ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

a n o u giris 2 Acaba Ne Olurdu?
a n o u giris 1 Acaba Ne Olurdu?

Dünyadaki Bütün İnsanları Uzaya Göndermenin Başka Yolu

Acaba Ne Olurdu?

“Acaba Ne Olurdu?” köşemizin meraklı ve sadık okuyucuları anımsayacaktır. Bir önceki içeriğimizde “Dünyadaki tüm insanları uzaya göndermek gerekseydi, acaba ne olurdu?” diye sormuş ve şu andaki teknolojimizle bunun gerçekleşmesi neredeyse olanaksız bir hayal olduğunu anlamıştık. Falcon 9 gibi en gelişmiş roketlere bindirdiğimiz insanların uzaya götürülmesi işinin hem çok uzun süreceğini hem çok maliyetli olacağını, üstelik gezegenin tüm kaynaklarını tüketeceğini görmüştük. Geride aşırı ısınmış bir gezegen ve karbondioksite boğulup nefes alınmaz hale gelmiş bir atmosfer kalacağını da…

Peki, yine benzer bir acil durum yaşansa, örneğin dünyamıza hızla yaklaşan bir göktaşı tespit edilse, dünyadaki bütün insanları uzaya göndermenin bir başka nasıl bir yolu olurdu acaba? Günümüzde henüz var olmayan teknolojileri ya da şimdilik kâğıt üzerinde kalan varsayımları da dahil etsek, bu “hayal” gerçeğe dönüşebilir miydi? Haydi gelin, bu son derece çılgın alternatif yollar incelenmeyi bekliyor!

Uzay İçin Dev Bir Sapan

Roket yakıtı yerine elektromanyetik enerjiyi kullanan dev bir sapan ya da mancınık hayal edelim. Bu sistemle elektrikli raylar üzerinde hızlanacak, vakumlu -dolayısıyla sürtünmesiz- bir tünel içinde gidecek ve insanları taşıyacak bir kapsülü fırlattığımızı varsayalım. Raylardaki değişken elektrik akımının yaratacağı manyetik alanın içinde hızlanacak bu kapsül, aslında çok daha az enerji harcayarak insanları uzaya taşıyabilirdi.
a n o u tren Acaba Ne Olurdu?
Tabii bu senaryodaki rayların, yer çekiminden kurtulacak miktarda hıza ulaşıp bir de üzerine uzaya çıkabilmeyi olanaklı kılacak uzunlukta olması gerekirdi. Bu da bütün dünyayı saran (yani binlerce kilometre uzunluğunda!) havası alınmış upuzun bir tünel şeklinde bir tren yolu, yapılması anlamına gelirdi. Haliyle fırlatılan kapsülün de atmosfer sürtünmesine dayanıklı olması gerekirdi. Bunların sağlanamadığı bir durumda, uzay yolcuları olması gereken talihsiz yolcular, bunun yerine kendilerini gökyüzüne fırlayan birer havai fişeğe dönüşmüş olarak bulabilirlerdi!

Gökyüzünden Gelen Kablosuz Enerji

Daha önce, bütün dünyayı uzaya taşımak için gereken yakıtın tam 6 yılda üretilebildiğini öğrenmiştik. Peki ya enerjiyi gezegenimizin sınırlı kaynaklarından değil de doğrudan Güneş’ten alsak? Bunu da enerjiyi direkt olarak kaynağından toplayacağımız şekilde uzaya yerleştireceğimiz güneş panelleriyle yapsak? Bu senaryo için bol güneş alan kentlerde gördüğünüz güneş paneli tarlalarının, yörüngeye devasa miktarlarda ve genişlikte kurulduğunu hayal edin. Burada üretilen elektrik, mikrodalga ya da lazer ışınlarına dönüştürülerek yeryüzündeki alıcılara iletiliyor olsun. Nasıl fikir?
a n o u solar Acaba Ne Olurdu?
Bu yöntem, roketleri elektromanyetik raylar üzerinde hızlandırıp uzaya fırlatacak “kütle sürücü” gibi sistemler için gereken elektriği elde etmemizi sağlayabilirdi. Hem de fosil yakıtlarla gezegenimizi, kelimenin tam anlamıyla bir cehenneme dönüştürmemiş olurduk. Tabii bu planda da devasa bir mikrodalga ışınının hedefinden sapıp yanlışlıkla bir şehre odaklanması gibi “küçük” bir pürüz olabilirdi… İnsanlığı uzaya göndermeye çalışırken, yanlışlıkla dev bir mikrodalga fırına atmak muhtemelen hiç de iyi bir fikir olmazdı!

Nükleer İtki Gücü

Fosil yakıtlı roketlerle 8 milyar insanı uzaya taşımak, geri dönülebilecek bir dünya bırakmamak demekti. O zaman bunun yerine atomun gücünü kullansak nasıl olurdu? Hidrojeni küçük bir nükleer reaktörle ısıtıp egzozdan dışarı atarak büyük bir itki elde edebiliriz. Füzyon motorları adı verilen ve Güneş’in içindeki enerji üretimini taklit eden bu motorlar, kuramsal olarak bizi çok daha az yakıtla çok daha uzağa taşıyabilir. Hatta böyle bir sistem, kimyasal roketlerden iki kat daha verimli çalışır.
a n o u roket Acaba Ne Olurdu?
Nükleer enerji, canlılar için hem büyük bir risk hem de büyük bir fayda anlamını taşır. Teknolojik olarak fosil yakıtların üretim süresi engelini aşmamız konusunda da çok güçlü bir adaydır. Ama ya bir aksilik çıkarsa? “Gezegeni karbondioksite boğmayalım.” derken, 23 milyon kalkış sırasında oluşabilecek en ufak bir kazada bu sefer de nükleer bir topla baş başa kalabiliriz!

Ay’da Helyum Sondajı

Çok nadir bulunan bir izotop olan Helyum 3, nükleer füzyon için mükemmel bir gazdır. Yukarıda sözünü ettiğimiz füzyon motorlarının bu asıl “süper yakıtı” ise dünyada neredeyse hiç yok diyebiliriz. Ancak en yakın komşumuz Ay bu konuda gerçek bir hazine; adeta bir kozmik enerji deposu! Üstelik yalnızca 25 ton Helyum 3 ile dünyanın en büyük enerji tüketicilerinden ABD’nin bir yıllık enerji gereksinimini karşılamak bile mümkün. Peki “bu gazla” uzaya göç senaryomuzu nasıl yazacağız?
a n o u sondaj Acaba Ne Olurdu?

Eğer Ay’da maden kolonileri kurup Helyum 3’ü dünyaya ya da daha “temizi” yörüngedeki istasyonlara iletebilirsek, 8 milyar insanı uzaya taşıyacak roketlerin ihtiyacı olan o devasa enerjiyi güvenli bir şekilde sağlayabiliriz. Ne var ki, şu an bu teknoloji çok erken aşamada. Ay’a gidip maden kazmak, elimizdeki olanaklarla 8 milyar insanı uzaya göndermek kadar zor. Ama bir gün başarırsak, Helyum 3 sayesinde yıldızlara giden yolun kapısı bile açılabilir. Tabii eğer bir nükleer kazaya kurban gitmezsek!

Biz en iyisi biricik gezegenimize ve birbirimize çok iyi bakalım. Carl Sagan’ın ünlü sözüyle de konuyu bağlayalım; “Uzay, insanlık için bir kaçış değil, bir keşif alanıdır. Asıl sorun, bu gemiyi -yani Dünya’yı- batırmamaktır.”

a n o u giris 2 Acaba Ne Olurdu?
a n o u giris 1 Acaba Ne Olurdu?

Dünyadaki Bütün İnsanları Uzaya Göndermenin Başka Yolu

Acaba Ne Olurdu?

“Acaba Ne Olurdu?” köşemizin meraklı ve sadık okuyucuları anımsayacaktır. Bir önceki içeriğimizde “Dünyadaki tüm insanları uzaya göndermek gerekseydi, acaba ne olurdu?” diye sormuş ve şu andaki teknolojimizle bunun gerçekleşmesi neredeyse olanaksız bir hayal olduğunu anlamıştık. Falcon 9 gibi en gelişmiş roketlere bindirdiğimiz insanların uzaya götürülmesi işinin hem çok uzun süreceğini hem çok maliyetli olacağını, üstelik gezegenin tüm kaynaklarını tüketeceğini görmüştük. Geride aşırı ısınmış bir gezegen ve karbondioksite boğulup nefes alınmaz hale gelmiş bir atmosfer kalacağını da…

Peki, yine benzer bir acil durum yaşansa, örneğin dünyamıza hızla yaklaşan bir göktaşı tespit edilse, dünyadaki bütün insanları uzaya göndermenin bir başka nasıl bir yolu olurdu acaba? Günümüzde henüz var olmayan teknolojileri ya da şimdilik kâğıt üzerinde kalan varsayımları da dahil etsek, bu “hayal” gerçeğe dönüşebilir miydi? Haydi gelin, bu son derece çılgın alternatif yollar incelenmeyi bekliyor!

Uzay İçin Dev Bir Sapan

Roket yakıtı yerine elektromanyetik enerjiyi kullanan dev bir sapan ya da mancınık hayal edelim. Bu sistemle elektrikli raylar üzerinde hızlanacak, vakumlu -dolayısıyla sürtünmesiz- bir tünel içinde gidecek ve insanları taşıyacak bir kapsülü fırlattığımızı varsayalım. Raylardaki değişken elektrik akımının yaratacağı manyetik alanın içinde hızlanacak bu kapsül, aslında çok daha az enerji harcayarak insanları uzaya taşıyabilirdi.
a n o u tren Acaba Ne Olurdu?
Tabii bu senaryodaki rayların, yer çekiminden kurtulacak miktarda hıza ulaşıp bir de üzerine uzaya çıkabilmeyi olanaklı kılacak uzunlukta olması gerekirdi. Bu da bütün dünyayı saran (yani binlerce kilometre uzunluğunda!) havası alınmış upuzun bir tünel şeklinde bir tren yolu, yapılması anlamına gelirdi. Haliyle fırlatılan kapsülün de atmosfer sürtünmesine dayanıklı olması gerekirdi. Bunların sağlanamadığı bir durumda, uzay yolcuları olması gereken talihsiz yolcular, bunun yerine kendilerini gökyüzüne fırlayan birer havai fişeğe dönüşmüş olarak bulabilirlerdi!

Gökyüzünden Gelen Kablosuz Enerji

Daha önce, bütün dünyayı uzaya taşımak için gereken yakıtın tam 6 yılda üretilebildiğini öğrenmiştik. Peki ya enerjiyi gezegenimizin sınırlı kaynaklarından değil de doğrudan Güneş’ten alsak? Bunu da enerjiyi direkt olarak kaynağından toplayacağımız şekilde uzaya yerleştireceğimiz güneş panelleriyle yapsak? Bu senaryo için bol güneş alan kentlerde gördüğünüz güneş paneli tarlalarının, yörüngeye devasa miktarlarda ve genişlikte kurulduğunu hayal edin. Burada üretilen elektrik, mikrodalga ya da lazer ışınlarına dönüştürülerek yeryüzündeki alıcılara iletiliyor olsun. Nasıl fikir?
a n o u solar Acaba Ne Olurdu?
Bu yöntem, roketleri elektromanyetik raylar üzerinde hızlandırıp uzaya fırlatacak “kütle sürücü” gibi sistemler için gereken elektriği elde etmemizi sağlayabilirdi. Hem de fosil yakıtlarla gezegenimizi, kelimenin tam anlamıyla bir cehenneme dönüştürmemiş olurduk. Tabii bu planda da devasa bir mikrodalga ışınının hedefinden sapıp yanlışlıkla bir şehre odaklanması gibi “küçük” bir pürüz olabilirdi… İnsanlığı uzaya göndermeye çalışırken, yanlışlıkla dev bir mikrodalga fırına atmak muhtemelen hiç de iyi bir fikir olmazdı!

Nükleer İtki Gücü

Fosil yakıtlı roketlerle 8 milyar insanı uzaya taşımak, geri dönülebilecek bir dünya bırakmamak demekti. O zaman bunun yerine atomun gücünü kullansak nasıl olurdu? Hidrojeni küçük bir nükleer reaktörle ısıtıp egzozdan dışarı atarak büyük bir itki elde edebiliriz. Füzyon motorları adı verilen ve Güneş’in içindeki enerji üretimini taklit eden bu motorlar, kuramsal olarak bizi çok daha az yakıtla çok daha uzağa taşıyabilir. Hatta böyle bir sistem, kimyasal roketlerden iki kat daha verimli çalışır.
a n o u roket Acaba Ne Olurdu?
Nükleer enerji, canlılar için hem büyük bir risk hem de büyük bir fayda anlamını taşır. Teknolojik olarak fosil yakıtların üretim süresi engelini aşmamız konusunda da çok güçlü bir adaydır. Ama ya bir aksilik çıkarsa? “Gezegeni karbondioksite boğmayalım.” derken, 23 milyon kalkış sırasında oluşabilecek en ufak bir kazada bu sefer de nükleer bir topla baş başa kalabiliriz!

Ay’da Helyum Sondajı

Çok nadir bulunan bir izotop olan Helyum 3, nükleer füzyon için mükemmel bir gazdır. Yukarıda sözünü ettiğimiz füzyon motorlarının bu asıl “süper yakıtı” ise dünyada neredeyse hiç yok diyebiliriz. Ancak en yakın komşumuz Ay bu konuda gerçek bir hazine; adeta bir kozmik enerji deposu! Üstelik yalnızca 25 ton Helyum 3 ile dünyanın en büyük enerji tüketicilerinden ABD’nin bir yıllık enerji gereksinimini karşılamak bile mümkün. Peki “bu gazla” uzaya göç senaryomuzu nasıl yazacağız?
a n o u sondaj Acaba Ne Olurdu?

Eğer Ay’da maden kolonileri kurup Helyum 3’ü dünyaya ya da daha “temizi” yörüngedeki istasyonlara iletebilirsek, 8 milyar insanı uzaya taşıyacak roketlerin ihtiyacı olan o devasa enerjiyi güvenli bir şekilde sağlayabiliriz. Ne var ki, şu an bu teknoloji çok erken aşamada. Ay’a gidip maden kazmak, elimizdeki olanaklarla 8 milyar insanı uzaya göndermek kadar zor. Ama bir gün başarırsak, Helyum 3 sayesinde yıldızlara giden yolun kapısı bile açılabilir. Tabii eğer bir nükleer kazaya kurban gitmezsek!

Biz en iyisi biricik gezegenimize ve birbirimize çok iyi bakalım. Carl Sagan’ın ünlü sözüyle de konuyu bağlayalım; “Uzay, insanlık için bir kaçış değil, bir keşif alanıdır. Asıl sorun, bu gemiyi -yani Dünya’yı- batırmamaktır.”

1 Haziran 1831’de James Clark Ross, manyetik kuzey kutbunun yerini saptadı.

 

01 haziran wiki 1 Haziran

 

neler oldu haziran 2020 01 3 1 Haziran

Dünya’nın manyetik kutupları coğrafi kutuplarıyla çakışmaz.
Manyetik kutuplar sürekli hareket halindedir. Zamanla yer değiştirirler.

 

İngiliz deniz kuvvetleri subayı James Clark Ross, 1819 ile 1833 arasında Kuzey Kutup Bölgesi’ne düzenlenen beş araştırma seferine katıldı. Bunların sonuncusunda olan 1 Haziran 1831’de Kanada’nın kuzeyindeki Boothia Yarımadası’na yaptığı seferde Dünya’nın manyetik kuzey kutbunun yerini saptadı.

AYIN TAMAMI