ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
Bu günlerde havalar soğuk, evde yün çoraplarınızla dolaşıyorsunuz. Bir kapıyı açacaksınız, elinizi kapının koluna uzattınız ve ÇITTT –ufak bir şok yaşıyorsunuz! Bu minik “çıttt”a neden olan şey çevrenizdeki elektriktir. Evet, elektrik… Evinizdeki lambaların yanmasını, televizyonun, bilgisayarın çalışmasını ve cep telefonlarının şarj olmasını sağlayan şeyle aynı şey! Elektrik ama durgun (statik) elektrik… Aslında gökgürültülü fırtınalar sırasında gökyüzünden fışkıran elektriğin aynısı ama çoook daha zayıfı.
Gelin günlük yaşamımızda zaman zaman karşılaştığımız bu ilginç doğa olayını biraz daha yakından tanıyalım.



Fotokopi makinelerinin ve lazer yazıcıların çalışmasında durgun elektrikten yararlanılır.
Çevremizdeki her şey gözle görünmeyen atomlardan oluşur. Her atom da çok daha küçük parçacıklardan oluşur. Bu parçacıklara elektron, proton ve nötron denir. Nötronlar ve protonlar atomun merkezindeki çekirdeği oluşturur. Elektronlar çekirdeğin çevresinde hareket eder. Elektronlar eksi (-) elektrik yüklüdür; protonlar da artı (+) elektrik yüklüdür. Nötronların elektrik yükü yoktur -adı da zaten nötrden (yani yüksüz) gelir.
Uygun iki nesne birbirine dokunduğunda, sürttüğünde elektronlar bir nesneden ötekine geçer ve birikir; yani durgun elektrik yükü oluşur. Bir nesne eksi yüklü elektronları azaldığı için + elektrik yüklü hale gelirken öteki de elektronları arttığından eksi elektrik yüklü hale gelir -çekirdeği oluşturan protonlar ile nötronlar yer değiştirmez. Elektrik yükü aynı olan nesneler birbirlerini iter; karşı yüklü nesneler de birbirini çeker. Biriken elektrik ilk fırsatta boşalır.

1570’li yıllarda İngiliz fizikçi William Gilbert, elektrik sözcüğünü Antik Yunanca “elektron” sözcüğünden türeterek “electricus” olarak kullanmıştır. Ayrıca kehribardan başka maddelerin de benzer özellikler taşıdığını keşfetmiş ve “elektrik” terimini daha geniş bir anlamda kullanmaya başlamıştır.

Milyonlarca yıl önce yaşamış ağaçların reçinesinin fosilleşmesiyle oluşan -taşlaşmış- doğal ve organik maddeye "kehribar" denir. Genellikle sarımtırak renkte olurlar ama kahverengi, kırmızı ve hatta bazen yeşil tonlarında kehribarlar da bulunabilir. Kehribarın en dikkat çekici özelliklerinden biri, içinde sıklıkla böcek ve bitki gibi küçük organizmaların fosillerini barındırmasıdır. Bunlar paleontologlar için geçmişten gelen “zaman kapsülleri”dir.

















Uzay aracı atmosferin alt katmanlarına indikçe hızı daha da azalmış olur. Belli bir irtifaya ulaşılınca inişi daha da yavaşlatmak için büyük paraşütler açılır. Paraşütler, hava direncini artırarak aracın hızını güvenli bir düzeye düşürür. Aslında paraşüt sistemleri genellikle birkaç aşamalıdır. Önce küçük paraşütler, ardından daha büyük ana paraşütler açılır. Paraşütlerle iyice yavaşlatılan uzay aracı, artık gezegenimize güvenli bir şekilde inmeye hazırdır.
İnişin yapılacağı yer, uzay aracının tasarımına bağlı olarak değişebilir. Ay’a gidilen Apollo görevlerinde olduğu gibi, bazı uzay araçları okyanusa iner. Son aşamada su, aracın yere çarpması sırasındaki darbeyi yumuşatır ve güvenli bir iniş sağlar. Bazı uzay araçları da örneğin, Amerikan uzay mekikleri ya da Rus Soyuz kapsülleri, karaya iner. Bu tür inişlerde, ek yavaşlatıcı sistemler -roket motorları ya da hava yastıkları- kullanılır.

Çünkü yukarıda yaptığımız bilim insanı tanımı zamana ve mekâna göre değişmiştir: Yani farklı yüzyıllarda ve değişik yerlerde farklı bilim insanı kriterleri vardı. Örneğin, ateşi kontrol altına alan ilk kişi, insanlığın gelişiminde büyük bir çığır açtığı için ilk bilim insanı sayılabilir. Öte yandan “bilim insanı” diyebileceğimiz bazı kişiler, arkasında hiç iz bırakmadan tarihin tozlu sayfalarına karışmış olabilir. Örneğin, tekerleği bulan o ilk insanın adı bilim tarihine altın harflerle yazılmalı; ama tabii adı bulunabilirse! Bu yüzden kimin ilk olduğunu bulmak çok zor; ama yine de bir deneyelim!
En eski bilim insanı denince akla ilk gelen, daha doğrusu kayıtlarda adı geçen ilk kişi, Eski Mısır’da yaşamış mimar, mühendis, mucit, doktor, heykeltıraş ve astronom İmhotep’tir. Tüm bu sıfatları üstünde toplayan İmhotep aynı zamanda firavun Zoser’in sağ kolu ve veziriydi. Hatta günümüze ulaşan en eski piramit olan Zoser Piramidi’nin mimarı da İmhotep’ti. Sonra yapılan daha büyük piramitlerin de esin kaynağı kuşkusuz bu basamaklı, ilk piramitti. MÖ 2.670–2.650 yılları arasında, yani neredeyse beş bin yıl önce inşa edilen 65 metre yüksekliğindeki bu yapının inşası için yalnızca mimari bir deha olmak yetmiyordu; aynı zamanda ileri düzeyde matematik, fizik ve mühendislik bilgisi de gerekiyordu. İşte, tüm bunlara sahip İmhotep’e “ilk bilim insanı” denebilir.


Ne var ki İmhotep bilim insanı sayılır mı sayılmaz mı; tartışılır… Çünkü başta da söylediğimiz gibi bugünkü bilim ve bilim insanı tanımıyla MÖ 3. bin yıldaki arasında ciddi bir fark var. İmhotep’in bilimsel yöntemi kullanıp kullanmadığını bilemiyoruz. Yani gözlemleri bir varsayımın (hipotez) takip ettiği, ardından bu varsayımın sınandığı deneylerin yapıldığı, analiz edilen verilerin raporlandığı ve tutarlı bir sonuca ulaşılırsa bunun kurama dönüştüğü süreci izlediğinden kuşkuluyuz.
İmhotep’ten sonra bu tanıma yaklaşan ve tarih tarafından kayıt altına alınanlar, Eski Yunan’ın ünlü matematikçi ve felsefecileri olmuş. MÖ 624-546 yılları arasında yaşayan Tales ile MÖ 570-495 yılları arasında yaşayan Pisagor (geometri sevenler adlarını ve teoremlerini hemen anımsayacaktır!) işte bu ilklerden. İkisi de hemen hemen aynı yıllarda Ege’nin karşılıklı kıyılarında (biri günümüzde Didim / Aydın yakınlarındaki Milet’te, öteki de Sisam’da) yaşayan bu geometri üstatlarını ilk bilim insanları olarak kabul edebiliriz.







Aslında evinizde bulunan birtakım malzemeyle siz de kendi zoetropunuzu kolayca yapabilirsiniz.












Işık, gizemli ve etkileyici bir olgudur. Bilim insanları binlerce yıl boyunca onun yapısını ve özelliklerini çözmeye çalışmıştır. Büyük bilim insanı Isaac Newton, güneş ışığını camdan bir prizmadan geçirdi ve ışığın gökkuşağı renklerine ayrıştığını gördü. Yani Güneş ışığının farklı renklerden oluştuğunu keşfetti. Gördüğü renkler kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, çivit mavisi ve mordu. Bilim insanları buna “ışık tayfı” diyor.
Gerçekte bu tayf çok daha büyüktür. Newton’dan sonra bilim insanları elektromanyetik dalgaların da tıpkı ışık gibi saniyede 300 bin kilometre hızla ilerlediğini keşfetti. Sonunda ışığın kendisinin de gerçekte bir elektromanyetik dalga olduğu anlaşıldı. Prizmadan çıkan bütün renkler değişik dalgaboylarında birer elektromanyetik dalgadır.





Işık, Evren’deki en hızlı şeydir ve uzay boşluğunda saniyede 300 bin kilometre hızla ilerler.



Hava trafik kontrolörleri uçağın motorunun çalıştırılmasından uçağın indikten sonra park alanına çekilmesine kadar geçen süre boyunca pilotlara ne yapmaları gerektiğini bildirir.


Havacılıkta kullanılan uluslararası dil İngilizce’dir. Dolayısıyla hava trafik kontrolörleri çok iyi İngilizce bilir.






İçbükey aynalar -ki bunlara dev aynası da denir- görüntüyü büyütür.
Dışbükey aynalarsa görüntüyü küçültür.

Aynada bir nesnenin görüntüsünün oluşmasına yansıma denir.



İnsanlar aynalardan önce kendilerini görmek için durgun suya bakardı.


Hayvanların aynada kendilerini tanıyıp tanımadığına yönelik ilk deneyler 1970’li yılların başında yapılmaya başlandı. Bugüne değin yalnızca 7 hayvanın aynada kendisini tanıdığı görüldü.


Bebekler 1,5 ila 2 yaş arasında aynada kendi görüntülerini tanır.
Bilimsel gözlem denince akla ilk olarak doğada yapılan gözlemler gelir. Halbuki evin içinde de çeşitli bilimsel gözlemlerin yapılabileceği bir yer vardır: Mutfak.
Mutfak bilimsel süreçlerin sürekli yaşandığı olağanüstü bir yerdir. Orada her zaman birtakım şeyler erir, soğutulur, yıkanır, kurulanır, fırınlanır, mikrodalgadan geçirilir, mayalanır, fermente edilir, özü çıkarılır, dondurulur, çözülür… Kısacası çok sayıda birbirinden farklı fiziksel ve kimyasal işlem yapılır; hem de her gün her öğünde…
Başlıca bilimsel alet ve aygıtlar mutfakta hazırdır: Tencereler, tavalar, cezveler, küçüklü büyüklü kaplar, kaseler, bardaklar, bıçaklar, ocak, fırın, mikrodalga fırın, su ısıtıcısı, blender gibi.. Bununla birlikte mutfakta işleyen bilimsel süreçlerin temel maddeleri de zaten orada her zaman bulunan malzemelerdir: Meyveler, sebzeler, tahıllar, yemişler, su, tuz, yağ, sirke, karbonat, baharatlar gibi…





Basınçlı düdüklü tencerenin en önemli parçası düdüğüdür. Basınç iyice yükseldiğinde buradan buhar çıkar, böylece içindeki ısının ve basıncın bir miktar düşmesi sağlanır. Tencerede bu düdük olmasaydı, içerideki basınç öyle artardı ki, tencere bomba gibi patlardı.
















Göz merceği (oküler): Buradan bakılır. İçinde bir mercek bulunur.
Gövde tüpü: İçi boş bir tüptür. Bazı mikroskoplarda eğik ya da kısa olabilir.
Döner levha: Objektif merceklerinin bağlı olduğu ve onları döndüren levha.
Objektif mercekleri: Genellikle değişik büyütme özelliği olan üç (bazen dört) mercek.
Gövde kolu: Mikroskobu tutmak, taşımak için kullanılır.
Tabla: İncelenecek nesnenin yerleştirildiği levha.
Kaba ayar vidası: Tablayı seçilen objektife yakılaştırıp uzaklaştırır.
İnce ayar vidası: Görüntüyü netleştirmek ve keskinleştirmek için kullanılır.
Ayna: Bununla gün ışığı ya da lamba ışığı incelenecek nesneye alttan yönlendirilir.
Taban: Mikroskobu sabitler.
Mikroskopların çoğu nesneleri gerçek büyüklüklerinin 50 ila 1.000 katı büyütür. En güçlü mikroskoplar da 2.000 kata kadar büyütebilir.
Bir arının mikroskop altındaki görüntüsü.
Bir su ayısının (tardigrad) mikroskop altındaki görüntüsü.
Bir yaprağa karbondioksit girmesini sağlayan "stoma" denen küçük gözeneklerin
mikroskop görüntüsü.
Çıplak gözle görülemeyen çeşitli tek hücreli canlılar.Görsel kaynağı: Wikipedia (Frank Fox)
Çıplak gözle görülemeyen çeşitli tek hücreli canlılar. Görsel kaynağı: Wikipedia (DavidpBowman)
Çıplak gözle görülemeyen çeşitli tek hücreli canlılar. Görsel kaynağı: Wikipedia (NEON_ja)
Burada tahlil için alınan bir damla kan örneği mikroskoba yerleştiriliyor.
Burada ise kanımızı oluşturan hücrelerin mikroskop altındaki görüntüsünü görüyoruz.
Robert Hooke’un mikroskobu. Görsel kaynağı: Wikipedia (Robert Hooke)
Mantar meşesinin “hücre”leri. Görsel kaynağı: Wikipedia (Robert Hooke)
Elektron mikroskobu.












Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.