ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Bilim ve Teknoloji

Bu günlerde havalar soğuk, evde yün çoraplarınızla dolaşıyorsunuz. Bir kapıyı açacaksınız, elinizi kapının koluna uzattınız ve ÇITTT –ufak bir şok yaşıyorsunuz! Bu minik “çıttt”a neden olan şey çevrenizdeki elektriktir. Evet, elektrik… Evinizdeki lambaların yanmasını, televizyonun, bilgisayarın çalışmasını ve cep telefonlarının şarj olmasını sağlayan şeyle aynı şey! Elektrik ama durgun (statik) elektrik… Aslında gökgürültülü fırtınalar sırasında gökyüzünden fışkıran elektriğin aynısı ama çoook daha zayıfı.

Gelin günlük yaşamımızda zaman zaman karşılaştığımız bu ilginç doğa olayını biraz daha yakından tanıyalım.

Nedir durgun elektrik?

Elektriği kabaca ikiye ayırabiliriz: Akan elektrik ve biriken elektrik. Evlerimizdeki elektrik devrelerinde ve cihazlarda akan elektrik kullanılır. Elektrik (ya da elektronik) devrelerdeki kabloların içinde akar. Bir de günlük yaşamımızda zaman zaman karşımıza çıkan ve genellikle bizi şaşırtan elektrik vardır: Durgun elektrik. Durgun elektrik, nesnelerin yüzeyinde biriken + ya da – elektrik yüklerinden oluşur.
statik elektrik

Günlük yaşamımızda durgun elektrik

Yünlü çoraplarla halı üzerinde yürüyüp kapı koluna dokunduğunuzda hissettiğiniz küçük çarpılmanın durgun elektrik olduğunu fark etmişsinizdir. Benzer bir durumu yün ya da polar kazağınızı, süveterinizi çıkarırken de yaşarsınız. Bu kez çarpılmazsınız belki ama birtakım çıtırtılar duyarsınız. Eğer kazağınızı çıkardığınız sırada oda karanlıksa, durgun elektrik kıvılcımlarını rahatlıkla görebilirsiniz.
statik elektrik
Yün, naylon ve ipek durgun elektrik oluşturabilecek bazı malzemelerdir.
statik elektrik

Fotokopi makinelerinin ve lazer yazıcıların çalışmasında durgun elektrikten yararlanılır.

Basit deneylerle gözlem

Durgun elektriği daha net gözlemlemek için bazı basit deneyler yapabilirsiniz. Örneğin, şişkin bir balonu 7-8 kez saçınıza sürtün ve sonra duvara yaklaştırın. Bakın ne oluyor? Evet, balon duvarda asılı kalır!
statik elektrik
Bir başka deneyde de plastik bir tarakla saçınızı tarayın ve ardından tarakla (önceden hazırladığınız) küçük kağıt parçalarına yaklaştırın. Kağıt parçaları daha tarak onlara değmeden sıçrayarak tarağa yapışır!
statik elektrik

Bilimsel açıklama

Çevremizdeki her şey gözle görünmeyen atomlardan oluşur. Her atom da çok daha küçük parçacıklardan oluşur. Bu parçacıklara elektron, proton ve nötron denir. Nötronlar ve protonlar atomun merkezindeki çekirdeği oluşturur. Elektronlar çekirdeğin çevresinde hareket eder. Elektronlar eksi (-) elektrik yüklüdür; protonlar da artı (+) elektrik yüklüdür. Nötronların elektrik yükü yoktur -adı da zaten nötrden (yani yüksüz) gelir.

Uygun iki nesne birbirine dokunduğunda, sürttüğünde elektronlar bir nesneden ötekine geçer ve birikir; yani durgun elektrik yükü oluşur. Bir nesne eksi yüklü elektronları azaldığı için + elektrik yüklü hale gelirken öteki de elektronları arttığından eksi elektrik yüklü hale gelir -çekirdeği oluşturan protonlar ile nötronlar yer değiştirmez. Elektrik yükü aynı olan nesneler birbirlerini iter; karşı yüklü nesneler de birbirini çeker. Biriken elektrik ilk fırsatta boşalır.

statik elektrik

Yıldırım nedir?

Kapı koluna dokunduğunuzda yaşadığınız hafif acı yalnızca biraz can sıkıcıdır; hemen unutur gidersiniz. Ancak doğada karşılaştığınız yıldırımlar çok tehlikeli olabilir. Gökyüzündeki bulutlar da artı ya da eksi elektrik yüklenir. Doğada her şey yüksüz (nötr) olmayı sever. Yani bir nesne artı ya da eksi elektrik yüklü hale gelmişse, ilk fırsatta dengeyi bulmaya, fazla elektrik yükünden kurtulmaya çalışır. İşte, bu yüzden bulutlar arasında ya da bulutlarla yer arasında elektrik boşalmaları yani yıldırımlar olur. Aslında yıldırımlar dev (aşırı elektrik yüklü) kıvılcımlardır.

Kısa Tarihçe

statik elektrik kehribar

*Kehribar

Milyonlarca yıl önce yaşamış ağaçların reçinesinin fosilleşmesiyle oluşan -taşlaşmış- doğal ve organik maddeye "kehribar" denir. Genellikle sarımtırak renkte olurlar ama kahverengi, kırmızı ve hatta bazen yeşil tonlarında kehribarlar da bulunabilir. Kehribarın en dikkat çekici özelliklerinden biri, içinde sıklıkla böcek ve bitki gibi küçük organizmaların fosillerini barındırmasıdır. Bunlar paleontologlar için geçmişten gelen “zaman kapsülleri”dir.

Gece dışarıya ya da balkona çıkıp açık gökyüzünü yalnızca gözlerinizle gözlemek bile çok keyiflidir. Ayrıca tahmin edemeyeceğiniz kadar da öğreticidir. İşin aslında insanların binlerce yıl boyunca yaptığı da hep buydu: Güneş’i, Ay’ı, yıldızları ve gezegenleri çıplak gözle gözlemek, hareketlerini izlemek. Ama yaklaşık dört yüz yıldır çok daha iyisini yapabiliyoruz; çünkü artık teleskoplarımız var. Yalnızca gökcisimlerini ve olaylarını değil, insanın Evren’deki yerini de öğrenmesini sağlayan bu olağanüstü aleti -artık aygıt demek daha doğru olur- yakından tanımaya ne dersiniz?

Teleskobun İcadı

teleskop galileo TeleskopYaygın bilgiden farklı olarak teleskopu Galileo Galilei icat etmemiştir. Teleskopu icat eden ilk kişinin kim olduğu bilinmiyor. Tarihi kayıtlar 1608’de Hollanda’da gözlük yapımcısı Hans Lippershey’in böyle bir patent başvurusu olduğunu gösteriyor. Galileo kendi teleskoplarını yapıp onları gökyüzüne çevirmiştir. Aslında teleskobu gökyüzüne doğrultan ya da sonuçlarını yayınlayan ilk kişi de o değildir: İngiliz bilim insanı Thomas Harriot’tur. Ne var ki Galileo yıllar boyunca kendi basit teleskoplarını kullanarak çok şaşırtıcı birçok astronomi keşfi yapmıştır.
teleskop lippershey Teleskop
Hans Lippershey
Kayıtlarda teleskobun mucidi olarak geçer.
Görsel kaynağı: Wikipedia
teleskop lippershey gravur Teleskop
Gözlükçü Hans Lippershey’in çocuklarının gözlük lenslerini teleskop gibi kullandığını gösteren bir çizim.
teleskop harriot Teleskop
Thomas Harriot
Teleskop ile ilk gökyüzü gözlemi yapan ve Ay’ın haritasını çıkaran kişidir.
Görsel kaynağı: Wikipedia
teleskop harriot ay haritasi Teleskop
Thomas Harriot’un yaptığı Ay haritası.
Görsel kaynağı: Wikipedia
teleskop galileo portre Teleskop
Galileo Galilei
Yaygın ve yanlış olarak teleskobun mucidi ve ilk gökyüzü gözlemi yapan kişi olarak bilinir. Galileo kendi teleskoplarıyla Ay’ın birçok çizimini yapmış, Venüs’ün evreleri olduğunu gözlemiş ve Jüpiter’in en büyük 4 uydusunu keşfetmiştir.
Görsel kaynağı: Wikipedia
teleskop galileo ay cizimleri Teleskop
Galileo’nun kendi teleskopuyla yaptığı ay çizimleri.
Görsel kaynağı: Wikipedia
teleskop galileo venus Teleskop
Galileo’nun gözlemlediği Venüs’ün evrelerinin çizimleri.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Teleskobun Çalışması

Bir teleskobun amacı bir şeyleri görmeyi kolaylaştırmaktır. Yani görünmeyeni görünür kılmak ve zaten görünür olan şeyleri de daha net görünür hale getirmektir. Bir teleskop ışığı toplayarak çalışır. Bunu yağmurdaki bir kova gibi düşünebilirsiniz: Kova ne kadar büyükse, o kadar çok yağmur suyu toplarsınız. Kovanız yeterince büyükse, yalnızca çiseliyor olsa bile bol miktarda su elde edebilirsiniz. Bir teleskopta “kova” ışığı toplayan mercek ya da ayna gibi optik bir aygıta karşılık gelir. Bu aygıta objektif denir. Objektif ne kadar büyük olursa, o kadar çok ışık toplar. Topladığı ışık miktarı objektifin yüzey alanına bağlıdır. Eğer objektifin çapını iki katına çıkarırsanız, dört kat daha çok ışık toplarsınız -çünkü toplayıcının alanı yarıçapın karesi kadar artar. Açıkçası teleskoplar büyüdükçe bize soluk nesneleri gösterme kabiliyetleri de muazzam ölçüde artar.
teleskop spitzer Teleskop
Spitzer
0.85 metre
teleskop hubble Teleskop
Hubble
2.4 metre
teleskop webb Teleskop
Webb
6.6 metre
Uzaya sırasıyla 2003’te (Spitzer), 1990’da (Hubble) ve 2021’de (Webb) uzaya gönderilen üç büyük teleskopun ışık toplayan yüzeylerinin büyüklükleri.
Görsel kaynağı: NASA, ESA, CSA, STScI

Mercekler ve Aynalar

İki temel optik teleskop türü vardır. Bunlardan birinde mercekler, ötekinde de aynalar kullanılır. Mercekli teleskoplarda gök cisimlerinden gelen ışınlar merceklerle belli bir odak noktasına doğru bükülür. Böylece gök cisminin görüntüsü büyütülmüş olur. 1608’de icat edilen ilk teleskoplar bu türdendi. 1611 dolaylarında gökbilimci Johannes Kepler tarafından biraz daha geliştirildiler.
teleskop gemici durbunu Teleskop
teleskop gemici durbunu vizor Teleskop
İlk teleskoplar mercekli teleskoplardı. Hippershey’in, Galileo’nun ve Harriot’un teleskopları böyleydi. Bunlar aslında birer dürbündü. Gemiciler ve donanmalar için çok önemli aletlerdi. Çünkü korsan gemilerini ya da düşman gemilerini çok önceden görmeyi sağlıyorlardı.
teleskop swedish Teleskop
Dünyanın en büyük mercekli teleskopu Kanarya Adaları’ndaki La Palma’da bulunan Roque de los Muchachos Gözlemevi’ndeki 110 santimetre çaplı Swedish 1-m Güneş Teleskobu’dur.
Öteki tür teleskoplarda da gök cisimlerinden gelen ışığı odaklamak için aynalar kullanılır. Bu tür teleskoplara “yansıtıcı teleskop” denir. Yansıtıcı teleskobu, 1600’lerin sonlarında Isaac Newton icat etmiştir. Newton hem renk sapması sorunu olmayan hem de çok daha az yer kaplayan bir teleskop yapmıştır.
Isaac Newton
Isaac Newton
Görsel kaynağı: Wikipedia
teleskop newton teleskop2 Teleskop
Newton’un 1672’de yaptığı yansıtmalı teleskobun bir kopyası.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Science Museum UK)
Günümüzde birçok gökbilimci gözlem yapmak için gözlemevine, teleskobun yanına gitmez. Teleskopu internet üzerinden bilgisayar kullanarak binlerce kilometre öteden kontrol ederek gözlem yapar.
teleskop gokbilimci Teleskop
Çok gelişmiş teleskopların yer aldığı birçok gözlemevi havanın daha ince, temiz ve açık olduğu dağların tepelerine yapılmıştır.
Kalkış için son on saniye… Dokuz, sekiz, yedi, altı, motorlar ateşlendi; beş, dört, üç, iki, bir, sıfır ve kalkış! Motorların sağır edici gürültüsü, yeri sarsan bir gümbürtü, kalkış rampasını geride bırakan roketin muazzam görüntüsü ve o roketin ucunda, ta en tepesinde küçük bir kapsül içinde uzaya giden astronotlar… Çok heyecan verici bir sahne, değil mi? Ama bu yolculuğun en kritik ve tehlikeli anlarından biri daha var ki en az fırlatma kadar soluk kesici: Eve dönüş! Yani uzay aracının Dünya’ya geri dönmesi.
Acaba bir uzay aracı ve içindeki astronotlar yerküreye nasıl geri geliyorlar? Atmosfere inanılmaz hızlarla girerken en ufak toz zerreleri bile yanıp tutuşurken o metal kapsülün içindeki astronotlar bu aşırı ısıya hem de insanı kendinden geçirecek ivmelenmeye (g kuvveti) nasıl dayanabiliyorlar? Saatte binlerce kilometrelik hızlarla ilerleyen uzay araçları bu hızdan dolayı taşıdıkları enerjiyi nasıl azaltıp yere yumuşak iniş yapabiliyorlar? Gelin, bu aşamalara yakından bakalım.
i u n d mekik kalkis İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
Dünya’ya geri dönecek uzay araçlarının ilk yapması gereken şey, önce gezegenimizin yörüngesinden yavaşça çıkmaktır. Eğer söz konusu uzay aracı, dünya yörüngesinden (örneğin Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan) değil de daha uzaktan, örneğin Ay’dan geliyorsa, öncelikle Dünya yörüngesine oturması, ardından yörüngeden çıkarak Dünya’ya doğru alçalmaya başlaması gerekir. Bunun için uzay aracının motorları, önce aracı yavaşlatmak için, sonra da yerçekimi tarafından çekilmesini sağlamak için ters yönde ateşlenir. Bu ateşleme sayesinde araç, atmosferin üst katmanlarına doğru alçalmaya başlar.
i u n d alcalan mekik İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
Uzay aracı atmosfere girerken saatte yaklaşık 28 bin kilometre hızla ilerler. Yani yolcu uçaklarının hızının yaklaşık 30 katı bir hızla! Bu sırada sürtünme kuvveti nedeniyle uzay aracının dış yüzeyi aşırı derecede ısınır ve sıcaklık 2000 °C’ye kadar çıkar. Bunun için aracın yüzeyi, yüksek sıcaklıklara dayanabilen özel ısı tuğlaları ile kaplıdır. Bu tuğlalar, aracı atmosferdeki sürtünmeden kaynaklanan aşırı ısıdan korur. Tuğlalar yansa bile aracın yanmasını önlerler.
i u n d atmosfere giren mekik4 İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
i u n d dunya atmosfer İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
Ancak aracın atmosfere giriş açısı da çok önemlidir. Eğer araç çok dik bir açıyla girerse, aşırı ısı ve basınç nedeniyle zarar görebilir. Eğer düşük bir eğimle girerse, atmosferden sekerek uzaya savrulabilir. Uzay aracı bu sırada o kadar ısınır ki bir ateş topuna dönüştüğünü söyleyebiliriz. Bu kritik atmosfere giriş sırasında, uzay aracının radyo bağlantısını kesintiye uğratan ve astronotların yerle iletişimini engelleyen aşırı sıcak bir plazma oluşur.
i u n d mekik hareket yonu2 İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
i u n d kapsul hareket yonu İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
i u n d kapsul atmosferde İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
NASA'nın Apollo programındaki uzay araçlarının komuta modülü, atmosfere giriş sırasında aşırı sıcak bir plazma oluşturuyordu.
Uzay aracı atmosfere girdikten sonra yavaşlama ve sürüklenme denilen bir aşamaya geçer. Bu sırada araç giderek yoğunlaşan hava molekülleriyle çarpışırken hızla yavaşlar. İşte, bu yüksek ivmeli yavaşlama sırasında “g kuvveti” denen ve yerçekimine karşı yönde etki eden bir kuvvet, astronotları kelimenin gerçek anlamıyla kendinden geçirecek kadar güçlüdür. Aslında benzer bir ivmelenmeden kaynaklı g kuvvetini kalkış ve yükselme sırasında da deneyimlerler. Tam da bu yüzden astronotlar bu süreçlere dayanacak şekilde eğitim alırlar.
i u n d orion kapsulu iniyor İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
Orion kapsülünün okyanusa inişi.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Uzay aracı atmosferin alt katmanlarına indikçe hızı daha da azalmış olur. Belli bir irtifaya ulaşılınca inişi daha da yavaşlatmak için büyük paraşütler açılır. Paraşütler, hava direncini artırarak aracın hızını güvenli bir düzeye düşürür. Aslında paraşüt sistemleri genellikle birkaç aşamalıdır. Önce küçük paraşütler, ardından daha büyük ana paraşütler açılır. Paraşütlerle iyice yavaşlatılan uzay aracı, artık gezegenimize güvenli bir şekilde inmeye hazırdır.

İnişin yapılacağı yer, uzay aracının tasarımına bağlı olarak değişebilir. Ay’a gidilen Apollo görevlerinde olduğu gibi, bazı uzay araçları okyanusa iner. Son aşamada su, aracın yere çarpması sırasındaki darbeyi yumuşatır ve güvenli bir iniş sağlar. Bazı uzay araçları da örneğin, Amerikan uzay mekikleri ya da Rus Soyuz kapsülleri, karaya iner. Bu tür inişlerde, ek yavaşlatıcı sistemler -roket motorları ya da hava yastıkları- kullanılır.

i u n d orion kapsulu suda İnsanlar Uzaydan Nasıl Geri Geliyor?
ABD donanma dalgıçları, Büyük Okyanus’a Meksika açıklarında düştükten sonra kurtarma çalışmaları sırasında NASA’nın Orion kapsülünü emniyete alırken.
Görsel kaynağı: NASA
İşte, eve dönüş bu kadar zor bir süreçtir ve son derece hassas bir şekilde planlanması gerekir. Astronotları güvenli bir şekilde eve geri getirecek uzay araçlarının tasarımı, hem NASA hem de başka uzay ajansları için en zorlu ve en önemli amaç olmuştur. O nedenle siz de unutmayın: Kalkış kadar iniş de önemlidir!
Sizin de aklınıza bu soru hiç geldi mi? Acaba dünyanın ilk, en ama en birinci bilim insanı kimdi? Yaşadığımız gezegeni ve evreni anlamak için araştırmalar, gözlemler ya da deneyler yapan; sonra elde ettiği bu verileri analiz eden ve sonraki kuşaklara kalabilsin diye düzenli bir şekilde kayıt altına alan o ilk kişi kimdi acaba? Aslına bakarsanız bu sorunun yanıtı çok zor, hatta olanaksız!

Çünkü yukarıda yaptığımız bilim insanı tanımı zamana ve mekâna göre değişmiştir: Yani farklı yüzyıllarda ve değişik yerlerde farklı bilim insanı kriterleri vardı. Örneğin, ateşi kontrol altına alan ilk kişi, insanlığın gelişiminde büyük bir çığır açtığı için ilk bilim insanı sayılabilir. Öte yandan “bilim insanı” diyebileceğimiz bazı kişiler, arkasında hiç iz bırakmadan tarihin tozlu sayfalarına karışmış olabilir. Örneğin, tekerleği bulan o ilk insanın adı bilim tarihine altın harflerle yazılmalı; ama tabii adı bulunabilirse! Bu yüzden kimin ilk olduğunu bulmak çok zor; ama yine de bir deneyelim!

En eski bilim insanı denince akla ilk gelen, daha doğrusu kayıtlarda adı geçen ilk kişi, Eski Mısır’da yaşamış mimar, mühendis, mucit, doktor, heykeltıraş ve astronom İmhotep’tir. Tüm bu sıfatları üstünde toplayan İmhotep aynı zamanda firavun Zoser’in sağ kolu ve veziriydi. Hatta günümüze ulaşan en eski piramit olan Zoser Piramidi’nin mimarı da İmhotep’ti. Sonra yapılan daha büyük piramitlerin de esin kaynağı kuşkusuz bu basamaklı, ilk piramitti. MÖ 2.670–2.650 yılları arasında, yani neredeyse beş bin yıl önce inşa edilen 65 metre yüksekliğindeki bu yapının inşası için yalnızca mimari bir deha olmak yetmiyordu; aynı zamanda ileri düzeyde matematik, fizik ve mühendislik bilgisi de gerekiyordu. İşte, tüm bunlara sahip İmhotep’e “ilk bilim insanı” denebilir.

dünyanın ilk bilim insanı
İmhotep
dünyanın ilk bilim insanı
Mısır’da Sakkara’daki Zoser Piramidi altı basamaklıdır. Sonraki piramitler kadar büyük ve düzgün yüzeyli olmasa da onların atası ve esin kaynağıdır. Görsel kaynağı: Wikipedia (Charles J. Sharp)

Ne var ki İmhotep bilim insanı sayılır mı sayılmaz mı; tartışılır… Çünkü başta da söylediğimiz gibi bugünkü bilim ve bilim insanı tanımıyla MÖ 3. bin yıldaki arasında ciddi bir fark var. İmhotep’in bilimsel yöntemi kullanıp kullanmadığını bilemiyoruz. Yani gözlemleri bir varsayımın (hipotez) takip ettiği, ardından bu varsayımın sınandığı deneylerin yapıldığı, analiz edilen verilerin raporlandığı ve tutarlı bir sonuca ulaşılırsa bunun kurama dönüştüğü süreci izlediğinden kuşkuluyuz.

İmhotep’ten sonra bu tanıma yaklaşan ve tarih tarafından kayıt altına alınanlar, Eski Yunan’ın ünlü matematikçi ve felsefecileri olmuş. MÖ 624-546 yılları arasında yaşayan Tales ile MÖ 570-495 yılları arasında yaşayan Pisagor (geometri sevenler adlarını ve teoremlerini hemen anımsayacaktır!) işte bu ilklerden. İkisi de hemen hemen aynı yıllarda Ege’nin karşılıklı kıyılarında (biri günümüzde Didim / Aydın yakınlarındaki Milet’te, öteki de Sisam’da) yaşayan bu geometri üstatlarını ilk bilim insanları olarak kabul edebiliriz.

dünyanın ilk bilim insanı
Yaklaşık MÖ 650’li yıllarda, yani ölümünden neredeyse iki bin yıl sonra yapılan bir İmhotep heykelciği.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Ama illa ki “bilimsel yöntemi kullanan biri olmalı” derseniz, o zaman yanıtımız Aristoteles olur. MÖ 384-322 yılları arasında yaşayan Aristoteles’in mantık, felsefe, fizik, biyoloji, politika gibi alanlara önemli katkıları olmuştu. Bilginin temelinin deneyim olduğunu ve gözlemlerle desteklendiğinde geçerli olacağını söyleyen Aristoteles bilim insanı tanımına en çok uyan ilk kişi olabilir. Ne var ki yaptığı gözlemler onu her zaman doğru sonuçlara götürmediği ve günümüzde yanlış olduğunu bildiğimiz teorileri olduğundan, o da “şüpheliler” listesinde kalabilir.
dünyanın ilk bilim insanı
Aristoteles’in Yunan heykeltıraş Lysippos tarafından bronzdan yapılan büstünün Roma döneminde mermerden yapılmış kopyası.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Zamanı daha da ileriye sarıp Ortaçağ’a geldiğimizde, Arap dünyasında karşımıza bir “bilim insanı” daha çıkıyor: İbn-i Heysem. 965 – 1040 yılları arasında yaşayan İbn-i Heysem matematik, astronomi, fizik, tıp gibi farklı alanlarda yapıtlar vermişti. “Optiğin babası” olarak bilinen İbn-i Heysem, ışığın bir nesneden yansıyarak göze geldiğini ve görüntünün gözde değil beyinde oluştuğunu kanıtlarıyla ortaya koymuştu. Bilimsel düşüncenin belli süreçlerle ve matematiksel kanıtlara dayanan deneylerle sınanması gerektiğini söylüyordu. Bu açıdan bakarsanız, ilk bilim insanı İbn-i Heysem diyebilirsiniz.
dünyanın ilk bilim insanı
Basra’da doğan İbn-i Heysem “optiğin babası” olarak anılır.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Bu verdiğimiz yanıtlar sizi tatmin etti mi, bilemiyoruz. Ama dedik ya, bu zor ve tartışmaya açık bir soru. Kimilerine göre ilk bilim insanı yukarıdakilerden biri, kimine göre Galileo Galilei, kimilerine göreyse Isaac Newton… Artık kararı siz verin!
dünyanın ilk bilim insanı
Isaac Newton
Zoetrop, 19. yüzyılda icat edilmiş harika bir aygıttır. Hareketli görüntü illüzyonu yaratır. Gerçekte film makinesinin en ilkel hali olduğu söylenebilir. Adı, Yunanca “yaşam çarkı” anlamına gelen sözcüklerden oluşur. (Zoe; yaşam, trope de çark anlamındadır.) Zoetrop, sinema öncesi dönemde animasyonun öncüsü olarak kabul edilir. Bu sıra dışı aygıtı biraz daha yakından tanımaya ne dersiniz?
Zoetrop, yanlarında ince uzun dikdörtgen açıklıklar bulunan, geniş bir silindirden oluşur. Silindirin iç duvarı boyunca sıralı, bir dizi resim yer alır. Bu resimler belli bir hareketin aşamalarından oluşur ve atlı bir adam, koşan bir köpek ya da zıplayan bir çocuk gibi hareketli bir nesneyi betimler.
zoetrop
Görsel kaynağı: Wikipedia (Neues Museum Biel)
zoetrop
Zoetrop eğlenceli ve ilgi çekici bir aygıttır. Bunun yanı sıra, bilime de çok önemli bir katkısı oldu: Bilim insanlarına görme algımızın nasıl çalıştığına ilişkin fikir verdi. Onun sayesinde beynimizin ardışık görüntüleri birleştirerek hareket algısı oluşturduğunu anlamaya başladık.
zoetrop

Aslında evinizde bulunan birtakım malzemeyle siz de kendi zoetropunuzu kolayca yapabilirsiniz.

Tarihçe

William G. Horner tarafından 1834’te icat edilen aygıt -belki oyuncak da denebilir- Dedalum adıyla satışa sunulmuştu. Halk buna “Yaşam Çarkı” adını taktı. Bu basit ama etkili teknoloji uzun yıllar unutuldu. Sonra 1867’de yeniden keşfedildi. O yıl, William Lincoln adlı bir Amerikalı “zoetrop” adının patentini aldı. O dönemde bir resmin hareket edebileceği düşüncesi insanlara tümüyle fantastik geliyordu. Bu nedenle zoetrop çok ilgi çekti. Kısa bir süre sonra bir masa oyunu şirketi, zoetrop satmaya başladı. 1868’e gelindiğinde, şirketin satılık 73 farklı görüntü şeridi vardı!
zoetrop
Dedalum çizimi.
zoetrop
1887’de yapılan 3 boyutlu bir zoetrop.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Étienne-Jules Marey)
Daha sonra zoetropu benzer ama daha gelişmiş bir başka aygıt izledi: Praksinoskop.
zoetrop
1879’da yapılan bir praksinoskop çizimi.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Praksinoskopu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz

praksinoskop2 Zoetrop
Daha sonra praksinoskopun daha gelişmiş modeli olan projeksiyonlu praksinoskop 1882’de üretildi.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Louis Poyet)
praksinoskop3 Zoetrop
1892’de daha da geliştirilen aygıta "Optik Tiyatro" adı verildi. Bunda yüzlerce figür içeren uzun şeritler kullanılıyordu.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Louis Poyet)
İran’daki Yanık Kent arkeoloji kazılarında ortaya çıkarılan seramik bir çömleğin üzerindeki keçi figürleri büyük olasılıkla ilk animasyondu. Çömlek hızla döndürüldüğünde keçinin bir dala sıçradığı (filmi) görülür.
iran vazo Zoetrop
Görsel kaynağı: Wikipedia (Darvesh Kaviani)

Bu antik animasyonu buraya tıklayarak izleyebilirsiniz

Günümüzde zoetrop meraklıları artık 3 boyutlu zoetroplar yapıyor.
zoetrope5 Zoetrop
Görsel kaynağı: Youtube (Damien Monteillard)

Üç boyutlu zoetrop'u buraya tıklayarak izleyebilirsiniz

Işık, gözlerimizi kullanarak çevremizdeki dünyayı görmemizi sağlayan enerji türüdür. Başta Güneş, ampuller, LEDler ve mumlar olmak üzere birbirinden farklı birçok ışık kaynağı vardır. Bu ışık kaynaklarından çıkan ışık ışınları nesnelere çarpıp yansır. İnsanlar ve hayvanlar bu ışınlara duyarlı gözleri sayesinde çevrelerini görür ve anlar.
isik isik ornekleri1 Işık
isik isik ornekleri2 Işık
isik isik ornekleri3 Işık
isik isik ornekleri4 Işık
isik dolunay Işık
Ay, Güneş’ten gelen ışığı yansıtır; onu bu nedenle görürüz.
Işık, düz bir çizgide ilerler. Engellere çarptığında engelin özelliklerine bağlı olarak yön değiştirebilir ya da kırılabilir. Örneğin, ışık bir aynaya çarptığında yansır; bir prizmaya çarptığında ise farklı renklere ayrılır. Bu renkleri gökkuşağında da görebilirsiniz.

Işık, gizemli ve etkileyici bir olgudur. Bilim insanları binlerce yıl boyunca onun yapısını ve özelliklerini çözmeye çalışmıştır. Büyük bilim insanı Isaac Newton, güneş ışığını camdan bir prizmadan geçirdi ve ışığın gökkuşağı renklerine ayrıştığını gördü. Yani Güneş ışığının farklı renklerden oluştuğunu keşfetti. Gördüğü renkler kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, çivit mavisi ve mordu. Bilim insanları buna “ışık tayfı” diyor.

Gerçekte bu tayf çok daha büyüktür. Newton’dan sonra bilim insanları elektromanyetik dalgaların da tıpkı ışık gibi saniyede 300 bin kilometre hızla ilerlediğini keşfetti. Sonunda ışığın kendisinin de gerçekte bir elektromanyetik dalga olduğu anlaşıldı. Prizmadan çıkan bütün renkler değişik dalgaboylarında birer elektromanyetik dalgadır.

isik isik tayfi Işık
Günlük yaşamımızda zaman zaman karşılaştığımız kızılötesi ve morötesi ışınlar, mikrodalgalar, radyodalgaları, x-ışınları, gamma ışınları aslında hepsi saniyede 300 bin klometre hızla ilerleyen elektromanyetik dalgalardır; yalnızca dalgaboyları ve enerjileri farklıdır.
isik semasi mobil Işık
1 nanometre: metrenin milyarda biridir.
isik semasi Işık
1 nanometre: metrenin milyarda biridir.
Bize en yakın yıldız Güneş’tir. Güneş’e en yakın yıldız da 4,25 ışık yılı ötedeki Proxima Centauri’dir.
isik proxima Işık

Işık hızı

  • Işığın olağanüstü hızı Evren’deki uzaklıkların ölçülmesinde kullanılır.
  • Işığın bir saniyede aldığı mesafe 300 bin kilometredir. Bu uzaklığa 1 ışık saniyesi denir.
  • Işığın bir dakikada aldığı mesafe 60 x 300 bin kilometre = 18 milyon kilometredir. Bu uzaklığa 1 ışık dakikası denir.
  • Işığın bir saatte aldığı mesafe 60 x 60 x 300 bin kilometre = 18 milyon kilometredir. Bu uzaklığa 1 ışık saati denir.
  • Işığın bir yılda aldığı mesafe 365,25 x 24 x 60 x 60 x 300 bin kilometre = 9,47 trilyon kilometredir. Bu uzaklığa “1 ışık yılı” denir.

Işık, Evren’deki en hızlı şeydir ve uzay boşluğunda saniyede 300 bin kilometre hızla ilerler.

isik varis grafigi Işık
isik varis grafigi mobil Işık
Havalimanları; terminal binası, apron, pist, taksi yolu, hangar ve kule gibi birçok bölümden oluşur. Yolculara kolay, rahat ve güvenli bir yolculuk sağlayabilmek için hava meydanının bütün bölümlerinde sürekli yoğun bir çalışma vardır. Burası 24 saat boyunca aktiftir. Bu karmaşık ve dinamik yapının beyni hava trafik kontrol kulesidir.
hava trafik
Havalimanlarında hem doğrudan görerek hem de birtakım ekranlarda izleyerek havadaki ve alandaki trafiği idare eden birim, kontrol kulesinde çalışan hava trafik kontrol ekibidir. Bunun da başında hava trafik kontrolörleri bulunur. Kulelerde çalışan insan sayısı değişebilir. Ama temelde ekipler halinde vardiyalı olarak çalışılır. Böylece 24 saat kesintisiz hizmet verilir.

Teknolojik aygıtlar ve ekip

Kontrol kulesinde görev yapan hava trafik kontrolörleri birçok yardımcı birimle birlikte çalışır ve işini yaparken birtakım teknolojik aygıtlardan yararlanır. Havadaki uçakları özel ekranlarda izler. Pilotlara telsizle öneri, bilgi ve talimat iletir. Böylece havadaki ve havaalanındaki trafiğin güvenli, düzenli ve hızlı bir şekilde akmasını sağlar. Kendi kontrol sahasındaki birçok uçağa (bazen onlarcasına birden) aynı anda hava trafik kontrol hizmeti verir.
hava trafik

Hava trafik kontrolörleri uçağın motorunun çalıştırılmasından uçağın indikten sonra park alanına çekilmesine kadar geçen süre boyunca pilotlara ne yapmaları gerektiğini bildirir.

Stresli bir iş

Hava trafik kontrolörü olmak dünyanın en zor ve en stresli işlerinden birisidir. Çünkü işlerinin doğası gereği can ve mal kaybına yol açma riski vardır.
hava kontrol 4 Hava Trafik Kontrolörü

Eğitim şart

Zaman zaman riskli kararlar verip pilotları yönlendiren hava trafik kontrolörlerinin işlerini hatasız yapabilmeleri için uzun bir eğitim sürecini başarıyla bitirmeleri gerekir. Bunun yanı sıra, işe uygun birtakım özellikler taşımaları da gerekir. Bu özelliklerden bazıları şunlardır:
  • İyi sözel algılama
  • Hızlı düşünme
  • Kurallara uyma
  • Dikkatli olma
  • Stres altında çalışabilme
hava trafik
hava trafik

Havacılıkta kullanılan uluslararası dil İngilizce’dir. Dolayısıyla hava trafik kontrolörleri çok iyi İngilizce bilir.

Aynaları günlük yaşamımızda sık sık kullanırız. Çok da işimize yararlar. Peki ayna nedir, nasıl yapılır ve ilk kez ne zaman kullanılmıştır? Bu soruları hiç düşündünüz mü? Gelin aynayı biraz daha yakından tanıyalım.

Ayna Nedir?

Üstüne düşen ışığın büyük bölümünü yansıtan nesnelere “ayna” denir. Aynalar, yansıtıcı yüzeylerinin şekline göre sınıflandırılır. Başlıca üç çeşit ayna vardır: Düz (düzlem) ayna, içbükey (çukur) ayna ve dışbükey (tümsek) ayna. Düz aynalarda görüntünün boyu nesnenin boyuna eşittir. Küresel aynaların (içbükey ya da dışbükey) görüntüyü büyütme ve küçültme özelliği vardır.
ayna
ayna

İçbükey aynalar -ki bunlara dev aynası da denir- görüntüyü büyütür.

ayna

Dışbükey aynalarsa görüntüyü küçültür.

Bazı aynalarda özel olarak bazı bölümler içbükey bazı bölümler de dışbükey yapılır. Bunlara eğlence aynası, çılgın ayna ya da güldüren ayna denir.
ayna

Aynada bir nesnenin görüntüsünün oluşmasına yansıma denir.

Ayna Neyden Yapılır?

Günümüzde aynalar camdan yapılır. Genellikle cam levhaların bir yüzü, incecik bir gümüş tabakasıyla kaplanarak (sırlanarak) ayna elde edilir. Gümüş yerine alüminyum, nikel ya da krom (hatta altın) da kullanılabilir. Ancak aynaların camdan yapılması şart değildir. En eski aynalardan bazıları metal yüzeylerin parlatılmasıyla elde edilmiştir.
ayna
Eski Mısır’da MÖ 1540–1296 arasında yapılmış bronz ayna.
Görsel kaynağı: Wikipedia (clevelandart.org)
Günümüzde bazı uzay teleskoplarının aynaları camdan değil çok iyi parlatılmış metal yüzeylerden yapılır. Örneğin, James Webb Uzay Teleskopu’nun aynası berilyumdandır. Berilyum çok hafif ama çok dayanıklı bir metaldir ve geniş bir sıcaklık aralığında şeklini korur.
ayna

İlk Ayna

Cam doğada bulunabilir. Yanardağ püskürmeleri sırasında, çöle ya da kumsala düşen yıldırımlarla ya da yeryüzüne çarpan göktaşlarının yarattığı sıcaklıkla cam doğal olarak ortaya çıkabilir. Bunların en yaygını obsidyendir.
ayna

İnsanlar aynalardan önce kendilerini görmek için durgun suya bakardı.

İnsan yapımı ilk cam yaklaşık 4.000 yıl önce MÖ 2000’li yılların başında Mezopotamya’da keşfedildi. Dolayısıyla cam aynalar bu tarihten önce yoktu. Ama bu tarihten önce de insanlar ayna kullanmıştı. Camdan yapılmayan ilk aynalar yaklaşık 8.000 yıl önce Anadolu’da Çatalhöyük’te kullanıldı. Bunlar parlatılmış obsidyenden yapılma aynalardı.
ayna
Çatalhöyük’ten çıkarılan iki obsidyen ayna..
Görsel kaynağı: Wikipedia (Zde)
ayna
Çatalhöyük, Konya ilinin Çumra ilçesinde yer alır.

Aynalar ve Hayvanlar

Hayvanların aynada kendilerini tanıyıp tanımadığına yönelik ilk deneyler 1970’li yılların başında yapılmaya başlandı. Bugüne değin yalnızca 7 hayvanın aynada kendisini tanıdığı görüldü.

  • Asya fili
  • Şempanze
  • Bonobo
  • Orangutan
  • Goril
  • Şişe burunlu yunus
  • Saksağan
ayna ve sempanze Ayna
ayna bebek Ayna

Bebekler 1,5 ila 2 yaş arasında aynada kendi görüntülerini tanır.

Bilimsel gözlem denince akla ilk olarak doğada yapılan gözlemler gelir. Halbuki evin içinde de çeşitli bilimsel gözlemlerin yapılabileceği bir yer vardır: Mutfak.

Mutfak bilimsel süreçlerin sürekli yaşandığı olağanüstü bir yerdir. Orada her zaman birtakım şeyler erir, soğutulur, yıkanır, kurulanır, fırınlanır, mikrodalgadan geçirilir, mayalanır, fermente edilir, özü çıkarılır, dondurulur, çözülür… Kısacası çok sayıda birbirinden farklı fiziksel ve kimyasal işlem yapılır; hem de her gün her öğünde…

dikkat Mutfakta Bilim

Mutfakta bir şeyler yaparken mutlaka bir büyüğünüz yanınızda olsun.

01mutfak dolabi Mutfakta Bilim
02davlumbaz Mutfakta Bilim
03raflar Mutfakta Bilim
04el aletleri Mutfakta Bilim
05tezgah Mutfakta Bilim

Başlıca bilimsel alet ve aygıtlar mutfakta hazırdır: Tencereler, tavalar, cezveler, küçüklü büyüklü kaplar, kaseler, bardaklar, bıçaklar, ocak, fırın, mikrodalga fırın, su ısıtıcısı, blender gibi.. Bununla birlikte mutfakta işleyen bilimsel süreçlerin temel maddeleri de zaten orada her zaman bulunan malzemelerdir: Meyveler, sebzeler, tahıllar, yemişler, su, tuz, yağ, sirke, karbonat, baharatlar gibi…

01alisveris torbasi Mutfakta Bilim
02kesme tahtalari Mutfakta Bilim
03malzemeler Mutfakta Bilim
04kasik el Mutfakta Bilim
Mutfakta birtakım bilimsel deneyler yapmadan önce oradaki asıl bilim insanı (yemekleri yapan babanızı ya da annenizi) bir süre gözlemlemenizde yarar vardır. Mutfakta yapılanları ne kadar çok gözlemlerseniz, işlerin nasıl yapıldığına ve süreçlerin nasıl yürüdüğüne o kadar hakim olursunuz.

Mutfakta gerçekleşen bazı fiziksel değişimler

rende Mutfakta Bilim
  • Soğanı ya da patatesi küçük parçalara kesmek
  • Kaşar peyniri rendelemek
  • Şekeri suda eritmek
  • Meyve suyunu dondurup buzlu şeker yapmak
  • Dondurmayı eritmek
  • Suyu kaynatıp buharlaştırmak

Mutfakta gerçekleşen bazı kimyasal tepkimeler

kutuk tabak Mutfakta Bilim
  • Yumurtanın haşlanması
  • Sütün ekşimesi
  • Muzun renk değiştirmesi
  • Soğanın karamelize olması
  • Etin marine edilip yumuşatılması
Bilimsel bir sürecin mutfaktaki basit karşılığına gelin birlikte göz atalım.

Merkezcil İvme ve Marul Salatası

Net bir dış kuvvet nedeniyle düzgün dairesel şekilde ilerleyen bir nesnede merkezcil ivme oluşur. Herhangi bir şeyi, örneğin ucunda küçük bir ağırlık taşıyan bir ipi (ya da olimpiyat oyunlarından çekiç atmada kullanılan ucunda gülle bulunan ipi) hızla çevirmeye başlarsanız, uyguladığınız kuvvetin sonucunda merkezcil ivme oluşur. İpi ne kadar hızlı çevirirseniz, bu ivme de o kadar büyür. Bunu çamaşırları sıkan çamaşır makinesinin hızlı dönüşünde ya da hızla giden bir arabanın ani dönüşü sırasında içindekilerin savrulmasında görebilirsiniz.
Salata yapmak kolaydır. Önemli ve zor olan şey, malzemeyi bol suyla yıkamak ve sonra da kurutmaktır. Bunun da yıkama kısmı kolaydır. Büyükçe bir kapta marul yapraklarını ve öteki yeşillikleri bir süre sirkeli suda bekletirsiniz. Sonra da durularsınız. Peki, nasıl kurutabilirsiniz? Bezle kurulayacak olsanız, malzemeler zedelenir. Kendi kendine kurumasını beklemek de çok uzun sürer. Neyse ki artık bu iş için merkezcil ivmeyle çalışan basit bir kap var. Bu kabın içindeki sepete ıslak salata malzemesini koyarsınız. Kapağını kapatıp kabın üstündeki kolu bir süre çevirirsiniz. İçteki sepet hızla döner. Dönerken su damlacıkları dışa savrulur, kabın çeperine çarpıp aşağıya kayar. Salata malzemesi de böylece sudan arındırılır.
salata kurutucu2 Mutfakta Bilim

Basınç, Hacim, Sıcaklık ve Düdüklü Tencere

Gazlarda basınç, hacim ve sıcaklık arasında sıkı bir ilişki vardır. Gaz ısınırsa sıcaklığı artar, genleşir ve dolayısıyla hacmi büyür. Eğer hacmin genişleyeceği bir alan yoksa; örneğin, katı bir nesnenin içindeyse o zaman basıncı artar. Gaz sıkıştığı zaman yani basıncı arttığında hacmi küçülür ve sıcaklığı yükselir yani ısınır.
Düdüklü tencerede gazın hacmi artamayıp sabit kaldığı için sıcaklık artarken basınç da artar. Böylece artan sıcaklık sayesinde tenceredeki yemek de daha kısa sürede pişer.
duduklu tencere ocak Mutfakta Bilim
duduklu tencere alev Mutfakta Bilim
duduklu tencere Mutfakta Bilim
duduklu tencere duduk Mutfakta Bilim

Düdük

Basınçlı düdüklü tencerenin en önemli parçası düdüğüdür. Basınç iyice yükseldiğinde buradan buhar çıkar, böylece içindeki ısının ve basıncın bir miktar düşmesi sağlanır. Tencerede bu düdük olmasaydı, içerideki basınç öyle artardı ki, tencere bomba gibi patlardı.

Günlük yaşamımızı kolaylaştıran düğme, makas, kalem, gözlük, bıçak gibi birçok yararlı icat vardır. Bu aletleri aslında ne kadar işlevsel olduklarını hiç düşünmeden kullanırız. Bu tür icatlardan biri de fermuardır. Montlarımızda, pantolonlarımızda, çizmelerimizde, çantalarımızda, bavullarımızda, çadırlarımızda ve daha birçok yerde karşılaşırız fermuarlarla. Onlara o kadar alışmışızdır ki ne kadar sık kullandığımızı fark etmeyiz. Bu basit ama çok kullanışlı icat acaba nasıl keşfedildi? Gelin birlikte öğrenelim.

Fermuar Nedir?

Fermuar; birbirine kenetlenecek ve böylece bağlı olduğu iki (esnek) malzemeyi birleştirecek şekilde tasarlanmış iki sıra metal ya da plastik diş üzerinde kayan bir sürgüden oluşur. Sürgü; hareket yönüne göre diş sıralarını birbirine geçiren ya da ayıran Y şeklinde bir kanal içerir ve elle çalıştırılır.
fermuar

Ucuz ama Önemli

Fermuarların maliyeti kullanıldıkları giysiye ya da eşyaya göre düşüktür. Ne var ki arızalanırlarsa, fermuar onarılana ya da değiştirilene kadar giysi ya da eşya kullanılamaz duruma gelebilir.

Mucit Mühendisin Fikri

Whitcomb L Judson Basit Ama Çok Kullanışlı: Fermuar
Whitcomb L. Judson’ın aralarında fermuarın da bulunduğu 30 dolayında patenti vardı.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Fermuarın öyküsü 1890’lı yıllarda başlıyor. Bundan önce fermuar diye bir şey yoktu. Onun yerine bağcıklar, kancalar, çengeller ve küçüklü büyüklü düğmeler kullanılıyordu. Makine mühendisi ve mucit Whitcomb L. Judson, bu dönemde ABD’nin Şikago kentinde yaşıyordu. Çizmelerini bağlamada hep zorlanıyordu. Bir gün işyerinde demiryolu planları üzerine çalışırken aklına, çizmelerini kolayca bağlamasını sağlayacak küçük metal kancalar ve bir sürgüden oluşan bir düzenek fikri geldi.
fermuar
Judson hemen fikrini hayata geçirmek için çalışmalara başladı. Bu sırada bir arkadaşı onu işadamı Albay Lewis Walker’la tanıştırdı. Albay Walker bu yeni icatla çok ilgilendi. Judson ile Walker yeni “ayakkabı bağlayıcı”dan üretmek üzere bir şirket kurdular. Judson, 1893’te icadı için ilk patenti aldı.
Görsel kaynağı: Wikipedia
fermuar
1917’de alınan geliştirilmiş fermuar patenti.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Zamanla Gelen Başarı

Judson’ın ayakkabı bağlamayı kolaylaştıran icadı ilk kez 1893 Chicago Dünya Fuarı’nda tanıtıldı. Ne yazık ki çok az ticari başarı elde etti. Çünkü ilk fermuarlar sık sık kendiliğinden açılıveriyordu. Ayrıca kıvrılıp bükülemiyorlar ve yıkanamıyorlardı. Böyle olunca giysi endüstrisi bu icada ilk başta sıcak bakmadı. Ancak fermuarın tasarımı yıllar içinde geliştirildi. Daha kullanışlı hale getirildi. Ayrıca üretimi de kolaylaştırıldı ve çok miktarda üretilir duruma getirildi. 1920’li yıllarda fermuar yaygın olarak kullanılmaya başlandı. Yalnızca çizmelerde değil, başta giysiler olmak üzere birçok alanda kullanıldı.
fermuar
Chicago Dünya Fuarı, 1893
Görsel kaynağı: Wikipedia

Hava Geçirmez Fermuar

fermuar
Yüz yıl içinde fermuarlar çok gelişti ve çeşitlendi. Örneğin, su ve hava geçirmeyen fermuar üretildi. Hava geçirmez fermuarlar, ilk olarak NASA tarafından yüksek irtifa giysileri ve daha sonra uzay giysileri için geliştirildi. Aslında hava geçirmez fermuarlar da standart bir fermuar gibidir. Ancak bunlarda her diş sırasının dışına sarılmış su geçirmez plastik bir kaplama vardır ve giysinin geri kalanına yapıştırılmıştır. Fermuar kapatıldığında, plastik kaplamanın birbirine bakan iki yanı, fermuar dişlerinin hem üstünde hem de altında birbirine sıkıca bastırılır. Böyle sıkıştırılmış çift yüzey hem vakum hem de basıncı tutmada iyidir. Bu fermuarlar kapatıldıklarında doğal olarak çok sert olur ve çok az esnerler. Açılmaları ve kapatılmaları da zordur.
Hava geçirmez fermuarlar, tüplü dalış giysilerinde, denizde hayatta kalma giysilerinde ve çeşitli tehlikeli işlerde giyilen giysilerde yaygın olarak kullanılır.
Çevremizdeki dünyayı algılamada en çok kullandığımız duyu organımız gözlerimizdir. Yeteri kadar büyük nesneleri kolayca görürüz. Ancak görüş yetimizin bir alt sınırı vardır. Sağlıklı bir insan gözü bir milimetrenin onda biri büyüklüğündeki nesneleri görebilir. Daha küçükleri göremez. Mikroskop çıplak gözle görülemeyecek denli küçük şeylerin görüntüsünü büyüten aygıttır. Onun sayesinde çok küçüklerin ilginç dünyasına göz atabiliriz. Bu ilginç aygıtı biraz daha yakından tanımak ister misiniz?

Mikroskopun Bölümleri

mikroskop
plus sari Mikroskop

Göz merceği (oküler): Buradan bakılır. İçinde bir mercek bulunur.

plus sari Mikroskop

Gövde tüpü: İçi boş bir tüptür. Bazı mikroskoplarda eğik ya da kısa olabilir.

plus sari Mikroskop

Döner levha: Objektif merceklerinin bağlı olduğu ve onları döndüren levha.

plus sari Mikroskop

Objektif mercekleri: Genellikle değişik büyütme özelliği olan üç (bazen dört) mercek.

plus sari Mikroskop

Gövde kolu: Mikroskobu tutmak, taşımak için kullanılır.

plus sari Mikroskop

Tabla: İncelenecek nesnenin yerleştirildiği levha.

plus sari Mikroskop

Kaba ayar vidası: Tablayı seçilen objektife yakılaştırıp uzaklaştırır.

plus sari Mikroskop

İnce ayar vidası: Görüntüyü netleştirmek ve keskinleştirmek için kullanılır.

plus sari Mikroskop

Ayna: Bununla gün ışığı ya da lamba ışığı incelenecek nesneye alttan yönlendirilir.

plus sari Mikroskop

Taban: Mikroskobu sabitler.

Mikroskopların çoğu nesneleri gerçek büyüklüklerinin 50 ila 1.000 katı büyütür. En güçlü mikroskoplar da 2.000 kata kadar büyütebilir.

Normal mikroskoplarla gözle görülemeyen nesneler en çok 2.000 kat büyük görülebilr. Ama bu büyütme çok yeterlidir.
ari Mikroskop Bir arının mikroskop altındaki görüntüsü.
su ayisi Mikroskop Bir su ayısının (tardigrad) mikroskop altındaki görüntüsü.
stoma Mikroskop Bir yaprağa karbondioksit girmesini sağlayan "stoma" denen küçük gözeneklerin mikroskop görüntüsü.
tekhucre 1 Mikroskop Çıplak gözle görülemeyen çeşitli tek hücreli canlılar.

Görsel kaynağı: Wikipedia (Frank Fox)

tekhucre2 2 Mikroskop Çıplak gözle görülemeyen çeşitli tek hücreli canlılar.

Görsel kaynağı: Wikipedia (DavidpBowman)

tekhucre 3 Mikroskop Çıplak gözle görülemeyen çeşitli tek hücreli canlılar.

Görsel kaynağı: Wikipedia (NEON_ja)

mikroskopayerlesmis Mikroskop Burada tahlil için alınan bir damla kan örneği mikroskoba yerleştiriliyor.
pembe hucre Mikroskop Burada ise kanımızı oluşturan hücrelerin mikroskop altındaki görüntüsünü görüyoruz.
Mikroskop, 1500’lü yılların sonunda Hollanda’da icat edildi. Ancak bugünkü mikroskoplara benzeyen ilk örnekler 1650’li yıllardan sonra yapılmaya başlandı. İngiliz bilim insanı Robert Hooke, mikroskopları geliştiren bilim insanlarından biriydi. Hooke, mikroskobuyla binlerce nesneyi ve minik canlıyı inceledi. Gördüklerini ayrıntılı olarak çizdi. Çizimlerini de 1665’te Micrograpia adlı kitabında yayımladı. İnsanlar onun çizimleriyle küçük şeyleri ilk kez ayrıntılı olarak gördü. Kitabı çok beğenildi. Hooke’un mantar meşesi kabuğunda gördüğü boş odacıkları manastır odalarına benzeterek “hücre” adını vermesiyle birlikte biyolojideki hücrenin ilk tanımı yapıldı.
robert hooke mikroskop Mikroskop Robert Hooke’un mikroskobu.

Görsel kaynağı: Wikipedia (Robert Hooke)

mantar mesesi hucre Mikroskop Mantar meşesinin “hücre”leri.

Görsel kaynağı: Wikipedia (Robert Hooke)

Normal mikroskoplarla birçok şeyi görebiliriz ama çeşitli mikroorganizmalar, virüsler ve daha da küçük birçok şeyi de göremeyiz. Bu tür çok daha küçük şeyleri görmek için de daha gelişmiş teknolojik aygıtlar olan elektron mikroskopları kullanılır.
mikroskopyeni Mikroskop Elektron mikroskobu.

Müzik Dinlemek

Bir Zamanlar O Kadar da Kolay Değildi!

Müzik Dinlemek

Bir Zamanlar O Kadar da Kolay Değildi!

Dilinize bir şarkı mı dolandı? Açın interneti, hemen dinleyin. Sevdiğiniz şarkıcının ya da grubun yeni albümü mü çıktı? İndirin telefonunuza ya da bilgisayarınıza, istediğiniz yerde çalın. Oh, ne kadar basit ve kolay… Peki, eskiden de her şey bu kadar kolay mıydı sanıyorsunuz? Değildi. Nasıl mıydı? Buyurun okuyun ve ne kadar şanslı olduğunuzu görün.
Bundan 150 yıl öncesine kadar (yani dedenizin dedesinin doğduğu yıllarda) insanlar müzik dinlemek için müziğin çalındığı yerde olmak zorundaydı. Çünkü müziği ya da insan sesini kaydetmeyi ve sonra yeniden çalmayı henüz bilmiyorduk. Artık bu işler çok kolay yapılıyor. Ancak bir yerde çalan müziği bir başka yere taşımanın nasıl gerçekleştiğini ve zamanla nasıl değiştiğini göstermek için sizi biraz geçmişe götürmemiz gerekiyor!
müzik dinlemek

Yıl 1878

Yıl, 1878. Thomas Edison, üzerinde huniye benzeyen ilginç bir boru olan kocaman bir kutuyla ortaya çıkıverdi. Fonograf adını verdiği bu araç, sesleri kaydeden ve sonra yeniden çalabilen ilk aygıttı.
t edison Müzik Dinlemek
Thomas Edison
müzik dinlemek
Sonraki yıllarda sesin kalitesini artıran yeni bir aygıt geliştirildi: Gramofon. Plak adı verilen diskleri çalan gramofonu, eğer şanslıysanız, bazı evlerde görmüş olabilirsiniz. Çünkü gramofon en geç 1900’lü yılların ortalarına, yani dedenizin bile çocukluk yıllarına kadar, kullanılan bir müzik dinleme aracıydı.
müzik dinlemek

Yıl 1950

1950’li yıllarda ses kaydı için bir başka teknoloji, makara bant ya da tekerlek bant çıktı. Sesler bir makaraya dolanmış upuzun şeritlerin üzerine manyetik yöntemlerle kaydediliyordu. Ama bu makaralar hem biraz büyüktü hem de ses kaydı yapabilmek için kocaman aygıtlar gerekiyordu.
tape kaydedici Müzik Dinlemek
makara Müzik Dinlemek
1960’lı yıllarda bu kez ortaya kasetler çıktı. Belki siz hiç görmemiş olabilirsiniz; ama anne babalarınızın gençliğinde en yaygın müzik dinleme aracı kasetçalarlardı–teyplerdi. Kasetler, geniş plaklara ve tekerlek bantlara göre çok daha küçüklerdi. Üstelik bunlar sayesinde herkes her yerde kayıt yapabilir hale geldi. Sesinizi ya da bir şarkıyı kasede kaydedip bir arkadaşınıza postayla gönderebiliyordunuz. Hemen burun kıvırmayın, o zaman için büyük yenilikti!
kaset kaydedici Müzik Dinlemek
kasetler Müzik Dinlemek

Yıl 1980

1980’li yıllarda yürürken de müzik dinlemeyi sağlayan walkman piyasaya çıktı (bir başka büyük yenilik!) Bu, taşınabilir bir kasetçalardı. Artık yolculuklarda bile müzik dinlemek mümkündü!
walkman ve genc kiz Müzik Dinlemek
walkman Müzik Dinlemek

Yıl 1990

Ardından 1990’lı yıllarda sahneye dijital teknoloji çıktı. Müzikler artık CD denen diskler üzerine kaydedilebiliyor ve yüksek bir ses kalitesiyle dinlenebiliyordu. Sonraki yıllarda daha kaliteli dinleme olanağı sunan DVD’ler piyasaya çıktı. Bunlarla yalnızca ses değil, görüntü de kaydetmek mümkündü. Üstelik bunları çalmak için CD çalar ya da DVD oynatıcı şart değildi çünkü aynı işi bilgisayarlar da yapabiliyordu.
cdler ve cocuk Müzik Dinlemek
Nihayet günümüzde, internet o kadar yaygınlaştı ki müzik dinlemek çok kolaylaştı. Artık evinizden çıkmadan albüm satın alabiliyor, hatta en son klipleri internetten izleyebiliyorsunuz. Dilinize dolanan bir parçayı internetten bulup dinleyebiliyorsunuz. Ve tüm bunları istediğiniz yerde, hatta bir parkta dinlenirken bile yapmanız mümkün!
kulaklik ve cocuk Müzik Dinlemek

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI