Herhalde bu soruyu her çocuk en az bir kez sormuştur. Tabii içinde merak duygusu olan yetişkinler de! Ama merak edilmeyecek gibi de değil hani… Acaba gökyüzü neden kırmızı, sarı, yeşil ya da mor değil de mavidir? Geceleri yıldızlar ve gezegenler kapkara bir fon üzerinde ışıldarken şafak vakti göğün rengi yavaş yavaş değişmeye, kızıllaşmaya başlar ve sonra bir de bakmışsınız ki masmavi!
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah.
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
“Dalgacı Mahmut” şiirinde Orhan Veli böyle diyor. Ama tabii o işin edebiyatında! Peki, gerçekte gökyüzünü kim maviye boyuyor? Tabii ki güneş ışınları ve atmosferimiz… Biliyorsunuz Güneş’ten gelen görünür ışığın (çünkü gözle göremediğimiz kızılötesi ve morötesi ışınlar var), mordan kırmızıya kadar değişik renklerdeki ışınları bir araya gelir ve bize beyaz olarak görünür. Bir prizmadan geçince renklerine ayrılan ya da yağmur damlalarının içinden geçerken kırılarak gökkuşağını oluşturan güneş ışınlarını düşünsenize…
İşte beyaz güneş ışığını oluşturan bütün renkler arasında en çok mavi renk atmosferde saçılmaya uğrar. Neden mi? Atmosferimizdeki azot ve oksijen gibi gaz molekülleri, dalga boyu kısa olan ışığı (yani mavi ve mor) uzun dalga boylu ışığa (kırmızı ve turuncu) göre daha çok saçar da ondan. Biraz karışık geldiyse şöyle düşünün: Güneş ışığı atmosferden geçerken engellere takılıp saçılıyor; ortalıkta çok fazla mavi ve mor renkli foton uçuşurken sarı, turuncu ve kırmızı tonlardakiler daha az oluyor. Biz de gündüzleri gökyüzünü bu nedenle mavi görüyoruz. Aslında mor ışık maviye göre daha fazla saçılır; ama gözümüz mor renge mavi kadar duyarlı olmadığı için gökyüzü bize mordan çok mavi görünür.
Peki, güneş batarken ya da doğarken gökyüzü niye daha kırmızı tonlarda görünür? İşte, o zaman işler biraz değişir. Çünkü gün doğumu ile gün batımına yakın saatlerde atmosfere daha dar bir açıyla giren güneş ışınları daha kalın bir atmosfer tabakasından geçer. Daha çok yol kat ederken artık neredeyse tamamı saçılan mavi ışıktan geriye pek bir şey kalmaz ve daha az saçılan kırmızı ile turuncu ışınlar gözümüze daha çok ulaşır. Zaten Güneş de bu nedenle kızıllaşır gibi görünür. Elbette kırmızılar da kalın atmosfer tarafından soğurulur ve batmak üzere olan yıldızımız parlaklığını epey yitirdiği için ona rahatça bakabiliz. Tabii siz gene de bakmayın; çünkü Güneş’e doğrudan bakmak, gözlerde kalıcı hasara neden olabilir.
Güneş ışınları gündüzleri (1) daha dik bir açıyla ve daha ince bir atmosfer tabakasından geçerek dünyaya ulaşır. Akşamları ya da sabahları, yani günbatımı ve gündoğumu dolayındaysa (2) güneş ışınları daha eğik bir açıyla gelir ve daha kalın bir atmosfer tabakasının içinden geçer, dolayısıyla daha çok saçılır.
Bitirmeden şuna da değinelim: Geceleri güneşten gelen ışık olmadığı için gökyüzü karanlık görünür. Peki, uzayda ya da Ay’da, Güneş tam tepede ışıldarken niye gökyüzü yine kapkara görünür? Bunun nedeni de atmosferin olmamasıdır! Atmosfer, yani güneşten gelen ışınların içinden geçip çarpacağı atomlar olmayınca, dolayısıyla beyaz ışığı oluşturan renklerin saçılması gerçekleşmeyince Güneş bembeyaz bir tabak gibi parlarken gökyüzünün geri kalanı zifiri karanlık görünür.
Görsel kaynağı: NASA
Kısacası gökyüzünün mavi rengi, kısa dalga boylu mavi ışığın atmosfer tarafından daha çok saçılması ve gözümüzün bu ışığa daha duyarlı olmasıyla ilgilidir. Gündüzleri daha çok saçılan mavi ve mor renkler, gökyüzünde daha baskın renk olarak görünürken akşamın ya da sabahın alacakaranlığında tükenip egemenliği kırmızıya teslim ederler. Gökyüzünü mavi renkte görmemizin bütün nedeni budur.

