ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
Yavaş hareket eden hayvanlar denince akla ilk gelen tabii ki tembel hayvandır. Tembel hayvan, Orta ve Güney Amerika'nın tropikal yağmur ormanlarında yaşar. Genellikle ağaç yaprakları, dalları ve tomurcuklarıyla beslenir. Bu besinler çok az enerji içerir. Günde ortalama 15-20 saat uyur ve nadiren ağaçlardan iner. Hızı saatte yalnızca 0,25 kilometre (250 metre) kadardır.
Yavaş hareket eden hayvanlar denince akla gelen bir başka hayvan da salyangozdur. Salyangozlar, neredeyse bütün kıtalardaki kara parçalarının yanı sıra tatlı ve tuzlu sularda da bulunurlar. Çoğunlukla yapraklar, yosunlar, mantarlar ve çürüyen organik maddelerle beslenirler. Genellikle saatte 0,048 kilometre (48 metre) hızla hareket ederler. Bedenlerinden salgıladıkları mukus sayesinde rahatça, kayarak ilerlerler.
Tek zehirli primat türü olarak, Güneydoğu Asya yağmur ormanlarında yaşar. Böcek ve küçük hayvanlarla beslenir. Kollarını yavaşça hareket ettirerek ağaçtan ağaca geçer. Zehirli tükürüğü ve dirsek bezleriyle kendini savunur. Gececil bir hayvandır ve yavaşlığı dikkatli hareket etmesine yardım eder. Yırtıcı hayvanlar onu kolay fark edemez.
Avustralya’nın doğu ve güneydoğu kıyılarındaki okaliptüs ormanlarında yaşayan koalalar Avustralya’nın simgelerinden biridir. Neredeyse yalnızca okaliptüs yaprakları yer. Bu yapraklar çok az besin değeri taşır ve sindirimi de zordur. Günde 18-22 saat uyur. Yavaş hareket etmesi, okaliptüs yapraklarının düşük besin değerinden kaynaklanan enerji tasarrufu stratejisidir.
Adından da anlaşılacağı üzere, Büyük Okyanus’taki Galapagos Adaları’nda yaşar. Hatta oraya özgü bir hayvandır. Genellikle otlar, kaktüsler, meyveler ve başka bitkilerle beslenir. Yeryüzündeki en büyük kara kaplumbağasıdır. Ağırlığı 400 kilograma, boyu 1,8 metreye ulaşabilir. Ortalama hızı saatte 0,27 kilometredir (270 metre). Yüz yıldan uzun yaşayabilir; günümüzde bazılarının yaşı 150’yi de geçmiştir.
Bütün tropikal ve ılıman kıyı sularında, mercan resiflerinde ve deniz otu yataklarında bulunurlar. Karidesler gibi küçük kabuklular ve planktonlarla beslenirler. Dik duruşlu yüzgeçli balıklardır. Saatte yalnızca 0,008 kilometre (8 metre) hızla ilerlerler; çünkü yüzme yetenekleri zayıftır ve küçük sırt yüzgeçleriyle zar zor ilerlerler. Kuyruklarını deniz bitkilerine tutunmak için kullanırlar.
Denizyıldızları bütün okyanuslarda, gelgit havuzlarından okyanusların derinliklerine kadar her yerde yaşarlar. İstiridye, midye, salyangoz ve başka küçük deniz canlılarıyla beslenirler. Hızları saatte 0,016 kilometreyi (16 metre) geçmez. Kollarından birini kaybettiklerinde onu yenileyebilirler.

Pleyistosen devrinde, (yaklaşık 2,5 milyon yıl önce ile 10.000 yıl öncesi arasında), Güney Amerika’da yaşayan otçul bir hayvandı. Yapraklar, otlar ve dallarla beslenirdi. Bugün olduğu gibi ağaçta değil, yerde yaşayan dev bir memeliydi ve yaklaşık olarak bir kamyon büyüklüğündeydi. Boyu 6 metreyi bulabilir ve bir fil kadar ağır olabilirdi. Çok yavaş hareket eden, ağır cüsseli bir hayvandı.

Pleyistosen devrinde Güney Amerika’da yaşadı. Otçuldu. Yaklaşık küçük bir otomobil büyüklüğünde, ağır zırhlı bir memeliydi. Bedenini saran sert, kemikli bir kabuğu vardı. Bu ağır zırh nedeniyle hızı çok düşüktü; ancak bir kaplumbağa kadar hızlı hareket edebilirdi.

Yeni Zelanda’ya özgü, çok büyük bir kuştu. Soyu yaklaşık 1400’lü yıllarda tükendi. Otçul ve uçamayan devasa bir kuştu. Otlar, tohumlar, dallar ve meyvelerle beslenirdi. Bazılarının boyu 3,6 metreye ve ağırlığı da 230 kiloya ulaşırdı. Bacakları güçlü olmasına rağmen hızlı değildi ve genellikle yavaşça otlayarak ilerlerdi.
Görsel kaynağı: Wikipedia





İrlanda, Yeni Zelanda, Hawaii ve İzlanda’da (hepsi de adadır) hiç yılan bulunmaz.
Akrepler ve örümcekler böcek değildir. Örümceğimsiler (araknid) denen sınıftandırlar.
Dünyada 33 binden çok balık türü vardır. Bunların en az 1.200’ü zehirlidir. Gerçekte dünyada zehirli yılan türlerinden daha çok zehirli balık türü vardır. Zehir genellikle yüzgeçlerinde ya da dikenlerinde olur. Zehirli balıklar dünyanın bütün denizlerinde bulunur; ancak çoğunlukla tropikal sularda yaşarlar. Bilinen en zehirli balık taşbalığıdır.
Burada şunu belirtelim ki ilk termometre 1590’lı yıllarda barometre de 1650’li yıllarda geliştirildi. Ancak bunların yaygınlaşması ve meteoroloji ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya başlanması 1850’li yıllardan sonra oldu. Ondan önceki tarihlere ilişkin veri yoktur.
Bu durumda yapmanız gereken tabii ki bir dendrokronoloji uzmanından yardım istemektir. “Dendrokronoloji de ne demek?” diye mi soruyorsunuz? Eh, madem soruyorsunuz açıklayalım bari…
Geçmiş dönemlerdeki hava durumunun nasıl olduğunu bilmek bilim insanları ve tarihçiler için oldukça önemlidir. Bilim insanları açısından dünya atmosferinin işleyişini çözmek için bu veriler büyük önem taşır. Tarihçiler de bazıları oldukça uzun süren ve çok şiddetli geçen iklim olaylarının geçmişte dünyanın değişik bölgelerindeki bazı krallıkların hatta imparatorlukların çökmesinde payı olduğunu, toplumsal dönüşümlerin önemli etmenlerinden biri olduğunu düşünür. Yani aslında tarihin doğru yazılması için geçmiş dönemlerin hava durumunun da bilinmesi gereklidir.
Ağaçların gövdesi her yıl biraz daha genişler; çünkü gövdenin içinde yeni bir odun tabakası oluşur. Bu tabakaya “yıllık büyüme halkası” ya da halk arasında “ağaç halkası” denir. Ağaç halkalarını kesilmiş ağaç gövdelerinde kolayca görebilirsiniz. Bu halkaların sayısı ağacın kaç yaşında olduğunu gösterir. Ama halkalar aynı zamanda hangi yılın bol yağışlı, hangi yılın kurak geçtiğini de gösterir.
Ayrıca ağacın bir nedenle yan yatıp yatmadığı ve hangi yıl bir orman yangını olduğu da halkalara bakıp anlaşılır. İşte, yıllık büyüme halkalarının verdiği ipuçlarıyla geçmişte oluşmuş olayları belirlemeye çalışan bilim dalına “dendrokronoloji” denir. Latincede “dendro” ağaç, “krono” zaman, “loji” de bilim anlamına gelir.

Orman yangınından kalan iz
Yağmurlu dönem
Kurak dönem

Orman yangınından kalan iz
Yağmurlu dönem
Kurak dönem
Ağaç halkaları tıpkı bir zaman makinesi gibidir. Geçmişe bakmamızı sağlayan birer penceredirler. Bize geçmiş yılların iklim koşullarını ve doğa tarihini anlatırlar.

Ağaçtan yaş halkalarını gösteren bir örnek almak için artım burgusu denen ince bir delgi kullanılır. Artım burgusu yerden 130 santimetre yukarıdan vida gibi döndürülerek ağaca sokulur. Böylece ağaca zarar vermeden bir yaş halkası çubuğu ağaçtan çıkarılır. Ağacın yıllık yaş halkaları bu çubukta kolayca sayılır. Halkalar yakından incelendiğinde geçmiş dönemlerdeki hava durumu ve iklim değişimleri ve de bunların nedenlerine ilişkin bilgiler elde edilir.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Hannes Grobe/AWI)

Dev pandalar, Çin'in bambu ormanlarında yaşayan sevimli ve yalnız hayvanlardır. Bir tek çiftleşme dönemlerinde bir araya gelirler. Ortalama ömürleri 14-20 yıldır. Otçul dev pandalar, neredeyse yalnızca bambu yerler ve günlerinin büyük bölümünü de bambu yiyerek geçirirler. Büyük ve güçlü çeneleri, bambu saplarını kolayca kırıp sıyırmalarına yardımcı olur.


Karadeniz'de Yaşayan Türler
Hamsi, lüfer, palamut, torik, kalkan, mersin, dil, tekir, barbunya, zargana, mezgit, yunus
Ege Denizi'nde Yaşayan Türler
Çipura, levrek, sinarit, orfoz, lahos, sardalya, Akdeniz foku, yunus, balina, eklem bacaklılar, kabuklular, süngerler
Akdeniz'de Yaşayan Türler
Akdeniz foku, yunus, orfoz, sinarit, balina, eklem bacaklılar, kabuklular, süngerler
Marmara Denizi'nde Yaşayan Türler
Uskumru, torik, lüfer, palamut, hamsi, sardalya, istavrit, tekir, yunus, fok, kabuklular, eklem bacaklılar, süngerler ve diğerleri



Marmara Denizi’nde Posidonia deniz çayırları üzerinde yaşayan canlılara birkaç örnek

Tekneler denizde sabit durmak için çıpa atarlar. Çıpa atılan yerin altında deniz çayırları varsa çıpanın zinciri ve ağırlığı deniz çayırlarına zarar verir, yapraklarını ve köklerini koparır. Bu yüzden deniz çayırı olan bölgelere çıpa atılmamalıdır.

Deniz çayırlarının yaşayabilmesi için denizin temiz olması gerekir. Atıklarla kirlenmiş, bulanık deniz suyu, deniz çayırlarına zarar verir. Bu yüzden deniz çayırlarının korunmasına katkıda bulunabilmek için çöpümüze sahip çıkıp, denizi kirletenleri uyarabiliriz.

Kıyılarda olan her şey denizi etkiler. Buralarda yapılan inşaatlar sonucu ortaya çıkan kum, çakıl, toprak gibi malzemeler suyu bulandırır. Bu da, güneş ışığına ihtiyaç duyarak yaşayan deniz çayırlarının yeterli ışık alamamasına ve zarar görmesine neden olur.

Bu tür avcılık denizin dibini süpürerek yapılır ve deniz çayırlarının zarar görmesine, köklerinin kopmasına sebep olur.




Kristal Mağarası ya da Dev Kristal Mağarası, Meksika'nın Naica şehrindedir. 300 metre derindeki Naica Madeni’ne bağlıdır. Madenin kireçtaşı ana kayası içinde yaklaşık 109 metre uzunluğunda ve 6.000 metreküp hacminde devasa bir mağaradır. Burası en büyüğü 11,4 metre uzunluğunda ve yaklaşık 12 ton ağırlığında olan dev selenit kristalleriyle doludur. Su altında kalmadığı zamanlarda çok sıcak ve nemli olur. Sıcaklık 58°C’ye kadar çıkarken nem oranı yüzde 90 ila 99 arasında değişir.
Meksika’da Yucatán Yarımadası’nda kireçtaşından kayaların çökmesi sonucunda oluşan ve içleri yeraltı sularıyla dolu doğal çukurlara (yani obruklara) "senote" denir. Yucatán Yarımadası’nda yaklaşık 7.000 adet senote olduğu tahmin edilir. Senoteler birbirine yeraltı ırmaklarıyla bağlıdır.
Dev Geçidi eski bir yanardağ etkinliği sonucunda oluşmuş yaklaşık 40 bin bazalt sütundan oluşan olağanüstü bir yapıdır. Çoğu altıgen şeklindeki sütunlar birbirine kenetlenmiş durumdadır. En uzunu 12 metredir. Kuzey İrlanda’nın kuzey kıyısındaki Bushmills kasabasının yaklaşık 5 kilometre kuzeydoğusunda yer alır. Burası 1986’da UNESCO tarafından Dünya Mirası Sahası ilan edilmiştir.
Taş Orman, Çin’in Yunnan Eyaleti’ndeki, yaklaşık 500 kilometrekarelik olağanüstü bir kireçtaşı oluşumu kümesidir. Mağaralarda yerden yükselen dikitleri andıran uzun kayaların çoğu taştan ağaçlara benzediği için buraya "taş orman" adı verilmiştir. Bu bölge yaklaşık 270 milyon yıl önce sığ bir denizdi. Zamanla rüzgârın ve akan suyun etkisiyle kireçtaşından bu sıra dışı sütunlar oluştu.
Uluru ya da Ayers Kayası, kumtaşından devasa bir monolittir (yekpare kaya). Avustralya’nın ortasına yakın bir yerde Alice Springs’in 335 kilometre güneybatısında bulunur. Deniz düzeyinden 863 metre yüksekte yer alan Uluru’nun kendisi 348 metre yüksekliğindedir. Kayanın büyük bölümü yer altındadır. Çevresi yaklaşık 9,5 kilometredir. Uluru, günün ve yılın farklı zamanlarında, özellikle de şafak vaktinde ve gün batımında kırmızı renkte parladığında renk değiştiriyor gibi görünmesiyle dikkat çeker. Avustralya’nın en tanınmış doğal simgelerinden biridir ve UNESCO Dünya Mirası Sahası’dır. Aborijinler için kutsal olan devasa kaya birçok mağaraya ve kaya resmine ev sahipliği yapar.
Darvaza gaz krateri, Türkmenistan’ın Darvaza köyü yakınlarındaki çökmüş bir doğal gaz alanıdır. Çapı yaklaşık 70 metre ve derinliği de 30 metre olan kraterin tabanındaki yüzlerce doğal gaz ateşi kraterin kenarlarını ve üstünü aydınlatır. Tam olarak nasıl oluştuğu bilinmeyen krater 1980’li yıllardan beri yanıyor. Mühendislerin zehirli gazların yayılmasını önlemek amacıyla krateri ateşlediği tahmin ediliyor.
Laos-Vietnam sınırı yakınlarındaki Sơn Đoòng mağarası dünyanın en büyük doğal mağarasıdır. Yaklaşık 5 kilometre uzunluğunda, 200 metre yüksekliğinde ve 150 metre genişliğinde olan mağaranın içinden bir yeraltı ırmağı geçiyor. Mağaranın derinliklerinde, dış dünyadan tümüyle yalıtılmış bir ekosistem bulunuyor. Bu ekosistemde, mağaraya özgü bitki ve hayvan türleri yaşıyor. Hatta bazı bölgelerde küçük bir yağmur ormanı bile var. 1991’de yanlışlıkla keşfedilen mağara, kireçtaşından oluşmuş.
Pamukkale, beyaz manzarası ve sıcak su kaynaklarından su taşıyan bir dizi basamak (teras) şeklindeki turkuaz havuzları nedeniyle çok etkileyici görünümü olan bir jeolojik oluşumdur. Menderes Irmağı Vadisi'nde bulunan Pamukkale, Denizli’ye 20 kilometre uzaklıktadır. Burada sıcaklıkları 35-100°C arasında değişen 17 sıcak su kaynağı vardır. Pamukkale’nin terasları, bu sıcak su kaynaklarından gelen suyun biriktirdiği kalsiyum karbonatın yol açtığı parlak beyaz travertenlerden oluşur. Mineral bakımından zengin havuzların sağlık verici özellikleri olduğu bilinmektedir. Pamukkale, 1988’de yanındaki Hierapolis Antik Kenti ile birlikte kültürel ve doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Sahası olarak kabul edilmiştir.
Yaklaşık 10 bin kuş türü vardır. Uçmak kuşlara büyük bir üstünlük sağlar. Bu nedenle en büyük omurgalı hayvan gruplarından birini oluştururlar.

Yaklaşık 3,5 metrelik kanat açıklığıyla albatroslar en büyük kuşlardan biridir. Albatroslar göç sırasında günde 1000 kilometre uçabilirler.

5 santimetrelik boyu ve 2 gramlık ağırlığıyla arı sinekkuşu en küçük kuştur. Ama kanatlarını saniyede 80 kez çırpar. Çiçeklerin balözleriyle beslenir.

Biyolojik kanıtlara ve fosillere dayanarak kuşların aslında iki ayak üzerinde yürüyen dinozorların özelleşmiş -birtakım farklı özellikler geliştirmiş- bir alt grubu olduğu düşünülüyor. Bilinen en eski kuş, arkeopteriks, günümüzden 150 milyon yıl önce ortaya çıkmış. Arkeopteriksler tümüyle tüyle kaplıydı; kanatları vardı ve uçabiliyorlardı. Ama aynı zamanda birçok dinozor özelliği de taşıyorlardı. Örneğin, dişleri vardı.

Yaklaşık 150 milyon yıl önce ortaya çıkmış olan pterodaktiller ilk uçan sürüngenlerdendi. Ama bunlar kuşların ataları değildi. Tüyleri yoktu. Kanatları bugünkü yarasaların kanatlarına benziyordu. 65 milyon yıl önce dinozorlarla birlikte soyları tükendi.

Ejderha diye bir canlı türü yoktur. Geçmişte de olmamıştır. Ejderhalar insanların zihinlerinde yarattığı düşsel varlıklardır.

Tıpkı bazı kuş türleri gibi bazı böcek türleri de büyük sürüler oluşturup göç ederler. Örneğin, bazı kelebekler ve çöl çekirgesi türleri milyarlarca bireylik sürüler halinde binlerce kilometre uçar.

Uçan böceklerin en bilinenlerinden biri kuşkusuz arılardır. Arılar bitkilerin tozlaşması için büyük önem taşır.

Uçma becerisini geliştiren ilk hayvanlar böceklerdir. İlk kuşlardan on milyonlarca yıl önce uçmaya başlamışlardır. Böceklerin çoğunun dört kanadı vardır. Bu kanatlar genellikle yarı saydam olur; içlerindeki kan damarları kolayca görülebilir.

Sincaplar çok sevimli hayvanlardır. Uçan sincaplarsa, daha da sevimlidirler. Sanki ütülenmiş bir sincabı andırırlar. Uçan sincaplar kuşları, böcekleri ve yarasaları bir yana bırakırsak, havada süzülen hayvanlar arasında dünya rekorunu ellerinde tutarlar. Bazen süzülerek 80 metre ötedeki bir ağaca uçtukları olur.

Genel olarak uçan balık olarak adlandırılan 60’ı aşkın balık türü vardır. Uçan balıklar hızla sudan dışarı fırlarlar. Kanatlara benzeyen ince uzun yüzgeçleri sayesinde suyun birkaç metre üzerinde onlarca metre süzülürler. Hızları saatte 70 kilometreyi bulabilir. Zaman zaman bu şekilde ilerlemelerinin nedeni avcı balıklardan kaçmaktır.

Uçmak yarasalara da büyük bir üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle en kalabalık memeli grubunu oluştururlar: 1250 tür yarasa vardır.

Güneydoğu Asya’da yaşayan ve cennet ağaç yılanı ya da cennet uçan yılanı olarak bilinen yılan türü de süzülerek bir ağaçtan diğerine ilerleyen hayvanlardandır. Havadayken karnını içine çeken ve bu sayede içbükey bir şekil alan yılan onlarca metre “uçabilir”.
Hayvanlar dünyası çok değişik ve ilginç türlerle doludur. Örneğin, karada bukalemun ve denizde de ahtapot rengini değiştirip çevrelerinin renklerine bürünebilir. Kertenkeleler, denizyıldızları, bazı yengeç türleri ve aksolotl denen bir semender türü de kopan uzuvlarının yerine yenisini çıkarabilir. Turritopsis dohrnii türü denizanaları binlerce yıl yaşayabilir. Avustralya’da yaşayan lir kuşu duyduğu her sesi taklit edebilir.
Bir başka ilginç hayvan grubu da çok kalpli hayvanlardır. Evet, yanlış okumadınız: Birden çok kalbi olan hayvanlar vardır. Örneğin, ahtapot bunlardan biridir. Bu tuhaf hayvanlara biraz daha yakından bakmak ister misiniz?
Bu zeki hayvanların üç kalbi vardır! Ancak bu kalplerin hepsi insan kalbi gibi çalışmaz. Bazıları yalnızca kanı bedende dolaştırırken, bazıları kanı yalnızca solungaçlara ya da sindirim sistemine pompalar.
Bu ilginç hayvanın kanı mavidir ve dört kalbi vardır. Bir kalbi solungaçlara, ikisi bedenin tamamına, dördüncüsü de sindirim sistemine kan pompalar.
Kış geldi, hatta yarıyıl tatili de yaklaştı… Ama özlemle beklediğiniz kar kentinize yağmıyor mu? Kardanadam yapma, kartopu oynama ya da kızakla -hiç olmadı büyük bir poşetle- kayma hayalleriniz yine suya mı düştü? Yoksa siz kar yağışından bıkan, eve kayıp düşmeden vardığında kendini şanslı hissedenlerden misiniz? Hangi gruptan olursanız olun, merak ediyor olabilirsiniz: Acaba kar neden her kente yağmıyor?

Kar yağışı için ilk koşul, hava sıcaklığının 0 °C ya da altında olmasıdır! Eğer sıcaklık daha yüksekse su buza dönüşemez ve kar yerine yağmur yağar. Tabii önemli olan bizim bulunduğumuz yerin değil, karın oluştuğu yüksekliğin sıcaklığıdır. Bazen bulunduğumuz yerde sıcaklık 0 °C’nin üzerinde olsa bile kar yağabilir; ama olasılıkla tutmayacaktır. Yine de yaşadığınız kentte sıcaklıklar o kadar düşmüyorsa, örneğin Antalya’da ya da Akdeniz kıyısındaki bir başka yerde yaşıyorsanız, yalnızca bu kış değil ömür boyu kar görme şansınız çok azdır.

“Tabii yükseklere çıkma olanağınız yoksa!” diye bir önceki cümleyi tamamlamak isteriz. Çünkü Antalya’da yaşasanız bile kara ulaşmanız o kadar da zor değildir. Tek yapmanız gereken yeterince yükseğe çıkmaktır. Alçaklara yağmur yağarken yükseklere kar yağması sık görülen bir durumdur. Çünkü rakım arttıkça sıcaklık düşer ve bu nedenle dağlık bölgelerde kar yağışı daha sık görülür. Deniz düzeyine yakın kentlerde sıcaklık daha yüksek olduğundan, aşağıda karın yağmasını boşuna beklemek yerine yükseklere çıkmak daha mantıklıdır!

Kar yağışı için olmazsa olmaz olan şey nemdir. Yani havanın içindeki su (buharı) miktarı yeterli düzeyde değilse, hava soğuk ve bulutlu bile olsa, kar yağmasını boşuna beklersiniz. Kıyı bölgelerinde denizden gelen nem daha çok olduğundan kar olasılığı daha yüksek olabilir, tabii yukarıdaki ilk koşulu da sağlıyorlarsa! Bazen iç bölgelerde hava çok soğuk olsa bile yeterince nem olmadığı için yine kar yağmaz. Üzgünüz, ama nem yoksa kar da yok…

Bu sözü duymuş muydunuz? Peki, bu sözün kar yağışı konusunda da geçerli olduğunu hiç düşündünüz mü? Aslında yukarıda sıcaklıktan, yükseklikten ve nemden söz ederken ister istemez size yaşadığınız coğrafyayı da biraz sorgulatmış olduk. Ancak kar yağışı söz konusu olduğunda bulunduğunuz enlemin önemini de unutmamanız gerekir. Kutup bölgelerine daha yakın yerlerde sıcaklık genellikle daha düşük olduğundan kar yağışı daha sık görülür. Kutup altı ya da orta enlemlerde yer alan kentlerde kar yağışı yaygınken Ekvator çevresinde kar çok ender görülür. İşte, bu nedenle de coğrafya kaderdir!
Kar yağışı deyince iklimi anmamak olmaz; çünkü asıl belirleyici olan yaşadığınız kentin hangi iklim kuşağında olduğudur. Örneğin, tropikal iklimde yaşayanlar bolca yağmur görse de paylarına hiç kar düşmez. Ülkemizin iç bölgeleri karasal iklim nedeniyle kışın bolca kar altında kalsa da, Akdeniz ikliminin ılıman kışlarının yaşandığı yerler (Örneğin, İzmir) çok nadir kar görür. İşin kötüsü, iklim değişikliği ve küresel sıcaklıklardaki artış yüzünden, normalde kar yağan kentler bile artık kışı karsız geçirebiliyor. Dolayısıyla iklim hem yukarıdaki koşulların toplamıdır hem de çok iyi korunması gereken bir şeydir.
İşte böyle! Eğer kentinize neden kar yağmadığını ya da niye bu kadar çok kar yağdığını düşünüyorsanız, yukarıdaki beş maddeyi gözden geçirebilirsiniz. Kar hakkında daha fazlasını merak ediyorsanız da şu içeriğimizi okuyabilirsiniz. Karın keyfini çıkaracağınız güzel bir kış dileğiyle…

Tüm erkeklerde diş bulunurken, dişilerin yalnızca yüzde 15’inde diş bulunur.
Fillerin dişleri gibi narvalların dişleri de kırıldığında yeniden büyümez.
Bilimsel adı Monodon monoceros’tur.
Doğada 25-50 yıl kadar yaşarlar.
Gözlemler sonucunda yaklaşık 25 bin bireylik bir nüfusları olduğu tahmin edilmektedir.
Narvallar 1500 metre derinliğe kadar dalabilir!



Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.