ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.
Yılın en özel günlerinden birine hazır mısınız? Güneş, binlerce yıldır yaptığını bu yıl yine yapacak ve kuzey yarımkürede yaşayan bizlere 21 Haziran’da upuzun bir gündüz yaşatacak. Hem de en uzun gündüzü… O gün erkenden doğup çok geç batacak ve geceye çok da zaman bırakmayacak! Peki, neden böyle olacak? Niye 21 Haziran yılın en uzun günü? Haydi, yakından bakalım!
Yazın gündüzler uzun ve sıcaktır. Sokakta saatlerce zaman geçirsek bile akşam olmak bilmez. Eh, iyi ki de öyle, sonuçta tatil! Yaz akşamları güneş bir türlü batmak bilmezken sabahları da erkenden hava aydınlanıverir. Neden, biliyor musunuz? Yerküremizin dönme ekseninin eğikliği nedeniyle… Hani şu ünlü 23,5° eksen eğikliği var ya, işte ondan dolayı… “Nasıl yani, gezegenimizin eğik oluşu günleri nasıl uzatıp kısaltıyor ki?” diyorsanız, biraz daha açalım..
Dünyamız, Güneş’in çevresindeki elips şeklindeki yörüngesinde bir yıl boyunca ilerlerken bu eğiklik nedeniyle Güneş’e dönük olan yarımküreler de değişir. Dünyanın kuzeyi ve güneyi, yılın değişik zamanlarında farklı miktarlarda ve açılarda güneş ışığı alır. Örneğin, yılın bir bölümünde -ki biz buna kış diyoruz- kuzey yarımküre daha kısa süre gün ışığı alırken o sırada güney yarımküredekiler güneşe doyar. Altı ay sonra kuzeyde günler uzamış ve geceler kısalmışken de güneyin geceleri uzundur ve mevsimi de kıştır.
İşte, yaz gündönümü de gece-gündüz sürelerinin en uzun olduğu iki tarihten biridir. Aralık’ın 21’inde (bazı yıllar 22’sinde), kuzey yarımküredekiler için yılın en uzun gecesi yaşanır. Bu tarihten sonra gündüzler yeniden uzamaya başlar ve 21 Haziran’da (bazı yıllar Haziran’ın 20’si, bazı yıllar da 22’si olabilir) bu kez en uzun gündüzü ve en kısa geceyi yaşarız. Güney yarımküredekiler için de tam tersi geçerlidir. Bu iki tarihin tam ortasında, 21 Mart’ta ve 23 Eylül’de, gece-gündüz süreleri eşitlenir ve bunlara ekinoks denir.
Dünya’ya 21 Haziran’da uzaydan baksaydık şöyle bir manzara görürdük: Güneş ışınları kuzey yarımkürenin büyük bölümünü aydınlatıyor ve daha dik bir açıyla çarpıyor. Kuzey kutbuna doğru çıktıkça yeryüzündeki herhangi bir noktanın günlük aydınlanma süresi de artıyor. Yani kuzey yarımkürede gündüzler daha uzun sürerken güney yarımkürede geceler uzun oluyor.


21 Haziran’da İsveç’te açık bir dükkân bulmak zordur. Çünkü bu kuzey ülkesinde yaz gündönümü gerçekten bir bayram gibi, coşkuyla kutlanır ve o gün tatildir! “Mayıs direği” adı verilen uzun ve geniş çelenkler taşınır. Bunun çevresinde danslar edilir, piknik yapılır. Evlerin ve ahırların üzerine yeşillikler yerleştirilir; çünkü bunların insanlara ve hayvanlara iyi şans ve sağlık getireceği düşünülür.
Yine birçok ülkede yaz gündönümlerinde, özellikle kuzey ülkelerinin kısa süren gecelerinde -hatta kimi yerlerde havanın tam kararmadığı beyaz gecelerde- kutlama ateşleri yakılır. Avusturya, Almanya, Danimarka, Fransa ve Hırvatistan’da bu kutlamaları görebilirsiniz.

Gökyüzündeki devinimleri merakla izleyip özellikle gezegenlerin hareketini dikkatle takip edenler tam üstümüzde birçok göksel saat olduğunu mutlaka fark etmişlerdir. Belirli periyotlarda ve belirli yörüngeler boyunca ilerleyen gezegenlerin bazı döngüleri olduğunu, bazen yollarının kesiştiğini de bilirler. İşte, Mart 2023’te yan yana gelen Jüpiter ile Venüs bu ay bir kez daha buluşuyor. Haziranın 8’inde döngü tamamlanıyor, adeta saatin akreple yelkovanı üst üste geliyor.
Önceki aylarda gökyüzünde batıya doğru ağır ağır ilerleyen ve giderek ufka yaklaşan Jüpiter’i ters yönden ona doğru yaklaşan Venüs, 8 ve 9 Haziran akşamları adeta kucaklayacak. Çünkü aralarındaki uzaklık yalnızca 1,5 derece olacak; yani bir dürbünün görüş alanına sığacak kadar yakın. Öyle ki gökyüzüne bakan birçok kişi bu iki parlak noktayı görüp “A, bu ne?” diye soracak; çünkü Venüs o gece -4,0 kadir parlaklığıyla gökyüzünün açık ara en parlak nesnesi olurken Jüpiter de -1,9 kadirlik parlaklığıyla yıldızları bile kıskandıracak.
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.


Biliyorsunuz, Venüs Güneş’e yakın bir iç gezegen. Jüpiter’se dev bir dış gezegen. Gerçekte aralarındaki uzaklık çok büyük. Venüs bize ortalama 0,9 AB (astronomi birimi= Güneş-Dünya arasındaki ortalama uzaklık -150 milyon kilometre) uzaktayken Jüpiter’e ulaşmak için 6 AB yol gitmek gerekiyor. Biz onları gökyüzünde yan yana görüyoruz; ama aslında ışık, birinden diğerine yaklaşık 40 dakikada gidiyor. Gökyüzünün bize oynadığı ne hoş bir perspektif oyunu, görüyor musunuz?
Bu buluşmanın en iyi “performansları” 8 ve 9 Haziran akşamları sahne alacak; ama önceki ve sonraki günlerde de ikilinin dansını izlemek de keyifli olacak. Hatta Merkür de biraz aşağıdan ve soluk bir şekilde onlara katılacak. Aşağıdaki animasyondan sizi nasıl bir gösterinin beklediğini görebilirsiniz. Jüpiter sonraki aylarda Güneş’in arkasından dolanıp sabah gökyüzüne geçecek, Venüs ise akşamları batı ufkunda gezinmesini yaz sonuna kadar sürdüredecek. Merkür de haziran sonunda gözden kaybolacak.
“Acaba Ne Olurdu?” köşemizin meraklı ve sadık okuyucuları anımsayacaktır. Bir önceki içeriğimizde “Dünyadaki tüm insanları uzaya göndermek gerekseydi, acaba ne olurdu?” diye sormuş ve şu andaki teknolojimizle bunun gerçekleşmesi neredeyse olanaksız bir hayal olduğunu anlamıştık. Falcon 9 gibi en gelişmiş roketlere bindirdiğimiz insanların uzaya götürülmesi işinin hem çok uzun süreceğini hem çok maliyetli olacağını, üstelik gezegenin tüm kaynaklarını tüketeceğini görmüştük. Geride aşırı ısınmış bir gezegen ve karbondioksite boğulup nefes alınmaz hale gelmiş bir atmosfer kalacağını da…
Peki, yine benzer bir acil durum yaşansa, örneğin dünyamıza hızla yaklaşan bir göktaşı tespit edilse, dünyadaki bütün insanları uzaya göndermenin bir başka nasıl bir yolu olurdu acaba? Günümüzde henüz var olmayan teknolojileri ya da şimdilik kâğıt üzerinde kalan varsayımları da dahil etsek, bu “hayal” gerçeğe dönüşebilir miydi? Haydi gelin, bu son derece çılgın alternatif yollar incelenmeyi bekliyor!
Eğer Ay’da maden kolonileri kurup Helyum 3’ü dünyaya ya da daha “temizi” yörüngedeki istasyonlara iletebilirsek, 8 milyar insanı uzaya taşıyacak roketlerin ihtiyacı olan o devasa enerjiyi güvenli bir şekilde sağlayabiliriz. Ne var ki, şu an bu teknoloji çok erken aşamada. Ay’a gidip maden kazmak, elimizdeki olanaklarla 8 milyar insanı uzaya göndermek kadar zor. Ama bir gün başarırsak, Helyum 3 sayesinde yıldızlara giden yolun kapısı bile açılabilir. Tabii eğer bir nükleer kazaya kurban gitmezsek!
Biz en iyisi biricik gezegenimize ve birbirimize çok iyi bakalım. Carl Sagan’ın ünlü sözüyle de konuyu bağlayalım; “Uzay, insanlık için bir kaçış değil, bir keşif alanıdır. Asıl sorun, bu gemiyi -yani Dünya’yı- batırmamaktır.”
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.


Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.


Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.
Yılın en kısa ve de havası en sert ayındayız. Geceler de uzun ve gökyüzü meraklıları için bu bir avantaj! “Dışarısı çok soğuk, bu havada dışarı mı çıkılır?” demeyin. Kalın giyinirseniz, bal gibi de çıkılır. Çünkü şubat ayı bize son yılların en görkemli gece manzaralarından birini sunmaya hazırlanıyor. Bu ay, yalnızca kış takımyıldızlarını değil, Güneş Sistemi’nin devini ve cücesini aynı anda akşam gökyüzünde görme şansımız olacak.
Jüpiter, ocak ayındaki karşı konumundan sonra hâlâ çok parlak ve neredeyse bütün gece gökyüzünde olacak. Ay boyunca İkizler Takımyıldızı’nın en parlak yıldızları Castor ve Pollux’un hemen yanında adeta bir fener gibi parlayacak. Gün batımından az sonra doğudan yükselen Jüpiter, gece yarısı gökyüzünün en yüksek noktasına ulaşacak ve sabaha kadar bize eşlik edecek. Kısacası, tıpkı geçen ay olduğu gibi, bu ay da gecelerin mutlak hakimi Jüpiter olacak!
Şubat geceleri hava karardığında Jüpiter’in çevresine bakarsanız, kış gökyüzünün o meşhur Kış Altıgeni ile karşılaşacaksınız. Gökyüzünün en parlak yıldızı Sirius (Akyıldız), altıgenin en alt köşesinde elmas gibi parlayacak. Hemen üzerinde Avcı (Orion), onun kemerindeki üç yıldız ve sağ üstte Boğa’nın öfkeli gözü Aldebaran sizi selamlayacak. Eğer kent ışıklarından uzaktaysanız, Boğa’nın sırtındaki Yedi Kız Kardeşler, yani Ülker (M45) açık yıldız kümesini de çıplak gözle pamuksu bir bulut gibi görebilirsiniz.
Şubatın ikinci yarısında, Güneş battıktan hemen sonra batı ufkuna çok dikkatli bakın. 15 Şubat’tan itibaren, Güneş’e en yakın ve gözlenmesi en zor gezegen Merkür, akşam gökyüzündeki en iyi görünümüne hazırlanıyor. 19 Şubat’ta en büyük doğu uzanımına (Güneş’ten en uzak konumuna) ulaşacak Merkür, 20 Şubat’ta da akşam gökyüzünde en yüksek noktaya çıkacak. Yani bu beş günde, parlaklığı -1 kadirden -0,3’e kadar azalacak olsa da ufuktan yükseldiği için görülmesi kolaylaşacak.
Aslında bu tarihlerde Merkür’e batı ufkunun hemen üzerindeki parlak Venüs de eşlik etmeye başlayacak. Akşam gökyüzüne yavaş yavaş veda etmeye hazırlanan Satürn de Merkür’ün biraz üzerinde ama oldukça sönük olacak. Eğer ufkunuz açıksa ve hava da temizse, gün batımından hemen sonra bu üçlüyü (Venüs, Merkür ve Satürn) batı ufkunda üst üste dizilmiş bir şekilde görebilirsiniz -en azından deneyebilirsiniz. Mars ne yazık ki hâlâ Güneş’in arkasından dolaşmaya devam ediyor.
15 ve 20 Şubat geceleri günbatımından sonra batıya doğru bakarken üst üste sıralanan üç gezegen ve Ay.
2, 11 ve 24 Şubat’ta Ay’ın yıldızlarla dansı.
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.

Mars: Kızıl Gezegen 9 Ocak’ta Güneş ile kavuşum konumunda olacak. Yani Güneş’e en yakın konumda ama bize göre ters yanda; dolayısıyla görünmez durumda olacak. Onu görmek için birkaç ay daha sabretmemiz gerekecek.
Venüs: Parlaklığıyla bildiğimiz Venüs de 6 Ocak’ta üst kavuşumdan geçerek sabah gökyüzünü terk edecek. Ayın sonuna doğru akşamları batı ufkunda çok sönük bir şekilde belirmeye başlasa da asıl gösterisine bahar aylarında başlayacak.
Merkür: Merkür de bu ay “Güneş’in arkasından dolanan kaçaklar kulübü”nün bir üyesi elbette! Şubat ola hayrola diyelim…
Satürn: Halkalı gezegen akşamları erkenden batacak. Güneş battıktan hemen sonra güneybatı ufkunda kısa bir süre görülebilir ama o da giderek alçalacak ve sönükleşecek.
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.

Geçtiğimiz yaz, takvimler 1 Temmuz 2025’i gösterirken Şili’deki Asteroid Karasal Çarpma Son Uyarı Sistemi (ATLAS) istasyonundaki teleskoplar, yeni bir gökcismi keşfetti. İlk gözlemler, önce “A11pl3Z” olarak adlandırılan bu gökcisminin iç Güneş Sistemi’ne girdiğini, saniyede 61 kilometre hızla ilerlediğini ve Dünya’nın yörüngesine yaklaşabileceğini gösteriyordu. Sonraki gözlemlerle yıldızlararası uzaydan geldiği anlaşılınca “3I/ATLAS” adını alan göktaşının bir asteroit mi yoksa bir kuyruklu yıldız mı olduğu tam anlaşılamamıştı. Ancak uzaylı senaryoları yazmaya meraklı olanlar ve felaket tellalları çoktan devreye girmişti bile. İşin kötüsü, keşfin üzerinden daha yalnızca 15 gün geçmişken “sıra dışı özellikler” gösteren bu göktaşının bir yıldızlararası uzay gemisi olabileceğini ileri süren “bilim insanları” da vardı!
Oysa amatör ve profesyonel birçok gökbilimcinin merakla izlediği 3I/ATLAS, ilerleyen günlerdeki gözlemlerin göstereceği üzere bir kuyruklu yıldızdı. Görünüşü ve hareketi de bir kuyruklu yıldızla uyumluydu. Yani Güneş gibi bir yıldıza yaklaştığında ısınan, bu nedenle gaz açığa çıkaran, kaya ve buzdan oluşan küçük, katı, doğal bir gökcismiydi. Kısacası tüm veriler onun bir kuyruklu yıldız olduğunu gösteriyordu. Uzay gemisi söylentilerine kulak asmaya gerek yoktu.
Yine de bu cisim, Güneş Sistemi’mizin dışından geldiği için hem heyecan verici hem de bilimsel açıdan çok önemli. Çünkü 3I/ATLAS, insanlığın şimdiye kadar keşfettiği yalnızca üçüncü yıldızlararası cisimdir. Adının başındaki “3I” ifadesi de bu anlamı taşıyor; üçüncü yıldızlararası (Interstellar) cisim. Daha önceki iki keşif ise 2017’de keşfedilen “1I/‘Oumuamua” adlı asteroit ve 2019’da keşfedilen “2I/Borisov” adlı kuyruklu yıldızdı. Yani 3I/ATLAS, bize Güneş Sistemi’miz dışındaki uzay hakkında önemli bilgiler verebilecek bir konuk ve türünün üçüncü örneğidir. Önceki ikisinden de daha büyüktür.
Güneş Sistemi’mize yukarıdan bakıldığında, 3I/ATLAS’ın yörüngesi böyle görünür. Dünya’ya en yakın konumdan 19 Aralık’ta geçtikten sonra Güneş Sistemi’mizi terk etmek üzere yoluna devam edecek.
Görsel kaynağı: NASA

Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.
Sayfadaki yıldız haritalarını üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.
Tüm dünyada eş zamanlı olarak gökyüzü ve uzayla ilgili binlerce etkinliğin yapılacağı kutlamaların bu yılki teması “Uzayda Yaşamak”. Bir hafta boyunca uzay araştırmalarının yararlarına dikkat çekmek, özellikle gençleri bilim ve teknoloji çalışmalarına özendirmek, uzay eğitiminde uluslararası işbirliğini teşvik etmek amaçlanıyor. Türkiye’de düzenlenecek Uzay Haftası etkinliklerini burada bulabilir, yakınınızdaki bir etkinliğe arkadaşlarınızla katılabilir, hatta siz de bir etkinlik önerebilirsiniz.




Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.