İstilacı Türler


* Gemiler bazen boşken fazla hafif kalır ya da yükleri dengesiz dağılır. Böyle durumlarda geminin alt kısmındaki özel tanklara deniz suyu alınır. Buna "balast suyu" denir. Bu su, daha sonra başka bir limanda yüklerle birlikte boşaltılır.
İstilacı Tür Nedir?
İstilacı Türler Neden Bir Sorundur?
İstilacı türlerin yarattığı en büyük tehlike, binlerce yıldır bir arada yaşayan yerli canlıların evlerini ve yiyeceklerini ellerinden almalarıdır. Yeni çevrelerine o kadar hızlı yayılırlar ki, yerli türler besin ve alan bulma konusunda onlarla rekabet edemez. Bu durum, zaman içinde o bölgeye özgü bazı bitki ve hayvan soylarının tümüyle tükenmesine yol açabilir. Doğal hayata yaptıkları tahribat; insanların geçim kaynakları olan tarım arazilerini, balıkçılık yapılan gölleri ve su hatlarını da etkilediğinden ekonomik açıdan insanlara da ciddi zararlar verir. Bir ekosistemdeki tür çeşitliliği azaldığında, hastalıklara ve iklim değişikliklerine karşı direnci de kırılmış olur. Doğanın zincirindeki bir halka koptuğunda, bundan diğer tüm canlılar ve en sonunda biz insanlar da zarar görürüz. Bu nedenle istilacı türler, küresel ölçekte biyoçeşitliliği tehdit eden en büyük tehlikelerden kabul edilir.
Şimdi Sıra En Tehlikeli İstilacı Türlerinde!
Önce Bitkiler;

Su Sümbülü
Aslen Amazon Havzası’na ait olan bu bitki, güzel mor çiçekleri nedeniyle bir süs bitkisi olarak dünyaya yayıldı. Tabii aslında gittiği göllerin ve ırmakların üzerini dev bir halı gibi kaplayarak suyun altına güneş ışığı ve oksijen gitmesini tümüyle engellemesi nedeniyle balıkların ve başka su canlılarının havasızlıktan ölmesine neden olan çok tehlikeli bir istilacı türdür.

Kudzu (Yosun Ağacı)
Erozyonu önlemesi için bilerek Japonya’dan Amerika’ya götürülen bu sarılıcı bitki, yeni yurdunu o kadar sevdi ki durdurulamaz bir hızla yayıldı. Günde neredeyse 30 santimetre uzayabilen kudzu ağaçların, evlerin hatta elektrik direklerinin üzerini kaplayarak onları karanlıkta bırakır. Ayrıca diğer bitkilerin de güneşini keserek solmalarına sebep olur.
Dev Tavşancıl Otu
Asya kökenli bu devasa bitki, hem doğaya hem de insanlara zarar veren çok yayılmacı bir türdür. Yerli bitkilerin alanlarını istila edip onların büyümesini engellemekle kalmaz, boyu bazen birkaç metreyi bulur. En tehlikeli yanı da özsuyunun insan cildine değdiğinde ve güneş ışığıyla birleştiğinde çok ciddi ve acı verici yanıklara neden olmasıdır.
Şimdi Hayvanlar;

Kahverengi Ağaç Yılanı
İkinci Dünya Savaşı sırasında askeri gemilerle hiç fark edilmeden Guam Adası’na taşınan bu yılan, adada tam bir yıkıma yol açtı. Burada onu avlayacak hiçbir hayvan olmadığı için kuş yuvalarına dadandı ve adaya özgü 12 kuş türünün soyunu tüketti. Kuşlar yok olduğu için adadaki ağaçların çoğalması ve tohum yayması bile durma noktasına geldi.

Sarı Karınlı Su Kaplumbağası
Evcil hayvan olarak da beslenen bu minik kaplumbağa, aslen Güneydoğu ABD’ye özgüdür. Küçükken evcil hayvan olarak bakılan bu kaplumbağalardan bazıları, büyüdüklerinde sahipleri tarafından doğaya salınmıştır. Bu kaplumbağalar, doğal sulak alanlardaki yerli kaplumbağalardan çok daha yayılmacı ve dayanıklı oldukları için onların yiyeceklerini ve güneşlenme alanlarını ellerinden aldılar. Şu anda da Avrupa ve Asya’daki birçok gölde bulunan yerli kaplumbağa türlerini yok etmekteler.
Avustralya Tavşanı
İnsanların sırf av eğlencesi olmaları için 1859’da İngiltere’den Avustralya kıtasına getirip saldığı 24 tavşanın sayısı, yalnızca yirmi yıl içinde milyonlara ulaştı. Kıtanın tüm bitki örtüsünü, tarlalarını ve yeşilliklerini adeta kemirerek devasa bir kıtlığa ve erozyona neden oldular. Kıtaya özgü keseli hayvanların yiyeceklerini tükettikleri için Avustralya doğasına tarihin en büyük zararlarından birini verdiler.
Ve Tabii ki Mikroorganizmalar;

Kitrids Mantarı (Batrachochytrium dendrobatidis)
Bir diğer istilacı tür olan mikroorganizmalara en iyi örnek ise Batrachochytrium dendrobatidis mantarıdır. Bu ölümcül mantar, bazı amfibi türlerinin (özellikle kurbağaların) derilerine yerleşir, onların nefes almasını engeller ve su dengesini bozar. Küresel ticaret aracılığıyla dünyaya yayılan bu mikrop, son otuz yılda dünya genelinde 90’dan fazla kurbağa türünün soyunun tükenmesine neden olmuştur. Bilim insanları bunun, tarihin en büyük biyolojik felaketlerinden biri olduğunu düşünüyor.