır.
Melanin ışığı emer. Bir nesne ışığı emiyorsa, koyu renkli görünür. Eğer emmeyip yansıtıyorsa, yansıttığı ışığın renginde görünür. Kahverengi gözlerde çok fazla melanin vardır. Bu nedenle ışığı emerler; bu da onları koyu yapar. Ela gözlerde kahverengi gözlerden daha az ama mavi gözlerden daha çok melanin bulunur. Gri ve yeşil gözlerde de en az miktarda melanin olur ve bunlar ışığı daha çok yansıtır.







Topkapı Sarayı arşivindeki kayıtlara göre 1579’da sadrazam, vezir ve yeniçeri ağası kayıkları arasında yapılan yarışa 25 kayık katılmıştır. Devrin padişahı III. Murat yarışı Sarayburnu Kasrı’ndan izlemiştir.
Türkiye’de kürek sporu 19. yüzyılın sonlarında İstanbul Boğazı’nda yapılan amatör yarışlarla başladı. Türkiye’de ilk resmi kürek yarışı 1913’te İstanbul’da düzenlendi.

Bir kürekçiden oluşan en basit türdür.

İki kürekçiden oluşur.

Dört kürekçiden oluşur.

Sekiz kürekçiden oluşur.
Sporcuların bitiş çizgisini görmeden yarıştığı tek spor dalı kürektir.

150 ülkede kürek federasyonu vardır.

Kürek sporuna başlamadan önce bir doktora danışarak genel sağlık durumunun kontrol ettirilmesi önemlidir. Ayrıca yüzme becerilerinin yeterli olduğundan da emin olunmalıdır.




Bal, gerçekte bal arılarının kışı geçirmek amacıyla depoladığı bir yiyecektir.


Yaban arıları da bal yapar.











Türkiye dünyanın, Çin’den sonra 2. büyük bal üreticisidir.

Bal alerjisi olanlar bal yemeden önce doktora danışmalıdır.
Bal, 1 yaşından küçük bebeklere verilmemelidir.

Çoğumuzun yemeğe bayıldığı şekerden söz ediyorum. Pek “hayır” diyemediğimiz ama fazlası pek de hayırlı olmayan bir gıda. İyi haber şu: Hepimiz şekerin zararlarını az çok biliyoruz. Kötü haber, bildiklerimize rağmen bazen umursamadan bolca şekerli şeyler yemeyi sürdürüyoruz.
Kısa süre önce ağrılı bir deneyimle şekerin dişleri çürütmesi dışında neler yaptığı konusunda bir sürü yeni şey öğrendim. Tahmin ettiğiniz gibi diş doktorumdan…


İyi haber: Önemli bir enerji kaynağı olan iyi şeker, sevdiğimiz birçok şeyde var. Yani portakal, elma, havuç, mercimek, fasulye gibi meyve, sebze ve baklagiller ile esmer ekmek gibi tam tahıllı gıdalarda bulunuyormuş.
“Bundan sonra sabah akşam hep elma, kivi, portakal yiyeceğim” dediğimde doktor yine uyardı. “Bunlar nasılsa iyi şeker diye de istediğin kadar yememelisin. Unutma ki her şeyin fazlası zarar” dedi. Meyveyi lifleri ve posasıyla yemek daha sağlıklıymış. Bir bardak meyve suyu normalde yiyemeyeceğimiz kadar meyvenin suyunu içerdiğinden, iki üç katı iyi şekeri içmek anlamına geliyormuş. Yani bir oturuşta iki üç portakal yiyebilenimiz var mı arkadaşlar?

Taze sıkma meyve suyu bile olsa abartmamalı hatta meyveyi yemeyi tercih etmeliymişiz.

İyi şeker içeren lifli karbonhidratlardan bazıları. İyi de ekmek, mercimek ya da yumurta tatlı değil ki, içinde şeker olsun; ama var..
Şekerin birçok türü ve dolayısıyla da birçok adı var. Şunların hepsi aslında şeker: sakaroz, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, turbinado, amazake… Yediğimiz hazır gıdaların etiketlerini okuma alışkanlığı edinirsek, başka bir dili de sökmüş olacağız anlaşılan.

Dişlerimizi çürütmek için pusuda bekleyen şey şeker. Yetmezmiş gibi büyümenin yavaşlamasına, şişmanlığa, göz bozukluğuna ve baş ağrısına da yol açabiliyormuş. Evet, genç ve sağlıklıyız ama büyümemizin yavaşlamasını ve gözlerimizin bozulmasını da pek istemeyiz herhalde… Diş doktorum hayal kırıklığıma tanık olunca “Bunları öğren ki ne yediğini, neye dikkat edeceğini bilesin” diyerek moral verdi.
Diş doktorumun son bir önerisi daha oldu. Bol bol elma yememi söyledi. Çok lezzetli ve vitamin dolu olan elma aynı zamanda dişlerimizi de temizliyormuş. Hepimize az şekerli güzel günler!

Cimnastik sporunda sporcuların gücü, zarafeti ve beden kontrolü değerlendirilir. Cimnastikçiler takla, ters takla, amuda kalkma ve parende atma gibi akrobatik hareketler yaparlar. Birçok cimnastik hareketi halka ya da paralel bar gibi özel ekipmanlarla yapılır. Bu ekipmanlara “alet” adı verilir.
Cimnastik antrenmanları denge, güç, esneklik, çeviklik, koordinasyon ve dayanıklılık gerektiren fiziksel egzersizleri içerir.
Günümüzde cimnastikte kullanılan aletlerin birçoğu (paralel bar, asimetrik paralel, halka, denge tahtası), 1800’lü yıllarda Friedrich Jahn adında bir Alman öğretmen tarafından icat edildi. Uluslararası Cimnastik Federasyonu ise 1881’de kuruldu. Cimnastik sporu en eski olimpik sporlardan biridir. 1896’da düzenlenen ilk modern Olimpiyat Oyunları’nda yer aldı.

Olimpiyatlarda üç tür cimnastik etkinliği yer alır: Artistik cimnastik, ritmik cimnastik ve trambolin.
Artistik cimnastik genellikle erkekler ve kadınlar olarak ikiye ayrılır. Erkekler altı etkinlikte yarışır: Yer egzersizi, kulplu beygir, halka, atlama masası, paralel bar ve barfiks. Kadınlar da dört etkinlikte yarışır: Atlama masası, asimetrik paralel, denge tahtası ve yer egzersizi.

Cimnastikçiler ellerinin kaymaması için magnezyum tozu da denen magnezyum karbonat kullanırlar.
Ritmik cimnastik, cimnastiğin yalnızca kadınların yaptığı bir dalıdır. Olimpiyatlarda 1984’ten itibaren yer almaktadır. Cimnastik ile balenin kombinasyonu olan bu dalda yarışmacılar, bireysel olarak ya da takımlar hâlinde yarışırlar; müzik eşliğinde esnek, zarif ve ritmik gösterilerini sergilerler. Gösteriler sırasında; lobut, çember, top, ip ya da kurdele gibi aletler kullanılır.

Hapşırmak aslında bedenimizin kendini korumak için yaptığı bir eylemdir. Hapşırarak burnumuzdaki bakteri ve virüsleri atar, bir anlamda küçük bir temizlik yaparız.
Burnumuza bir şey girdiğinde ya da başka bir şey beynimizdeki hapşırma merkezini (evet, beynimizde daha doğrusu beyinsapımızda bir hapşırma merkezi vardır.) uyardığında hemen gerekli sinyaller gönderilir: Geniz, gözler ve ağız kapatılır, göğüs kaslarımız kasılır ve hemen ardından da boğaz kaslarımız gevşetilir. Sonuç olarak HAAPŞUUU… Tükürüklü bir hava kütlesi ağzımızdan ve burnumuzdan hızla dışarı püskürtülür. Çok yaşayalım. Hep birlikte yaşayalım…
Hapşırığı tutmaya çalışmayın. Kulak zarınıza zarar verebilirsiniz.
Her 3 kişiden 1’i Güneş’e baktığında hapşırabilir.
Uyurken hapşıramazsınız!
Hapşırık zerreleri saatte 150 kilometre hızla ilerler ve 1-1,5 metre kadar gidebilir.


Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.