ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Yazarlar / Gülay Sert

Sizi bilmem ama ben zeytini çok severim. Çünkü zeytin doğanın bize bağışladığı en değerli armağandır. Kahvaltılarımızı taçlandıran tanesi bir yana, yağı anne sütü kadar yararlıdır. Zeytinyağı kemiklerimizi, dişlerimizi, saçlarımızı, güçlendirir, yaralarımızı iyileştirir, organlarımızı korur, hücrelerimizi yenileyerek ömrümüze ömür katar.

Yoğun olarak Akdeniz havzasında yetişen, 1.000-3.000 yıl yaşayabilen zeytin, uzun ömründen dolayı “ölmez ağaç”, yağı da “sıvı altın” olarak tanımlanıyor. Kutsallığın, bereketin, barışın, zaferin, ölümsüzlüğün ve yeniden doğuşun simgesi sayılan zeytin ağacı hakkında birçok öykü ve efsane yaratılmış. Bu efsaneleri başka bir zaman anlatmak üzere bir kenarda bekletip, size önce ülkemizin en yaşlı zeytin ağaçlarından birini sonra da onu barındıran antik kentimizi tanıtmak istiyorum.

Teoslu Umay Nine

İzmir ilimizin Seferihisar ilçesinde 500 yaşın üzerinde 200 adet zeytin ağacı saptandı. Asırlık ağaçların çoğu, Sığacık mahallesinin yanı başında yer alan Teos Antik Kenti’nde bulunuyor. Teos’taki ağaçlardan birine, Türk mitolojisine göre insan, hayvan ayırt etmeksizin bütün hamileleri ve dünyaya gelen yavrularını koruyan tanrıça Umay’ın adı verildi. Yaklaşık 1.000 yaşında olduğu için ihtiyar sanılıp “Umay Nine” dendi ama o “ölmez ağaç” unvanına yaraşır halde meyve vermeye devam ediyor. Umay Nine’ye bereket ve uzun ömürler dileyerek veda edip; ondan önce ya da onun zamanında buralarda kimler varmış? Görmek için biraz geçmişe uzanalım.

umay nine Ölmez Ağaç

Tüccar ve Bilge İyonlar

MÖ 1.200’lerde Balkan Dağları yöresinde yaşayan halklar Yunanistan, Ege adaları ve Anadolu topraklarına göçmeye başlamışlar. Kuşaklar boyu süren bu göçün sonunda, gelenlerle yerli halk kaynaşmış, birlikte Ege kıyılarında yepyeni uygarlıklar geliştirmişler. Anadolu Uygarlıklarının en ünlüsü olan İyon (İon) Uygarlığı, İzmir ve Aydın illerimizin kıyı kesimlerinde doğmuş. Bu bölge İyonya (İonia), burada yaşayanlar da İyonlar olarak tanınmış.
iyonyali Ölmez Ağaç

Miletos > Milet

Myos > Söke

Priene > Söke

Ephesos > Efes

Kolophon > Değirmendere

Lebedos > Ürkmez

Teos > Seferihisar

Erithrai > Ilıdır, Çeşme

Klazomenai > Urla

Phokaia > Foça

Samos > Sisam Adası

Khios > Sakız Adası

iyonya Ölmez Ağaç

İyonlar bu bölgede “polis” adı verilen 12 kent devleti kurmuşlar. Bir süre sonra Smyrna (İzmir) da İyonya’ya katılmış. Deniz ticaretiyle uğraşan İyonlar, Ege ve Karadeniz kıyılarına ticaret amaçlı uydu kentler kurmuşlar. Ticaret kadar özgür düşünce, bilim, sanat, mimari, edebiyat ve felsefe alanlarına önem vermişler. Bu sayede Thales, Hippokrates, Homeros gibi önemli bilim insanları bu topraklarda yetişmiş.

thales Ölmez Ağaç

Thales

MÖ 624 – MÖ 548/545 Matematik, astronomi ve felsefe ile ilgilenen Thales, felsefe ve bilimin öncüsü sayılır.

hipokrates Ölmez Ağaç

Hippokrates

MÖ 460 ile MÖ 375 Hastalıkların tanımlanma ve sınıflandırılmasında önemli katkılar sunan ve ilk tıp okulunu kuran Hippokrates, “tıbbın babası” sayılır.

homeros Ölmez Ağaç

Homeros

MÖ 850 yıllarında yaşadığı tahmin edilen, İlyada ve Odysseia Destanları’nın yaratıcısı veya derleyicisi olan Homeros, Antik Çağın en büyük ozanıdır.

Teos Antik Kenti

Umay Nine’nin üzerinde yetiştiği Teos da İyonya’nın önemli kentlerinden biriymiş. Kalıntıları, İzmir ilimizin Seferihisar ilçesinde, Sığacık mahallesinin yanında yer alan Teos, MÖ 1000 yıllarında kurulmuş. Ege Denizi kıyısında bulunan konumu ve sahip olduğu 2 liman sayesinde deniz ticaret ağının önemli merkezlerinden biri olmuş. Her şey yolunda giderken İran üzerinden Anadolu’ya gelen Persler yüzünden, huzurları bozulmuş. MÖ 546 yılında Lidyalıları tarihten silen Persler, İyonya’ya yönelmiş. Pers hâkimiyetinde yaşamak istemeyen bazı Teoslular, ayrılarak Trakya Bölgesi’nde Abdera kentini (günümüzde Yunanistan’ın İskeçe adını taşıyan ilinin yakınında) kurmuş, oraya yerleşmişler. Elbette Teos ile ilişkilerini koparmamışlar; iki kent de Karadeniz, Ege ve Akdeniz kıyılarında tahıl, çanak-çömlek, gümüş ticareti yaparak zenginleşmeye devam etmişler. MÖ. 334 yılında Anadolu’ya adım atan Makedonyalı Büyük İskender, Pers egemenliğine son vermiş. İskender’in Teos’a gelip gelmediği bilinmiyor ama antik çağ dedikodularına göre Teos ve Smyrna’yı (İzmir) yaklaşık 47 kilometrelik bir köprüyle bağlamayı aklından geçirmiş. İskender’in ardından uzun süre generalleri tarafından paylaşılamayan kent, sonunda Selevkos Nikator ve ardıllarına kalmış.

Bereket Tanrısı Dionysos

dionysos Ölmez AğaçO günün dünyasında neredeyse her kent ayrı bir tanrı ya da tanrıçayı kutsal sayıyormuş. Teoslular, kentlerinin kurucu ve koruyucu tanrısı olarak Dionysos’u seçmişler. Dionysos orada üzümü keşfetmiş. Dionysos, bunu insanlara da öğrettiği için bereket tanrısı olarak kutsal sayılmış. Bağcılıkla uğraşan Teoslulara göre Dionysos, Teos’ta dünyaya gelmiş. Bu yüzden hemşerileri Dionysos’u kutsal saymış, kentlerine onun için görkemli bir tapınak inşa etmişler.

Dionysos Sanatçıları

Dionysos, yalnızca Teosluların değil Ege Denizi’nin iki yanında yaşayan halkların çoğu tarafından da sayılan bir tanrıymış. Yılın belli zamanlarında özellikle de bağbozumu yani üzümlerin toplandığı mevsimde onun adına festivaller düzenlenirmiş. Bu festivallerde yiyip içip eğlenmenin yanı sıra müzik ve drama yarışları yapılırmış. Kentler arasında dolaşarak yarışmalara katılan sanatçılar, haklarını korumak için Dionysos Sanatçıları Birliklerini oluşturmuşlar. Kent ve kentler arası festival ve yarışlar bu birlikler tarafından organize edilirmiş.

Teoslular, kentlerinin tanıtılmasına ve ekonomisine katkı sağlayacağını düşünerek, Dionysos Sanatçıları’nı kentlerine davet etmişler. Onlara çeşitli ayrıcalıklar tanıyarak Teos’ta kalmalarını sağlamışlar. Yüzyıldan fazla zaman Teos’ta kalan sanatçılar, başlangıçta yararlı olsa da ilerleyen yıllarda daha çok ayrıcalık istemeye kalkınca Teos’tan sürülmüşler.

Roma Dönemi

Zaman içinde Selevkoslar güç kaybetmeye başlamış. Teos Ege Bölgesi’nin önemli gücü olan Pergamon (Bergama) Krallığına bağlanmış. Son Pergamon kralı ölürken topraklarını Romalılara bağışlayınca, Teos da MÖ 133 yılında Roma’nın hâkimiyetine girmiş. Düzenlerini korumak isteyen Teoslular, Roma yönetimi ile iyi geçinmişler. İmparatorlar adına para bastırmış, heykellerini dikmişler ama zaman onların aleyhine işlemiş. Dionysos Tapınağı sayesinde bir süre ayakta kalmayı başarmışlar ancak Roma İmparatorluğu Hıristiyan dinini kabul edince tapınak önemini yitirmiş. Bu arada Ege’de başka limanların gelişmesi de çöküşü hızlandırmış. Teosluların yavaş yavaş terk etmesiyle kent sessizliğe bürünmüş. Işıltılı yıllardan kalan görkemli binaların taşları, bölgede kurulan yeni yerleşmelerde kullanılmak üzere sökülmüş, kalanlar da zamanla toprağın altına gömülmüş.

Teos Antik Kenti’nde ilk arkeolojik çalışmaları 1764 yılında İngiliz araştırmacıları başlatmış. Onları Fransız bir ekip izlemiş. 1962 – 1996 yılları arasında aralıklı olarak Türk bilim insanları tarafından araştırılmış. Uzun bir aradan sonra 2010 yılında yeniden başlayan kazı ve restorasyon çalışmaları, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa Kadıoğlu başkanlığında yürütülmektedir. Kazı ve restorasyon çalışmaları İş Bankası tarafından desteklenen Teos Antik Kenti’ni ziyaret ederek gördüklerinizi ve buradan öğrendiklerinizi yakınlarınızla paylaşarak tanıtımına destek verebilirsiniz.

teos issanat4 Ölmez Ağaç

Patara Antik Kenti

Mitolojik öykülere meraklı olduğunuzu bildiğim için bugün söze mitolojik bir söylence ile başlıyorum.

Mitoloji öykülerine göre akıl tanrısı Koios ile ay ve kehanet tanrıçası Phoebe’nin kızı olan Leto çok güzelmiş. En çok da baş tanrıça Hera olmak üzere bütün tanrıçalar onu kıskanırmış. Günün birinde Leto’nun Artemis ve Apollon’a hamile olduğunu duyan Hera, kıskanmakla kalmamış ve güneşin uğradığı her yerde onun doğum yapmasını yasaklamış. Bu yüzden doğumu yaklaşan Leto, durup dinlenmeden dolaşıp doğum yapacağı güvenli bir yer aramaya başlamış. Ancak Hera’nın gazabından korktukları için kimse onu topraklarına almamış. Sonunda verimsiz bir ada, Leto’yu kabul etmiş. Deniz tanrısı Poseidon da güneş ışınlarını önlemek için, denizin dalgalarını yükselterek adanın üzerinde bir kubbe oluşturmuş. Leto da güven içinde Artemis ve Apollon’u dünyaya getirebilmiş.

Patara Antik Kenti
Leto ikizler Apollo ve Artemis’le - Anton Raphael Mengs, 1769
Görsel kaynağı: Wikipedia

Daha sonra çocuklarıyla birlikte yine yollara düşen Leto, sakin bir su kıyısında dinlenmek ve çocuklarını yıkamak isterken, Hera’dan korkan yöre halkı onu kovmaya kalkmış. Çok öfkelenince doğa üstü güçlerini kullanarak onları kurbağaya dönüştürmüş.

Patara Antik Kenti

Mitolojiye göre Artemis vahşi doğa, avcılık, okçuluk ve ay tanrıçasıdır. Apollon ise müzik, sanat, ışık, şiir, sağlık, okçuluk tanrısı ve kâhindir.
Yukarıda Apollon’un bir heykeli görülüyor.

Kimilerine göre Leto, ikizleri Ege Denizi’ndeki Delos Adası’nda, kimilerine göreyse Likya kenti olan Patara’da dünyaya getirmiş. Artemis ve Apollon her ne kadar Yunan mitolojisinde yer alsalar da geçmişte daha çok Anadolu’da saygı gördükleri için Anadolulu sayılırlar. Daha doğrusu Likyalı… Öyleyse önce Likyalıları sonra da Patara’yı tanıyalım.

Akdeniz kaplumbağası Caretta-Carettalar da tıpkı Leto gibi doğum yapmak için Patara’yı seçmiş. Milyonlarca yıldır yumurtalarını güvenle Patara kumlarına bırakıyorlar.
Patara Antik Kenti

Likyalılar

Günümüzde Antalya körfezi ile Fethiye Körfezi arasında bulunan Teke Yarımadası, geçmişte Lukka toprakları olarak bilinirmiş. Burada, eski Anadolu halklarından Luvilerin bir kolu olan Lukkalar yaşıyormuş. Onlar yaşadıkları bölgeye Luvice ‘Dağ Doruğu’ demek olan “Trmmise” dese de komşuları ‘Işık Ülkesi’ anlamına gelen “Lukka” diyorlarmış. “Lukka” adı Yunan ve Roma döneminde Lykia / Likya’ya dönüşmüş.

Likyalılar, özgürlük ve bağımsızlıklarına çok düşkünmüş. Güçlü bir kara ordusu ve donanmaya sahiplermiş; bu sayede uzun yıllar dönemin süper gücü Hititler de dâhil olmak üzere kimseye boyun eğmemişler. Kimi zaman paralı asker kimi zaman da gönüllü olarak başka devletlerle birlikte savaşmışlar. Hititler ve Mısırlılar arasında gerçekleşen Kadeş Savaşı’nda Hititlerin, Akhalar ve Troyalıların savaşında da Troyalıların yanında yer almışlar.

Patara Antik Kenti

Likyalılar, Troya savaşında Troyalıların yanında yer aldılar.

Asker, tüccar, korsan

Askerlikte olduğu gibi denizcilikte de uzman olan Likyalılar, o günün dünyasında Ege ve Akdeniz kıyılarında yürütülen deniz ticaretinin önemli parçası sayılmışlar. Tarım ve üretimle uğraşan Likyalılar ise topraklarının her nimetini değerlendirmiş; tahıl, hububat, kereste, tuz, deri, yünlü dokuma, bal, balmumu, sünger, zeytinyağı, şarap, tuzlu balık ve o dönem için çok değerli olan mor boya gibi çeşitli ürünler elde etmişler. Denizciler de onları korunaklı limanlarından yükleyip Ege ve Akdeniz’e açılmışlar. Liman liman dolaşarak ürünlerini satmış, oralardan kehribardan fildişine, altından bakıra, tunç silahtan zillere dahası devekuşu yumurtasına kadar çeşit çeşit malları alarak dönmüşler. Eh! Arada bir korsanlık yaptıkları da olmuş…
Patara Antik Kenti

Uluburun Batığı’nın Bodrum Arkeoloji Müzesi’ndeki kopyası. Görsel kaynağı: Wikipedia (Georges Jansoone)

Patara

Büyük kısmı kayalıklardan oluşan Likya sahilinde yaklaşık 20 liman varmış; aralarında uluslararası ticarete uygun ve en önemli iki limandan biri Demre ilçesi yakınındaki Andriake diğeri de Patara’ymış.

Patara kentinin kalıntıları, Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı olan Gelemiş köyünün olduğu yerdedir. Yaklaşık MÖ 5500 tarihinden itibaren yerleşim görmeye başlayan kentin bilinen en eski adı Patar’mış. Korunaklı bir limana sahip olduğu için göz koyanlar da çok olmuş. Önce İran üzerinden gelen Persler ardından Makedonyalı Büyük İskender’in egemenliğine girmiş. İskender’in ölümünden sonra İskender’in generalleri arasında paylaşılamayan kent olmuş. Bu baskılar canlarına tak etmiş olmalı ki, birlik oluşturmaya karar vermişler.

Likya Birliği

Yaklaşık 70 Likya yerleşimi varmış. Bunlardan 23’ü, MÖ 168’de tarihte ilk kez uygulanan, demokratik bir birlik oluşturmuşlar. ABD’deki eyalet sistemine benzeyen, Likya Birliği’ne bağlı her kent, yönetimde temsil hakkına sahipmiş. Ancak sahip oldukları oy sayısı büyüklüklerine ve birlik hazinesine katkılarına göre değişiyormuş. Bu kentler birliğinin başkenti Patara olmuş.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Tarihin bilinen bu ilk demokratik yönetim biçiminin yürütüldüğü Meclis Binası, Patara ’da yürütülen kazı çalışmalarıyla ortaya çıkarılmış, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından onarılarak koruma altına alınmış.

Uzun yıllar bağımsızlığını koruyan Likya, MS 42 yılında Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine girmek zorunda kalmış. Ama Likya Birliği de Patara’nın konumu da değişmemiş hatta Patara, Likya Eyaleti Başkenti olarak daha da önemli hale gelmiş. Gelişip zenginleşen kent, görkemli yapılarla donatılmış.

Patara, 1211 yılında Selçuklu, 1424 yılı itibariyle de Osmanlılara geçmiş. Selçuklular döneminde hala kullanılan hatta Selçukluların Akdeniz’de ele geçirdikleri ilk liman olan Patara limanı, yakınındaki Eşen Çayı’nın taşıdığı alüvyonlarla dolmaya başlamış. Osmanlılar döneminde neredeyse işlevini kaybetmiş.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Roma döneminde inşa edilen anıtsal yapılardan biri olan Patara Deniz Feneri, neredeyse eksiksiz halde günümüze ulaşabilmiş tek örnektir. Kalıntılar arasında bulunan yazıta göre, Roma İmparatoru Nero tarafından MS 64/65 yıllarında yaptırılmış.

Patara Antik Kenti Kazıları

Yabancı uzmanlar tarafından yaklaşık 250 yıl önce keşfedilen Patara’da 1952 yılında bir kurtarma kazısı yapılmış. Uzun aradan sonra, 1988 yılında Prof. Dr. Fahri Işık tarafından başlatılan bilimsel kazılar, 2009 yılından bu yana Prof. Dr. Havva İşkan Işık başkanlığında sürdürülmektedir. 34 yıllık çabayla ortaya çıkarılan tiyatro, meclis, tapınak, liman, tahıl deposu, stadyum, hamam ve kilise gibi kamu yapıları ile Kent Kapısı, Deniz Feneri ve Yol Kılavuz Anıtı gibi benzersiz yapılar saymakla, önemi yazmakla bitmez. En iyisi ilk fırsatta gidip görmeniz. Patara Antik Kenti’nde yapılan kazı çalışmalarına 2016 yılından bu yana Türkiye İş Bankası destek veriyor. Siz de gidip gördüklerinizi, gitmeseniz de buradan öğrendiklerinizi yakınlarınızla paylaşarak tanıtımına destek verirseniz, harika olur.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Muzalar Evi

Çocukken yaşadığım kentin yakınlarında doğan bir akarsuyun kıyısına pikniğe gitmiştik. Akarsuyu izleyerek doğduğu kayalığa ulaştık. Kayanın biraz üzerinde ilginç bir kabartma vardı. Kabartmada ellerinde üzüm salkımı ve buğday başakları tutan iri bir adam, karşısında da ellerini yüzünün önünde birleştiren küçücük bir adam vardı. Kabartmanın ne olduğunu, neden yapıldığını çok merak etmiştim ama yanımda bulunan yetişkinler pek bir şey bilmiyorlardı. O sırada içimden gelen bir ses bunun ne olduğunu mutlaka öğrenmem gerektiğini fısıldadı. Ama birkaç saat sonra oyuna dalıp kaya kabartmasını unutmuştum. Kabartmayı anımsamasam da ilk, ortaokul ve lise yıllarımda tarihe hep merak duydum. Üniversite tercihimi yaparken, yine içimden gelen bir ses arkeoloji bölümünü işaretlememi fısıldadı.

Resmi büyütmek için tıklayın

Arkeoloji eğitiminin ilk yıllarında çocukluğumda aklıma takılan kabartmanın “İvriz Kaya Anıtı” olduğunu öğrendim. Büyük adam Fırtına Tanrısı Tarhunzas, karşısında duran küçük adam da Tuwana Kralı Warpalawas’mış. Anadolu’da kurulan ilk imparatorluk olan Hitit İmparatorluğu MÖ 1200 yılında yıkılmış. Yıkımdan sonra Hitit prens ve beyleri, Anadolu’da küçük Hitit krallıkları kurmuşlar. Tuwana Krallığı da bu krallıklardan biriymiş. MÖ 720 yılında, Kral Warpalawas tarafından yaptırıldığı tahmin edilen kabartmada,

“Ben hâkim ve kahraman Tuvana Kralı Warpalawas. Sarayda bir prens iken bu asmaları diktim. Tarhunza onlara bolluk ve bereket versin.” yazıyormuş.

Eğitimimin sonraki aşamasında da kulağıma fısıldayan gizemli sesin sahibini buldum. Meğer benim içimden geldiğine inandığım, kulağıma tatlı tatlı fısıldayarak bana yön veren ses, Tarih Yazımı Esin Perisi Kleio’ya aitmiş.

Muzalar

Yunan Mitolojisinde Müzler ya da Muzalar olarak bilinen 9 kız kardeş bulunur. İlham veya esin perisi olarak tanımlanan bu kızlar, baş tanrı Zeus ile bellek tanrıçası Mnemosyne’in kızlarıymış. Bu yüzden Muzalara “Bellek’in Kızları” da denir. Birbirinden güzel, akıllı ve yaratıcı perileri tanıtmadan önce sizi, Gaziantep’te yer alan Zeugma Antik Kenti’nde ortaya çıkarılan Muzalar mozaiği hakkında bilgilendirmek isterim. Hatta mozaikten önce Zeugma’yı ve mozaiğin bulunduğu Muzalar Evi’ni tanıtsam daha iyi olacak.

Müzeler, tarihsel ve toplumsal belleği akılda tutma/unutmama işlevine sahiptir. Bugün kullandığımız “müze “ ve ‘müzik’ sözcükleri, Mousai / muzadan türetilmiş.

Mozaikler Kenti Zeugma

Zeugma Antik Kenti, Gaziantep ilinin Nizip ilçesine bağlı, Belkıs köyü sınırları içinde yer alıyor. Zeugma, İÖ 300 yılları civarında, Makedonyalı Büyük İskender’in generallerinden Seleukos Nicator tarafından kurulmuş. Fırat Nehri’nin iki yakasına karşılıklı iki kent olarak kurulan yerleşimden batıda yer alanına, kurucusundan dolayı “Seleukeia”, doğudakine ise Seleukos’un eşi Apama’dan dolayı “Apamae” adı verilmiş.

Zeugma, MÖ 31’den itibaren Romalıların yönetimine girmiş. Fırat’ın geçilebilir en sığ yerinde bulunduğu için kentin adı, geçit anlamına gelen “Zeugma” olarak değiştirilmiş. İki kent arasında ulaşım, bildiğimiz anlamda bir köprü ile değil, birbirine bağlanmış sallar kullanılarak sağlanıyormuş. Hem kolay aşılabilir hem de yolların kesişme noktasında bulunduğu için Romalılar, rakip ve düşmanlarına karşı Seleukeia’yı güçlendirmişler. Önemli askeri birliklerini burada konuşlandırmışlar. Konumu nedeniyle zaten ticaret açısından zengin olan kent, askeri birlikler sayesinde güvenli bir yer haline gelmiş. Dönemin ticaret adamları ve sanatçıları Zeugma’ya akın etmiş. Kısa zamanda hem ticaret hem de kültür merkezi haline gelen kent, 80 bin kişilik nüfusa ulaşarak dünyanın en büyük kentlerinden biri haline gelmiş. Fırat’ın yamaçları, yüksek yerlerde oturmayı asillere özgü bir ayrıcalık olarak kabul eden Romalıların villaları ile donatılmış. Villaların yer ve duvarları rengarenk mozaiklerle süslenmiş. Muzalar Evi o muhteşem villalardan biriymiş.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Muzalar Evi

Zeugma’nın en önemli villalarından biri olan Muzalar Evi’nin avlusunu Yunan Mitolojisinde denizlerin yaratıcı tanrı ve tanrıçası Okeanos ve Tethys’in betimlendiği bir mozaik süslüyor. Oynaşan deniz canlılarıyla bezeli mozaiğin köşelerinde, yunus balıkları üzerinde balık tutan Eros figürleri yerleştirilmiş. Evin ortasına doğru uzanan koridorun tabanında bulunan mozaikte, iki mitolojik kadın kahramana yer verilmiş. Odalardan birinin tabanında ideal kadın olarak tanımlanan, dört kadın figürünün betimlendiği bir mozaik yer alıyor. Diğer odanın tabanını ise Muzalar Mozaiği süslüyor.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Zeugma, MS 253 yılında günümüzde İran’ın bulunduğu bölgede hüküm süren Sasaniler tarafından tahrip edilmiş. Apamea’dakilerin tamamı, Seleukeia’da çoğunluğu kullanılamaz hale gelen mekânların bazıları, 2000 yılında Birecik Barajı’nın suları altında kaldı.

Muzalar Mozaiği

Muzalar Mozaiğinde, örgü motifleriyle oluşturulmuş madalyonların içinde betimlenmiş dokuz Muza yer alıyor. Ortadaki büyük madalyonda baş Muza ve destan şiirinin ustası Kalliope bulunuyor. Onu Yunan harfleriyle isimleri yazılı olan sekiz muzanın betimlendiği sekiz madalyon çevreliyor. Dokuz kardeşten biri olan ve beni yönlendiren Kleio tarih yazımının; Euterpe müzik, Elegiak şiirin, Erato coşkulu şiirin, Melpomene tragedyanın, Polyhmnia ilahilerin, Terpsikhore dansın, Thalia komedyanın, Urania da astronominin esin perileriymiş.

Resimleri büyütmek için tıklayın

Peki sizin esin periniz hangisi?

Muzalar Evi’nin Önemi

Evlerimiz kendimizi rahat hissettiğimiz, yaşam biçimimizi, karakterimizi, zevkimizi ve kültürel birikimimizi yansıtan yerlerdir. Zeugma evlerinin düzen ve donanımları da bize o evlerin sahipleri hakkında önemli bilgiler sunuyor. Antik dönemde mitoloji, müzik, şiir, felsefe ve bilim gibi konularla önemli ve eğitimli kişiler ilgilenirmiş. Muzalar Evi’ni süsleyen “Muzalar Mozaiği” bu evin bilime, sanata meraklı, eğitimli, seçkin ve varlıklı bir aileye ait olduğunu gösteriyor.
Odanızda bulunan en sevdiğiniz eşyanın adı ve sizin için önemi nedir?
  • 1754 yıl toprak altında bekleyen Muzalar Evi, 2007 yılında ortaya çıkarılmaya başlandı. Türkiye İş Bankası’nın 2012’den itibaren destek verdiği kazılar, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kutalmış Görkay başkanlığındaki ekip tarafından gerçekleştirildi.
  • Muzalar Evi’nde 2012-2019 yılları arasında yapılan kazı çalışmaları ile Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne 938 eser kazandırıldı.
  • Türkiye İş Bankası Antalya’daki Patara, İzmir’deki Teos, Aydın’daki Nysa ve Muğla’daki Stratonikeia antik kentlerinde devam eden kazı çalışmalarını destekliyor.

Bir sonraki yazıda buluşmak üzere hoşça kalın.

18 Haziran 1983’de Sally Ride uzaya çıkan ilk Amerikalı kadın astronot oldu.

 

t b 18062025 sally ride 18 Haziran

Görsel kaynağı: NASA

 

Stanford Üniversitesi fizik bölümü mezunu astronot Sally Ride, 18 Haziran 1983’te 32 yaşındayken Challenger uzay mekiğiyle uzaya giden ilk ABD’li kadın astronot oldu. Altı gün uzayda kalan Ride, 24 Haziran’da Dünya’ya döndü. 1984’te yine Challenger ile bir kez daha uzaya çıktı.

AYIN TAMAMI