Kış deyince aklınıza ne geliyor? Büyük olasılıkla soğuk ve üşümek, kalın montlar, elbette kar topu savaşları, kapalı bir hava, ağızdan çıkan buharlar, sıcak battaniyeler, kakaolu süt ve belki sıcak çikolata… Evet, bunların hepsi kışla ilgili çok tanıdık ve bilinen şeyler. Peki ya kış, sandığınızdan çok daha tuhaf, şaşırtıcı ve ilginç bir mevsimse? Haydi gelin, kışa çok daha farklı bir açıdan bakalım!

Her kar kristalinin merkezinde, çıplak gözle göremediğimiz minik bir parça toz, kurum ya da polen bulunur. Havadaki su buharı önce sıvılaşır, sonra su molekülleri bu minik parçacığın çevresine tutunarak donar ve kar kristalinin temelini oluşturur. Sonra kristal büyür, kolları oluşur ve o çok popüler eşi bulunmayan altıgen şekiller ortaya çıkar.
Kış mevsimi, dünyanın her yerinde aynı anda yaşanmaz. Kuzey Yarımküre’de kışken Güney Yarımküre’de yaz yaşanır. Biz kalın montlar giyerken Arjantin’de, Güney Afrika’daki insanlar denize girer!
Dünya, Güneş’in çevresinde tam bir daire değil, elips şeklinde bir yörüngede döner. Dünya, Güneş’e en yakın konumlarından geçerken, Kuzey Yarımküre’de kış yaşanır. Bunun nedeni, Dünya’nın eksen eğikliğidir; yani Güneş ışınlarının daha eğik açıyla yere düşmesi ve enerjiyi daha geniş alana yaymasıdır.
Kışın gökyüzü daha parlak görünür. Soğukta havadaki nem, yani su buharı, daha az olur. Nem az olduğunda, havada ışığı dağıtıp bulandıracak daha az mikroskobik su damlası olur. Bu nedenle de kuru havada yıldızlar daha net ve parlak görünür.

Göllerde ve bazen de akarsularda su donar. Bu donma üstten alta doğru olur. Bu nedenle balıklar kışın ölmez. Su yüzeyden donar, katılaşır; ama alt kısımlar sıvı kalır.
Doğada donunca hacmi artan tek sıvı sudur. Bu nedenle kışın donan sular, su borularını olduğu gibi devasa kayaları da çatlatabilir. Buzun, sudan hafif olmasının ve batmadan yüzeyde kalmasının nedeni de budur. Denizlerde yüzen buzdağlarının fotoğraflarını ya da videolarını görmüşsünüzdür.






