Kaplumbağa Terbiyecisi’nin Sırları

Kaplumbağa Terbiyecisi’nin Sırları

Bu tabloyu bilmiyor olamazsınız! Gelmiş geçmiş en ünlü Türk ressamlarından birinin fırçasından 1906’da çıkan bu yapıt, yalnızca Türkiye’nin değil, dünya resim sanatının da en ünlü eserlerinden biridir. Evet, Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi”nden söz ediyoruz… Peki, bu ünlü tablo ve ressamı hakkında neler biliyorsunuz? Tablonun ilginç sırlarını birlikte keşfetmeye ne dersiniz?

Bu tabloyu bilmiyor olamazsınız! Gelmiş geçmiş en ünlü Türk ressamlarından birinin fırçasından 1906’da çıkan bu yapıt, yalnızca Türkiye’nin değil, dünya resim sanatının da en ünlü eserlerinden biridir. Evet, Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi”nden söz ediyoruz… Peki, bu ünlü tablo ve ressamı hakkında neler biliyorsunuz? Tablonun ilginç sırlarını birlikte keşfetmeye ne dersiniz?

Türkiye’nin En Ünlü Tablosu

Türkiye’nin En Ünlü Tablosu

Osman Hamdi Bey’in 221,5 cm x 120 cm boyutlarındaki bir tuvalin üzerine yağlıboya tekniğiyle yaptığı bu tablo, 1906’da Fransız Sanatçılar Derneği’nin Paris’te düzenlediği sergide yer almak üzere yapılmış. Sergideki asıl adı da “Kaplumbağalı Adam”mış. Serginin kataloglarından birinde de adı “Kaplumbağalar” olarak geçiyormuş. Peki, Osman Hamdi Bey’in aklına böyle ilginç bir tablo yapmak nereden gelmiş? Gerçekten kaplumbağa terbiye eden kişiler var mıymış? Kaplumbağalara eğitim vermek mümkün müymüş?

Osman Hamdi Bey’in esin kaynağının tam olarak ne olduğunu bilmek zor. Yine de bu konuda ressamın yaşamıyla ilgili bir ayrıntı bize ışık tutuyor. Resmin yapılmasından tam 37 yıl önce, genç Osman Hamdi, Bağdat’tayken babasına yazdığı bir mektupta, bir dergide okuduğu yazıda Japonya’daki kaplumbağa terbiyecilerinden söz edildiğini anlatmış. Japon terbiyecilerin davulla ritm tutarak kaplumbağalara tek sıra halinde yürümeyi, hatta bir masanın üstüne çıkmayı öğrettiği yazıyormuş. Dergide bu ilginç işi gösteren bir de resim yer alıyormuş. İşte, Osman Hamdi Bey’e tablosu için esin veren de bu olabilir.

Görsel kaynağı: Edhem Eldem, “Making Sense of Osman Hamdi Bey and His Paintings”, Muqarnas (29) 2012
Görsel kaynağı: peramuzesi.org.tr

Not: Kaplumbağa Terbiyecisi tablosunu kendi gözlerinizle görmek ve yakından incelemek isterseniz, İstanbul’daki Pera Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

Osman Hamdi Bey, ölümünden dört yıl önce yaptığı bu ölümsüz tablosunda tarihi bir mekânı, mavi renkli çinilerle kaplı, penceresinin üstünde Arapça bir yazı panosu olan bir odayı dekor olarak kullanmıştır. Osman Hamdi Bey resimlerinde tarihi yapıları kullanmayı çok sever. Kaplumbağa Terbiyecisi’ndeki çinilerle kaplı mekân da gerçekte Bursa Yeşil Cami’nin üst katındaki bir odadır.

Osman Hamdi Bey

Resimde kırmızı giysiler içinde gördüğümüz yaşlı adam, ressamın bizzat kendisidir. Osman Hamdi Bey yalnızca bu resminde değil, daha birçok yapıtında figür olarak kendisini kullanmıştır. Ressam bunun için önce istediği açıdan kendi fotoğrafını çektirir, sonra da bu fotoğrafa bakarak tablolarını yapardı. Yani bir tür otoportre ya da özçekim! İsterseniz Osman Hamdi Bey’in şu fotoğrafını tablodaki adamla karşılaştırabilirsiniz.

Eserdeki yaşlı adam, sırtında nakkare denen bir vurmalı çalgı, arkasında kavuşturduğu ellerinde tuttuğu ney ve başındaki külahla tipik bir Osmanlı dervişidir. Osman Hamdi Bey’in resimlerinde geleneksel giysili kadınlar, fesli ya da sarıklı adamlar, camiler, çiniler ve Osmanlı yaşamından daha birçok ayrıntı olur. İnsanlar ve yüzleri çok gerçekçidir; hem de bir fotoğraf kadar gerçekçi! 1888’de yaptığı Halı Satıcısı adlı tablo da bunun en güzel örneklerinden biridir.

Görsel kaynağı: Wikimedia Commons 

Tablonun İkinci Versiyonu

Tablonun İkinci Versiyonu

Osman Hamdi Bey bir yıl sonra, ayrıntılarında bazı farklar olsa da ilkine çok benzeyen küçük boyutlu (136 x 87 cm) bir resim daha yapar. Tablonun bu ikinci versiyonunu dünürü Salih Münir Paşa’ya ithaf ettiğini gösteren bir not da vardır. İki versiyon arasında ufak tefek bazı değişiklikler göze çarpar. En büyük fark da ilkinde beş, 1907 tarihli ikinci versiyonda altı kaplumbağa olmasıdır. Bakalım siz kaç fark bulabileceksiniz?

İkinci versiyon
İlk versiyon

Türkiye’nin En Pahalı Tabloları

Türkiye’nin En Pahalı Tabloları

2004’te yapılan bir müzayedede 5 milyon TL’ye Pera Müzesi tarafından satın alınan ve hâlâ bu müzede sergilenen Kaplumbağa Terbiyecisi, yakın zamana dek Türkiye’nin en pahalı tablosuydu. 2016’da “Cami Önü” adlı bir başka Osman Hamdi Bey tablosu, 13,5 milyon TL’ye satıldı ve bu rekoru ele geçirdi. Ancak geçen yıl bir başka müzayedede 44 milyon TL’ye alıcı bulan “Kuran Okuyan Kız” adlı bir tablo bu rekorun yeni sahibi oldu. Peki, bu tablo kimin yapıtı dersiniz? Evet, o da Osman Hamdi Bey’in! O halde şimdi gelin biraz da onu tanıyalım.

Görsel kaynağı: Wikimedia Commons 

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey yalnızca bir ressam değildir. O aynı zamanda ilk arkeoloğumuzdur. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin yöneticisi ve Türkiye’de müzeciliğin kurucusudur. Üstelik Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulunun, bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin yaratıcısıdır. 1842’de İstanbul’da başlayan ve 1910’da yine aynı şehirde sonlanan yaşamı boyunca birçok yer gezmiş ve hep sanatla iç içe olmuştur.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin Osman Hamdi Bey tarafından inşa ettirilen binası.

Osman Hamdi Bey, bugünden bakınca Türkiye’nin “eski kuşak” ressamlardan biri olabilir; ama kendi döneminin en büyük yenilikçilerinden biriydi. Hatta önceki yüzyılların Osmanlı resmini dönüştüren, onu Avrupalılaştıran ressamlardandı. Paris’te resim okumuş ve döneminin oryantalist Fransız ressamlarının yanında eğitim almıştı. Arkeolojiyle ve müzecilikle geçen yaşamı boyunca resim yapmayı hep sürdürdü. 1882’de kurduğu Sanayi-i Nefise Mektebi, yani Güzel Sanatlar Okulu’yla resim ve sanat alanında eğitim almak isteyenleri yurt dışına gitme zorunluluğundan kurtardı.

Sanayi-i Nefise Mektebi, yani Güzel Sanatlar Okulu’nun ilk binası, bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin bir parçasıdır.

Nemrut Dağı’nda, Sayda’da (Lübnan), Lagina’da (Muğla) arkeolojik kazılar gerçekleştiren Osman Hamdi Bey, buralarda keşfettiği önemli buluntuları yeni inşa ettirdiği İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne taşıdı. Sayda’daki kazılarda bulunan dünyaca ünlü İskender Lahti de bunlardan biriydi. Bu müzenin müdürü olarak ilk yaptığı işlerden biri tarihi eserlerin yurt dışına çıkarılmasını yasaklatmak oldu. Yani bugün Türkiye’deki müzelerde ve ören yerlerinde gördüğümüz birçok eser onun sayesinde ülkemizde kalabildi.

Osman Hamdi Bey Nemrut Dağı kazısı sırasında yeni keşfettiği dev heykellerden birinin üzerinde poz veriyor.