Patara Antik Kenti

Mitolojik öykülere meraklı olduğunuzu bildiğim için bugün söze mitolojik bir söylence ile başlıyorum.

Mitoloji öykülerine göre akıl tanrısı Koios ile ay ve kehanet tanrıçası Phoebe’nin kızı olan Leto çok güzelmiş. En çok da baş tanrıça Hera olmak üzere bütün tanrıçalar onu kıskanırmış. Günün birinde Leto’nun Artemis ve Apollon’a hamile olduğunu duyan Hera, kıskanmakla kalmamış ve güneşin uğradığı her yerde onun doğum yapmasını yasaklamış. Bu yüzden doğumu yaklaşan Leto, durup dinlenmeden dolaşıp doğum yapacağı güvenli bir yer aramaya başlamış. Ancak Hera’nın gazabından korktukları için kimse onu topraklarına almamış. Sonunda verimsiz bir ada, Leto’yu kabul etmiş. Deniz tanrısı Poseidon da güneş ışınlarını önlemek için, denizin dalgalarını yükselterek adanın üzerinde bir kubbe oluşturmuş. Leto da güven içinde Artemis ve Apollon’u dünyaya getirebilmiş.

Patara Antik Kenti
Leto ikizler Apollo ve Artemis’le - Anton Raphael Mengs, 1769
Görsel kaynağı: Wikipedia

Daha sonra çocuklarıyla birlikte yine yollara düşen Leto, sakin bir su kıyısında dinlenmek ve çocuklarını yıkamak isterken, Hera’dan korkan yöre halkı onu kovmaya kalkmış. Çok öfkelenince doğa üstü güçlerini kullanarak onları kurbağaya dönüştürmüş.

Patara Antik Kenti

Mitolojiye göre Artemis vahşi doğa, avcılık, okçuluk ve ay tanrıçasıdır. Apollon ise müzik, sanat, ışık, şiir, sağlık, okçuluk tanrısı ve kâhindir.
Yukarıda Apollon’un bir heykeli görülüyor.

Kimilerine göre Leto, ikizleri Ege Denizi’ndeki Delos Adası’nda, kimilerine göreyse Likya kenti olan Patara’da dünyaya getirmiş. Artemis ve Apollon her ne kadar Yunan mitolojisinde yer alsalar da geçmişte daha çok Anadolu’da saygı gördükleri için Anadolulu sayılırlar. Daha doğrusu Likyalı… Öyleyse önce Likyalıları sonra da Patara’yı tanıyalım.

Akdeniz kaplumbağası Caretta-Carettalar da tıpkı Leto gibi doğum yapmak için Patara’yı seçmiş. Milyonlarca yıldır yumurtalarını güvenle Patara kumlarına bırakıyorlar.
Patara Antik Kenti

Likyalılar

Günümüzde Antalya körfezi ile Fethiye Körfezi arasında bulunan Teke Yarımadası, geçmişte Lukka toprakları olarak bilinirmiş. Burada, eski Anadolu halklarından Luvilerin bir kolu olan Lukkalar yaşıyormuş. Onlar yaşadıkları bölgeye Luvice ‘Dağ Doruğu’ demek olan “Trmmise” dese de komşuları ‘Işık Ülkesi’ anlamına gelen “Lukka” diyorlarmış. “Lukka” adı Yunan ve Roma döneminde Lykia / Likya’ya dönüşmüş.

Likyalılar, özgürlük ve bağımsızlıklarına çok düşkünmüş. Güçlü bir kara ordusu ve donanmaya sahiplermiş; bu sayede uzun yıllar dönemin süper gücü Hititler de dâhil olmak üzere kimseye boyun eğmemişler. Kimi zaman paralı asker kimi zaman da gönüllü olarak başka devletlerle birlikte savaşmışlar. Hititler ve Mısırlılar arasında gerçekleşen Kadeş Savaşı’nda Hititlerin, Akhalar ve Troyalıların savaşında da Troyalıların yanında yer almışlar.

Patara Antik Kenti

Likyalılar, Troya savaşında Troyalıların yanında yer aldılar.

Asker, tüccar, korsan

Askerlikte olduğu gibi denizcilikte de uzman olan Likyalılar, o günün dünyasında Ege ve Akdeniz kıyılarında yürütülen deniz ticaretinin önemli parçası sayılmışlar. Tarım ve üretimle uğraşan Likyalılar ise topraklarının her nimetini değerlendirmiş; tahıl, hububat, kereste, tuz, deri, yünlü dokuma, bal, balmumu, sünger, zeytinyağı, şarap, tuzlu balık ve o dönem için çok değerli olan mor boya gibi çeşitli ürünler elde etmişler. Denizciler de onları korunaklı limanlarından yükleyip Ege ve Akdeniz’e açılmışlar. Liman liman dolaşarak ürünlerini satmış, oralardan kehribardan fildişine, altından bakıra, tunç silahtan zillere dahası devekuşu yumurtasına kadar çeşit çeşit malları alarak dönmüşler. Eh! Arada bir korsanlık yaptıkları da olmuş…
Patara Antik Kenti

Uluburun Batığı’nın Bodrum Arkeoloji Müzesi’ndeki kopyası. Görsel kaynağı: Wikipedia (Georges Jansoone)

Patara

Büyük kısmı kayalıklardan oluşan Likya sahilinde yaklaşık 20 liman varmış; aralarında uluslararası ticarete uygun ve en önemli iki limandan biri Demre ilçesi yakınındaki Andriake diğeri de Patara’ymış.

Patara kentinin kalıntıları, Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı olan Gelemiş köyünün olduğu yerdedir. Yaklaşık MÖ 5500 tarihinden itibaren yerleşim görmeye başlayan kentin bilinen en eski adı Patar’mış. Korunaklı bir limana sahip olduğu için göz koyanlar da çok olmuş. Önce İran üzerinden gelen Persler ardından Makedonyalı Büyük İskender’in egemenliğine girmiş. İskender’in ölümünden sonra İskender’in generalleri arasında paylaşılamayan kent olmuş. Bu baskılar canlarına tak etmiş olmalı ki, birlik oluşturmaya karar vermişler.

Likya Birliği

Yaklaşık 70 Likya yerleşimi varmış. Bunlardan 23’ü, MÖ 168’de tarihte ilk kez uygulanan, demokratik bir birlik oluşturmuşlar. ABD’deki eyalet sistemine benzeyen, Likya Birliği’ne bağlı her kent, yönetimde temsil hakkına sahipmiş. Ancak sahip oldukları oy sayısı büyüklüklerine ve birlik hazinesine katkılarına göre değişiyormuş. Bu kentler birliğinin başkenti Patara olmuş.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Tarihin bilinen bu ilk demokratik yönetim biçiminin yürütüldüğü Meclis Binası, Patara ’da yürütülen kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onarılarak koruma altına alınmış.

Uzun yıllar bağımsızlığını koruyan Likya, MS 42 yılında Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmek zorunda kalmış. Ama Likya Birliği de Patara’nın konumu da değişmemiş hatta Patara, Likya Eyaleti Başkenti olarak daha da önemli hale gelmiş. Gelişip zenginleşen kent, görkemli yapılarla donatılmış.

Patara, 1211 yılında Selçuklu, 1424 yılı itibariyle de Osmanlılara geçmiş. Selçuklular döneminde hala kullanılan hatta Selçukluların Akdeniz’de ele geçirdikleri ilk liman olan Patara limanı, yakınındaki Eşen Çayı’nın taşıdığı alüvyonlarla dolmaya başlamış. Osmanlılar döneminde neredeyse işlevini kaybetmiş.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Roma döneminde inşa edilen anıtsal yapılardan biri olan Patara Deniz Feneri, neredeyse eksiksiz halde günümüze ulaşabilmiş tek örnektir. Kalıntılar arasında bulunan yazıta göre, Roma İmparatoru Nero tarafından MS 64/65 yıllarında yaptırılmış.

Patara Antik Kenti Kazıları

Yabancı uzmanlar tarafından yaklaşık 250 yıl önce keşfedilen Patara’da 1952 yılında bir kurtarma kazısı yapılmış. Uzun aradan sonra, 1988 yılında Prof. Dr. Fahri Işık tarafından başlatılan bilimsel kazılar, 2009 yılından bu yana Prof. Dr. Havva İşkan Işık başkanlığında sürdürülmektedir. 34 yıllık çabayla ortaya çıkarılan tiyatro, meclis, tapınak, liman, tahıl deposu, stadyum, hamam ve kilise gibi kamu yapıları ile Kent Kapısı, Deniz Feneri ve Yol Kılavuz Anıtı gibi benzersiz yapılar saymakla, önemi yazmakla bitmez. En iyisi ilk fırsatta gidip görmeniz. Patara Antik Kenti’nde yapılan kazı çalışmalarına 2016 yılından bu yana Türkiye İş Bankası destek veriyor. Siz de gidip gördüklerinizi, gitmeseniz de buradan öğrendiklerinizi yakınlarınızla paylaşarak tanıtımına destek verirseniz, harika olur.

Resimleri büyütmek için tıklayın