Eğer Biz Kirletmiyorsak, Çevreyi Kim Kirletiyor?

Fosil Yakıtla Çalışan Araçlar
Toplu taşıma bile kullansak, bindiğimiz araçlar fosil yakıtla –yani benzin, mazot ya da LPG ile- çalışıyorsa, çevreyi kirletiyoruz demektir. Çünkü bu araçların motorları havaya bol miktarda karbondioksit, azot oksit ve başka zararlı gazlar salar. Bu salımlar, hem havamızın kalitesini bozar hem de solunum yolu hastalıklarına yol açar. Üstelik trafiğin yoğun olduğu yerlerde trafik kaynaklı gürültü kirliliği de çevre kirliği sayılır. Bu yakıtların üretilmesi sırasında çevreye yayılan zararlı maddeler de cabası…
Bu araçlar arasında en zararsız olanlar, enerjisini güneş ya da rüzgârdan alan araçlar ve bisikletlerdir.

Küçüklü Büyüklü Tüm Bacalar
Kışın ısınmak için kullandığımız soba, kalorifer ya da kombilerin bacalarından, fabrikaların yıl boyu gece gündüz tüten bacalarına kadar her baca atmosfere kirletici ve zehirli gazlar salar. Günümüzde sanayi tesisleri vazgeçilmez olabilir; ancak üretimin farklı aşamalarında büyük miktarda açığa çıkan atık maddeler çevremiz için en büyük tehditlerden biridir. Üstelik bazı fabrikalar, yalnızca havaya değil suya ve toprağa karışan atıklar da üretir.
Çöp Sandığımız Geri Dönüşebilir Atıklar
Atıkları çöpe atmak da çevreyi kirleten etkenlerden biridir. Çünkü her atık çöp değildir! Ama çoğumuz ne yazık ki geri dönüşebilecek atıkları da çöpe atıyoruz. Hele plastik, metal ya da kimyasal atıkların yanlış çöpe atılması, çevre ve deniz kirliliğini daha da artırır. Çöplüklerde biriken böylesi atıklar, toprağa ve suya karışabilir. Özellikle plastik atıklar, doğada çok uzun süre kalır ve ekosisteme ciddi zararlar verir. Elektronik atıklar da doğru şekilde geri dönüştürülmezse, ağır metallerin çevreye sızmasına neden olur.
Bu nedenle hem çöplerimizi ayrıştırmalı hem de geri dönüşümü evlerde, okullarda, iş yerlerinde, kısacası bulunduğumuz her yerde yapmalıyız.

Tarımda Kullanılan Maddeler
Son yıllarda organik tarıma ilgi artmış olabilir; ama dünya nüfusunu besleyen milyonlarca tonluk sebze ve meyve sizce nasıl üretiliyor? Bitkileri zararlılara karşı korumak için atılan ilaçlar ve büyümelerini sağlamak için toprağa dökülen kimyasal gübrelerle tabii ki… Bunlar hem su kaynaklarına karışarak hem de ekosistemdeki başka canlılara zarar vererek sağlığımızı ve çevremizi doğrudan tehdit ediyor.
Bunlara karşın bizler de yeme içme alışkanlarımıza dikkat ederek daha bilinçli tercihler yapabiliriz.

Artan Dünya Nüfusu ve Hızla Büyüyen Kentler
İnsanların yalnızca atıklarıyla değil, varlıklarıyla da çevreyi kirlettiğini düşünmüş müydünüz? 1800’lü yılların başında 1 milyar, 1900’lü yılların ilk çeyreğinde 2 milyar olan dünya nüfusu son 100 yıl içinde dört katına çıkarak 8 milyarı aştı! Bu da yapılaşmayla doğal alanların yok olması anlamına geliyor elbette. İnşaatlar ve altyapı projeleri toprak erozyonu, hava kirliliği ve su kirliliği de yaratıyor. Ormanların yerini kentlerin almasıyla birlikte yalnızca üretilen atıklar ve enerji gereksinimi artmıyor, karbondioksit emiliminin düşmesiyle hava kalitesi azalıyor ve ekosistemler –dolayısıyla birçok tür- yok oluyor. Bu durum da nüfus kontrolünün önemini gözler önüne seriyor.
Tüketim Çılgınlığımız
Çevreyi kirleten birçok nedeni sıraladık; ama en önemlisini sona sakladık: Aşırı tüketim. Aslında eskiye –çok değil, yüz ya da iki yüz yıl önceye- göre çok daha fazla tüketiyor olmak çevreye daha fazla atık saçmamızın başlıca nedenidir. Giysilerimizi, eşyalarımızı, elektronik aygıtlarımızı sık sık değiştirmemiz, yiyebileceğimizden çok gıda almamız yalnızca israfa yol açmıyor; çevreyi de kirletiyor. Üstelik doğal kaynakların tükenmesi gibi bir tehdit de kapımızda…
Bilinçli tüketim, sürdürülebilir ürünleri tercih etmek, yiyeceğimizden fazlasını almamak ve tabii ki paylaşmak en iyi çözüm!

