ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Dünyamız ve Canlılar

Çiçeklerin rengarenk yaprakları ile çevreye yaydıkları mis gibi kokular aslında doğadaki en dikkat çeken davetiyelerdir. Tozlaşma, bitkilerin çoğalabilmesi ve meyve verebilmesi için gerçekleşen yaşamsal bir doğa olayıdır. Çiçeklerde üretilen ve polen denen minik tozların, aynı türden bir çiçeğe ulaşması gerekir. İşte, polenlerin bir çiçekten bir başka çiçeğe taşınmasına “tozlaşma” denir. Tozlaşma gerçekleştiğinde bitki tohum üretmeye, ardından da hepimizin severek yediği elma, çilek, badem ya da domates gibi yüzlerce lezzetli meyveyi büyütmeye başlar. Tozlaşma, bitkilerin soyunu sürdürebilmesi için doğada her zaman sessizce gerçekleşen önemli bir yaşam döngüsü etkinliğidir.

Doğada Tozlaşma Nasıl Gerçekleşir?

Polenlerin bir çiçekten diğerine taşınması temelde iki ana faktör vasıtasıyla gerçekleşir; Cansız taşıyıcılar ve canlı taşıyıcılar. Rüzgar ve su gibi cansız taşıyıcılar, polenleri tümüyle raslantı eseri, çevreye rastgele saçarak taşır. Örneğin, çam ağaçları ve tahıllar (buğday, arpa, pirinç, mısır) polenlerini rüzgara teslim eder. İkinci yol da hayvanların yardımıyla gerçekleşen tozlaşmadır. Bitkilerin büyük bir bölümü, polenlerini hedefe ulaştırmak için ne kadar önemli bir iş yaptıklarının farkında bile olmayan böcekler, kuşlar ya da memeli hayvanlar gibi “kuryelerden” yararlanır. Bitkiler, birbirinden güzel görünüşleri ve mis gibi kokularıyla bu hayvanları kendilerine çekerek onlara kendi özlerinden tatlı bir nektar ikram ederler. Bu sırada polenler hayvanların çeşitli uzuvlarına yapışır. Nektarı alan hayvan bitkiden ayrılır ve beraberinde polenleri çiçekten çiçeğe taşırlar.
Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar

Tozlaşmayı Sağlayan Başlıca Hayvanlar

Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar - Arı

Arı

Tozlaşma denince akla gelen ilk ve en çalışkan kuryeler kesinlikle bal arılarıdır. Bir arı, kovanına yiyecek toplamak için gün boyunca binlerce çiçeği ziyaret eder. Bu sırada çiçeklere sürtündükçe gövdesindeki minik tüylere milyonlarca polen yapışır. Arı, tatlı nektarı emmek için bir sonraki çiçeğe konduğunda, bacaklarındaki ve gövdesindeki bu polenler yeni çiçeğin dişi organına dökülür. Arıların bu bitmek bilmeyen çalışkanlığı, çiçeklerin çoğalmasına yardımcı olduğu gibi hem kovanlarının hem de bizim hayatımıza gıda açısından da önemli katkılar sağlar.

Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar - Kelebek

Kelebek

Rengarenk kanatlarıyla bahçeleri süsleyen kelebekler, doğanın en zarif tozlaşma kuryelerinden biridir. Kelebeklerin ağız yapıları kıvrık bir pipet gibi çalışan uzun bir hortum şeklindedir. Bu sayede, oldukça küçük boyuttaki çiçeklerin merkezlerindeki özlere bile rahatça ulaşırlar. Çiçeğin üzerine konduklarında, uzun bacakları ve narin gövdeleri polenlere değer. Arılar kadar kararlı ve sistemli çalışmasalar da gün boyunca çok uzun mesafeler uçtukları için bitkilerin tozlaşmasını sağlamada çok başarılıdırlar.

Arılar ve kelebeklerin haricinde sinekler, pireler, uğur böcekleri ve karıncalar gibi yüzlerce başka böcek türü de bitkilerin tozlaşmasını sağlar.

Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar - Güve

Güve

Genellikle gündüz saatlerini yaprakların altında geçiren güveler, hava karardığında doğanın gece kuryeleri olarak işe koyulurlar. Gece açan çiçekler genellikle soluk renkli (beyaz veya sarı) olur; çünkü bu renkler karanlıkta Ay ışığını daha iyi yansıtır. Güveler, bu çiçeklerin havaya saldığı güçlü ve çekici kokuları izleyerek yollarını bulurlar. Çiçeğin çevresinde uçarken ya da üzerine konduklarında kanatlarına ve bacaklarına polen bulaşır. Onlar da bu polenleri gittikleri bir sonraki çiçeğe aktarırlar.

Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar - Sinekkuşu

Sinekkuşu

Dünyanın en küçük kuşları olan sinekkuşları, saniyede onlarca kez kanat çırparak havada asılı kalabilen eşsiz canlılardır. Genellikle parlak kırmızı ya da turuncu renkli ve şekilleri tüpü andıran, derin çiçekleri çok severler; çünkü bu çiçeklerin dibinde bolca nektar bulunur. Sinekkuşu uzun ve ince gagasını çiçeğin derinliklerine daldırıp tatlı özü içerken çiçeğin polenleri kuşun alnına ve gagasına güzelce yapışır. Kuş bir başka çiçeğe uçtuğunda polenleri de beraberinde götürür.

Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar - Meyve Yarasası

Meyve Yarasası

Gece yaşamını seven bazı bitkiler de polenlerini taşıtmak için gece ortaya çıkan yarasaları kullanır. Özellikle tropikal bölgelerde ve çöllerde yaşayan meyve yarasaları, geceleri açan kocaman, beyaz ve güçlü kokulu çiçeklerin kokusunu kilometrelerce uzaktan alabilir. Yarasa, çiçeğin özünü içmek için uzandığında, yüzü ve tüylü gövdesi tümüyle polenle kaplanır. Gecenin karanlığında ağaçtan ağaca uçarlar ve hiç farkında olmadan tropikal meyvelerin ve dev kaktüslerin çoğalmasını sağlarlar.

Tozlaşmayı Sağlayan Hayvanlar - Lemur

Lemur

Madagaskar’da yaşayan endemik türdeki “Gezgin ağacı”nın tozlaşmasını da dünyanın en büyük tozlaştırıcısı olan lemurlar yapar. Bu ağacın çiçekleri o kadar sert ve büyüktür ki onları açmaya yalnızca lemurların güçlü elleri yeter. Lemur, çiçeğin sert yapraklarını elleriyle aralayıp içindeki tatlı özü yalarken uzun tüylü burnu ve yüzü tümüyle polenle kaplanır. Ağaçtan ağaca zıplarken bu polenleri taşır ve devasa bitkinin üremesine yardım eder.

Bir Başka (Akıllıca) Yöntem

Duvar fesleğeni (Parietaria judaica), özellikle Akdeniz iklimine sahip bölgelerde ve Avrupa’da bulunan duvar dipleri ile yol kenarlarında yetişir. Polenlerini taşımak için doğrudan hayvan kürkleri ve insanların kıyafetlerini kullanır. Çiçeklerinin üzerinde gözle görülmeyecek kadar küçük, yapışkan tüyler bulunur. Kediler, köpekler, kirpiler ya da insanlar duvar diplerinden sürtünerek geçtiği zaman bitkinin polen keseleri patlar ve polenleri, hayvanın tüyüne (ya da pantolonlara) adeta yapışkanla yapıştırılmış gibi tutunur. Taşıyıcı bir başka duvar fesleğenine sürtünürse tozlaşma yolculuğu başarıya ulaşmış olur.
Fesleğen

Tozlaşma, hem doğa hem de tarım için yaşamsal önemde bir süreçtir. Bu sürecin bir parçası olan çeşitli hayvan türleri, dünya üzerindeki bitki yaşamını destekleyerek biyoçeşitliliğin korunmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle tozlaşmayı sağlayan hayvanların korunması, sürdürülebilir çevre politikalarının vazgeçilmez bir parçasıdır.

Doğanın Minik Doktorları

Akasya Karıncaları

Karıncalar, dünyamızın her köşesinde yaşayan ve sayıları katrilyonları bulan, doğanın en çalışkan ve düzenli işçileridir. Küçücük bedenlerine rağmen, büyük işler başarırlar. Kurdukları devasa kolonilerle toprağın havalanmasından tohumların taşınmasına kadar ekosistem için birçok yaşamsal görev üstlenirler. On dört binin üzerinde karınca türü vardır. Hemen hepsinin kendine özgü birtakım yetenekleri olsa da bazıları yetenekleriyle bizi şaşırtır. Örneğin, aralarında öyle bir tür vardır ki tıpkı bir “ağaç doktoru” gibi davranır. Gelin karıncaların ilginç dünyasını biraz daha yakından tanıyalım.

Ağaç Onaran Karıncalar

Bu ağaç karıncası türünün bilimsel adı “Pseudomyrmex ferruginea“dır. Bu tür, boğa boynuzu akasyası ağaçlarıyla etkileyici bir işbirliği içinde yaşar; bu ağaçları yalnızca korumakla kalmaz, yaralarını sarar ve çevresindeki düşman bitkileri de temizler. Bu karıncalar, hayatlarını üzerinde yaşadıkları ağacın sağlığına adarlar.
Akasya Karıncaları
Görsel kaynağı: Wikipedia (Ryan Somma)

Akasya Karıncaları

Kısaca “akasya karıncaları” olarak bilinen ağaç onaran karıncaların, ince ve uzun bir beden yapısı vardır ve boyları yaklaşık 3 milimetre ile 1 santimetre arasında değişir. Renkleri genellikle parlak turuncu ya da kahverengidir. Dolayısıyla ağaç gövdesinde kolayca fark edilirler. Bedenlerinin uç kısmında, hem kendilerini hem de ağacı korumak için kullandıkları bir iğne bulunur. Minik boyutlarına rağmen çok cesurdurlar.
Akasya Karıncaları
a o k boga boynuzu akasyasi Akasya Karıncaları

Boğa Boynuzu Akasyası (Vachellia cornigera)

Meksika ve Orta Amerika’ya özgü, şişkin dikenli bir ağaçtır. Boğa boynuzu olarak bilinen bu ağacın adı, yaprakların tabanında çiftler halinde bulunan, genişlemiş, içi boşalmış ve şişkin dikenlerden gelir. Bu dikenler bir boğanın boynuzlarına benzer.

Nerede Yaşıyorlar?

Ağaç onaran karıncalar, dünyanın en sıcak ve nemli bölgelerinden olan Orta Amerika ile Güney Amerika’da yaşarlar. Özellikle de Meksika ve çevresindeki tropikal ormanlar onların evidir. Akasya ağaçlarının dallarında özel boşluklar ve uçlarına doğru incelen şişkin dikenler olur. Karıncalar bu dikenlerin içine yuva yaparak kendilerini yağmurdan ve tehlikelerden korurlar. Ormanın derinliklerindeki bu ağaçlar, her biri yüz binlerce karıncaya ev sahipliği yapan dev birer kale gibidir.
Boğa Boynuzu Akasyası (Vachellia cornigera)

Boğa Boynuzu Akasyası (Vachellia cornigera)

Meksika ve Orta Amerika’ya özgü, şişkin dikenli bir ağaçtır. Boğa boynuzu olarak bilinen bu ağacın adı, yapraklarının tabanında çiftler halinde bulunan, geniş, içi boş ve kalın dikenlerinden gelir. Bu dikenler bir boğanın boynuzlarına benzer.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Stan Shebs)

Ağaca Nasıl Bakıyorlar?

Karıncalar, ağacı hem diğer zararlı böceklerden hem de hastalıklardan koruyan birer temizlik ekibi gibi çalışır. Ağaca yaklaşan tırtılları, çekirgeleri ve başka zararlıları anında fark edip onları etkisiz hale getirir ya da uzaklaştırırlar. Daha da ilginci, ağacın çevresinde biten ve onun güneşini kesen yabani otları ısırarak temizleyip alanı açık tutarlar. Ağacın dallarında bir hastalık ya da mantar oluşmaya başlarsa, karıncalar o bölgeyi sürekli temizleyerek enfeksiyonun yayılmasını engellerler. Böyle bir bakımın sonucunda da ağaç daha hızlı büyür ve sağlıklı kalır.

a o k agaca nasil bakiyorlar3 Akasya Karıncaları

Ağaca Nasıl Bakıyorlar?

Karıncalar, ağacı hem diğer zararlı böceklerden hem de hastalıklardan koruyan birer temizlik ekibi gibi çalışır. Ağaca yaklaşan tırtılları, çekirgeleri ve başka zararlıları anında fark edip onları etkisiz hale getirir ya da uzaklaştırırlar. Daha da ilginci, ağacın çevresinde biten ve onun güneşini kesen yabani otları ısırarak temizleyip alanı açık tutarlar. Ağacın dallarında bir hastalık ya da mantar oluşmaya başlarsa, karıncalar o bölgeyi sürekli temizleyerek enfeksiyonun yayılmasını engellerler. Böyle bir bakımın sonucunda da ağaç daha hızlı büyür ve sağlıklı kalır.

Ağacın Hazırladığı Ziyafet

Bu karıncalar karınlarını doyurmak için ağaçtan inip yiyecek aramak zorunda kalmazlar; çünkü ağaç onlar için özel bir menü hazırlar. Akasya ağacı, yapraklarının uçlarında karıncalar için protein bakımından zengin “Beltian cisimciği” denen turuncu renkli besin topları üretir. Ayrıca yaprak saplarında bulunan özel bezlerden, şekerli bir sıvı (nektar) salgılanır. Bu da karıncalara enerji verir. Karıncalar, bu lezzetli ziyafet karşılığında ağacı bütünüyle sahiplenir ve onu canları pahasına savunurlar. Böylece ağaç da karnını doyurduğu minik ama etkili korumaları sayesinde, ormanda güvenle yaşamını sürdürür.
a o k ziyafet Akasya Karıncaları
Görsel kaynağı: Wikipedia (kafka4prez)

Yalnız Değiller

Adını, Orta Amerika tarihinin büyük uygarlıklarından biri olan Azteklerden alan bir karınca türü de vardır; “Azteca alfari”. Onlar da tıpkı akasya karıncaları gibi yaşarlar. Bu karıncalar da yalancı tropikal incir ağacında yaşar ve ona ağaç ile birbirlerine bakarlar.
a o k aztek Akasya Karıncaları

Bilim insanları, bu karıncaların olmadığı ağaçların, karıncalı ağaçlara göre daha kısa yaşadığını fark etmiş. Yani bu dostluk yalnızca bir yardımlaşma değil, ağaç için tümüyle yaşamsaldır.

Doğanın Kusursuz Uyumu

Doğada bazı canlılar tek başlarına yaşarken, bazı canlılar da gruplar ve sürüler halinde yaşar. Ağaç onaran karıncaların öyküsü, bize başka canlı türleriyle de sıkı bir dayanışma içinde yaşayabilen canlıların olduğunu en güzel şekliyle anlatır.
Akasya Karıncaları
Doğada bazı hayvan türleri yalnız yaşar. Bu türler genellikle kendi başlarının çaresine bakabilen, yaşam alanlarını korumada usta, güçlü ve yırtıcı hayvanlardır. Yalnız yaşamak onların doğasında vardır. Öte yandan birçok hayvan türü de sürüler, koloniler ya da aile grupları halinde yaşar. Çünkü sürü yaşamı, doğada hayatta kalma mücadelesinin en akıllıca yöntemlerinden biridir. Sürüler halinde yaşamak hayvanlara korunma, avlanma ve enerji tasarrufu gibi birtakım yaşamsal üstünlükler sağlar. Sürü halinde yaşayan hayvanları biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?
Sürü halinde yaşayan hayvanların en önemli yaşamsal içgüdüleri güvenlik ve savunmadır. Bireysel olarak güçlü ve hızlı bir avcıya karşı tümüyle savunmasız olan bu hayvanlar, grup içindeki diğer “gözler” sayesinde tehlikeleri çok daha erken fark edebilirler. Gruptaki tek bir bireyin uyarı vermesi bütün sürünün kurtulmasını sağlar.
s h y h mirketler Sürü Halinde Yaşayan Hayvanlar
Ayrıca “şaşırtma etkisi” sayesinde, bir avcı binlerce avın oluşturduğu hareketli kütle karşısında dikkati dağılarak tek bir hedef seçmede zorlanır. Bu durum, her bir bireyin av olma olasılığını da matematiksel olarak düşürür.
İkinci önemli avantaj, kaynaklara erişimin ve avlanmanın verimli olmasıdır. Kurtlar ya da orkalar gibi etçil sürüler, bir bireyin tek başına alt edemeyeceği büyük avları organize bir iş birliğiyle avlayabilirler. Bu da onların besin zincirinin en üst basamağına yerleşmesini sağlar.
s h y h filler Sürü Halinde Yaşayan Hayvanlar

Grup halinde hareket etmek, otçul sürüler için de sınırlı yiyecek ve su kaynaklarını bulma şansını artırır. Grubun kolektif hafızası, her bireyin sınırlı bilgisinden çok daha güçlüdür. Özellikle kuraklık gibi zor zamanlarda yaşlı liderlerin geçmiş deneyimleri sürüyü yaşam kurtaran su kaynaklarına yönlendirebilir.

Grup halinde hareket etmek, otçul sürüler için de sınırlı yiyecek ve su kaynaklarını bulma şansını artırır. Grubun kolektif hafızası, her bireyin sınırlı bilgisinden çok daha güçlüdür. Özellikle kuraklık gibi zor zamanlarda yaşlı liderlerin geçmiş deneyimleri sürüyü hayat kurtaran su kaynaklarına yönlendirebilir.

Sürü yaşamı, aynı zamanda enerji tasarrufu ve sosyal bilgi aktarımı açısından kritik bir öneme sahiptir. Kuşların gökyüzünde oluşturduğu “V” dizilimi ya da balıkların birbirine çok yakın yüzmesi, hava ve su direncini azaltarak bireylerin daha az enerjiyle çok daha uzun mesafeler katetmesini sağlar.
Son olarak sürü yapısı, toplumsal bir okul işlevi de görür; genç bireyler hayatta kalma becerilerini, avlanma taktiklerini ve göç yollarını büyüklerini izleyerek öğrenir. Bu “kültürel miras”, genetik bilginin ötesine geçerek türün başarısını kuşaklar boyu garanti altına alır.
İnsanlar, çok eski zamanlardan beri sayıları ve sayma sistemini kullanmaktadır. Önce kaç av hayvanı yakaladıklarını, sonra kaç gün yolculuk yaptıklarını, sahip oldukları koyunları ve topladıkları meyveleri saymaya başladılar. Zamanla sayılar yalnızca ihtiyaç değil, bir düşünme aracı haline de geldi. İnsanlar saymayı öğrendikçe dünyayı daha iyi anlamaya başladı. Sayıları kullanarak takvimler yaptılar, binalar inşa ettiler, gemilerle okyanusları geçtiler, hatta uzaya çıktılar! Taşlara atılan çiziklerden başlayan bu yolculuk, günümüzün karmaşık matematik işlemleriyle gelişmeye devam ediyor.
sayı sayma
Başlangıçta sayılara yalnızca “az” ve “çok” olarak bakılıyordu. Sonra bunların yerini “iki”, “üç” ve “dört” gibi netlik belirten kavramlar  aldı. En sonunda sayılar simgelere dönüştü ve matematik ortaya çıktı. Matematik, yalnızca saymak değil; düşünmek, karşılaştırmak ve kurallar belirlemek anlamlarına da geliyordu. Bu gelişmeler aslında tamamen insanlığa özgü olsa da insanlar doğada ilginç bir şey daha gözlemledi; hayvanlar da sayıları fark edebiliyor, hatta “Kaç tane?” sorusunu yanıtlayabiliyorlardı!
Hayvanlar için saymak doğrudan yaşamla ilgilidir. Kaç yavrusu olduğunu bilmek, sürünün büyüklüğünü fark etmek ya da rakip grubun kalabalık olup olmadığını anlamak önemlidir. Yanlış bir karar, aç kalmak ya da tehlikeye girmek demektir. Bu nedenle özellikle bazı hayvanlar “az–çok” farkını çok iyi algılar. Elbette onlar sayıları bizim gibi düşünmez; “hissederler.” Beyinleri küçük sayıları hızlıca ayırt edebilir. Özellikle 1, 2, 3 ve 4 gibi sayılar onlar için nettir. Daha büyük sayılarda da tahmin becerileri devreye girer.
hayvanlarda sayma - çöl karıncası

Çöl Karıncası

Çöl karıncaları, attıkları adımları sayarlar ve yuvalarından kilometrelerce uzaklaşsalar da yolu hiç şaşırmadan geri dönerler.

hayvanlarda sayma - arı

Arı

Arılar, "sıfır" yani hiçlik kavramını anladığı anlaşılan ilk omurgasız hayvanlardır. Bu zeki hayvanlar, uçuş sırasında belirli sayıdaki durakları geçerek yiyeceğe ulaşmayı öğrenirler. Örneğin; “3 çiçekten sonra dön.” gibi bir düzen kurabilirler. Bu, basit ama etkili bir sayma davranışıdır

hayvanlarda sayma - karga

Karga

Yapılan deneylerde kargalar, gördükleri nesne sayısı kadar “gak” sesi çıkarmıştır. Böylece, en fazla 3–4 adet nesneyi ayırt edebildikleri görülmüştür. Günlük hayattan örnek vermek gerekirse kargalar, bir kaptaki yem miktarı değiştiğinde bunu fark edebilir veya bir eve kaç kişinin girip çıktığını izleyip sayılar eşleşmediğinde o eve yaklaşmazlar.

hayvanlarda sayma - ahtapot

Ahtapot

Ahtapotlar, nesneler arasındaki sayısal farkları görmenin yanı sıra (Örneğin, 3 nesne ile 5 nesne arasındaki farkı) dokunarak ve görerek kavrar.

hayvanlarda sayma - vatoz

Vatoz

Vatozlar 1’den 5’e kadar olan küçük sayıları birbirinden ayırt edebilir. Hatta “bir artırmak” ya da “bir eksiltmek” gibi çok basit seviyede aritmetik de yapabilirler. Ayrıca, farklı şekillerdeki nesneleri sayılarına göre ayırt edebilirler.

hayvanlarda sayma - yunus

Yunus

Yunuslar çok zeki hayvanlardır. Sayıları gruplandırmada da ustadırlar. Yapılan araştırmalar, yunusların “daha az” ve “daha çok” kavramlarını saniyeler içinde ayırt edebildiğini ve az sayıda nesneyi sayabildiğini de göstermiştir.

hayvanlarda sayma - makak

Makak

Bu primatlar, sayısal yetenekleri en gelişmiş hayvanlar arasındadır. Yalnızca saymakla kalmazlar, ekrandaki sayıları küçükten büyüğe sıralayabilir, hatta çok basit toplama-çıkarma işlemleri yapabilirler. 1–9 arası miktarları ayırt edebilen makaklar, ayrıca görsel sembollerle sayıları da eşleştirebilirler. Hatta bazı deneylerde çocukların erken sayma becerilerine benzer performanslar göstermişlerdir.

hayvanlarda sayma - aslan

Aslan

Aslanlar, rakip gruptan gelen kükremeleri ya da sesleri dinleyip sayarlar. Eğer kendi grupları daha kalabalıksa riski göze alıp saldırırlar. Tersi durumda kendileri için daha güvenli bir bölgeye çekilirler.

h sayma sirtlan Hayvanlarda Sayma

Benekli sırtlanlar da aynı davranışa sahiptir.

Hayvanlar matematik yapmaz; ama sayıları hisseder. Hayvanlar için saymak, hayatta kalmanın bir yoludur. İnsanlar bu yeteneği daha ileriye taşımıştır; matematik de bu uzun yolculuğun sonucudur.

Biz insanlar konuşarak iletişim kurarız. Peki, sizce hayvanlar birbirleriyle nasıl anlaşır? Onlar belki konuşamaz ama birbirleriyle iletişim kurmak için kendi yolları vardır; çeşitli sesler çıkarır, bedenlerini kullanır, değişik kokular yayar ya da renk değiştirirler.

Hayvanların birbirleriyle iletişim kurması doğada hayati derecede önemlidir. Çünkü, birçok tür iletişim kurarak avlanır ya da av olmamak için tehlikeyi haber vererek yavrularını korur.

Her hayvanın kendine özgü bir iletişim dili vardır. Bunu, çeşitli sesler çıkararak yapanların yanı sıra bazıları bedenleriyle çeşitli hareketler yaparak haberleşir. Bazıları dans eder, bazıları ise renk değiştirir. Hatta bazıları kokularıyla bile çevrelerine mesaj verir.

Bu haberleşme yöntemleri, hayvanların dünyasını anlamamızı sağlar. Onların ne kadar akıllı olduğunu ve bize birçok şey öğretebileceklerini gösterirler.
Babunlar sosyal, zeki ve çok dikkatli hayvanlardır. Tehlike gördüklerinde, sürüyü sesli olarak ya da bazı hareketler yaparak uyarırlar. Değişik yırtıcılar için farklı alarm sesleri çıkarırlar. Örneğin, kartallar için ayrı, leoparlar için ayrı uyarı sesleri vardır. Bu sesler, tehdidin türüne göre değişir ve normal seslerinden farklı olarak kısa, tiz ya da boğuk olabilir. Bazen de aniden doğrulup yön değiştirirler ve kuyruklarını sallarlar. Öteki babunlar bu hareketleri izler ve uyarıya göre davranırlar.

Köpekler havlayarak, uluyarak ve mırıldanarak iletişim kurarlar. Kuyruklarını sallayarak mutlu olduklarını gösterirler. Kulaklarını dikerek dikkatli olduklarını anlatırlar. Yani aslında beden dilleriyle de çok şey söylerler.

Kurtlar, uluyarak birbirleriyle konuşurlar. Bu ulumalar çok uzaklardan duyulabilir. Ulumak, sürüdeki öteki kurtlara “Ben buradayım!” demektir. Ayrıca bölgelerini işaretlemek için de ulurlar. Bazen de sürüdeki herkesin bir arada olduğunu gösterirler.
Filler, birbirleriyle çok özel sesler çıkararak konuşurlar. Bu seslerin bazıları o kadar alçaktır ki biz duyamayız. Gürültülü borazan sesi; heyecan, öfke ya da korkunun habercisidir. Uzun mesafeli iletişimlerde ise sürüyü çağırmak ya da yönlendirmek için düşük frekanslı bir mırıltı çıkarırlar.
hayvanlarda iletişim - filler

Fillerin hortumu sadece bir burun değil, aynı zamanda bir “konuşma aracı”dır. Bu güçlü organlarıyla dokunur, sarılır, çeker, destek olur ve hislerini gösterirler. Birbirlerine selamlaşma , tanıma, teselli etme, bağ kurma, oyun oynama gibi mesajlar da iletirler.

Balinalar, okyanuslarda şarkı söylerler. Bu şarkılar, binlerce kilometre öteye gider. Bu seslerle yiyecek bulma ya da göç etme zamanlarını söyleyerek birbirleriyle haberleşirler.
Mirketler de çok sosyaldir ve düzenli bir grup yaşamı sürerler. Tehlike uyarıları için gelişmiş bir iletişim sistemleri vardır. Örneğin, yırtıcı kuşlar için kısa ve tiz bir “cik” sesi, kara yırtıcıları için ise uzun “vaah” sesi çıkarırlar. Genellikle bir mirket “nöbetçi” olur. Tehlike görürse, yüksek bir yere çıkıp bağırarak grubu uyarır. Diğerleri de hemen kaçıp saklanır.
Arılar, dans ederek birbirleriyle konuşurlar. Bir arı çiçek bulduğunda kovana dönüp özel bir dans gerçekleştirir. Bu dans, öteki arılara çiçeğin nerede olduğunu anlatır.

Ateşböcekleri ışıklarını yakıp söndürerek birbirleriyle konuşurlar. Her türün farklı bir ışık deseni vardır. Bu ışıklarla birbirleriyle anlaşırlar. Eşlerini de bu yolla bulurlar.

Karıncalar, kokularıyla iletişim kurarlar. Bir karınca yiyecek bulduğunda, geriye dönerken bir koku izi bırakır. Böylece diğer karıncalar bu kokuyu takip ederek yiyeceğin yerini bulurlar.
Kuşlar, dünyanın hemen hemen her yanında yaşayan harika hayvanlardır. Büyük bir bölümü uçar ve gökyüzünde özgürce süzülür. Kanatları sayesinde uzun mesafeleri rahatça aşabilirler. Bazı kuş türleri de uçamaz; onlar havada süzülmek yerine yere bağlı yaşarlar. Onların öyküsü öteki kuşlardan biraz farklıdır. Uçamayan kuşlar da en az uçabilen kuşlar kadar ilginçtir.
Yeryüzünde 10 binin üzerinde kuş türü tanımlanmıştır.
Hala yeni türler keşfedilmekte ve bu sayı artmaktadır. Farklı büyüklüklerde ve renklerde kuş türleri bulunur.

Gagaları ve ayakları farklı olabilir.

Bazı kuşlar çok hızlı uçar, bazıları yavaş yavaş süzülür.

Bazı kuşlar göçmendir. Bazıları değildir; yaşadığı ortama uyum sağlamıştır.
Kuşlar, tüyleri ve kanatları olan hayvanlardır. Onların en bilinen özelliği uçabilmeleridir. Hafif kemikleri sayesinde havada kalmaları kolay olur. Kanat yapısı, kuşun türüne göre değişir. Bazı kuşlar çok yüksek ve uzun süre uçar. Uçma yeteneği, avlanma ve göç etme açısından da önemlidir.
ucamayan kuslar tuy Bazı Kuşlar Neden Uçamaz?

Tüyler, kuşun dengede kalmasına yardımcı olur. Kuyruk tüyleri, yön değiştirmede işe yarar. Tüyleri, onları sıcak tutar ve suya karşı korur.

Uçamayan Kuşlar

Bazı kuşlar ise hiç uçamaz; ama onların da farklı özellikleri gelişmiştir. Uçamayan kuşlar, özellikle adalarda ve çok geniş düzlüklerde yaşarlar. Güçlü bacaklarıyla yürümeye uygundurlar. Yemek aramak için kanat yerine ayaklarını kullanırlar. Onlar da yuva yapar ve yavrularını korurlar. Uçamayan kuşlar, ilginç özellikleriyle de dikkat çekerler.
bazı kuşlar neden uçamaz penguen
Penguenler, uçamayan kuşlardandır. Güçlü yüzgeçleri onları suda çok hızlı yapar.
Emu ile devekuşu, Avustralya ve Afrika’da yaşar. Büyük ve güçlü bacakları sayesinde hızlı koşabilirler.
bazı kuşlar neden uçamaz emu
Emular, saatte 70 kilometre hızla koşabilir.
bazı kuşlar neden uçamaz devekuşu
Devekuşları, uçamayan kuşların en büyüğüdür ve gözleri beyinlerinden daha büyüktür.
Uçamayan kuşlar genellikle karaya ya da suya bağımlıdır. Bazıları sürüler halinde yaşar, bazıları tek başınadır. Yiyeceklerini yürüyerek ya da yüzerek bulurlar. Tüy ve bacak yapıları hayatta kalmalarını sağlayacak şekilde evrim geçirmiştir. Bu kuşlar da diğerleri gibi doğadaki başka türlerle uyum içindedir.
bazı kuşlar neden uçamaz kakapo
Kakapo, Yeni Zelanda’da yaşayan bir tür papağandır. Gece aktiftir ve sessizce hareket eder. Kanatları küçüktür, uçamaz.
bazı kuşlar neden uçamaz dodo
Soyu tükenen dodo kuşları da uçamıyordu. Yaşadıkları adada yiyecek bol olduğu ve hiçbir için düşmanları bulunmadığından uçmaya gereksinimleri kalmamıştı.

Neden Uçamazlar

Bazı kuş türleri evrim sürecinde uçma yeteneklerini kaybetmiştir. Çünkü yaşadıkları yerde düşmanları yoktur. Uçamayan kuşlar genellikle adalarda yaşar. Bu adalarda genellikle tilki, ayı ya da panter gibi yırtıcılar yoktur. Böylece kaçmalarına, kendilerini korumalarına gerek kalmaz. Bu kuşlar için uçarak enerji harcamak anlamsızdır. Uçmak için bir neden kalmayınca bedenleri farklı bir evrim geçirmiştir. Uçamayan kuşlar genellikle ağırdır. Kanatları küçüktür ve kalkış için yeterince güçlü değildir. Bacak kasları ve gövdeleri yürüme için uyarlanmıştır. Görece ağır bedenleri uçmayı çok zorlaştırır. Bu tür kuşların tüyleri de değişiktir. Diğer kuşlardan farklı olan bu özellikleri, bu kuşların karada ya da suda hayatta kalmasına yardımcı olur. Uçamamalarının ana nedeni doğaya uyum sağlamaktır.
Çığ, dağlarda biriken büyük miktarda karın, kendi ağırlığını taşıyamayacak kadar sıkışması ya da zayıf bir tabaka üzerinde bulunması nedeniyle aniden kayarak, büyük bir gürültü ve hızla aşağı yuvarlanmasıyla meydana gelen bir doğa olayıdır. Bazen rüzgar ya da kar yağışı bile çığı tetikleyebilir. Bu ilginç doğa olayı hakkında daha fazla bilgi edinmeye ne dersiniz?

Çığ Tehlikeli midir?

Çığ, çok tehlikeli bir doğa olayıdır. Aşağı doğru hızla kayan büyük miktarda kar, son derece güçlü olur ve önüne çıkan her şeyi sürükleyebilir ya da metrelerce derinlikteki karın altına gömebilir. Büyük çığlar taşları, kayaları, toprağı ve ağaçları da beraberlerinde sürükleyebilir.
cig tehlikeli midir Çığ
cig ikon 5 sn Çığ

Bir çığ, 5 saniye içinde saatte 100 kilometre hıza ulaşabilir.

cig ikon 300 km Çığ

Bazı çığların hızı saatte 300 kilometreyi bulabilir.

cig bordur 1 Çığ

Çığa Karşı Önlemler Nelerdir?

Çığ düşme ihtimali olan yerlerde özel işaretler bulunur. Bu işaretlerin olduğu bölgelere yaklaşılmamalıdır ve bu bölgelerde çığ tehlikesine karşı olabildiğince sessiz olunmalıdır.
cig uyari Çığ

Çığların olabileceği yerlerdeki işaretlere dikkat edilmelidir.

cig cit Çığ

Bazı dağlık bölgelerde çığdan korunmak için özel çitler kurulur.

Çığ Nerelerde Olur?

Çığlar, karla kaplı yüksek dağlarda meydana gelir. Özellikle büyük eğimli yamaçlarda çığ düşme olasılığı daha yüksektir. Genelde, karı yerinde tutmaya yardımcı olan ağaçların ve kayaların bulunmadığı yamaçlarda çığ düşer.

Dağcılar ve Kayakçılar

Dağcılara ve kayakçılara önceden belirlenmiş güvenli patikaları kullanmaları ve çığ uyarılarını dikkate almaları önerilir. Çünkü bir kayakçının, snowboard yapan birinin ya da kar motosikletinin en ufak hareketi bile devasa bir çığ başlatabilir.
cig dagci kayakcilar Çığ
cig bordur 2 Çığ

Çığ Kontrolü

Çığ uzmanları, çığların sık görüldüğü bölgelerde zaman zaman küçük ve planlı patlamalar yaratır. Bu patlamalar; kontrollü, görece küçük ve güvenli yapay çığlar meydana getirir. Böylece ileride gerçekleşebilecek büyük, kontrolsüz ve tehlikeli çığların oluşma riski azalır.
cig kontrolu Çığ
Otçul hayvanlar, doğada yırtıcı hayvanlara av olmamak için çeşitli yöntemler geliştirmiştir. Bazıları iyi koşucudur, hızla kaçar. Bazıları bulunduğu ortama çok iyi uyum sağlar, kamufle olup saklanır. Bazılarının boynuzları olur, avcı hayvanlarla mücadele edebilmelerini sağlar. Bazılarının da zırhı vardır. Yanlış okumadınız! Bazı hayvanlar zırhlıdır ve bu sayede yırtıcılardan korunarak hayatta kalırlar. Şimdi bu zırhlı hayvanları biraz daha yakından tanıyalım.
zırhlı hayvanlar

Sert kabuklu hayvanların zırhı, taşıdıkları kabuklarıdır. Bu zırh, genelde kemiksi plakalardan oluşur ve hayvanı dış tehlikelerden koruyan sert bir kalkan görevi görür. Yırtıcı hayvanların dişleri ve pençeleri zırha zarar veremez, böylelikle zırhlı hayvanın hayatta kalma şansı artar.

z h armadillo 1 Zırhlı Hayvanlar

Zırh, doğal seçilimin bir sonucudur. Zırhlı hayvanlar daha güvende oldukları için daha uzun yaşar, bu sayede daha çok yavru sahibi olur ve bu özellik yavrularına aktarılır. Zırh, milyonlarca yıl boyunca yavaş yavaş oluşmuş olup çevrede çok sayıda yırtıcı hayvanın bulunması bu gelişimi desteklemiştir.

Zırh, yırtıcıların yanı sıra güneşe karşı da korunma sağlar.

z h bordur 1 Zırhlı Hayvanlar
Günümüzde yaşayan bazı zırhlı hayvanlar şunlardır:

Pangolin

Pangolin, Afrika ve Asya’nın tropikal bölgelerinde yaşayan bir memelidir. Bütün bedeni üst üste binen büyük, keratinden (saçımızı ve tırnaklarımızı oluşturan madde) pullarla kaplıdır. Pangolinler, tehlike anında yuvarlanarak top şeklini alırlar. Zırhları, onları neredeyse dokunulmaz hale getirir, öyle ki; top haline geldiklerinde leoparlar bile onları açmakta zorlanır. Pangolinler, geceleri aktif olurlar. Uzun ve yapışkan dillerini kullanarak karınca ve termitlerle beslenirler.

Kaplumbağa

Kaplumbağanın çok sağlam bir kabuğu vardır. Bu kabuk iki parçadan oluşur. Üst kısma “karapas”, alt kısma “plastron” denir. Plastron ve karapas temel olarak kemikten oluşur; ancak her ikisi de üst yüzeyde keratin plakalarıyla kaplıdır. Kaplumbağa, tehlike anında başını ve ayaklarını bu kabuğun yani zırhının içine çeker. Kabuğu adeta taş gibidir; aşılması neredeyse olanaksızdır.

Kara hayvanlarının zırhı serttir. Deniz hayvanlarınınki daha esnek olur. Böylece rahatça yüzerler.

z h bordur 4 Zırhlı Hayvanlar
z h armadillo 2 Zırhlı Hayvanlar

Armadillo

Armadillo, Güney ve Orta Amerika’ya özgü bir memelidir. Karıncalar ve diğer böceklerle beslenir. Geceleri aktiftir. Toprakta tünel kazıp içinde yaşar. Bedeni küçük, kemiksi plakalardan oluşan esnek bir kabukla sarılıdır. Armadillo zırhı, yalnızca savunma işine yaramaz, aynı zamanda sıcaklık düzenlemesine de yardımcı olur.

Armadillo

Armadillo, Güney ve Orta Amerika’ya özgü bir memelidir. Karıncalar ve diğer böceklerle beslenir. Geceleri aktiftir. Toprakta tünel kazıp içinde yaşar. Bedeni küçük, kemiksi plakalardan oluşan esnek bir kabukla sarılıdır. Armadillo zırhı, yalnızca savunma işine yaramaz, aynı zamanda sıcaklık düzenlemesine de yardımcı olur.

z h bordur 2 Zırhlı Hayvanlar
zırhlı hayvanlar - zırhlı kertenkele

Zırhlı kertenkele

Afrika’ya özgü bu kertenkelenin vücudunu saran pullu derisinde, kalın ve kemikli plakalar da bulunur. Bu kertenkelelerin en popüler türü olan Dev Kuşaklı Kertenkele, kayaların arasındaki çatlaklarda yaşar. Kuyruğunu zırh olarak kullanır ve tehlike anında onu bükerek düşmanına doğru çevirir. Zırhı, kurak ortamlarda su kaybını en aza indirmeye de yardımcı olur.

zırhlı hayvanlar - midye - istiridye - deniztarağı

Midye, istiridye ve deniztarağı

Midye, istiridye ve deniz tarağı gibi çift kabuklular, en temel zırhlı hayvanlardır. Bedenleri, menteşeye benzer bir yapı ile birbirine bağlı iki sert kabuktan oluşur. Kalsiyum karbonattan meydana gelen bu kabuklar, yırtıcılara karşı dayanıklı bir koruma sağlar.

z h bordur 3 Zırhlı Hayvanlar
Geçmişte yaşamış bazı zırhlı hayvanlar şunlardır:
zırhlı hayvanlar - gliptodon

Gliptodon

Gliptodon dev bir armadilloya benziyordu. Yaklaşık olarak bir araba büyüklüğündeydi. Tek parçadan oluşan kalın kabuğu, sırtını tamamen örterdi. Bu kabuk, yüzlerce altıgen kemik plakadan oluşuyordu. Kuyruğunda da ağır bir topuz bulunuyordu. Bu topuzu kendini savunmak için kullanırdı. Zırhı taş gibi sert olan bu hayvanların soyları yaklaşık 11.000 yıl önce, Buz Devri'nin sonunda tükendi.

zırhlı hayvanlar - doedikurus

Doedikurus

Doedikurus, binlerce yıl önce Güney Amerika’da yaşamış olan dev bir memeliydi. Gliptodon ailesinin bir üyesi olan doedikurus aslında armadilloların, çok büyük bir akrabasıydı. O da zırhlıydı. Ayrıca kuyruğunda kemikten, büyük ve sivri çıkıntılar vardı. Yaklaşık 4 metre uzunluğundaydı. Zırhı taş gibi sertti. Soyları, yaklaşık 11.000 yıl önce, Buz Devri’nin sonunda tükendi.

zırhlı hayvanlar - ankilozor

Ankilozor

Ankilozor, Geç Kretase döneminde Kuzey Amerika’da yaşamış bir dinozordu. Bedeni tümüyle zırhla kaplıydı. "Zırhlı kertenkele” anlamına gelen adını da bu özelliğinden almıştı. Ayrıca, sırtında kemiksi plakalar bulunurdu. Kuyruğunun ucunda kemikten, büyük bir topuz vardı. Bu topuz, onun için çok etkili bir savunma sistemiydi.

zırhlı hayvanlar - triseratops

Triseratops

Bu dinozorun adı "Üç Boynuzlu Yüz" anlamına geliyordu ve Geç Kretase devrinin en bilinen dinozorlarından biriydi. Zırhı, büyük ölçüde kafatasının uzantısı olan dev bir boyun “yaka”sı ve üç boynuzdan oluşuyordu. Boyun yakası, omuzlarını ve boynunu saldırılardan koruyordu.

Kış deyince aklınıza ne geliyor? Büyük olasılıkla soğuk ve üşümek, kalın montlar, elbette kar topu savaşları, kapalı bir hava, ağızdan çıkan buharlar, sıcak battaniyeler, kakaolu süt ve belki sıcak çikolata… Evet, bunların hepsi kışla ilgili çok tanıdık ve bilinen şeyler. Peki ya kış, sandığınızdan çok daha tuhaf, şaşırtıcı ve ilginç bir mevsimse? Haydi gelin, kışa çok daha farklı bir açıdan bakalım!
B k kar rengi Bildiğiniz Kış!

Kar taneleri, saydam buz kristallerinden oluşur. Bu kristaller, gelen ışığı her yönde yansıttıklarından bize beyaz renkte görünürler. Yani, pamuk gibi gördüğümüz o kar manzarası aslında hiçbir zaman beyaz değildi!

B k kar tanesi Bildiğiniz Kış!

Her kar kristalinin merkezinde, çıplak gözle göremediğimiz minik bir parça toz, kurum ya da polen bulunur. Havadaki su buharı önce sıvılaşır, sonra su molekülleri bu minik parçacığın çevresine tutunarak donar ve kar kristalinin temelini oluşturur. Sonra kristal büyür, kolları oluşur ve o çok popüler eşi bulunmayan altıgen şekiller ortaya çıkar.

B k kar bordur 1 Bildiğiniz Kış!
Kış mevsimi, dünyanın her yerinde aynı anda yaşanmaz. Kuzey Yarımküre’de kışken Güney Yarımküre’de yaz yaşanır. Biz kalın montlar giyerken Arjantin’de, Güney Afrika’daki insanlar denize girer!
B k kuzey guney yarimkure Bildiğiniz Kış!
B k yorunge Bildiğiniz Kış!

Dünya, Güneş’in çevresinde tam bir daire değil, elips şeklinde bir yörüngede döner. Dünya, Güneş’e en yakın konumlarından geçerken, Kuzey Yarımküre’de kış yaşanır. Bunun nedeni, Dünya’nın eksen eğikliğidir; yani Güneş ışınlarının daha eğik açıyla yere düşmesi ve enerjiyi daha geniş alana yaymasıdır.

B k kar bordur 2 Bildiğiniz Kış!
B k kar sesi emer Bildiğiniz Kış!

Kar yağdığında etrafın neden sessizleştiğini hiç merak ettiniz mi? Çünkü kar, doğadaki en iyi ses yutucu malzemelerden biridir ve karın içindeki boşluklar (ses dalgalarını) emer.

B k kar kokusu Bildiğiniz Kış!

Soğuk hava, burnumuzdaki reseptörleri daha çok uyarır. Bu nedenle kışın havayı “daha keskin” koklarız.

Kışın gökyüzü daha parlak görünür. Soğukta havadaki nem, yani su buharı, daha az olur. Nem az olduğunda, havada ışığı dağıtıp bulandıracak daha az mikroskobik su damlası olur. Bu nedenle de kuru havada yıldızlar daha net ve parlak görünür.
B k donuk gol Bildiğiniz Kış!
Göllerde ve bazen de akarsularda su donar. Bu donma üstten alta doğru olur. Bu nedenle balıklar kışın ölmez. Su yüzeyden donar, katılaşır; ama alt kısımlar sıvı kalır.
Doğada donunca hacmi artan tek sıvı sudur. Bu nedenle kışın donan sular, su borularını olduğu gibi devasa kayaları da çatlatabilir. Buzun, sudan hafif olmasının ve batmadan yüzeyde kalmasının nedeni de budur. Denizlerde yüzen buzdağlarının fotoğraflarını ya da videolarını görmüşsünüzdür.
Doğada her canlı, hayatta kalmak için hem beslenmeye hem de besin arayan başka canlılardan korunmaya çalışır. Hayvanlar, bitkiler veya avladıkları diğer hayvanlar ile beslenir. Bitkileri yiyen hayvanlara “otçul hayvanlar” diyoruz. Başka hayvanlarla beslenen hayvanlara da “etçil hayvanlar” diyoruz. Doğada etçil hayvanların işi gerçekten de zordur. Çünkü yiyecekleri olan diğer hayvanların da duyuları ve becerileri av olmamak için çok gelişmiştir. Dolayısıyla avcı olan etçil hayvanlar da çok çeşitli avlanma yöntemleri geliştirmiştir. Bu değişik yöntemlere biraz yakından bakmaya ne dersiniz?

Hayvanlar avlanırken birbirinden farklı yöntemler kullanır; kimi hızlı koşar, kimisi sessizce yaklaşır, bazıları da sabırla avını bekler. Hayvanlar avlarını keskin gözleri, güçlü duyma ve koku alma gibi çeşitli becerilerle tespit edebilir. Avlanırken de pençelerini, dişlerini ve vücutlarını kullanırlar. Avlarını yakalayabilmek için etkileyici yöntemler geliştiren her avcı hayvan, kendi tarzının ustasıdır.

Fener balığı, okyanusun karanlık derinliklerinde yaşayan gizemli bir avcıdır. Başının önünden sarkan, ucunda ışık yayan bir uzantısı vardır. Bu uzantı adeta bir olta görevi görür ve küçük balıkları kendine çeker. Işığı merak eden hatta onu bir av zanneden küçük balıklar ya da başka küçük hayvanlar yaklaştığında, fener balığı hiç beklemeden ağzını açıp avını yutar. Bu, avın kendi isteğiyle avcının ağına düştüğü zekice bir yöntemdir. Karanlıkta kimse bu ölümcül oltanın sahibini göremez.
Elektrikli yılan balığı, adından da anlaşılacağı gibi, avını yakalamak için elektrik kullanır. Özel organları sayesinde 600 volta kadar elektrik üretebilir. Saniyeden bile daha kısa süren bu şok, avının kaslarını kilitleyip hareketsiz hale getirerek onu ideal bir ava dönüştürür.
Okçu balığın, suyun üzerinde duran ya da suya sarkmış dallarda ve yapraklarda bulunan böcekleri avlamak için kendine özgü bir yeteneği vardır. Ağzından tazyikli su püskürterek hedefteki böceği suya düşürür. Üstün bir nişancılık yeteneği gerektiren bu atışın ardından suya düşen böceği hemen kapar.
Timsahlar, avlarını su altında pusu kurarak bekleyen usta avcılardır. Bazen yalnızca gözleri ve burun delikleri suyun yüzeyinde kalacak şekilde hareketsiz dururlar. Genellikle su içmeye gelen avları iyice yaklaştığında, ani ve güçlü bir hamleyle saldırırlar. Güçlü çeneleriyle avlarını kavrar ve suya sürüklerler.
Zehirli yılanlar, avlarını felç etmek ya da doğrudan öldürmek için sivri ön dişlerini kullanarak zehirlerini avlarına enjekte ederler. Zehirli olmayan yılanlarsa genellikle güçlü bedenlerini avlarına dolayıp sıkarak avın kalbinin ya da akciğerlerinin çalışmasını durdururlar.

Büyük yılanlar genellikle zehir yerine bedenlerinin gücüyle avlanır. Pitonlar ve anakondalar böyle yılanlardandır.

Renk değiştirme yetenekleriyle ünlü bukalemunlar, bu sayede hem kendilerini avlayacak yırtıcılardan hem de kendi avlarından gizlenirler. Avlanma yöntemleri de oldukça ilginçtir; neredeyse kendi boyları kadar uzayabilen, yapışkan dillerini kullanırlar. Avlarının kaçmasına imkan vermeden, dillerini saniyenin onda birinden daha kısa sürede -adeta şimşek gibi- avlarına yapıştırıp çekerler.
Çoğu örümcek türü, avını yakalamak için ipeksi bir ağ örer. Bu ağ, av olan diğer böcekler için görünmez, yapışkan bir tuzaktır. Örümcek, genellikle ağı örüp merkezinde bekler. Bir böcek ağa takılıp kurtulmak için çırpındığında, örümcek titreşimleri hisseder ve hızla avına doğru ilerleyip bedeninden çıkan iplikle onu sarıp sarmalar.
Gökyüzünün usta avcıları kartallar, ileri seviyedeki keskin görüşleriyle kilometrelerce yüksekten avlarını saptayabilirler. Avlarını gözlerine kestirince de hızla aşağı süzülerek saldırıya geçip keskin pençeleriyle avlarını yakalarlar.
Yalıçapkınları, ufak boyutlarına rağmen su kenarlarındaki küçük balıkları avlayan becerikli avcılardır. Bir dalın üzerinde ya da havada asılı kalarak dikkatle gözlem yaparlar. Avlarını saptayınca da süratle suya dalarlar. Gözleri, suyun kırılma etkisini hesaba katacak şekilde evrim geçirmiştir. Avlarını genellikle başarıyla tamamlayarak gagalarındaki balıkla birlikte çabucak yüzeye çıkarlar.
Baykuşlar, gece avcılarının en sessiz olanlarıdır. Tüylerinin özelliği sayesinde uçarken neredeyse hiç ses çıkarmazlar. Avları, onların yaklaşmakta olduğunu dahi fark edemez. Asimetrik olan kulakları, avlarının çıkardığı sesin nereden geldiğini mükemmel şekilde tespit etmelerini sağlar. Bu sayede, karanlıkta bile avlarını nokta atışıyla bulup güçlü pençeleriyle yakalarlar.

Kurtlar, sürü halinde yaşayan sosyal hayvanlardır. Ava da yine sürü halinde çıkarlar. Avlarını uzun mesafeler boyunca takip edip yoran dayanıklı avcılardır. Sürü üyelerinin çeşitli görevleri bulunur. Farklı konumlardan saldırarak avı zayıflatır ve tuzağa düşürürler.

Bazı hayvanlar bireysel olarak avlanırken, bazıları sürüler halinde avlanır.

Sürü halinde avlanan bir başka memeli de orkadır. Orkalar, okyanusun en zeki avcılarındandır. Avlarını yakalamak için karmaşık bir ekip çalışması yaparlar. Büyük balıklardan foklara, deniz aslanlarından köpekbalıklarına kadar birçok türü avlarlar.
Çita, karadaki en hızlı hayvandır. Avını yakalamak için yüksek süratini kullanır. Özellikle antilop ve ceylan gibi hızlı avları kovalayarak yakalar. Esnek omurgası ve uzun bacakları sayesinde koşarken son derece hızlanır. Kısa mesafelerde saatte 110 kilometre hıza ulaşabilir. Ancak avını da kısa süre içinde yakalaması gerekir; çünkü bu hızı yorulmasına da sebep olur.

Elektrikli balıklar, suyun altında kendi elektriklerini üretirler. Hayır, yanlış okumadınız; bu canlılar tıpkı bir pil gibi çalışırlar! Hatta bu yetenekleri onlara doğada büyük avantaj sağlar. Elektrikleri sayesinde hem avlanırlar hem de kendilerini büyük avcılardan korurlar. Elektrikli balıklar su altının süper kahramanları gibidir. Adeta görünmez bir güçleri vardır. Bu balıklar, yüzyıllardır insanlar tarafından ilginç ve etkileyici bulunarak hayranlık uyandırmaktadır. Bu gizemli ve etkileyici balıkları daha yakından tanımaya ne dersiniz?

Büyüklük ve Görünüş

Vücutları, genellikle uzun ve silindir şekliyle kalın bir boruyu andırır. Boyları türlerine göre değişir. Bazıları bir kibrit çöpü kadar olabilirken; bazılarının boyu 3 metreyi, ağırlıkları ise 20 kiloyu bulabilir. Renkleri kahverengi, gri ya da siyah olabilir. Gözleri küçüktür, ağızları ise büyüktür.
elektrikli balık
elektrikli balık
e b elektrik ikon Elektrikli Balıkların Gizemli Dünyası

Dünyada yaklaşık 350 tür elektrikli balık vardır.
Bilimsel adı Electrophorus electricus’tur.

e b elektrik ikon Elektrikli Balıkların Gizemli Dünyası

Çoğu tür 15 yıl yaşar.

Neyle Beslenirler

Elektrikli balıklar etçil hayvanlardır. Karides ve yengeç gibi kabuklular, solucanlar ve küçük balıklar besin kaynakları arasında yer alır. Onlar için avlanmak çok kolaydır. Avlarını elektrik şokuyla sersemletirler.

e b ne yerler balik Elektrikli Balıkların Gizemli Dünyası

Nerede Yaşarlar?

Elektrikli balıklar genelde tatlı sularda yaşar. Amazon, Orinoko ve Nil gibi büyük ırmaklarda bulunurlar. Yaşam alanları arasında göller ve bataklıklar da bulunur. Çamurlu ve derin olmayan karanlık sularda yaşamayı severler. Görmek için gözlerini değil, elektrik duyularını kullanırlar. Yönlerini de yine elektrikle bulurlar. Bazı türleri de denizlerde yaşar. Dünyanın sıcak iklimli yerlerinde bulunurlar. Tropik bölgeler onlar için çok uygundur.
Amazon elektrikli balık
e b elektrik ikon Elektrikli Balıkların Gizemli Dünyası

Bedenlerinin çevresinde bir elektrik alanı oluştururlar. Bu alan, etraflarını görmelerine yardımcı olur.

e b elektrik ikon Elektrikli Balıkların Gizemli Dünyası

Bazıları 600 voltluk bir gerilim ve 1.000 watt gücünde elektrik üretebilir. Elektrik üretimi o kadar kısa sürer ki tam bir şok dalgası yaratır.

c c giris 4 Caretta Caretta
c c giris 3 Caretta Caretta
c c giris 2 Caretta Caretta
c c giris 1 2 Caretta Caretta

Denizlerin Ağırbaşlı Sakini

Caretta caretta

Dünya denizlerinde yaşayan 7 deniz kaplumbağası türünden biri de Caretta carettadır. Bu canlıların kocaman başları, güçlü yüzgeçleri, sert ve yuvarlak kabukları vardır ve “İri baş deniz kaplumbağası” olarak da bilinirler. Kabuklarının rengi, kahverengi ile kırmızı arasında değişir. Bu türün adını sık sık duyarız çünkü yaşam alanları arasında Türkiye de vardır.
Caretta Caretta
Caretta Caretta büyüklüğü

Büyüklükleri

Caretta carettalar ortalama 1 metre boya ulaşabilir ve ağırlıkları da 80-200 kilogram dolayında olur. Yine de 500 kilogramdan bile daha ağır olan Caretta carettalar olduğu da biliniyor!

Fosil kayıtlarına ve genetik çalışmalara göre deniz kaplumbağaları yaklaşık 90 milyon yıldır denizlerde yaşıyor. Caretta carettaların ise şimdiki halini son birkaç milyon yılda aldığı düşünülüyor.

Caretta Caretta ne yer

Ne Yerler?

Bu kaplumbağalar hepçildir ve tıpkı bizim gibi onlar da çeşitli yiyeceklerle beslenirler. Denizanası, yengeç, salyangoz, karides ve küçük balıklar en sevdikleri yiyeceklerdendir. Diğer besinleri arasında süngerler, mercanlar, deniz solucanları, deniz anemonları, midyeler, denizkestaneleri ve denizyıldızları bulunur. Güçlü çeneleri sayesinde sert kabuklu hayvanları kolayca yiyebilirler.

Caretta carettalar suyun altında hareket halindeyken nefeslerini genellikle 4-7 dakika arasında tutabilirler. Bu sürenin ardından yüzeye çıkarak burunlarını dışarı uzatıp yeni bir nefes aldıktan sonra tekrar derinlere dalarlar. Bu sırada kimi zaman kıyılara çok yaklaşsalar da genellikle insanlardan çekinirler. Metabolizmaları yavaşladığı için suyun altında dinlenmeleri ya da uyumaları sırasında nefeslerini birkaç saat boyunca tutabilirler.
Caretta Carettalar nerede yaşarlar

Nerede Yaşarlar?

Caretta carettalar ılık ve sıcak denizlerde yaşarlar. Akdeniz, Ege, Karadeniz’in bazı bölgeleri, Atlas Okyanusu’nun tropikal ve subtropikal kıyıları ile Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus’ta bulunurlar. Türkiye kıyıları da onlar için önemli bir yaşam alanıdır. Her yıl, binlerce Caretta caretta yumurtlamak için kıyılarımıza gelir. Yuvalarını yapmak için özellikle Ege ve Akdeniz sahillerini tercih ederler. Tüm deniz kaplumbağaları arasında en geniş coğrafi alanda yuva yapan türdür.

Türkiye’deki en çok bilinen yuvalama alanları Antalya, Muğla ve Mersin’de yer alır.

Caretta Carettaların göç rotaları

Göç Rotaları

Caretta carettaların yumurtlama süreci, özel bir olaydır. Yetişkin dişiler genellikle 20-30 yaşlarına geldiklerinde yumurtlamaya başlarlar. Bunun için de yaşadıkları ve beslendikleri alanlar ile yuvalama alanları arasında uzun mesafeler boyunca göç ederler. Örneğin; Akdeniz’de yaşayan dişi Caretta carettaların göç rotası, Kuzey Afrika, Yunanistan ve Türkiye kıyıları arasında bir döngüden oluşur. Yönlerini, dünyanın doğal manyetik alanlarını kullanarak buldukları düşünülür. Bu şaşırtıcı yetenekleri sayesinde her zaman doğdukları sahile (ya da koşullara bağlı olarak yakınındaki bir sahile) geri dönerler. Bu olaya “doğal yuvaya sadakat” denir. Kumu kazar ve yumurtalar için bir yuva yaparlar. Her seferinde ortalama 80–120 yumurta bırakıp denize geri dönerler. Yumurtalar kumun sıcaklığına bağlı olarak ortalama 45–70 gün içinde çatlar. Bu süre, kumların sıcaklığına göre kısalabilir ya da uzayabilir. Yavrular, yumurtadan çıkınca denize doğru koşarlar. Bu, onların hayatta kalma yolculuğunun başlangıcı ve olasılıkla en tehlikeli bölümüdür.

Caretta Caretta yumurtaları
Yumurtadan yeni çıkmış Caretta caretta yavruları, yalnızca 15-25 gram ağırlığında ve 4-5 santimetre boyunda olur.
Caretta Caretta yavruları
Yavruların cinsiyeti, yuvanın sıcaklığına bağlıdır; sıcakta dişi, serinde erkek yavrular çıkar.
Caretta Caretta denizlerin kirliliği

Caretta carettalar yumurta halindeyken ve yumurtadan çıktıktan hemen sonraki kısa dönem boyunca birçok tehlikeyle karşılaşırlar. Yavrular, özellikle yumurtadan yeni çıktıklarında sahildeki tilki, martı ve yengeç gibi hayvanlar tarafından kolayca avlanabilirler. Onlar için en büyük tehlike de ne yazık ki insanlardır. Kirlilik, balık ağları ve sahillerdeki yapılaşma yaşamlarını ciddi olarak tehdit eder.

Caretta carettalar uzun ömürlü hayvanlardır. Uygun koşullarda yaşayabilirlerse, ömürleri 60-70 yıla kadar çıkabilir. Hatta daha yaşlılarının da olduğu bilinir.

Caretta Caretta yavruları

Nüfus ve Korunma

Dünyadaki Caretta caretta nüfusu ne yazık ki sürekli azalıyor. Kesin bir sayı vermek çok zor olsa da araştırmalara dayanan tahminlere göre sadece 60 bin civarında dişi kalmış durumda. Denize ulaşan her 100 yavrudan yalnızca biri yetişkinliğe erişebiliyor. Bu sebeple soyu tehlike altına olan Caretta carettaları korumak için birçok uluslararası ve yerel çalışmalar yürütülüyor.

Örneğin; Türkiye İş Bankası’nın da desteği ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Su Altı Görüntüleme ve Araştırma Merkezi (SAGAM) ile Kuzey Kıbrıs Deniz Kaplumbağalarını Koruma Derneği’nin (SPOT) iş birliğiyle denizlerin sevimli yolcuları Kumbi ve District 135 adı verilen iki Caretta carettaya uydu yoluyla izlenebilmelerini sağlayan takip cihazları takıldı. Bu sayede, Akdeniz’de heyecan dolu bir maceraya çıkan Kumbi ve District 135'in nerelere yüzdüklerini ve hangi sahillerde mola verdiklerini görebiliyoruz. Kumbi, Kıbrıs’tan ayrıldıktan sonra Anamur’a gidip sahile yumurtalarını bıraktı bile! Zamanı geldiğinde bu minik yumurtalardan çıkan yavrular da anneleri gibi uzun yolculuklara çıkacak. Siz de onların heyecan dolu yolculuklarını buradan takip edebilirsiniz.

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI