ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR







Dikkat edeceğimiz ilk nokta, iki sivri ucu kırdıktan sonra kalan orta parçanın diğer parçalardan biraz daha uzun olması.
Sizin seyircili gösteriniz burada başlıyor. Bir peçetenin üzerinde yarısı dolu bir bardağa selam verdireceksiniz. Hatta “bu harika yemeğe şapka çıkarıyor” dersiniz. Peçetenin altına gizli kürdanı elinizle yoklayarak tam bardağın yanına ortalayın.
İsterseniz birkaç sihirli söz söyleyin. “Hadi sevgili bardak şimdi anneme teşekkür etme sırası sende.”
“Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu…” diye bilinen cümlenin sahibi İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare’dir. Hani adının okunuşu Şekspir olan…
“Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu…” diye bilinen cümlenin sahibi İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare’dir. Hani adının okunuşu Şekspir olan…
“Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu…” diye bilinen cümlenin sahibi İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare’dir. Hani adının okunuşu Şekspir olan…
Shakespeare dünyada eserleri en çok bilinen, en çok basılan ve en çok sahnelenen sanatçıdır. Hamlet, Kral Lear, Romeo ve Juliet, Macbeth, Othello, Venedik Taciri, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi çok önemli eserler vermiştir. Düşman iki ailenin çocuklarının birbirine aşkını anlatan, dünyanın en ünlü ve romantik ikilisi Romeo ve Juliet’ten bir alıntı: “Ne doğar ki nefretten ama çoktur sevgiden doğan.”
Komedi, trajedi ya da dram olsun, tüm eserlerinde alışılmadık benzetmeler, kişileştirmeler ve müthiş etkileyici bir dil kullanan Shakespeare birçok sanatçıdan daha şanslıymış. Neden mi? Çünkü daha ölmeden ünlü olabilmiş.
Dilin gücünü sonuna kadar kullandığı gibi bir de İngilizceye 1700 kadar sözcük kazandırmış. Eserlerinde yaklaşık 24 bin değişik sözcük kullandığı söyleniyor. Bunlardan, Kral John adlı eserinde ilk kez kullandığı, “soğukkanlı” ifadesi Türkçeye de girmiştir. Kısacası Shakespeare büyük bir sözcük ustası (sözcük bükücü mü desek acaba?), saygı duyulası büyük bir yazardır!
Tam 405 yıl önce aramızdan ayrılan Shakespeare; eserlerinde arkadaşlık, kıskançlık, düşmanlık, miras kavgası, siyasi olaylar gibi güncelliğini kaybetmemiş konuları şaşırtıcı olaylar örgüsü içinde işlemiş. Gençler için hazırlanmış baskısıyla Shakespeare’in eserleri günümüzde bile okuması çok havalı olan kitaplardan!
Özel bir beceri gerektirmeyen, malzemeleri her zaman ve her yerde kolayca bulunabilen, basit olduğu kadar da şaşırtıcı ve düşündürücü bir illüzyon gösterisi izlemeye hazır mısınız?
Özel bir beceri gerektirmeyen, malzemeleri her zaman ve her yerde kolayca bulunabilen, basit olduğu kadar da şaşırtıcı ve düşündürücü bir illüzyon gösterisi izlemeye hazır mısınız?







Yayların yerini değiştirmeyi istediğimiz kadar yineleyebiliriz. Ne var ki gösterinin sonunda izleyiciye bir açıklama yapmak gerekecektir. Hiçbir numara yapmadığımız halde ikisi de aynı boyutlardaki yaylar, nasıl bir büyük bir küçük görünüyor?

Renkli kâğıtlarımızı üst üste koyduktan sonra büyük tabağımızla fotoğraftaki gibi bir yay çiziyoruz.
Sonra aynı şekilde küçük tabakla bir yay çiziyoruz.
Hem daha kolay kesebilmek hem de illüzyonu güçlendirmek için kenarlardan pay bırakarak işaretlediğimiz yerlerden kesiyoruz.
İzleyiciye ikisi de tıpatıp aynı büyüklükte olan renkli yaylarımızı gösteriyoruz. Hatta onlara bu kâğıt yayların aynı büyüklükte olduğundan emin olup olmadıklarını soruyoruz.
O halde yayların yerini değiştirip yeniden bakalım. Bu kez de kırmızı maviden daha uzun gibi görünüyor değil mi?
19. yüzyılda parmak izlerini bilimsel bir temele oturtan kişi kriminoloji (suç bilimi) ile de ilgilenen çok yönlü bilim insanı Francis Galton, iki insanın aynı parmak izine sahip olma olasılığını 64 milyarda bir olarak hesaplamış.
Parmaklarımızın ucundakiler yalnızca birer iz değil, aynı zamanda dokunma duyumuzu da sağlayan çok önemli bir araç. Parmak uçlarımızın bu izlerle algıladığı titreşimler dokunduğumuz şeylerin sert, yumuşak, tüylü vs. olduğunu ayırt etmemizi sağlıyor.

Örneğin koalalar. Günün neredeyse 20 saatini ağaç tepelerinde uyuyarak ve okaliptüs yaprakları yiyerek geçiren bu tembel hayvanın, burada işi ne? Şöyle bir işi var: Birçok hayvan türünün hatta maymunların bile parmak izleri yokken koalaların da tıpkı biz insanlar gibi onları biricik kılan ve diğerlerinden ayıran parmak izleri var.

Pati izlerinin eşsizliği gibi her kedinin burun pütürü deseni farklıdır. Koku alma becerisi biz insanlarla karşılaştırılamayacak kadar iyi olan kedilerin imzasının burnunda olması çok doğal!

Tıpkı kediler gibi köpeklerin burunları da onların eşsiz kimlikleridir.

Bilim adamlarına göre zebraların çizgileri sıcaklardan daha az etkilenmek ve hastalık taşıyan sineklerden korunmak için zamanla bu desenlere dönüşmüş. Zebraların nüfus kağıtları da çizgilerden oluşan bu desenleri. Şimdiye kadar size zebralar aynı gibi mi görünüyordu yoksa?

Afrika’nın 4-5 m’lik güzeli zürafalar da aslında farklı deri desenlerine sahip. Bizim yine ayırt edemediğimiz, derilerindeki desenlerin farkları her zürafayı eşsiz kılıyor.
Hiç dikkatinizi çekti mi, sanki hepimiz evlerimizde doğadan bir parça yaşatmaya çalışıyoruz? Bitki olmayan hiçbir ev yoktur herhalde. Kaktüsler, çiçekli süs bitkileri, ağaçlar, bonzai dediğimiz küçültülmüş ağaçlar hatta kimi evlerin salonunda ya da terasında gerçek ağaçlar… Bir de hayvansever olanlar var. Kedi, köpek ve kuşun dışında evde yaşaması biraz sıra dışı olan tavşan, fare, kaplumbağa, papağan, kertenkele ve hatta yılan, timsah, kaplan sayılabilir.
Tabii ki tercihleri ve beğenileri tartışamayız ancak bir grup hayvan var ki tıpkı tablo gibi, evlerimizi renklendiriyor. Kimsenin korkmadığı, sessiz sedasız ama bir o kadar da narin ve ilgi bekleyen bu grup tabii ki balıklar.
Hiç dikkatinizi çekti mi, sanki hepimiz evlerimizde doğadan bir parça yaşatmaya çalışıyoruz? Bitki olmayan hiçbir ev yoktur herhalde. Kaktüsler, çiçekli süs bitkileri, ağaçlar, bonzai dediğimiz küçültülmüş ağaçlar hatta kimi evlerin salonunda ya da terasında gerçek ağaçlar… Bir de hayvansever olanlar var. Kedi, köpek ve kuşun dışında evde yaşaması biraz sıra dışı olan tavşan, fare, kaplumbağa, papağan, kertenkele ve hatta yılan, timsah, kaplan sayılabilir.
Tabii ki tercihleri ve beğenileri tartışamayız ancak bir grup hayvan var ki tıpkı tablo gibi, evlerimizi renklendiriyor. Kimsenin korkmadığı, sessiz sedasız ama bir o kadar da narin ve ilgi bekleyen bu grup tabii ki balıklar.
Akvaryumculuk olarak bilinen bu balık sevdası iki temel gruba ayrılıyor. Tatlı su akvaryumculuğu ve deniz akvaryumculuğu ya da diğer adıyla tuzlu su akvaryumculuğu. Akvaryumla ilgilenen kişilere de kısaca “akvarist” deniyor. Kökeni latince “su” anlamına gelen “aqua” sözcüğünden türeyip akvarist olmuş. Söylemesi pek havalı.
İşin şakası bir yana akvaryumculuğun iki türü de çok eğlencelidir. Yeni yeni yaygınlaşan deniz akvaryumculuğu tatlı su akvaryumculuğuna göre biraz daha fazla emek isteyen ve ne yazık ki biraz daha pahalı bir hobidir. Ama asıl farkı muhteşem bir renk cümbüşü sunuyor olmasıdır. Bu cümbüşün öğelerinden en ünlü olanı da tabii ki Nemo diye tanıdığımız palyaço balığıdır.
Deniz ortamı oluşturmak için gerekli malzemelerin upuzun listesi:
İşin en önemli kısmı da bu zaten.
İşin en önemli kısmı da bu zaten.
Özel bir tuz.
Akvarist dilinde protein skimmer denen bir protein ayrıştırıcısı aygıt. Bu aygıt suda biriken proteinin canlıları zehirlemesine engel olur. Denizin dalgalı olduğu günlerde bazen kıyıda köpük birikir. Bu görüntü aslında denizde protein miktarının yüksek olduğunu yani kirli olduğunu belli eden bir manzaradır. İşte, bu aygıt akvaryumda o köpüklenmeye yani kirliliğe engel olur.
İdeal sıcaklığı sağlayacak bir ısıtıcı. (Suyun olması gerekenden sıcak veya daha soğuk olması da bütün dengeleri alt üst eden unsurlardan.)
Denizdeki gibi su çevrimini sağlayacak bir akıntı motoru.
Gün ışığı yeterli gelmeyeceği için bir aydınlatma sistemi.
Bolca kum, tabii ki.
Suyu temizlemek için bir filtre. Akvaryumda bir kanalizasyon sistemi olmadığına göre yem artıkları, balık dışkıları vb. maddelerin suyu zehirlememesi için temizlenmesi gerekir. Filtre aygıtlarının yanı sıra, biyolojik filtreleme yapan canlı kayalar da var.
İlginç ama bunlar da balıklar kadar canlılar. Bunlara deniz koşullarını oluşturmak için gerekli küçüklü büyüklü değişik canlıları üzerinde ve içinde barındıran ev sahipleri denebilir. Mineral ve besin kaynağı yani akvaryumun can damarı, vitamin gibi. Ayrıca bunların birer saklambaç bölgesi ya da başını dinlemek isteyen balıkların oteli olduğunu da düşünebiliriz. Usta akvaristler yukarıda protein ayrıştırıcı diye söz ettiğimiz aygıt olmadan, bu canlı kayalarla mükemmel bir yaşam dengesi kurabiliyormuş. Haberiniz olsun.
Ben mavi olmaktan vazgeçmedim diyen mavi Hamlet.
Denizdeki at, denizatı
Ben mavi olmaktan vazgeçmedim diyen mavi Hamlet.
Denizdeki at, denizatı

Görsel kaynağı: Wikipedia
Heinrich Hertz, 1886’da radyo dalgalarını keşfettiğinde “Bunların pratik hiçbir uygulaması olacağını sanmıyorum” demişti ama onun keşfettiği dalgalar, genç İtalyan mucit Guglielmo Marconi’nin çok yararlı bir buluş yapmasını sağladı. Marconi radyo dalgalarını kullanarak Mors kodundaki noktaları ve çizgileri ileten telsiz telgrafı geliştirdi. 2 Haziran 1896’da İngiltere’de buluşu için patent başvurusunda bulundu.