ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Kültür

Türkiye’deki Önemli Tarihi Kazılar

Menderes’in Kıyısında Bir Antik Kent: Tripolis

Binlerce yıl önce Denizli’nin Buldan ilçesinde, Büyük Menderes Nehri’nin kıyısından günümüze uzanan Tripolis Antik Kenti, sizi etkileyici bir zaman yolculuğuna davet ediyor! Burayı ziyaret ettiğinizde, kendinizi geçmişin canlı sokaklarında dolaşırken bulacaksınız.
tripolis tabela Menderes’in Kıyısında Bir Antik Kent: Tripolis

Kentin Konumu ve Kökeni

Denizli il merkezinin yaklaşık 40 kilometre kuzeybatısında, Buldan ilçesi sınırlarında yer alan Tripolis, aynı zamanda Antik Dönem’de Lydia, Phrygia ve Karia bölgelerinin kesişim noktasında, çok önemli ticaret yollarının geçiş güzergâhında konumlanıyor. Yaklaşık 2 kilometrelik bir alana yayılan kent, Çürüksu Vadisi’nin kuzeybatı ucunda, vadiye hâkim bir tepenin güney yamacında geçmişi ve günümüzü bir araya getiriyor.

Batı Anadolu’nun en önemli nehirlerinden biri olan Büyük Menderes’in (Maiandros) beslediği kent; verimli toprakları, ılıman iklimi ve korunaklı yaşam alanlarıyla günümüzden yaklaşık yedi bin yıl öncesine kadar uzanan toplu yaşama ev sahipliği yaptı.

Tripolis İsmi Nereden Geliyor?

Helenistik Dönem’de çeşitli kaynaklarda ismi geçen kent, aslında ilk olarak sanat ve kültürün koruyucu tanrısı Apollon’a ithafen “Apollonia” olarak adlandırıldı. Geç Cumhuriyet Dönemi’ne gelindiğinde ise, Julius Caesar’ın yakın arkadaşı ve Kleopatra’nın sevgilisi olan Roma generali Marcus Antonius’a ithafen “Antoniopolis” adını aldı. Bu ünlü komutan, W. Shakespeare’in eserlerinde de ölümsüzleşmiş bir karakterdi. İmparator Augustus Dönemi’nden itibaren ise kentin adı üçüncü ve son kez değişerek “Tripolis” oldu.

Ticaretin ve Sosyal Yaşamın Kalbi

Tripolis, tarih boyunca stratejik konumu sayesinde önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Burada yapılan arkeolojik çalışmalarda agora, sütunlu caddeler, kilise, tabernalar (ürün ve hizmet satılan tek odalı dükkanlar), granarium (tahıl ambarı), anıtsal çeşmeler, hamamlar, tiyatro, nekropoller ve konut alanları gibi yapılar da ortaya çıkarılmıştır. Bu da bize gösteriyor ki bu kent, o dönemler hem ticaretin hem de sosyal yaşamın kalbiydi.

Antik Dünyanın İzleri

Tripolis’i gezerken kendinizi bir tarih filmi içinde gibi hissedebilirsiniz. Sütunlu caddelerden geçerken yan yana dizilmiş dükkanlarda insanların alışveriş yaptığını, birbirleriyle sohbetler ettiğini hayal edebilirsiniz. Herkesin buluştuğu vakit geçirdiği agora ve tabernaların, ticaretin ve sosyal hayatın merkezi olduğunu görebilirsiniz. Tiyatro ve hamamları ziyaret ederek o dönemdeki toplumun kültür ve sanat anlayışını daha yakından tanıyabilirsiniz. Özellikle Mozaikli Ev ve yerleşim alanlarını gördükten sonra insanların günlük hayatını gözünüzde canlandırabilirsiniz.

tripolis kazi Menderes’in Kıyısında Bir Antik Kent: Tripolis

Kazı Çalışmaları

Pamukkale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bahadır Duman başkanlığında, Tripolis Antik Kenti’nde yürütülen kazı çalışmalarında bugüne kadar agora, Mozaikli Ev, tiyatro, çeşmeler gibi pek çok yapı ortaya çıkarıldı. Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle gerçekleştirilen bu kazılar ve arkeolojik çalışmalar sayesinde bölgede yeniden gün yüzüne çıkan tarihi eserler, etkileyici hikayelerini ziyaretçilere sunmaya devam ediyor.

Keşfetmeye Hazır mısınız?

Tripolis, Anadolu’nun zengin tarihini ve kültürel çeşitliliğini gözler önüne seren eşsiz bir durak. Günümüzde ziyaretçilere açık olan Tripolis Antik Kenti, size unutulmaz anlar yaşatacak.
Denizli’ye yolunuz düşerse Çürüksu Vadisi’nin kuzeybatısındaki bu antik kenti keşfetme, sütunlu caddelerinde dolaşma ve anıtsal yapılarını yakından inceleme fırsatını kaçırmayın!

p k t giris 5 Paranın Kısa Tarihi
p k t giris 4 Paranın Kısa Tarihi
p k t giris 3 Paranın Kısa Tarihi
p k t giris 2 Paranın Kısa Tarihi
p k t giris 1 Paranın Kısa Tarihi

Geleceğin Ekonomistleri İçin Kılavuz

Paranın Kısa Tarihi

Para, günlük yaşamımızda sıkça kullandığımız çok önemli bir araçtır. Onun sayesinde istediğimiz ürünleri satın alabilir, ihtiyacımız olan hizmetlere ulaşabiliriz. Örneğin; alışveriş yapacağımızda, okul kantininden bir şey alacağımızda ya da sinema, tiyatro, konser gibi biletli etkinliklere gideceğimiz zaman paraya ihtiyaç duyarız. Bunların yanı sıra; okumak istediğimiz bir kitabı almak için, saçımızı kestirmek için, sanat veya spor gibi alanlarda özel eğitim almak için de parayı kullanırız. Gereksinimlerimizi karşılamak ve istediklerimize ulaşmak için paranın değerini bilmemiz büyük önem taşır. Bu nedenle parayı yalnızca bir kağıt parçası, metal bir nesne veya plastik bir kart olarak değil, bir değişim aracı olarak görmeliyiz.

Paranın Doğuşu

Çok eski zamanlarda, daha madeni ya da kağıt paralar icat edilmemişken dünya çok farklıydı. İnsanlar alışverişlerini para yerine takas yöntemi ile gerçekleştirirdi. Bir malın başka bir mal karşılığında verilmesi anlamına gelen takas ile insanlar, bir ihtiyaçları olduğunda ellerindeki fazla ürünlerini, eşyalarını ya da hizmetlerini başkalarının fazla ürünleri, hizmetleri ya da eşyalarıyla değiştirirdi. Örneğin, bir çiftçi elindeki buğdayı, bir ayakkabı üreticisinin yaptığı çizmelerle değiştirerek gereksinimini giderirdi.

Ancak bu yöntem her zaman kolay işlemiyordu; çünkü her eşya o anda başka birine lazım olmayabiliyordu. Takas sistemindeki bu zorluk, insanların ortak bir değer ölçüsü arayışına girmesine neden oldu. İşte paranın öyküsü de tam olarak bu ortak “değişim aracını” bulma ihtiyacıyla binlerce yıl önce başladı.

paranın kısa tarihi - paranın doğuşu

Paradan Önce

Paradan önce dünyanın çeşitli bölgelerinde herkesçe kabul gören deniz kabukları, kakao taneleri, tuz blokları, tahıllar, hayvan kürkleri ya da değerli taşlar ortak “değişim aracı”, yani bir tür “para” olarak kullanılırdı.

paranın kısa tarihi - paradan önce

Paranın İcadı

Tarihte bildiğimiz anlamdaki ilk madeni paralar, Anadolu’da yaşayan Lidyalılarca kullanıldı. Altın ve gümüş kullanılarak yapılan bu ilk paralar, ticaretin hızlanmasını ve güvenilir olmasını sağladı. Zamanla her devlet kendi simgelerini taşıyan madeni paralarını basarak ekonomisini güçlendirmeye başladı.
paranın kısa tarihi - ilk madeni paralar
İlk madeni paralar, Lidya kralı Kroisos tarafından, M.Ö. 550’li yıllardan itibaren bastırılan altın ve gümüş sikkelerdir*.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Classical Numismatic Group)
paranın kısa tarihi - ilk madeni paralar
Lidya kralı Kroisos.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Marco Prins)
* Sikke: Bir devlet tarafından basıldığı ve onaylandığı belli olan madeni para.
p k t lidyali 2 Paranın Kısa Tarihi

Lidya; Gediz Irmağı ile Küçük Menderes Irmağı vadileri arasında konumlanan, günümüzde İzmir’in doğu kesimleri ve Kütahya’nın batı kesimleri ile Manisa ve Uşak illerine karşılık gelen bölgede yer alıyordu.

İlk Kağıt Para

Büyük miktarda madeni paranın taşınması zor olduğundan, insanlar daha hafif bir çözüm olan kağıt paraları kullanmaya başladılar. Kağıt para (banknot) ilk olarak Çin’de, 11. yüzyıldaki Song Hanedanı Dönemi’nde ortaya çıktı. 13. yüzyıl itibarıyla da bugünkü banknotlara en çok benzeyen sisteme geçildi.
paranın kısa tarihi - çin parası
Çin’de basılmış ilk banknotlardan günümüze kalabilen bir örnek.
Görsel kaynağı: Wikipedia
p k t isvec parasi Paranın Kısa Tarihi

Avrupa’da İlk Kağıt Para

Kağıt para, aynı yüzyılda Marco Polo ve Rubruck’lu William gibi gezginlerin anlatımları sayesinde Avrupa’da da tanınmaya başladı. Avrupa’daki ilk banknotlar, 1661’de İsveç’teki Stockholm Bankası tarafından basıldı ve yine madeni paralarla birlikte kullanıldı.
Görsel kaynağı: Wikipedia

p k t banknot basimi Paranın Kısa Tarihi

Kredi Kartı

Kredi kartı, bankaların verdiği para yerine geçen bir karttır. Parayla olduğu gibi bu kartla da alışveriş yapılabilir. Kredi kartı kullanırken para hemen cebimizden çıkmaz; önce bankadan “ödeme yetkisi” alınır. Daha sonra harcadığımız miktara göre bankaya geri ödemesini yaparız. Günümüzde pek çok kişi nakit para yerine kredi kartı kullanmayı tercih eder. Kredi kartı bu yönüyle çok pratik olsa da dikkatli kullanmak gerekir.
p k t kredi karti Paranın Kısa Tarihi

Kredi kartının öyküsü yaklaşık 75 yıl önce, Amerikalı bir iş insanının New York’ta bir restoranda hesabı öderken cüzdanını evde unuttuğunu fark etmesiyle başladı. Frank McNamara adındaki bu kişi, yemeğin sonunda hesabı ödeyemeyince çok mahcup oldu. Düştüğü durum aklından çıkmayan McNamara’nın aklına yeni bir ödeme yöntemi fikri geldi ve böylece tarihteki ilk ödeme kartı ortaya çıktı. “Diners Club” adındaki bu ödeme kartı, günümüzdeki kredi kartının da atası oldu. Tabii o dönemde kartlar şimdiki gibi plastikten değil, kartondan yapılıyordu ve sadece belirli restoranlarda kullanılabiliyordu.

p k t kredi karti Paranın Kısa Tarihi
p k t temassiz odeme Paranın Kısa Tarihi
Günümüzde kredi kartları fiziksel bir nesne olmanın ötesine geçti. Artık kartımızı çıkarmadan, yalnızca telefonumuzu ya da akıllı saatimizi ödeme aygıtına yaklaştırarak temassız ödeme yapabiliyoruz.

Bankamatik

Günümüzde para işlerinde kullanılan bir başka araç da ATM’lerdir. “ATM”, yani “Bankamatik”, bankada hesabı olan kişilerin para çekip yatırdığı ve daha başka birçok işlemi gerçekleştirdiği bir makinedir. Dünyadaki ilk ATM, 1967’de Londra’da kullanılmaya başlamıştır. Türkiye’deki ilk ATM’yi ise 1982’de Türkiye İş Bankası hizmete sunmuş ve bu makineleri tanımlayan “Bankamatik” sözcüğünü dilimize kazandırmıştır. Bugün ülkemizde yaklaşık 7.000 adet Türkiye İş Bankası bankamatiği bulunmaktadır. Dünya genelindeki bütün ATM’lerin sayısı ise 2018’de 4 milyon civarındayken günümüzde bu sayı, akıllı telefonlarla yapılan işlemlerin ve internet bankacılığının yaygınlaşmasıyla birlikte yaklaşık 3 milyon civarına düşmüştür ve her geçen yıl biraz daha azalmaktadır.
paranın kısa tarihi - bankamatik
paranın kısa tarihi - bankamatik
p k t atm Paranın Kısa Tarihi

Dünya ekonomisindeki paranın büyük bölümü banka hesaplarında, elektronik kayıtlar olarak bulunur. Fiziksel banknot ve madeni paralar, toplamın yalnızca yüzde 5-10’luk küçük bir bölümünü oluşturur.

p k t online alisveris Paranın Kısa Tarihi

Yaklaşık 30 yıldır internet üzerinden de alışveriş yapabiliyoruz. Burada internet, alışveriş yapacağımız sanal platforma erişmemizi ve ödemelerimizi de yine bu platform üzerinden kredi veya banka kartlarımızla gerçekleştirebilmemizi sağlıyor. Bu sayede paranın çok hızlı aktarılabilmesi, ticaret yapmayı da daha kolay ve yaygın hale getiriyor.

Alışverişi kolaylaştıran bir araç olarak, paranın şekli değişse de işlevi aynıdır. Belki de gelecekte paranın artık tamamen dijital bir araca dönüştüğü bir dünya bizi bekliyordur, ne dersiniz?

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Adayları

Zaman Yolculuğu: Laodikeia Antik Kenti

Denizli şehir merkezine sadece 6 kilometre uzaklıkta, binlerce yıl öncesinden kalma büyülü bir şehir var: Laodikeia Antik Kenti. Burayı ziyaret ettiğinizde, sanki eski zamanlarda yolculuk yapıyor gibi hissedebilirsiniz.
unesco laodikeia kral Menderes’in Kıyısında Bir Antik Kent: Tripolis
Şehrin kurucusu Kral II. Antiokhos
Görsel kaynağı: Wikipedia (By Classical Numismatic Group, Inc.)
Burası sadece eski taşlardan ibaret sessiz bir yer değil; bir zamanlar şırıl şırıl suların aktığı, insanların alışveriş yaptığı, sporla ilgilendiği, teknolojisiyle şaşırtan, capcanlı bir şehirdi! Laodikeia’nın hikâyesi yaklaşık 2200 yıl önce başladı. Kral II. Antiokhos bu şehri kurdu ve çok sevdiği eşinin adını (Laodike) verdi.

Zengin ve Güçlü Bir Şehir

Laodikeia, ticaret yollarının tam ortasında olduğu için çok hızlı büyüdü. O kadar zengindi ki, kendi parasını bile basabiliyordu. Roma döneminde ise sağlık, eğitim ve kültür alanında çok önemli bir merkez haline geldi. Bir diğer özelliği ise İncil’de geçen meşhur Yedi Kilise’den birinin de bu topraklarda almasıydı. Bu özelliğiyle geçmişten günümüze Hristiyanlık için de ayrı bir yeri oldu.

Antik Dünyanın “Su Mühendisleri”

Laodikeia’yı diğer antik şehirlerden ayıran ve “Vay canına!” dedirten en havalı özelliği su sistemiydi.

  • Taştan Borular: O zamanlar elektrik veya motor pompaları yoktu. Ama Laodikeialı mühendisler o kadar zekiydi ki, dev taşları oyarak borular yapıp kilometrelerce uzaktaki dağlardan tertemiz suyu şehre getirmeyi başardılar. 
  • Süper Basınç (Sifon Sistemi): Laodikeialılar suyu tepelerden aşağı indirip tekrar yukarı çıkarmak için “sifon” denilen özel bir basınç sistemi kullandılar. Bu, öyle gelişmiş bir sistemdi ki bugün bile mühendisler bu sisteme hayranlık duyuyor!
  • Dünyanın İlk Su Kanunu: Laodikeia’da suya o kadar değer veriliyordu ki, bu konuda önemli kurallar da belirlenmişti. Bu kurallara göre suyu kirletenler veya borulara zarar cezalandırılıyordu. Hatta bu kuralları mermer taşlara yazıp herkesin görmesini de sağladılar. Bu da bize, Laodikeia toplumunda ta o zamanlarda bile yerleşik bir çevre bilincinin hakim olduğunu gösteriyor!

Laodikeia’da Neler Var?

Bir zamanlar insanlar buraya alışveriş yapmaya, göz tedavisi olmaya ve eğitim görmeye geliyordu. Bugün ise Laodikeia’yı gezdiğinizde göreceğiniz birbirinden etkileyici yapılar, kendinizi antik temalı bir macera filmindeymiş gibi hissetmenize neden olabilir! Örneğin;

  • Anadolu’nun en büyük stadyumlarından biri olan ve o dönemdeki spor karşılaşmalarının yapıldığı devasa stadyumda, o zamanın müsabakalarında olduğunuzu hayal edebilirsiniz!
  • Şehrin dört bir yanına su dağıtan anıtsal çeşmeleri hayranlıkla inceleyebilirsiniz.
  • Eğlence ve temizlik için yapılan devasa tiyatrolar ve hamamların fısıldayacağı hikayelere kulak verebilirsiniz.
  • Eskiden dükkanların sıralandığı, insanların yürüdüğü düzenli caddelerde bir Laodikeialı gibi dolaşabilirsiniz.

Kazılar ve Destekçiler

Laodikeia’nın taşların altında uyuyan tarihini ortaya çıkarmak için Pamukkale Üniversitesi’nden arkeologlar yıllardır çalışıyor. Bu kazılara Türkiye İş Bankası da sponsor olarak destek veriyor. Bu çalışmalar sayesinde antik tiyatrolar, stadyumlar ve su yolları yeniden gün yüzüne çıkıyor.

Bugün Laodikeia

Laodikeia artık kocaman bir açık hava müzesi gibi. Burada yürürken binlerce yıl önce insanların nasıl yaşadığını hayal edebilirsiniz. Sanki bir zaman makinesine binmiş gibi, geçmişin kapıları aralanıyor.

Keşfetmeye Hazır mısınız?

2013 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne giren bu şehir, şimdi kocaman bir açık hava müzesi. Eğer Denizli’ye yolunuz düşerse, Lykos Nehri’nin kenarındaki bu teknoloji harikası antik kentte yürümeyi ve o meşhur su borularını yakından incelemeyi unutmayın!

diller giris 3 Diller Nasıl Ortaya Çıktı?
diller giris 2 Diller Nasıl Ortaya Çıktı?
diller giris 1 Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dünya üzerinde bizim dilimizin yanı sıra başka birçok dil daha var. Hatta belki bazılarını siz de öğrenmeye çalışıyorsunuzdur. Dünyamızda kaç dil konuşulduğunu ve nasıl ortaya çıkıp yayıldıklarını merak ediyorsanız gelin, dillerin doğuşunu ve nasıl çeşitlendiklerini keşfediyoruz!

Dilin Doğuşu

Günümüzden yüz binlerce yıl önce, daha yazı icat edilmemişken, ilk insanlar Afrika’nın geniş düzlüklerinde yaşıyorlardı. Bilim insanlarına göre insanların karmaşık sesler çıkararak birbirleriyle ilk kez “konuşmaya” başlaması, yaklaşık 70 bin ila 100 bin yıl öncesine dayanır. O dönemde insanlar küçük gruplar hâlinde yaşıyor, birlikte avlanıyor ve birbirleriyle anlaşmak için birtakım sesler çıkarıyordu. Zamanla bu sesler sözcüklere, sözcükler cümlelere ve cümleler de dile dönüştü. Yani günümüzde konuşulan bütün diller aslında çok eskiye dayanan bu “ata dilden” türedi. Bu ilk dilin doğduğu ana yurt ise aynı zamanda insanlığın da beşiği olan Afrika’ydı.
diller dilin dogusu Diller Nasıl Ortaya Çıktı?
Konuşabilen ilk insanlar, o dönemde başka kıtalarda insan bulunmadığından, bugün Sudan, Etiyopya ve Kenya’nın bulunduğu bölgelere yakın yerlerde yaşıyordu.
diller yerkure Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

O Dönemde Dünya

İnsanların konuşmaya başladığı zamanlarda yeryüzü, özellikle de üzerinde yaşadıkları Afrika kıtası, bugüne kıyasla çok daha farklıydı. Günümüzde dünyanın en büyük çölü olan Büyük Sahra; ırmaklar, göller, gür otlaklar ve açık ormanlarla kaplıydı. Öyle ki, bilim insanları o dönem için burayı “Yeşil Sahra” olarak adlandırıyor. Sahra Çölü’nün kenarında konumlanan ve bugün 2.500 kilometrekare olan Çad Gölü ise tıpkı bir iç deniz gibi büyüktü. İnsanlar, bu devasa gölün kıyısında balık tutarak yaşıyordu. Çevrelerinde de suaygırları, timsahlar, filler, zürafalar ve antiloplar dolaşıyordu. Onlara, günümüzde ne yazık ki soyları tükenmiş olan mamut, tüylü gergedan, kılıç dişli kaplan, dev tembel hayvan, gliptodon, İrlanda geyiği gibi büyük hayvanlar da eşlik ediyordu. Eğer Sahra o zamanlarda da çöl olsaydı, ilk insanların Afrika’dan çıkıp dünyaya yayılması çok zor olurdu. Neyse ki Sahra’nın yeşil, sulak ve av hayvanlarıyla dolu olması, ilk insanlar için kuzeye doğru uzanan dev bir “yeşil koridor” görevi görerek, Orta Doğu’ya ve oradan da tüm dünyaya yayılmalarını sağladı.
diller prehistorik Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dillerin Çeşitlenmesi

Peki, tek bir yerden doğan bu sesler nasıl oldu da binlerce farklı dile dönüştü? İnsanlar çoğaldıkça gruplar halinde göç etmeye başladılar. Önce Afrika’nın her yanına dağıldılar. Sonra Afrika’dan çıkıp dünyanın dört bir yanına yayıldılar. Aradan geçen binlerce yıl içinde birbirlerinden koptular, farklılaştılar. Dağlar, ırmaklar, denizler ve çöller de araya girince birbirleriyle iletişim kuramayan bu grupların dilleri yavaş yavaş değişmeye başladı. Her grup, kendi yaşadığı coğrafyaya ve koşullara göre yeni sözcükler türetti. Başta küçük çapta olan farklılıklar, binlerce yıl içinde giderek büyüdü ve bir zamanlar ortak kullanılan tek dil, artık birbirinden çok farklı çeşitlere ayrılarak, bambaşka dillere dönüştü.
diller yayilim Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dil Aileleri

Yine de dünyadaki dilleri, farklı çiçeklerden oluşan bir buketten ziyade, koca bir ağacın dalları gibi düşünebiliriz. Bu ağacın her bir dalı, bir dil ailesini temsil eder. Aynı aileden gelen dillerin kökeni, yani binlerce yıl önceki atası aynıdır. Örneğin; ana dilimiz olan Türkçe, “Türk dilleri” adındaki dil ailesinde yer alır. Türkçe’nin en yakın akrabaları ise Azerice, Gagavuzca, Türkmence, Tatarca, Kazakça, Kırgızca ve Özbekçe’dir. Bu dillerin yapıları ve sözcük dizilişleri tıpkı aynı soydan gelen kuzenler gibi birbirine benzer.
diller ailesi Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dünya dilleri, 140 dolayında dil ailesinden oluşur.

Ölü Diller

Eskiden konuşulmasına rağmen artık kullanan hiç kimsenin kalmadığı bazı diller de vardır. Böyle diller, “ölü dil” olarak adlandırılır. Bilimsel olarak kaydedilmiş ve üzerinde çalışılan 500-600 civarı ölü dil olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, toplam ölü dil sayısına dair net bir sayı vermek zordur. Yalnızca son 500 yılda bile yüzlerce yerel dil yok olmuş olup onlar gibi tarih boyunca yazıya dökülmemiş binlerce dil, aynı akıbeti paylaşmıştır.
Çoğu ölü dil, bugün hala yaşayan ailelerin eski üyeleridir. Örneğin; Hint- Avrupa ailesindeki Fransızca ve İtalyanca gibi diller, şu an ölü bir dil olan Latince’den türemiştir. Hititçe de Latince gibi ölü bir dil olarak, aynı ailenin çok eski bir koludur.
diller orhun Diller Nasıl Ortaya Çıktı?
Orhun Yazıtları’ndan Kül Tigin Yazıtı
Görsel kaynağı: Wikipedia

Göktürkçe’den Günümüz Türkçesi’ne Kalan Sözcükler

diller gokturk kelimeleri Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dillerin Sayısı

diller sayisi Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dillerin özelliklerinin yanı sıra sayıları da tarih boyunca değişkenlik göstermiştir. Günümüzden 5.000 yıl öncesinde, yeryüzünde on binlerce yerel dilin mevcut olduğu tahmin edilmektedir. Bin yıl önce bu sayı biraz daha azalmıştır. 250 yıl önce de ulaşımın artmasıyla diller birbirine daha çok karışmaya başlamıştır. Bugün ise dünyada yaklaşık 7.000 farklı dilin konuşulduğu tahmin ediliyor.

Papua Yeni Gine’de tamı tamına 840 dil konuşulmaktadır! Daha da ilginç olan ise bu sayı, tek başına dünya üzerindeki bütün dillerin yüzde 12’sini oluşturmaktadır.

Dillerin Geleceği

diller gelecegi Diller Nasıl Ortaya Çıktı?

Dillerin günümüze kadar olan tarihinden bahsettik, peki geleceği ne olacak? Bu konuda bilim insanlarının maalesef pek de olumlu olmayan bir öngörüsü var; bugün konuşulan 7.000 dilin yarısından çoğunun, bu yüzyılın sonuna kadar yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu tahmin ediyorlar. İnternetin ve teknolojinin yayılmasıyla İngilizce, İspanyolca ve Çince gibi büyük diller giderek daha baskın hale geliyor. Küçük diller de konuşanları azaldığı için sessizce tarihe karışıyor. Bu doğrultuda, belki de gelecekte insanlar çok daha az sayıda ama herkesin anlaştığı bazı ortak dilleri konuşacak.

Labirent, karmaşık yollardan oluşan, içinde gezinmesi akıl karıştırıcı, gizemli bir bulmacadır. Labirentte birçok dolambaç ve dönemeç olur. Yollar genellikle birbirine benzer. Tek bir girişten başlanır. Bazen çıkmaz sokaklara varırsınız, bazen de aynı noktalarda defalarca dönüp durursunuz. Amaç, sabırla ve dikkatle doğru yolu bulmak ve çıkışa ulaşmaktır.
labirent

Labirentler, ilk bakışta içinden çıkması zor, karmaşık yollardan oluşan alanlardır. Genellikle kağıt üzerinde karşımıza çıksalar da bazen bir bahçede ya da parkta da karşılaşabiliriz. Labirentler yalnızca bir oyun değil, aynı zamanda tarih boyunca insanları büyülemiş gizemli yapılar ve bulmacalardır.

Yukarıdaki labirentin çıkış yolunu görmek için resmi kaydırabilirsiniz.
Amenemhat III’ün Havara’daki piramidi.
Amenemhat III’ün Havara’daki piramidi.
Labirentler, çok eski zamanlardan beri insanların ilgisini çeken yapılardır. İlk labirent örneklerine Eski Mısır’da, Yunanistan’da ve Hindistan’da rastlanır. Bilinen en eski labirentlerden biri, Mısır’daki Amenemhat III’e ait büyük yapıdır. Bu, günümüzden yaklaşık 3.800 yıl önce yapılmış bir labirenttir.
Amenemhat III
Amenemhat III Heykeli - Puşkin Müzesi, Moskova
Görsel kaynağı: Wikipedia (I, Sailko)
Amenemhat III’ün Havara’daki piramidi.
Amenemhat III’ün labirenti, M.Ö. 1800 dolaylarında Havara’da inşa edilmiştir. 385 metre x 158 metre ölçülerinde yapılan bu labirentin yaklaşık 28 bin metrekarelik bir alanı kapladığı tahmin ediliyor.
Popüler kültürdeki ünlü labirentlerden biri de Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki Kral Minos’un labirentidir. Efsaneye göre bu labirenti, Minotor adlı canavarı hapsetmek için mimar Daedalus ve oğlu Icarus tasarladı. Bu labirentin çıkışı o kadar karmaşıktı ki içine bir kez giren kolay kolay dışarı çıkamazdı. Sonunda kahraman Teseyus, Minotor’u alt etti ve kralın kızı Ariadne’nin kendisine verdiği ip yumağının yardımıyla labirentten çıkmayı başardı.
Girit’teki Kral Minos Labirenti
labirentler minos sikke Labirentler

Girit’teki Kral Minos Labirenti’ni temsil eden gümüş sikke, M.Ö. 400 civarı.
Görsel kaynağı: Wikipedia (AlMare)

minotor

İnsan bedenli ve boğa başlı canavar Minotor’un bir tasviri.

Rönesans döneminde Avrupa’da bahçelere yapılan labirentler çok popülerdi. Krallar, soylular ve zenginler saraylarının ya da malikanelerinin bahçelerine büyük çitlerden oluşan labirentler yaptırırdı. Konuklar, bu labirentlerde yollarını bulmaya çalışarak eğlenirlerdi. Yaptırılan labirentler, başta saklambaç olmak üzere çeşitli oyunlar için de kullanılırdı. İngiltere’de yer alan Hampton Court Sarayı’ndaki bahçe labirenti, günümüzde hâlâ ziyaret edilmektedir.
Hampton Court Labirenti
1695’te tamamlanan Hampton Court Labirenti, İngiltere’de günümüze kadar ulaşan en eski çit labirentidir. Kolay seviyede ve orta büyüklükte bir labirenttir. Bir kişinin ortasına ulaşması yaklaşık 20 dakika sürer.
Labirent görseli kaynağı: Wikipedia (Fabian Musto)
labirentler cocuk kitabi Labirentler
Yirminci yüzyılda labirentler artık yalnızca bahçelerde değil, kağıt üzerinde de görülmeye başladı. Çocuk kitaplarında, dergilerde, bulmaca kitaplarında birçok labirent oyunu ve bulmacası yayımlandı. Bu labirentler kalemle çözülebiliyor, öğrenmeyi ve mantık yürütmeyi geliştiriyordu. Bu sayede labirentler aynı zamanda bir öğrenme aracı haline geldi.
labirentler fare deneyi Labirentler
Labirentler, bilim insanları tarafından da çeşitli alanlarda kullanılır. Bilim insanları, başta fareler olmak üzere çeşitli hayvanların labirentlerde nasıl yol bulduklarını incelemişlerdir. Bu deneyler sayesinde bellek, öğrenme ve davranış üzerine önemli bilgiler elde edilir. Dolayısıyla labirentler, bilimsel araştırmalara da katkı sağlar.
Bugün hâlâ birçok ülkede büyük labirentler yapılıyor. Özellikle mısır tarlalarında yapılan mevsimlik labirentler çok ünlüdür. Ziyaretçiler, eğlenceli bir aktivite olarak bu labirentlerde dolaşırlar.

Masallar dünyanın dört bir yanında, binlerce yıldır dilden dile dolaşan, büyülü öykülerdir. Hayallerle süslü, eğlenceli öyküler  olmalarının yanı sıra toplumların ruhunu ve kültürünü yansıtan aynalardır. Masallarda konuşan hayvanlar, iyilik yapan periler,  kötü kalpli cadılar ve devler olabilir. Bu karakterlerin hepsi çocuklara hatta yetişkinlere öğüt vermek için kullanılır. Masallarda bir yandan dostluk, cesaret ve sabır gibi iyi özellikler övülüp ödüllendirilirken bir yandan da bencillik, açgözlülük, düşüncesizlik ve yalancılık gibi olumsuz davranışların yol açabileceği sonuçlar anlatılır. Bu sonuçların üzerinden dersler verilir. Dünyanın değişik ülkelerinde yüzlerce yıldır anlatılagelen birçok masal vardır. Gelin bunlardan bazılarına yakından bir göz atalım. 

Hansel ve Gretel (Almanya)

hansel ve gretel masallar

Öyküsü
Yoksul bir oduncu ailesinin çocukları olan Hansel ve Gretel, ormana terk edilir. Yolda şekerden yapılmış bir eve rastlarlar; ancak evin sahibi kötü bir cadıdır. Hansel ile Gretel zekâları sayesinde cadıdan kurtulup evlerine dönerler.

Ana fikir
Bu masalda, zor durumlar karşısında çocuklarının akıllarını kullanmasının önemi işlenir. Ayrıca, tehlikelere karşı dikkatli olmak ve her güzel görünen şeyin masum olmayabileceği vurgulanır.

Kurbağa Prens (Almanya)

Kurbağa Prens masallar

Öyküsü
Bir prenses, altın topunu bir kuyuya düşürür. Bir kurbağa da onu çıkarır. Kurbağaya birlikte vakit geçirme sözü veren prenses, başta istemese de sözünü tutar. Sonra kurbağanın aslında büyüyle lanetlenmiş bir prens olduğu ortaya çıkar.

Ana fikir
Masalda, dış görünüşe aldanmamak gerektiği anlatılır. İyi kalpliliğin, sözlerin tutulmasının ve güvenin önemi vurgulanır.

Külkedisi (Fransa-Almanya)

külkedisi masallar

Öyküsü
Kötü üvey annesi ve üvey kız kardeşleri tarafından sürekli ezilen Külkedisi, bir baloya davet edilir. Fakat katılmasına izin verilmez. İyi kalpli bir peri ona yardım ederek büyülü bir gece yaşamasını sağlar. Külkedisi'ni baloya hazırlar ve prensin sarayına ulaşmasına yardımcı olur. Külkedisi, baloda prensle dans eder ve prens ona aşık olur. Ancak Külkedisi, gece yarısına doğru balodan kaçar gibi aceleyle çıkmak zorunda kalır. Geride yalnızca camdan ayakkabılarının teki kalır. Prens, sahibini bulmak için o ayakkabıyla bütün ülkeyi dolaşır ve sonunda Külkedisi’ni bulur.

Ana fikir
Masalda iyiliğin, sabrın ve temiz kalpliliğin sonunda mutlaka ödüllendirileceği anlatılır. Zorluklar karşısında umudunu kaybetmemek gerektiği ve hak edenin her zaman mutluluğa ulaşacağı vurgulanır.

Çirkin Ördek Yavrusu (Danimarka)

Çirkin Ördek Yavrusu Masallar

Öyküsü
Köyde doğan bir ördek yavrusu, öteki yavrular tarafından çirkin bulunduğu için dışlanır. Sürekli onunla alay ederler. Ne var ki o çirkin ördek yavrusu, zamanla büyüyüp muhteşem bir kuğuya dönüşür ve herkesi kıskandıran gerçek kimliğini ortaya koyar.

Ana fikir
Kimse dış görünüşüne göre değerlendirilmemelidir. İç güzellik zamanla fark edilir. Değişim ve olgunlaşma zamanla gerçekleşir.

Pinokyo (İtalya)

Pinokyo Masallar

Öyküsü
Yaşlı marangoz Gepetto’nun yaptığı tahtadan kukla Pinokyo, her zaman gerçek bir çocuğa dönüşmenin hayalini kurar. Ancak yalan söyledikçe burnu uzayan Pinokyo, iyi bir çocuk olmak için birçok maceradan geçer, tehlikelerle karşı karşıya kalır ve hatalarından ders alır.

Ana fikir
Masalda dürüstlüğün, sorumluluk almanın ve doğru kararlar vermenin bir bireyi gerçek anlamda “insan” yaptığı anlatılır. Disiplinin ve ahlakın çocukların gelişimindeki rolü vurgulanır.

Alaaddin’in Sihirli Lambası

Çirkin Ördek Yavrusu Masallar

Öyküsü
Yoksul bir genç olan Alaaddin, sihirli bir lamba bulur. Lambanın içinden bir dilek cini çıkar. Cin, Alaaddin’in üç dileğini gerçekleştirir; onu zengin eder ve prensesle evlenmesini sağlar. Ancak, kötü bir vezir lambayı ele geçirmeye çalışır. Alaaddin de cinle birlikte onun lambayı almasını engeller.

Ana fikir
Bu masalda, zeki ve dürüst bir insanın şansın yardımı ve gücün doğru kullanımıyla büyük başarılara ulaşabileceği anlatılır. Aynı zamanda, iyiliğin kötülüğü yeneceği ve dilekleri akıllıca dilemenin önemi vurgulanır.

Momotaro (Japonya)

Momotaro Masallar

Öyküsü
Yaşlı bir çift, ırmakta yüzen dev bir şeftalinin içinde bir bebek bulur. Bu çocuğa Momotaro (Şeftali Çocuk) adını verirler. Momotaro büyüyünce, canavarların yaşadığı adaya gidip insanları kurtarmaya çalışır. Yolda kendine bir köpek, bir maymun ve bir sülün arkadaş edinir ve birlikte canavarları yenerler.

Ana fikir
Bu masalda cesaretin, dostluğun ve adaletin önemi vurgulanır. Kötülükle mücadele etmek ve zayıfları korumak gibi erdemler öne çıkarılır.

Vasilisa ve Baba Yaga (Rusya)

Vasilisa ve Baba Yaga Masallar

Öyküsü
Kötü üvey annesi ve üvey kız kardeşleri tarafından zorla çalıştırılan Vasilisa, evdeki ateş sönünce korkunç cadı Baba Yaga’nın evine gönderilir. Baba Yaga’nın kendisine yaptırdığı zorlu işleri, sihirli bebeğinin yardımıyla yerine getirir ve sonunda cadıdan kurtulup mutlu olur.

Ana fikir
Masalda iyiliğin, cesaretin ve dayanıklılığın zorluklar karşısında nasıl yol gösterici olabileceği anlatılır. Bilgeliğin ve açık fikirli olmanın önemi vurgulanır.

Tavuk ve Çakal (Guatemala)

Tavuk ve Çakal Masallar

Öyküsü
Açgözlü bir çakal, komşusu tavukla alay eder; onu küçümser ve yemeye çalışır. Tavuk, zekasını kullanarak çakaldan kaçar ve kendini korumayı başarır. Çakalın oyunlarına akıllıca karşılık verir ve onu alt eder.

Ana fikir
Masalda aklın, fiziksel güçten daha etkili olduğu, alaycı davranışların sonucunun iyi olmayacağı anlatılır. Zorluklar karşısında aklı kullanmanı önemi vurgulanır.

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

7

Sardes Antik Kenti ve Bin Tepe Lidya Tümülüsleri- Manisa

3 yaşımda annemin kuzeninin düğünü için Salihli’ye gittiğimizde  Sardes Antik Kenti’ni ziyaret etmişiz. Tabii, ben o zamanları hatırlayamıyorum. İlkokul 4. sınıfta Lidyalıların parayı ilk bulan medeniyet olduğunu öğrendiğim zaman, annem bana bu gezimizi anlatıp, fotoğraflarımızı gösterdi. O zamanlar, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde olan antik kent, 2025 yılı temmuz ayında asıl listeye alındı. Bu güzel haberi öğrenince, sizler için araştırdım ve şimdi babamın fotoğrafları ile birlikte öğrendiklerimi paylaşmak istiyorum.
unesco 7 lidya harita Menderes’in Kıyısında Bir Antik Kent: Tripolis

Lidyalılar, Anadolu’da M.Ö. 687 ile 546 yılları arasında yaşayan bir krallıkmış. Günümüzde Sardes Antik Kenti, Manisa’nın Salihli ilçesine 9 kilometre uzaklıktaki Sart beldesinde yer alıyor. Lidya Krallığı’na başkentlik yapmış antik kent, tarihte paranın ilk basıldığı yer olarak biliniyormuş. Klasik değiş-tokuş usulü ticaretin yerine, parayı icat ederek bir değişim aracı oluşturan Lidyalılar, böylece dünya tarihinde ticaretin seyrini değiştiren önemli bir adım atmışlar.

Sardes Antik Kenti ve Bin Tepeler Lidya Tümülüsleri, Temmuz 2025’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiş. Burası, M.Ö. 6. yüzyılda Perslerin Lidya Krallığı’na son vermelerinden sonra bir Pers idari merkezi haline gelmiş.

unesco 5 gobeklitepe sertifika Menderes’in Kıyısında Bir Antik Kent: Tripolis
Göbeklitepe için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Artemis Tapınağı

Artemis Tapınağı, Sardes’in yakınında bir dağ eteğinde bulunuyor. Bu yapı hem eski Yunan hem Roma döneminden izler taşıyormuş. Tapınak çok büyük ve etkileyici görünüyor. Eskiden insanlar burada dua eder, özel günlerini kutlarlarmış.

Bin Tepeler: Kralların Uyuduğu Yer

Sardes’in biraz kuzeyinde, “Bin Tepeler” denilen bir alan var. Burada Lidya krallarının ve önemli kişilerin mezarları bulunuyor. Bu mezarlar büyük toprak tepeler gibi görünüyor. Anadolu’daki en büyük mezar alanlarından birisi burasıymış. En büyüğü Kral Alyattes’e aitmiş ve neredeyse 70 metre yüksekliğindeymiş.

Yemeklerimize Lezzet Katan

Baharatlar

Karabiber, kırmızıbiber, kekik, kimyon, tarçın, yenibahar, zencefil… Birbirinden farklı renkleri, tatları ve kokularıyla baharatlar mutfaklarımızın demirbaşıdır. Yiyeceklerimize lezzet katarlar. Genellikle küçük paketlerde ya da minik kavanozlarda satın aldığımız baharatları biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?

Baharat nedir, nasıl elde edilir?

Baharatlar güçlü kokuları ve tatları olan bazı bitkilerin kurutulmuş kısımlarıdır. Çeşitli bitkilerin köklerinden, tomurcuklarından, tohumlarından, meyvelerinden, yapraklarından hatta bazı ağaçların kabuklarından elde edilir. Bitkilerin genellikle kurutulan bu bölümleri; kimi zaman bütün halinde, kimi zaman ufalanarak, kimi zaman ise öğütülüp toz haline getirilerek kullanılır.

Baharatların kısa tarihi

Baharatların yemeklerle olan dostluğu gerçekte çok eskilere dayanır. Tarihteki ilk uygarlıkların, Mezopotamya’da, Mısır’da ve Çin’de baharat kullandığı biliniyor. Ancak baharatların yemeklerde ilk kez ne zaman ve nerede kullanıldığı tam olarak bilinmiyor. Geçmişte baharatlar yiyeceklere tat vermenin yanı sıra, parfümlerde, ilaç olarak ya da yiyeceklerin bozulmasını önleyen koruyucular olarak da kullanılıyordu.
baharatlar baharatci Baharatlar

Baharatlar dünya tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Çünkü her yerde kolayca yetişmeyen (baharat bitkileri, genellikle sıcak, tropikal bölgelerde yetişir) bu ürünlere ulaşmak çok zordu. Dolayısıyla baharatlar çok değerliydi ve ticareti çok karlıydı. Baharat ticareti de günümüzden binlerce yıl önce başlamıştı. Hindistan’da ve Asya’nın doğusunda yetiştirilip üretilen baharatlar, kervanlarla Akdeniz kıyılarındaki ve Basra Körfezi’ndeki limanlara taşınıyordu. Bu güzergahdaki kentler zamanla zenginleşiyordu.

Baharatlar bu limanlardan gemilerle Avrupa kentlerine gönderilir ve pazarlarda çok yüksek fiyatlarla satılırdı. Portekizli, İspanyol, İngiliz ve Hollandalı tüccarlar Hindistan’dan ve Uzak Doğu’dan baharat getirmek için birbirleriyle rekabet halindeydi. Baharat ticaretini kontrol etmek, karabiber, tarçın ve karanfil gibi baharatların yetiştiği ülkelere giden yeni yollar bulmak, Avrupa ülkeleri arasında büyük bir yarışa dönüştü. Avrupalı kaşifler gemilerle uzun seferlere çıkıyor ve bu sırada yeni yerler keşfediyorlardı. Amerika kıtaları da gerçekte böyle seferler sırasında keşfedildi.

baharatlar kristof kolomb
Kristof Kolomb’un amacı sürekli batıya doğru giderek Hindistan’a giden yeni bir yol bulmaktı. Yolunun üzerinde yeni iki kıta bulunduğunu bilmiyordu.

Baharatlar her yerde

Günümüzde baharatların girmediği yemek yok gibidir. Sofralarımızdaki başlıca yemeklerden başka baharatlar şarküteri ürünlerinin, sosların, turşuların, bisküvi ve çikolata gibi tatlıların yapımında, yani neredeyse tüm yiyeceklerimizde kullanılırlar. Yine de özellikle Asya’nın doğusundaki ülkelerde Hindistan’da, Tayland’da, Malezya’da ve Filipinlerde çok sevilirler. Buna karşın İskandinav ülkelerinde baharatlar o kadar çok kullanılmaz. Nedense baharatlar sıcak iklimli ülkelerde daha çok ve yaygın kullanılır.
baharatlar

Ülkemizde

Baharatların bizim mutfağımızda da özel bir yeri vardır. Başta karabiber ve kırmızıbiber olmak üzere, kimyon, kekik, biberiye, tarçın, zerdeçal, zencefil gibi baharatlar hemen hemen bütün yemeklerimizde kullanılır. Onları mutfaklarımızda, üzerlerinde adları yazılı kavanozlarda, hemen elimizin altında tutarız. Baharatlar sayesinde etler, balıklar, çorbalar, börekler, çörekler hatta turşular, reçeller ve pastalar çok daha lezzetli olur, çok daha güzel kokar. 

Değişik ülkelerde kullanılan onlarca baharat vardır. Bizim mutfağımızda sıkça kullanılan bazı baharatlar şunlardır. Bakalım bunların hangi yemeklerde kullanıldığını bilebilecek misiniz? Bilemezseniz, bir büyüğünüze danışın. Bakalım o bilecek mi?

Renk, Eğlence ve Heyecan

Festivaller

Kocaman bir parkta olduğunuzu hayal edin. Rengarenk çadırlar kurulmuş. Her köşeden müzik ve kahkaha sesleri geliyor. Havada lezzetli yiyeceklerin kokusu var. İnsanlar neşe içinde çeşitli oyunlar oynuyor ya da dans ediyor. Bunlar, bir festivalin tam da ortasında yaşananların yalnızca bir bölümüdür! İlginç, eğlenceli ve heyecanlı görünüyor değil mi? Hemen her kültürde bulunan bu sıra dışı etkinliklere biraz daha yakından bakmak ister misiniz?

Festival nedir?

Festival toplumsal bir temanın, geleneğin ya da ürünün kutlanmasına veya tanıtılmasına odaklanan özel bir etkinlik ya da etkinlikler dizisidir. Genellikle düzenli aralıklarla (örneğin her yıl ya da iki yılda bir) gerçekleştirilir. Festivaller insanların bir araya gelip ortak bir şeyleri kutladığı ya da başka hiçbir zaman yapılmayan birtakım geleneksel ritüelleri yaptığı özel günlerdir. Bu kutlamalar, müzik, dans, tiyatro, sanat gibi birçok farklı etkinliği içerebilir. Her festivalin kendine özgü bir öyküsü vardır.

Geçmişte de varlardı

Festivaller hemen her toplumda vardır. Tarih boyunca da yaşamış bütün toplumların değişik festivalleri oldu.
Eski Mısırlılar için Nil Nehri’nin yaşamsal önemi vardı. Her yıl onun taşmasını kutlamak ve ürünün bolluğu için şükran sunmak amacıyla bir festival düzenlerlerdi. Festivalde müzikler çalınır, danslar edilir ve tekne yarışları yapılırdı.
Sümerler de yeni yılın başlangıcını kutlamak ve baharın gelişini anmak için Akitu Festivali’ni düzenlerdi. Bu önemli festivalde dini törenler yapılır, ziyafetler verilir, müzik ve dans gösterileri ile askeri geçit törenleri olurdu.

Dünya festivalleri

Günümüzde de her yıl dünyanın dört bir yanında binlerce festival düzenlenir. İşte, bunlardan bazıları:

FIESA Uluslararası Kumdan Heykel Festivali (Portekiz)

Kum festivalleri ya da kum heykel festivalleri, dünyanın çeşitli yerlerinde gerçekleştirilen kumdan yapılmış heykel sergileridir. Bu etkinlikler genellikle bir yarışma içerir. Dünyanın en büyük kum heykel festivali olarak kabul edilen FIESA, dünyanın dört bir yanından yetenekli heykeltıraşları Portekiz’in Algarve bölgesindeki Armação de Pêra sahiline çeker. 15 bin metrekarelik bir alanı kaplayan kumdan sanat eserlerini yapmak için 30 bin tondan fazla kum kullanılır.

Albuquerque Uluslararası Balon Festivali (ABD)

Her yıl ABD’de New Mexico’da düzenlenen bu ünlü festivalde, gökyüzünü dolduran yüzlerce renkli sıcak hava balonu nefes kesen, büyüleyici bir görsel şölen sunar. Katılımcılar balonların hayranlık uyandıran toplu yükselişlerini izler ve heyecan verici balon gezintilerine katılır. Bunların yanında yerel kültürü keşfeder, lezzetli geleneksel yemeklerin tadına bakar ve hareketli pazarlara göz atma fırsatı yakalarlar.
La Tomatina Festivali (İspanya)
Bu festival daha önce gördüğünüz ya da katıldığınız hiçbir festivale benzemez. 1945’ten beri her yıl ağustos ayının sonlarına doğru binlerce insan İspanya’nın doğusundaki Buñol kasabasına akın eder. Yaklaşık 9 bin olan kasabanın nüfusu festival döneminde 20 bini aşar. Peki, ne için gelirler? Tabii ki birbirlerine domates fırlatmak için… Bu unutulmaz bir deneyimdir. 90 dakika boyunca domatesler (yaklaşık 120 ton domates) havada uçuşur ve neredeyse bütün kasaba kırmızı bir göle dönüşür. Tabii katılımcılar da kıpkırmızı olur.
Kiraz Çiçeği Festivali (Japonya)
Heyecan verici bir başka festival de Japonya’daki Kiraz Çiçeği Festivali’dir. Festival her yıl mart sonu ile nisan başında Japonya genelinde kiraz çiçekleri (sakuralar) açarken kutlanır. Kimileri bunu çiçek açan ağaçların altında piknik yapmak için bir fırsat olarak değerlendirir, kimileri de müzik ve dans gibi kültürel performanslarla kutlar. Kiraz Çiçeği Festivali, Japon kültürünün önemli bir öğesidir.

Harbin Uluslararası Buz ve Kar Festivali (Çin)

Bu buz ve kar festivali Çin’de Heilongjiang eyaletinin kuzeydoğusunda her yıl aralık ayında düzenlenir. Songhua ırmağından getirilen 200 bin metreküpten çok buz ve kar açık hava heykellerini oluşturmak için kullanılır. Heykeller hava karardıktan sonra da rengarenk ışıklandırılır. Festivalde sanat eserlerinin yanı sıra kızak, buz hokeyi, sürat pateni, kayak ve buz futbolu gibi kış etkinlikleri de yapılır.

Holi Festivali (Hindistan)

Renklerin ve baharın coşkusunu kutlayan Holi Festivali, çocuklar için adeta bir renk cümbüşüdür! Zaten festivalin bir başka adı da “Renklerin Festivali”dir. La Tomatina Festivali’ndekine benzer bir şekilde bu festivalde insanlar birbirlerine renkli tozlar ve sular atarak eğlenir. Her rengin, festivalin eğlence ve neşesine katkıda bulunan özel bir anlamı vardır. Kırmızı sevgi ve mutluluk içindir. Sarı yeni başlangıçlar içindir. Yeşil doğa ve iyi şans içindir. Mavi sakin ve bilge olmak içindir. Mor hem sevgi dolu hem de düşünceli olmanın iyi olduğunu gösterir. Pembe mutlu olmak ve eğlenmek içindir.

Cannes Film Festivali (Fransa)

Bu, Fransa’nın Cannes kentinde her yıl düzenlenen bir etkinliktir. Dünyanın dört bir yanından film yapımcılarını, oyuncuları ve sektörün profesyonellerini çeken, dünyanın en prestijli ve tanınmış film festivallerinden biridir. Festivalde bağımsız yapımlardan büyük bütçeli gişe rekortmeni filmlere kadar çok çeşitli filmler gösterilir. Çeşitli kategorilerde en iyi filmlere ödüller verilir.

Melbourne Komedi Festivali (Avustralya)

Bu, dünyanın dört bir yanından yetenekli komedyenlerin yer aldığı, dünyanın en büyük ve prestijli komedi festivallerinden biridir. Her yıl Avustralya’nın Melbourne kentinde düzenlenen festivalde, stand-up, skeç, doğaçlama ve müzikal komedi de dahil olmak üzere birçok türde komedi gösterileri sunulur. Değişik mekanlarda 600’ü aşkın gösteri ve etkinlikle Melbourne Komedi Festivali, komedi severler ve iyi bir kahkaha arayan herkes için mutlaka katılım sağlanması gereken bir etkinliktir.

Festivaller diyarı Türkiye

Ülkemizde de her yıl 100’den fazla festival düzenlenir. Hemen hemen her kentimizde ulusal festivaller düzenlenirken İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa ve Antalya gibi bazı büyük kentlerimizde uluslararası kültür-sanat festivalleri de gerçekleştirilir. En çok festival düzenlenen kentimiz İstanbul’dur. Ülkemizdeki festivallerden bazıları şunlardır:
fstv turkiye Festivaller
  • Altın Portakal Film Festivali (Antalya)
  • İstanbul Müzik Festivali (İstanbul)
  • Kiraz Festivali (Tekirdağ)
  • Uluslararası Portakal Çiçeği Karnavalı (Adana)
  • Uluslararası Urla Enginar Festivali (İzmir)
  • Sümela Kültür Yolu Festivali (Trabzon)
  • Ayancık Kültür Keten ve Ahşap Festivali (Sinop)
  • Hoşköy Uçurtma Festivali (Tekirdağ)
  • Kapadokya Halk Dansları ve Müzik Festivali
  • Çatalca Erguvan Festivali (İstanbul)
  • Troya Kültür Yolu Festivali (Çanakkale)
  • Sarıgöl Sultani Üzüm Festivali (Manisa)
  • Kahve ve Çikolata Festivali (Konya)
  • Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali
  • Uluslararası Çocuk Tiyatrosu Festivali (İstanbul)
  • Uluslararası Kukla Festivali (Ankara)
  • Uluslararası Karagöz Hacivat Gölge Oyunu Festivali (Bursa)
İnsanlar tarih boyunca birbirinden değişik av aletleri ve yöntemleri kullanmıştır. Bunların en ilginçlerinden biri bumerangdır. Bumerang, sıra dışı aerodinamik özellikler taşıyan, genellikle tahtadan ama kemikten, boynuzdan ve hatta demirden de yapılan eğri bir fırlatma çubuğudur. Bu ilginç aleti biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?
Günümüzde eğlence amaçlı bir nesne ya da kültürel bir simge olarak kullanılan bumerang, tarihte Avustralya yerlileri tarafından avlarda kullanılıyordu. Bumeranglar bir av mızrağının yaklaşık üç katı kadar uzağa gidebilir. 200 metreden öteye ulaştıkları bilinir.
bumerang

Gerçekten de uçarlar

Bumerangın birbirine belli bir açıyla duran iki kolu vardır. Bu kolların yüzey şekli bumerangın aerodinamik başarısının anahtarıdır. Kollar tıpkı uçak kanatları gibidir; üst kısmı hafifçe kavisli, alt kısmı da neredeyse düzdür. Bumerang yeterince hızlı fırlatıldığında hava basıncı yoluyla kendi kaldırma kuvvetini oluşturur. Havadaki dönüş hareketi, hava basıncının bumerang üzerindeki etkisini artırır. Bir bumerang ortalama olarak saniyede 8-11 kez döner. Bumeranglar, fırlatıldıklarında geri dönmeleriyle ünlüdür. Bumerangın geri dönmesinin sırrı yine dönen kollarındadır. Bir kol bumerangın hareket yönünde hareket ederken öteki kol aynı şekilde hareket etmez. Tıpkı bir kayığın bir yanında öteki yana göre daha hızlı kürek çekilmesinde olduğu gibi, bumerang da geri döner.
bumerang
bmrg atan cocuk3 Bumerang

Hepsi geri dönmez

Bumerang geri dönmesiyle ünlü olmasına karşın, birçok bumerang, yalnızca tek yönde gider. Geri dönmeyen bumeranglar, geri dönenlerden daha büyük olur ve kancalı ya da uzun kavisli gözyaşı damlası şeklindedir. Bu bumerangların keskin kenarları olur.
bumerang

Fırlatmak beceri ister

Bir tahta parçasını fırlatmak kulağa kolay gelir. Ancak havada ilerleyişini optimize etmek için bumerangı doğru bir şekilde fırlatmak özel bir beceri gerektirir. Bumeranglar yerle en az 20 derecelik bir açıyla fırlatılmalıdır.
bumerang

Bumerangın kısa tarihi

Bumerang tarih boyunca bir av silahı olarak kullanılmıştır. Ancak onun ilk olarak ne zaman ve nerede kullanıldığı pek açık değildir. Geleneksel olarak Avustralya yerlilerinin kullandığı bir alet olduğu düşünülür. Hatta bumerang Avustralya’nın simgelerinden biridir. Ne var ki gerçekte bumeranglara eski Avrupa, Mısır ve Kuzey Amerika’da da rastlanmıştır. Geri dönmeyen bumerangların Kaliforniya ve Arizona’da Amerikan yerlileri tarafından kullanıldığına ilişkin kanıtlar vardır. Tutankamon’un mezarında, yine kuş avlamak için kullanıldığını gösteren bir resimle birlikte altın uçlu fildişi bir bumerang bulunmuştur. Bununla birlikte rekor Polonya’da keşfedilen, mamut dişinden yapılmış yaklaşık 30 bin yıllık bir bumeranga aittir.
bumerang
Tutankamon’un mezarından çıkarılan bumeranglar.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Suaudeau)
bumerang
Polonya’daki Karpat Dağları’ndaki Obłazowa Mağarası’nda keşfedilen bumerang.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Cafe Wiedza)

Çeşit çeşit bumerang

Bumerangların son derecede geniş bir şekil, boyut, kullanım ve malzeme çeşitliliği vardır. Çoğu tarihçi bumerangların kolayca tanımlanamayacak ve sınıflandırılamayacak kadar çeşitli olduğu konusunda görüş birliğindedir. Geleneksel olarak Avustralya’daki bumeranglar ağaçtan, köklerden ya da tohum kabuklarından yapılırdı. Modern bumeranglar plastikten, kâğıttan, karbon fiberden ya da çelikten yapılır.
İnsanların yaşadığı evler hem tarih boyunca hem de dünyanın değişik yerlerinde hep farklı farklı olmuştur. Ne dersiniz, günümüzde insanların yaşadığı değişik ev tiplerine şöyle bir göz atalım mı?
Evler değişik malzemelerden yapılır. Bunların bir bölümü doğada bulunabilen (doğal) malzemelerdir. Taş, çamur, hasır, odun ev yapılırken kullanılan doğal malzemelerdir.

Taş Evler

Eski dönemlerde yapılan evlerin bir bölümü taştan olurdu. Taş evler soğuğa, ateşe ve suya dayanıklı olur ve içinde yüzlerce yıl yaşanabilirdi.

Kerpiç Evler

Eski dönemlerde özellikle kırsal bölgelerde yapılan evlerin büyük bölümü kerpiçten olurdu. Kerpiç evler gün boyu ısıyı soğurur ve evi serin tutar. Isı akşam salınır ve ev de sıcaklığını korur.

dunyadan evler kerpic Dünyadan Evler

Saman ve çamur karışımı olarak hazırlanıp tahta kalıplara dökülerek güneşte kurutulan, duvar örmekte kullanılan tuğlalara "kerpiç" denir.

Dünyanın en eski evlerinden bazıları Konya’daki Çatalhöyük’te günümüzden yaklaşık 9.500 yıl önce yapılmış.

Kaya Evler

Kapadokya’da olduğu gibi dünyanın bazı yerlerinde insanlar geçmişte evlerini yumuşak kayaları oyarak (kayaların içine) yapmış.

Ahşap (Odun) Evler

Maliyeti düşük, yapımı hızlı olan ahşap evler iyi ısındığı için özellikle iklimi soğuk bölgelerde tercih edilir. Odun; şekil vermesi kolay olduğundan tasarım açısından da esneklik sağlar.

dunyadan evler agac ev Dünyadan Evler

Yağmur ormanları gibi insanların vahşi hayvanlarla iç içe yaşadığı bazı bölgelerde evler, güvenlik nedeniyle ağaç tepelerine yapılır.

Hasır Evler

Hasır da dünyanın birçok bölgesinde ev yapım malzemesi olarak kullanılır. Hasır evlerin yapımı kolay ve ucuzdur. Doğa dostu bu evler aynı zamanda çok dayanıklıdır. Birçok bölgede hasır çatı kaplama malzemesi olarak kullanılır.

Buzdan Evler

Kutup Dairesi’nin içinde ev yapacak malzeme bulmak çok zordur. Toprak bile yılın çok büyük bölümünde donmuş haldedir. Ama buralarda yaşayan insanlar da ev yapma sorununu buz kalıplarını kullanarak çözmüştür. İglu denen buzdan evlerin içi, yakılan bir ateş sayesinde normal bir ev gibi sıcak olur.

Bazı evler de insan yapımı malzemelerden yapılır. Çimento, demir, tuğla, cam günümüzde en çok kullanılan ev yapım malzemeleridir.

Tuğla Evler

Yangına dayanıklı, bakımı kolay tuğla evler aynı zamanda doğa dostudur.

dunyadan evler beyaz badana Dünyadan Evler

Sıcak iklimli ülkelerde evler genellikle beyaza boyanır. Beyaz renk evleri koyu renklere göre daha serin tutar.

Evlerin çoğu sabittir. Yani yapıldıkları yerde onlarca yıl boyunca durur. Ama bazı evler hareket edebilir. Hatta bunun için özel yapılırlar.

Yüzen Evler

Yüzen evlerin bakımı ve temizliği her ne kadar kolay olmasa da meraklıları çoktur. Maliyeti düşük bu evlerin içi biraz dar olmakla birlikte rahattır. ABD’de, Hollanda’da, Kamboçya ve Filipinler’de yaygındır.

Yurtlar

Moğolistan’da kırsal kesimde yaşayan insanların bir bölümü hayvancılıkla uğraşır. Hayvan sürüleri için otlaklar arasında dolaşmaları gerekir. Evleri de bu yaşam tarzına ve de çetin koşullara uygun bir şekilde kolay kurulup kaldırılabilecek ve taşınabilecek şekildedir. Çok büyük bir çadırı andıran bu evlere Moğolca’da “ev” anlamına gelen “yurt” denir. a:link { color:#7A915E; background-color: transparent; text-decoration: none; } a:visited { color: #3B6C02; background-color: transparent; text-decoration: none; } a:hover { color: #7A915E; background-color: transparent; text-decoration: underline; } a:active { color: #3B6C02 background-color: transparent; text-decoration: underline; }

Karavanlar

Hareketli evlerin en yaygını karavanlardır. Kimileri sürekli gezmek, dolaşmak ister. Onların da evleri arabalarının arkasında olur (ya da ev şeklinde tasarlanmış arabalardır). Bunlar biraz küçük ama rahat ve sıcak olur. Maliyetleri düşüktür.

Bugün çok özel bir gün. Aynı zamanda ender de yaşanan bir gün. Çünkü yalnızca dört yılda bir yaşanıyor. Bugün, artık gün ve bu yıl, yani 2024 de bir artık yıl. Peki, nedir artık gün ve artık yıl?
artık yıl
Dünya’nın yıldızımız Güneş’in çevresindeki yörüngesinde bir turunu tamamladığı süreye “yıl” diyoruz. Dünya’nın kendi ekseninde bir dönüşünü yaptığı süreye de “gün” diyoruz. Kullandığımız takvime göre normal bir yıl 365 gündür. Yani Dünya, Güneş’in çevresindeki turunu kendi ekseninde 365 kez dönme süresinde tamamlar. Ne var ki bu tam doğru değildir; bir yuvarlamadır. Gerçekte Dünya’nın Güneş’in çevresindeki bir turu 365 gün 6 saat sürer -ne yapalım, gerçek bu. Bir başka deyişle 365 ¼ gün sürer.

Dünya’nın Güneş’in çevresindeki bir turu 365 gün 6 saat sürer.

artık yıl
Bunu şu şekilde de düşünebiliriz: Dünya, Güneş’in çevresindeki 4 turunu (4 x 365) 1.460 günde değil, 1.461 günde tamamlar. Biz de takvimlerimize her dört yılda bir, bu fazladan bir günü ekleriz. Bu fazla güne “artık gün”, artık günün eklendiği yıla da “artık yıl” denir. Eğer takvime dört yılda bir (yani artık yılda) bir gün eklenmeseydi, yılımız da gerçekten her dört yılda bir, bir gün önce başlardı. Bu durumun kısa sürede herhangi bir etkisi olmazdı. Daha doğrusu olurdu ama o etkiyi hemen fark edemezdik. Ancak 360 yıl sonra ilkbahar 21 Mart yerine 21 Aralık’ta başlardı. Ya da 760 yıl sonra yılbaşının 30 Haziran’da kutlanması gerekirdi.
a y haziran yilbasi Artık Yıl

Artık yıl olmasa 760 yıl sonra yılbaşının 30 Haziran’da kutlanması gerekirdi.

İlk Artık Yıl

Artık yıllar yaklaşık 2.000 yıl önce Roma İmparatoru Julius Caesar tarafından ortaya atıldı. Caesar gökbilimcilere ve matematikçilere yeni bir takvim hazırlattı. MÖ 45’te kullanılmaya başlanan bu takvime Jülyen Takvimi adı verildi. Bu takvimde önemli tek bir kuralı vardı: Dörde kalansız olarak bölünen her yıl artık yıl olacaktı. Böylece astronomik yıl ile kullandığımız takvim yılı arasındaki fark ortadan kalkacaktı.
artık yıl
Julius Caesar

Jülyen Takvimi 400 yılda bir 3 gün 3 saat ileri gidiyordu.

Ne yazık ki bu formülle ilgili bir sorun vardı. Çünkü çok fazla artık yıl üretiyordu. Bunun nedeni de gerçekte bir yılın 365 gün 6 saat değil de 365 gün 5 saat 48 dakika 46 saniye olmasıydı. Yani 6 saat ile 5 saat 48 dakika 46 saniye arasındaki zaman farkı (11 dakika 14 saniye) nedeniyle Jülyen Takvimi’nde gereğinden çok artık yıl oluyordu. Bu minik fark nedeniyle takvim 400 yılda yaklaşık 4.493 dakika yani 75 saat yani yaklaşık 3 gün kadar ileri gidiyordu. Tabii bu durum birkaç yüz yıl içinde fark edilemedi. Hatanın fark edilmesi için 1.600 yıl kadar geçmesi gerekti.

Çözüm Bulundu

1500’lü yılların sonunda takvimdeki bu ileri gidişe bir çözüm bulmak için Papa XIII. Gregorius yeni bir takvim hazırlattı. Onun adıyla anılan takvimin kullanımına 1582’de başlandı. O yıl 4 Ekim Salı gününden sonra 15 Ekim Cuma geldi -10 gün atlandı. Yeni takvim İtalya, Fransa, Portekiz ve İspanya’da aynı yıl kabul edildi. Diğer ülkeler yeni takvimi farklı yıllarda benimsediler. Örneğin, Macaristan 1587’de, İngiltere 1752’de, Japonya 1873’te, Mısır 1875’te, Rusya 1918’de, Yunanistan 1923’te ve Türkiye 1926’da yeni takvime geçti.
artık yıl
Papa XIII. Gregorius.
Görsel kaynağı: Wikipedia
a y gregoryan takvimi Artık Yıl
Gregoryan Takvimi’nin çıkışını haber veren 1582 tarihli bülten.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Günümüzde dünyanın çok büyük bölümünde standart takvim olarak kullanılan Gregoryen Takvimi’nde 4’ün katı olan yılların hepsi değil, çoğu artık yıldır. Artık yıllarda Şubat ayı 28 yerine 29 çeker. 100’e tam bölünen yıllarda artık yıl olmaz. Bununla birlikte yıl, eğer 400’e tam olarak bölünebiliyorsa artık yıldır. Örneğin, 2024, 2028 ve 2040 artık yıldır. 1800 ve 1900 yılları artık yıl değildir; ancak 1600, 2000 ve 2400 yılları artık yıldır.

Kolay Bilmece

Şu yıllardan hangileri artık yıl değildir?

2700

2704

2792

2796

2800

2804

Cevap:

2700 yılı artık yıl değildir.

2700, 100’ün katıdır ve 400’e tam olarak bölünemez.

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI