ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Dünyamız ve Canlılar

Hayvanları bitkilerden ayıran en temel özellik, hareket edebiliyor ve yer değiştirebiliyor olmalarıdır. Hem de bunu çok hızlı gerçekleştirirler. Örneğin, çitalar saniyeler içinde yüz kilometre hıza ulaşır, kırlangıçlar havada uçarcasına süzülür, doğanlar rekor hızla dalış yapar, kılıç balıkları gemilerden hızlı yüzer. Ama tabii ki her hayvan hızlı olmak zorunda değildir. Doğada sessiz, sakin ve yavaş birçok hayvan da yaşar. Onlar hiç acele etmez, dikkatli ilerler, çoğu zaman hiç kıpırdamıyormuş gibi görünürler. Kimisi ağaçlardan yavaşça iner, kimisi yerde iz bırakarak sürünür. Şimdi gelin, dünyanın en yavaş hayvanlarından bazılarını birlikte tanıyalım. Ne dersiniz?

Tembel hayvan

Yavaş hareket eden hayvanlar denince akla ilk gelen tabii ki tembel hayvandır. Tembel hayvan, Orta ve Güney Amerika'nın tropikal yağmur ormanlarında yaşar. Genellikle ağaç yaprakları, dalları ve tomurcuklarıyla beslenir. Bu besinler çok az enerji içerir. Günde ortalama 15-20 saat uyur ve nadiren ağaçlardan iner. Hızı saatte yalnızca 0,25 kilometre (250 metre) kadardır.

Salyangoz

Yavaş hareket eden hayvanlar denince akla gelen bir başka hayvan da salyangozdur. Salyangozlar, neredeyse bütün kıtalardaki kara parçalarının yanı sıra tatlı ve tuzlu sularda da bulunurlar. Çoğunlukla yapraklar, yosunlar, mantarlar ve çürüyen organik maddelerle beslenirler. Genellikle saatte 0,048 kilometre (48 metre) hızla hareket ederler. Bedenlerinden salgıladıkları mukus sayesinde rahatça, kayarak ilerlerler.

e y h bordur 1 En Yavaş Hayvanlar

Yavaş loris

Tek zehirli primat türü olarak, Güneydoğu Asya yağmur ormanlarında yaşar. Böcek ve küçük hayvanlarla beslenir. Kollarını yavaşça hareket ettirerek ağaçtan ağaca geçer. Zehirli tükürüğü ve dirsek bezleriyle kendini savunur. Gececil bir hayvandır ve yavaşlığı dikkatli hareket etmesine yardım eder. Yırtıcı hayvanlar onu kolay fark edemez.

Koala

Avustralya’nın doğu ve güneydoğu kıyılarındaki okaliptüs ormanlarında yaşayan koalalar Avustralya’nın simgelerinden biridir. Neredeyse yalnızca okaliptüs yaprakları yer. Bu yapraklar çok az besin değeri taşır ve sindirimi de zordur. Günde 18-22 saat uyur. Yavaş hareket etmesi, okaliptüs yapraklarının düşük besin değerinden kaynaklanan enerji tasarrufu stratejisidir.

e y h bordur 2 En Yavaş Hayvanlar

Galapagos dev kaplumbağası

Adından da anlaşılacağı üzere, Büyük Okyanus’taki Galapagos Adaları’nda yaşar. Hatta oraya özgü bir hayvandır. Genellikle otlar, kaktüsler, meyveler ve başka bitkilerle beslenir. Yeryüzündeki en büyük kara kaplumbağasıdır. Ağırlığı 400 kilograma, boyu 1,8 metreye ulaşabilir. Ortalama hızı saatte 0,27 kilometredir (270 metre). Yüz yıldan uzun yaşayabilir; günümüzde bazılarının yaşı 150’yi de geçmiştir.

Denizatı

Bütün tropikal ve ılıman kıyı sularında, mercan resiflerinde ve deniz otu yataklarında bulunurlar. Karidesler gibi küçük kabuklular ve planktonlarla beslenirler. Dik duruşlu yüzgeçli balıklardır. Saatte yalnızca 0,008 kilometre (8 metre) hızla ilerlerler; çünkü yüzme yetenekleri zayıftır ve küçük sırt yüzgeçleriyle zar zor ilerlerler. Kuyruklarını deniz bitkilerine tutunmak için kullanırlar.

e y h bordur 3 En Yavaş Hayvanlar

Denizyıldızı

Denizyıldızları bütün okyanuslarda, gelgit havuzlarından okyanusların derinliklerine kadar her yerde yaşarlar. İstiridye, midye, salyangoz ve başka küçük deniz canlılarıyla beslenirler. Hızları saatte 0,016 kilometreyi (16 metre) geçmez. Kollarından birini kaybettiklerinde onu yenileyebilirler.

Denizanası

Bazı türleri okyanusların derinliklerinde yüzer. Genellikle saydam ve jelatinimsi yapıda olurlar. Kendilerini akıntılara bırakır ve yavaşça sürüklenirler. Yırtıcı hayvanları dokunaçlarındaki zehirli maddelerle etkisiz hale getirirler. Milyonlarca yıldır denizlerde yaşamaktadırlar.

e y h bordur 4 En Yavaş Hayvanlar

Geçmişin yavaş hayvanları

Yavaş hareket eden hayvanlar, eski çağlarda da yaşamaktaydı. Soyu tükenmiş hayvanların hızları, genellikle iskelet yapılarından ve kas bağlantılarından yapılan tahminlere dayanır. İşte, geçmişte yavaş hareket ettiğine inanılan üç hayvan.
Dev tembel hayvan (Megatheryum)

Dev tembel hayvan (Megatheryum)

Pleyistosen devrinde, (yaklaşık 2,5 milyon yıl önce ile 10.000 yıl öncesi arasında), Güney Amerika’da yaşayan otçul bir hayvandı. Yapraklar, otlar ve dallarla beslenirdi. Bugün olduğu gibi ağaçta değil, yerde yaşayan dev bir memeliydi ve yaklaşık olarak bir kamyon büyüklüğündeydi. Boyu 6 metreyi bulabilir ve bir fil kadar ağır olabilirdi. Çok yavaş hareket eden, ağır cüsseli bir hayvandı.

Gliptodon

Gliptodon

Pleyistosen devrinde Güney Amerika’da yaşadı. Otçuldu. Yaklaşık küçük bir otomobil büyüklüğünde, ağır zırhlı bir memeliydi. Bedenini saran sert, kemikli bir kabuğu vardı. Bu ağır zırh nedeniyle hızı çok düşüktü; ancak bir kaplumbağa kadar hızlı hareket edebilirdi.

Moa kuşu

Moa kuşu

Yeni Zelanda’ya özgü, çok büyük bir kuştu. Soyu yaklaşık 1400’lü yıllarda tükendi. Otçul ve uçamayan devasa bir kuştu. Otlar, tohumlar, dallar ve meyvelerle beslenirdi. Bazılarının boyu 3,6 metreye ve ağırlığı da 230 kiloya ulaşırdı. Bacakları güçlü olmasına rağmen hızlı değildi ve genellikle yavaşça otlayarak ilerlerdi.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Bazı hayvanlar yaşadıkları bölgenin kış koşullarında hayatta kalamayacakları için kış uykusuna yatar. Bu bilinen bir şeydir. Örneğin, ayılar, kirpiler, yarasalar, bazı yılan türleri, bazı kurbağa türleri kış uykusuna yatar. Peki, bazı hayvanların yaşadıkları bölgenin yaz koşullarında hayatta kalamayacakları için yaz uykusuna yattığını biliyor muydunuz? Gelin bu ilginç konuya kısaca bir göz atalım.
yaz uykusu
Fotoğraftaki ayı yorgun düştüğü için yazın kısa bir şekerleme yapıyor. Ayılar yaz uykusuna değil, kış uykusuna yatar.

Yaz uykusu nedir?

Yaz uykusu, aşırı yaz koşullarına karşı bazı hayvanların geliştirdiği hayatta kalma yöntemidir buna “estivasyon” da denir. Çoğunlukla çöllerde ya da tropikal bölgelerdeki bazı hayvanlar yaz uykusuna yatar. Tıpkı kış uykusunda (hibernasyon) olduğu gibi yaz uykusunda da hayvanlar beden ısılarını ve enerjilerini geri korumak için metabolizmalarını yavaşlatan bir tür uyku durumunda yaşamayı seçer. Yiyecek ve su kıtlığıyla baş etmelerine de yardımcı olur.
y u col Yaz Uykusu
Estivasyon da tıpkı hibernasyon gibi özellikle böceklerde daha yaygındır. Memelilerde çok görülmez. Yaz uykusuna yatan hayvanlardan bazıları şunlardır:
yaz uykusu
Bazı kara salyangozları, genellikle sıcak dönemlerde yaz uykusuna yatar. Bazı türler gölgeli bitki örtüsünün içine girer. Bazıları ekinlerin yanı sıra, çalılar ve ağaçlar da dahil olmak üzere uzun bitkilere tırmanıp yapışır.
yaz uykusu
Dev Afrika kara salyangozu kurak dönemlerde kabuğunun ağzını mukusla kapatarak yaz uykusuna yatar. Bu sayede nem kaybını önler ve hayatta kalır.
yaz uykusu
Bazı uğur böceği türleri de yaz uykusuna yatar. Bunu genellikle hava sıcaklığı çok arttığı zaman yaparlar ve yaz sonunda ya da sonbahar başında yeniden ortaya çıkarlar.
yaz uykusu
Bazı sivrisinek türleri de estivasyona girer.
yaz uykusu
Bogong güvesi sıcaktan ve yiyecek kaynaklarının azlığından kaçınmak için sıcak yaz boyunca yaz uykusuna yatar.
yaz uykusu
Kuzey Amerika çöl kaplumbağası sıcak ve kurak çöl ortamlarında yaşar. Yaz aylarında aşırı sıcaklardan korunmak için toprağın altına gömülerek yaz uykusuna yatar.
y u fosil Yaz Uykusu
Fosil kayıtları yaz uykusunun da birkaç yüz milyon yıl önce geliştirilmiş bir uyum yeteneği olduğunu gösteriyor.
Doğada binlerce hayvan türü yaşar. Bunlardan bazıları bize çok güzel ve sevimli gelir; bazıları da bizi ürkütür, korkutur. Bu ürkütücü hayvanlardan bazılarının ilginç bir özelliği vardır: Bedenlerinde zehir üretir ve bunu başka hayvanlara karşı kullanırlar. Zehir, bir hayvanın kendisini korumak ve de doyurmak için kullandığı bir özelliktir. Bu özellikleri sayesinde düşmanlarından korunur ve avlarını yakalayabilirler. Ama merak etmeyin, zehirli hayvanların hepsi de insanlar için tehlikeli değildir -hatta çok azı tehlike oluşturur. Gelin, bu ilginç hayvanları biraz daha yakından tanıyalım.
zehirli deniz yılanı
Büyük Okyanus’ta yaşayan şeritli deniz yılanının zehri hem kasları hem de sinirleri etkiler. Çıngıraklı yılanınkinden 10 kat daha etkilidir.

Zehrin Önemi

Hayvanlar dünyasında hayatta kalmak hiç de kolay değildir. Her gün karnını doyurmak için epey zaman harcamak ve bu sırada yırtıcı hayvanlara av olmamak için gözünü dört açmak gerekir. Böyle bir dünyada zehirli bir hayvan olmak ciddi bir avantajdır. Zehir sayesinde küçük bir kurbağa bile büyük bir yılandan korunabilir. Yılanlarsa zehirleriyle büyük hayvanları alt edebilir.
zehirli gila canavarı
ABD ile Meksika’nın çöllerinde ve az yağış alan bölgelerinde yaşayan Gila canavarı zehirli bir kertenkele türüdür. Zehri tükürüğünde bulunur. Küçük memeli hayvanlar ve kuşlarla beslenir. Sağlıklı, yetişkin insanlar için tehlike oluşturmaz.

Yılanlar

Zehirli hayvan denince akla ilk gelen genellikle yılanlar olur. Gerçi bütün yılan türleri zehirli değildir. Genellikle piton, anakonda ya da boa gibi büyük yılanlar zehirsiz olur. 2022 itibarıyla, dünyada bilinen 4.000 dolayında yılan türü yaşar. Bunların yaklaşık 600’ü zehirlidir ve yaklaşık 200’ü de insanlar için tehlikelidir.

İrlanda, Yeni Zelanda, Hawaii ve İzlanda’da (hepsi de adadır) hiç yılan bulunmaz.

Akrepler

Zehirli hayvan denince akla gelen ikinci hayvan da genellikle akrep olur. Akreplerin kuyruklarında zehirli bir iğne bulunur. Bu iğneyle düşmanlarını sokarlar. Dünyada 1750’nin üzerinde akrep türü vardır. Hepsi de zehirlidir ama insan için tehlikeli olan tür sayısı 30 dolayındadır. Akrepler kutup bölgeleri, taygalar, tundralar ve dağların yüksek kesimleri dışında dünyanın her yerinde bulunabilir. Genellikle çölleri, savanları, nemli ormanları ve yağmur ormanlarını tercih ederler.

Akrepler ve örümcekler böcek değildir. Örümceğimsiler (araknid) denen sınıftandırlar.

Örümcekler

Dünyada 43 binden çok örümcek türü bulunur. Neredeyse bütün örümcek türleri zehirlidir. Ama bunlardan yalnızca çok küçük bir bölümü, yaklaşık 30 kadarı insanlar için tehlikelidir. Kutup bölgeleri ve dağların yüksek kesimleri dışında her yerde yaşarlar.

Çıyanlar

Çıyanlar da zehirli hayvanlardır. Bedenlerinde ürettikleri zehirle avlarını felç edebilir ve kendilerini savunabilirler. Dünyada bilinen 8.000 dolayında çıyan türü vardır. Dev Amazon Çıyanı 30 santimetre kadar uzun olabilir. Çıyanlar genellikle solucan, böcek ya da örümcek gibi küçük hayvanlarla beslenir. Ancak Dev Amazon Çıyanı fare, kurbağa, kertenkele, tarantula, kuş hatta yarasa gibi büyük hayvanları da avlayabilir. Isırığı insanlarda şiddetli ağrıya yol açar; ama öldürücü değildir.

Arılar

Dünyada 21 binin üzerinde arı türü vardır. Bunların büyük bölümünde zehir ve iğne bulunur. Arı sokması çok sık rastlanan bir durumdur. Genellikle sokulan yerde şişlik, kızarıklık ve kaşıntı olur. Ancak sokulan kişinin alerjisi varsa, durum çok tehlikeli olabilir. İnsanların yüzde 1’inden daha azının arılara alerjisi vardır.

Kurbağalar

Dünyada bilinen 7.300 dolayında kurbağa türü vardır. Kurbağalar kutup bölgeleri ve çöller dışında dünyanın hemen her yerinde yaşar. Genellikle nemli ve sıcak ortamları tercih ederler. Ormanlar, bataklıklar, göller ve akarsular kurbağaların en sık görüldüğü yerlerdir. Bazı kurbağa türleri, özellikle de tropikal bölgelerde yaşayanlar, korunmak için zehirli maddeler üretirler. Bu zehirler türden türe farklılık gösterir ve bazıları insanlar için tehlikeli olabilir. En zehirli kurbağalardan bazıları, Güney Amerika’da yaşayan zehirli ok kurbağalarıdır.
Çeşitli renklerde zehirli ok kurbağaları.

Denizanaları

Denizanaları yaklaşık 500 milyon yıldır dünya denizlerinde varlar. Bütün okyanus ve denizlerde bulunurlar. Tanımlanmış 3.000’den çok denizanası türü vardır. Bütün denizanaları zehirlidir. Ancak bu zehirin etkisi türden türe hatta aynı türün farklı bireylerinde bile değişebilir. Bazı türlerin zehri insanlara zararsızdır ya da yalnızca hafif bir tahrişe neden olur; bazıları da daha ciddidir. Denizanalarının zehri dokunaçlarında bulunur.

Balıklar

Dünyada 33 binden çok balık türü vardır. Bunların en az 1.200’ü zehirlidir. Gerçekte dünyada zehirli yılan türlerinden daha çok zehirli balık türü vardır. Zehir genellikle yüzgeçlerinde ya da dikenlerinde olur. Zehirli balıklar dünyanın bütün denizlerinde bulunur; ancak çoğunlukla tropikal sularda yaşarlar. Bilinen en zehirli balık taşbalığıdır.

Havanın sıcaklığını öğrenmek isterseniz yapmanız gereken şey termometreye bakmaktır. Eğer yaşadığınız kent ya da kasabanın 10 yıl önceki hava durumunu öğrenmek isterseniz Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesine bakabilirsiniz. Ama peki, yaşadığınız bölgenin 450 yıl önceki hava durumunu merak ediyorsanız ne yapabilirsiniz?

Burada şunu belirtelim ki ilk termometre 1590’lı yıllarda barometre de 1650’li yıllarda geliştirildi. Ancak bunların yaygınlaşması ve meteoroloji ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya başlanması 1850’li yıllardan sonra oldu. Ondan önceki tarihlere ilişkin veri yoktur.

Bu durumda yapmanız gereken tabii ki bir dendrokronoloji uzmanından yardım istemektir. “Dendrokronoloji de ne demek?” diye mi soruyorsunuz? Eh, madem soruyorsunuz açıklayalım bari…

Geçmiş dönemlerdeki hava durumunun nasıl olduğunu bilmek bilim insanları ve tarihçiler için oldukça önemlidir. Bilim insanları açısından dünya atmosferinin işleyişini çözmek için bu veriler büyük önem taşır. Tarihçiler de bazıları oldukça uzun süren ve çok şiddetli geçen iklim olaylarının geçmişte dünyanın değişik bölgelerindeki bazı krallıkların hatta imparatorlukların çökmesinde payı olduğunu, toplumsal dönüşümlerin önemli etmenlerinden biri olduğunu düşünür. Yani aslında tarihin doğru yazılması için geçmiş dönemlerin hava durumunun da bilinmesi gereklidir.

ahgt mevsimler Ağaç Halkalarındaki Saklı Tarih
Termometrelerin kullanımı arttıkça hava sıcaklıklarının kaydedilmesi yaygınlaşmıştır. Ancak bilim insanları hava durumunu yeryüzünde yalnızca insanların kaydetmediğini de bilir. Doğadaki bazı canlılar ya da süreçler de bilim insanlarına geçmiş dönemlerdeki hava durumu gösterecek bazı kanıtları saklar; bir anlamda kaydeder. Bunların başında birçoğumuzun bildiği ağaç halkaları gelir.

Ağaçların gövdesi her yıl biraz daha genişler; çünkü gövdenin içinde yeni bir odun tabakası oluşur. Bu tabakaya “yıllık büyüme halkası” ya da halk arasında “ağaç halkası” denir. Ağaç halkalarını kesilmiş ağaç gövdelerinde kolayca görebilirsiniz. Bu halkaların sayısı ağacın kaç yaşında olduğunu gösterir. Ama halkalar aynı zamanda hangi yılın bol yağışlı, hangi yılın kurak geçtiğini de gösterir.

Ayrıca ağacın bir nedenle yan yatıp yatmadığı ve hangi yıl bir orman yangını olduğu da halkalara bakıp anlaşılır. İşte, yıllık büyüme halkalarının verdiği ipuçlarıyla geçmişte oluşmuş olayları belirlemeye çalışan bilim dalına “dendrokronoloji” denir. Latincede “dendro” ağaç, “krono” zaman, “loji” de bilim anlamına gelir.

ahgt kutuk Ağaç Halkalarındaki Saklı Tarih

Orman yangınından kalan iz

Yağmurlu dönem

Kurak dönem

ahgt kutuk Ağaç Halkalarındaki Saklı Tarih

Orman yangınından kalan iz

Yağmurlu dönem

Kurak dönem

Ağaç halkaları tıpkı bir zaman makinesi gibidir. Geçmişe bakmamızı sağlayan birer penceredirler. Bize geçmiş yılların iklim koşullarını ve doğa tarihini anlatırlar.

ahgt artim burgusu Ağaç Halkalarındaki Saklı Tarih

Artım Burgusu

Ağaçtan yaş halkalarını gösteren bir örnek almak için artım burgusu denen ince bir delgi kullanılır. Artım burgusu yerden 130 santimetre yukarıdan vida gibi döndürülerek ağaca sokulur. Böylece ağaca zarar vermeden bir yaş halkası çubuğu ağaçtan çıkarılır. Ağacın yıllık yaş halkaları bu çubukta kolayca sayılır. Halkalar yakından incelendiğinde geçmiş dönemlerdeki hava durumu ve iklim değişimleri ve de bunların nedenlerine ilişkin bilgiler elde edilir.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Hannes Grobe/AWI)

Doğada birçok hayvan sürüler, koloniler ya da aile grupları halinde yaşar. Örneğin, aslanlar ve kurtlar gruplar halinde; kutup martıları ve penguenler koloniler halinde; zebralar, ceylanlar, flamingolar ile balıkların büyük bölümü de sürüler halinde yaşar. Bir arada olmak hem avcılara karşı korunmak hem de yiyecek bulmak açısından avantajlıdır. Ancak bazı hayvanlar da yalnız yaşamayı tercih eder. Bunlar genellikle güçlü, kendi başlarının çaresine bakabilen ve yaşam alanlarını korumada usta olan türlerdir. Yalnız yaşam onların doğasında vardır.

Yalnız kahramanlar

yalnız kahraman kaplan
Yalnız yaşayan hayvanlar, genellikle yiyecek bulma konusunda rekabetten kaçınmak için yalnız kalmayı tercih eder. Ayrıca kendi bölgelerini belirleyip öteki hayvanları uzak tutarak hem güvenliklerini sağlarlar hem de kaynaklarını korurlar. Yalnızca çiftleşme dönemlerinde başka bir hayvanla bir araya gelir, sonra yeniden yalnız yaşamlarına dönerler. Peki, bu yalnız kahramanlar kimlerdir? Onlar dünyanın dört bir yanında, farklı coğrafyalarda ve iklimlerde yaşarlar. Karlarla kaplı dağlarda, derin okyanusların karanlık sularında, sık ormanların kuytu köşelerinde, çorak çöllerin kavurucu sıcaklarında özgürce yaşarlar. Şimdi, tek başına yaşayan bazı hayvan türlerini biraz daha yakından inceleyeceğiz.

Ayılar

Ayılar dünyanın birçok farklı bölgesinde, ormanlarda, dağlarda ve Kuzey Kutbu’nda yaşarlar. Türlerine göre yaşam süreleri değişir; ömürleri genellikle 20-30 yıldır. Kutup ayıları etçildir; sadece hayvanlarla beslenirler. Onun dışındaki bütün ayı türleri hepçildir yani hem hayvanlarla hem de bitkilerle beslenirler. Kışın soğuk aylarını, kış uykusuna yatarak geçirirler.

Yılanlar

Yılanlar birkaç ada ve kutup bölgeleri dışında dünyanın hemen her yerinde yaşarlar. Yaşam süreleri türüne göre değişiklik gösterir. Etçildirler ve bazı türleri zehirlidir; avlarını zehirlerini kullanarak yakalarlar.

Orangutan

Orangutanlar, Endonezya ve Malezya’daki yağmur ormanlarında yaşayan zeki ve yalnız büyük maymunlardır. Anne orangutanlar yavrularıyla birlikte zaman geçirir. Otçuldurlar ve meyveler, yapraklar ve kabuklarla beslenirler. Ortalama olarak 30-40 yıl yaşarlar. Orangutanlar güçlü kolları ve uzun parmakları sayesinde dallara tutunarak hareket ederler. Çeşitli aletleri kullanabilirler.

Leopar

Leopar avını tek başına avlayan ve geniş bir bölgede yalnız başına dolaşan bir yırtıcıdır. Afrika ve Asya’nın ormanlarında, çalılıklarında ve savanlarında yaşarken yalnızca kar leoparı Orta Asya’nın yüksek dağlarında yaşar. Leoparlar müthiş tırmanma yetenekleriyle bilinir. Çok güçlüdürler ve kendi ağırlıklarından fazlasını taşıyabilirler. Ayrıca benekli desenleri onlara harika bir kamuflaj sağlar. Etçildirler. Genellikle geceleri avlanırlar ve avlarını ağaçlara taşıyarak korurlar. Leoparlar genellikle 12-17 yıl kadar yaşar.

Dev panda

Dev pandalar, Çin'in bambu ormanlarında yaşayan sevimli ve yalnız hayvanlardır. Bir tek çiftleşme dönemlerinde bir araya gelirler. Ortalama ömürleri 14-20 yıldır. Otçul dev pandalar, neredeyse yalnızca bambu yerler ve günlerinin büyük bölümünü de bambu yiyerek geçirirler. Büyük ve güçlü çeneleri, bambu saplarını kolayca kırıp sıyırmalarına yardımcı olur.

Karıncayiyen

Karıncayiyenler, Güney ve Orta Amerika’da ormanlarda ve açık alanlarda yaşayan uzun burunlu hayvanlardır. Tek başlarına dolaşmayı severler. Karıncayiyenler böcekçildir; dişleri yoktur! Bunun yerine uzun ve yapışkan dilleri vardır ve onunla karınca ve termitleri kolayca yakalayıp yutarlar. Ömürleri yaklaşık 15 yıldır.

Çöl tilkisi (fenek)

Fenekler, Kuzey Afrika’nın sıcak çöllerinde yaşayan sevimli ve yalnız tilkilerdir. Küçük hayvanlardır ve büyük kulaklarıyla dikkat çekerler. Hepçildirler ve böcekler ile küçük memelilerin yanı sıra, bitkilerle de beslenirler. Ortalama olarak 10-12 yıl kadar yaşarlar. Feneklerin büyük kulakları yalnızca iyi duymalarını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda beden ısısını ayarlamalarına da yardımcı olur. Gececil hayvanlardır; gündüzleri serin yerlerde dinlenirler.

Komodo ejderi

Yaşayan en büyük kertenkele türü olan komodo ejderleri yalnızca Endonezya’daki birkaç adada bulunur. Genellikle yalnız yaşarlar ve etçildirler. Çok güçlü çeneleri ve keskin dişleri vardır. Ortalama olarak 30 yıl kadar yaşarlar.

Büyük beyaz köpekbalığı

Büyük beyaz köpekbalığı okyanusların açık sularında yaşayan etkileyici bir yırtıcıdır. Okyanus besin ağlarının en tepesindeki birkaç hayvandan biridir. Genellikle yalnız dolaşmayı tercih ederler. Etçildirler. Foklar, balinalar ve başka balıklarla beslenirler. Ortalama olarak 30-40 yıl kadar yaşarlar.
Bu sorunun en kısa yanıtı şudur: Karbondioksit ve güneş ışığı yiyip yanında su içerek! Evet, yanlış okumadınız. Bitkilerin temel besinleri bunlardır! Birkaç santimetrelik küçücük bir kozalağı 100 metre boyunda devasa bir sekoya ağacına dönüştüren şey bu üçlü! Tonlarca ağırlıktaki ağaç gövdeleriyle birkaç gramlık tohumlar arasındaki olağanüstü kütle farkı nereden geliyor dersiniz? İnanması güç belki; ama havadan ve sudan! Gelin şimdi ayrıntılara bakalım…
bitkiler nasıl yetişir

Her şeyin başı fotosentez!

Yeryüzünü yeşile -ve daha birçok farklı renge- bürüyen bitkiler fotosentez yaparak yetişir. Güneşten aldıkları enerjiyi kullanıp topraktan kökleri aracılığıyla emdikleri suyu parçalar ve onu havadan emdikleri karbondioksitle birleştirirler. Sonuçta onların yeni gövde parçalarını oluşturacak, aynı zamanda besin olarak da kullanabilecekleri glikoz ortaya çıkar; tabii atık olarak da oksijen. İşte, onları yavaş yavaş büyüten, minik tohumları dev gövdelere dönüştüren sır budur. Bunun ünlü denklemi de şudur:
bny fotosentez yazilar Bitkiler Nasıl Yetişir?
Bu sürece biraz daha yakından bakalım mı? O zaman önce bitkilerin yapraklarındaki hücrelerin içine girelim ve onlara o güzel yeşil rengini veren kloroplastlara iyice yaklaşalım. Görüyor musunuz, köklerden emilip ince kanallar aracılığıyla yapraklara kadar ulaşan su, güneş ışığından sağlanan yoğun enerjiyle burada atomlarına ayrılıyor. Açığa çıkan hidrojen atomları bitkinin havadan emdiği karbondioksitle birleşerek daha büyük bir molekülü, glikozu oluşturuyorlar. Geriye kalan oksijenin bir bölümü mitokondrilere gönderilirken çoğu yapraklardan havaya salınıyor. Oluşan glikoz molekülleriyse hem enerji üretmek hem büyümek ve gelişmek hem de yedek besin olarak depolamak için kullanılıyor.
bitkiler nasıl yetişir fotosentez
İşte, bir bitkinin yavaş ama kendinden emin adımlarla büyüyüp yetişmesinin sırrı budur! Bitkinin boyunun uzaması, yapraklarının genişlemesi, sonrasında dallarının ve köklerinin her yanı sarması, hep fotosentez sayesinde olur. Yani bitkinin giderek artan kütlesinin çoğu havadaki karbondioksitten ve topraktaki sudan gelir. Ancak küçücük bir tohumdan koca bir bitkinin yetişmesi için gerekli her şey karbondioksit, su ve güneş ışığı değil tabii ki. Topraktaki mineraller ve uygun sıcaklık da olmazsa olmaz. Biz nasıl vitamin ve mineral almadan sağlıklı kalamaz, çok sıcak ve çok soğukta yaşayamazsak, bitkiler de öyledir. Nasıl farklı hayvanlar farklı ortamlara uyum sağlıyorsa, kaktüs gibi bitkiler kurak yerlerde yetişirken pirinç gibi bitkiler de sulak alanları yeğler.

Bir bitkinin yetişme sürecini de mi merak ediyorsunuz? Gelin, ona da bakalım.

Her şey bir tohumun çimlenmesiyle başlar. Yani tohumun içindeki genetik kodlar, uygun sıcaklık, su ve oksijeni bulunca “başlat” sinyalini verir. Tohum suyu emer, şişer ve tohum kabuğunu çatlatır. Önce ilk kök aşağı, ardından ilk filiz yukarı doğru çıkar. Bu ana kadar içindeki maddeyi ve enerjiyi kullanan tohum, artık bir fide halini almıştır. İlk yapraklarını çıkarıp fotosentez yapmaya ve bundan sonra kendi besinini (glikozu) üretmeye başlar. Fidenin kökleri toprağa tutunurken gövdesi de uzayarak daha fazla ışığa yönelir. Erişkin bir bitki olana dek bu süreç böylece sürer.
bitkiler nasıl yetişir
Yaprakları çoğaldıkça daha çok güneş enerjisi alabilir ve kökleri derinleştikçe daha çok su ve mineral emebilir. Bitkinin hücreleri sürekli bölünerek gövde ve yaprakları daha da büyür. Yeterince büyüyüp üreme çağına geldiğindeyse üreme organlarını -çiçekli bitkiyse çiçeklerini, çiçeksiz bitkiyse sporlarını ya da başka yöntemleri- devreye sokar. Tozlaşma ya da sporları suyla yayma gibi yöntemlerle yeni bir tohumun ya da bitkinin oluşumunu sağlar. Bazen tohumların yayılımına meyveler sayesinde pazarlar, bazen de rüzgâr ya da böcekler destek olur. Eğer o tohum da toprağa düşerse, bu kez de süreç o tohum için yeni başlar.

Son olarak bitki bakımı

Bir bitkinin nasıl yetiştiğini öğrenince evinizdeki bitkilere daha çok ilgi duymaya ve onların bakımını üstlenmeye karar vermiş olabilirsiniz. O zaman bitki bakımıyla ilgili kısa ve öz bilgiler de verelim ki evinizdeki çiçekler solmasın! Aslında yukarıda değindiklerimizi özetlemiş gibi olacağız, siz de fark edeceksiniz. O halde önce evdeki ya da bahçedeki bitkinizin türünü öğrenin, ardından şu beş altın kuralı dikkate alarak bitkinize özel bir araştırma yapın:

Denizlerin Geleceği

Deniz Çayırları

Denizlerimiz ve Başlıca Yaşayan Türler

deniz çayırları

Karadeniz'de Yaşayan Türler
Hamsi, lüfer, palamut, torik, kalkan, mersin, dil, tekir, barbunya, zargana, mezgit, yunus

Ege Denizi'nde Yaşayan Türler
Çipura, levrek, sinarit, orfoz, lahos, sardalya, Akdeniz foku, yunus, balina, eklem bacaklılar, kabuklular, süngerler

Akdeniz'de Yaşayan Türler
Akdeniz foku, yunus, orfoz, sinarit, balina, eklem bacaklılar, kabuklular, süngerler

Marmara Denizi'nde Yaşayan Türler
Uskumru, torik, lüfer, palamut, hamsi, sardalya, istavrit, tekir, yunus, fok, kabuklular, eklem bacaklılar, süngerler ve diğerleri

Denizlere göre türleri görmek için sarı dairelere tıklayabilirsiniz.

Marmara Denizi’nde Yaşayan Canlılar

Marmara Denizi göçmen deniz canlıları için Ege ve Karadeniz arasında bir biyolojik koridor ve atlama taşıdır. Bu denizde son çalışmalara göre 39 tür koruma altındadır.

Denizlerimizdeki Başlıca Tehlikeler

Denizlerimizdeki Kirlilik

Aşırı Avcılık

İklim Krizi

Yabancı Türler

Deniz Canlılarının Oksijeni Nereden Gelir?

Denizlerdeki canlıların oksijeni yine denizlerde yaşayan fitoplankton dediğimiz çok küçük canlılar, makro algler (bunlara “yosun” diyoruz ama aslında yosun değilller) ve bitkilerden gelir. Onlar da aynı karadaki bitkiler gibi güneş ışığını kullanarak oksijen üretirler. Suyun altındaki canlılar da bu oksijeni kullanarak hayatına devam eder. Deniz çayırları bu oksijeni sağlayan en önemli canlılardan biridir. Bu yüzden denizlerin akciğerleri olarak bilinir. Ülkemizde 4 türü bulunur.
t deniz cayirlari posidonia oceanica Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları
Posidonia oceanica
Cymodocea nodosa
Cymodocea nodosa
Zostera marina
Zostera marina
Zostera noltei
Zostera noltei

Banketler

t deniz cayirlari banketler 1 Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları
t deniz cayirlari banketler 2 Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları
Denizin altında ömrünü tamamlayan Posidonia yaprakları kopabilir, fırtınalar ve güçlü dalgalar da onları koparabilir. Kopan bu yapraklar kıyıya sürüklenip birikir ve kıyıların üstünü bir halı gibi kaplayabilir. Deniz çayırı yapraklarıyla kaplanan bu oluşumlara “banket” adı verilir. Banketler sahillerimizin korunmasına yardımcı olur. Ayrıca birçok canlı ve küçük böcekler için de barınak sağlar. Bu sebeple sahillerden toplanmamaları gerekir.

Posidonia oceanica Çayırlarının Ekolojik Rolü

t deniz cayirlari ekoistem yazilar2 Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları
Görsel kaynağı: SPA/RAC 2017’den revize edilerek

Marmara Denizi’nde Posidonia deniz çayırları üzerinde yaşayan canlılara birkaç örnek

Deniz Çayırları Üzerindeki Başlıca Tehditler

t deniz cayirlari tehlike capa Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları

Tekne çıpaları

Tekneler denizde sabit durmak için çıpa atarlar. Çıpa atılan yerin altında deniz çayırları varsa çıpanın zinciri ve ağırlığı deniz çayırlarına zarar verir, yapraklarını ve köklerini koparır. Bu yüzden deniz çayırı olan bölgelere çıpa atılmamalıdır.

t deniz cayirlari tehlike atik kirlilik Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları

Evsel ve endüstriyel atıklar

Deniz çayırlarının yaşayabilmesi için denizin temiz olması gerekir. Atıklarla kirlenmiş, bulanık deniz suyu, deniz çayırlarına zarar verir. Bu yüzden deniz çayırlarının korunmasına katkıda bulunabilmek için çöpümüze sahip çıkıp, denizi kirletenleri uyarabiliriz.

t deniz cayirlari tehlike liman insaati Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları

Kıyı ve liman inşaatları

Kıyılarda olan her şey denizi etkiler. Buralarda yapılan inşaatlar sonucu ortaya çıkan kum, çakıl, toprak gibi malzemeler suyu bulandırır. Bu da, güneş ışığına ihtiyaç duyarak yaşayan deniz çayırlarının yeterli ışık alamamasına ve zarar görmesine neden olur.

t deniz cayirlari asiri avcilik thumb Denizlerin Geleceği Deniz Çayırları

Zemin tarayıcı yöntemlerle aşırı avcılık

Bu tür avcılık denizin dibini süpürerek yapılır ve deniz çayırlarının zarar görmesine, köklerinin kopmasına sebep olur.

Deniz çayırları ekilebilir mi?

Karadaki bitkiler gibi deniz çayırları da ekilebilir. Bu oldukça maliyetli, zaman gerektiren ve hassas bir iştir. Zorunlu olmadığı sürece ekim yapılması tavsiye edilmemektedir.
Dengeli Kaya
ABD, Utah, Grand County. Yaklaşık 3.600 ton ağırlığındaki kayanın yerden yüksekliği 39 metredir.
Dünyamız milyonlarca yıl boyunca şekillenen muhteşem bir sanat eserine benzer. Olağanüstü güzellikteki bazı jeolojik yapılar gezegenimizin rüzgar, yağmur, buz gibi doğa kuvvetlerinin neler yapabildiğini, yeryüzünü nasıl değiştirebildiğini çok güzel gösterir. İzlanda’nın siyah bazalt sütunlarıyla ünlü Studlagil Kanyonu’ndan, Mallorca’nın büyüleyici Drac Mağaraları’na, Norveç’te uçurumun ucundaki Trol Dili’nden, Arizona’nın kırmızı tonlarındaki Antilop Kanyonu’na kadar dünyanın her yanında benzersiz manzaralarla karşılaşabiliriz. Gelin bunlardan bazılarını yakından tanıyalım.
j h kristal magarasi Jeoloji Harikaları
Görsel kaynağı: Wikipedia (Alexander Van Driessche)

Kristal Mağarası - Meksika

Kristal Mağarası ya da Dev Kristal Mağarası, Meksika'nın Naica şehrindedir. 300 metre derindeki Naica Madeni’ne bağlıdır. Madenin kireçtaşı ana kayası içinde yaklaşık 109 metre uzunluğunda ve 6.000 metreküp hacminde devasa bir mağaradır. Burası en büyüğü 11,4 metre uzunluğunda ve yaklaşık 12 ton ağırlığında olan dev selenit kristalleriyle doludur. Su altında kalmadığı zamanlarda çok sıcak ve nemli olur. Sıcaklık 58°C’ye kadar çıkarken nem oranı yüzde 90 ila 99 arasında değişir.

Senoteler - Meksika

Meksika’da Yucatán Yarımadası’nda kireçtaşından kayaların çökmesi sonucunda oluşan ve içleri yeraltı sularıyla dolu doğal çukurlara (yani obruklara) "senote" denir. Yucatán Yarımadası’nda yaklaşık 7.000 adet senote olduğu tahmin edilir. Senoteler birbirine yeraltı ırmaklarıyla bağlıdır.

Dev Geçidi - Kuzey İrlanda

Dev Geçidi eski bir yanardağ etkinliği sonucunda oluşmuş yaklaşık 40 bin bazalt sütundan oluşan olağanüstü bir yapıdır. Çoğu altıgen şeklindeki sütunlar birbirine kenetlenmiş durumdadır. En uzunu 12 metredir. Kuzey İrlanda’nın kuzey kıyısındaki Bushmills kasabasının yaklaşık 5 kilometre kuzeydoğusunda yer alır. Burası 1986’da UNESCO tarafından Dünya Mirası Sahası ilan edilmiştir.

Şilin Taş Ormanı - Çin

Taş Orman, Çin’in Yunnan Eyaleti’ndeki, yaklaşık 500 kilometrekarelik olağanüstü bir kireçtaşı oluşumu kümesidir. Mağaralarda yerden yükselen dikitleri andıran uzun kayaların çoğu taştan ağaçlara benzediği için buraya "taş orman" adı verilmiştir. Bu bölge yaklaşık 270 milyon yıl önce sığ bir denizdi. Zamanla rüzgârın ve akan suyun etkisiyle kireçtaşından bu sıra dışı sütunlar oluştu.

Uluru - Avustralya

Uluru ya da Ayers Kayası, kumtaşından devasa bir monolittir (yekpare kaya). Avustralya’nın ortasına yakın bir yerde Alice Springs’in 335 kilometre güneybatısında bulunur. Deniz düzeyinden 863 metre yüksekte yer alan Uluru’nun kendisi 348 metre yüksekliğindedir. Kayanın büyük bölümü yer altındadır. Çevresi yaklaşık 9,5 kilometredir. Uluru, günün ve yılın farklı zamanlarında, özellikle de şafak vaktinde ve gün batımında kırmızı renkte parladığında renk değiştiriyor gibi görünmesiyle dikkat çeker. Avustralya’nın en tanınmış doğal simgelerinden biridir ve UNESCO Dünya Mirası Sahası’dır. Aborijinler için kutsal olan devasa kaya birçok mağaraya ve kaya resmine ev sahipliği yapar.

j h uluru uzaydan Jeoloji Harikaları
Uluru’nun uzaydan görünüşü.
Görsel kaynağı: NASA
j h darvaza Jeoloji Harikaları
Görsel kaynağı: Wikipedia (Tormod Sandtorv)

Darvaza Krateri - Türkmenistan

Darvaza gaz krateri, Türkmenistan’ın Darvaza köyü yakınlarındaki çökmüş bir doğal gaz alanıdır. Çapı yaklaşık 70 metre ve derinliği de 30 metre olan kraterin tabanındaki yüzlerce doğal gaz ateşi kraterin kenarlarını ve üstünü aydınlatır. Tam olarak nasıl oluştuğu bilinmeyen krater 1980’li yıllardan beri yanıyor. Mühendislerin zehirli gazların yayılmasını önlemek amacıyla krateri ateşlediği tahmin ediliyor.

Son Doong Mağarası - Vietnam

Laos-Vietnam sınırı yakınlarındaki Sơn Đoòng mağarası dünyanın en büyük doğal mağarasıdır. Yaklaşık 5 kilometre uzunluğunda, 200 metre yüksekliğinde ve 150 metre genişliğinde olan mağaranın içinden bir yeraltı ırmağı geçiyor. Mağaranın derinliklerinde, dış dünyadan tümüyle yalıtılmış bir ekosistem bulunuyor. Bu ekosistemde, mağaraya özgü bitki ve hayvan türleri yaşıyor. Hatta bazı bölgelerde küçük bir yağmur ormanı bile var. 1991’de yanlışlıkla keşfedilen mağara, kireçtaşından oluşmuş.

Pamukkale - Türkiye

Pamukkale, beyaz manzarası ve sıcak su kaynaklarından su taşıyan bir dizi basamak (teras) şeklindeki turkuaz havuzları nedeniyle çok etkileyici görünümü olan bir jeolojik oluşumdur. Menderes Irmağı Vadisi'nde bulunan Pamukkale, Denizli’ye 20 kilometre uzaklıktadır. Burada sıcaklıkları 35-100°C arasında değişen 17 sıcak su kaynağı vardır. Pamukkale’nin terasları, bu sıcak su kaynaklarından gelen suyun biriktirdiği kalsiyum karbonatın yol açtığı parlak beyaz travertenlerden oluşur. Mineral bakımından zengin havuzların sağlık verici özellikleri olduğu bilinmektedir. Pamukkale, 1988’de yanındaki Hierapolis Antik Kenti ile birlikte kültürel ve doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Sahası olarak kabul edilmiştir.

Uçan hayvanlar denince akla ilk gelen kuşkusuz kuşlar olur. Kuşları sanki uçmakla özdeşleştirmişizdir. Bizler yürürüz, koşarız, atlayıp sıçrarız hatta birçoğumuz yüzer bile. Ama ne yazık ki uçamayız. Belki de bu nedenle kuşların gözümüzde ayrı bir yeri vardır. Onları özgürlüğün simgesi olarak görürüz. Ama unutmamak gerek ki kuşlardan başka uçan hayvanlar da vardır; hem de yüz binlerce tür.

Kuşlar

Dünyada yaklaşık dokuz milyonu aşkın canlı türü olduğu tahmin ediliyor. Bunun da 7 milyon 770 bin kadarını hayvanlar oluşturuyor. Ne var ki henüz 950 bin tür hayvan tanımlanabilmiş durumda -yani diğerlerini henüz görmüş bile değiliz. Hayvanlar dünyanın bütün denizlerine ve karalarına dağılmışlar. Bunların bir bölümünün kendilerine büyük yarar ve üstünlük sağlayan, ilginç bir özelliği var: uçabiliyorlar. Kuşkusuz uçan hayvanlar denince akla ilk gelen kuşlar oluyor. Çünkü büyüklükleri nedeniyle çevremizdeki uçan hayvanlar arasında dikkatimizi sürekli onlar çekiyor. Yoksa böceklerin neredeyse tamamının uçtuğunu bilmiyor değiliz.
u h kus Uçan Hayvanlar

Yaklaşık 10 bin kuş türü vardır. Uçmak kuşlara büyük bir üstünlük sağlar. Bu nedenle en büyük omurgalı hayvan gruplarından birini oluştururlar.

Uçma özelliği kuşlara yaşamda büyük bir üstünlük sağlıyor. Zaten bu nedenle yaklaşık 10 bin türle, balıklardan sonra en büyük omurgalı hayvan grubunu oluşturuyorlar. Kuşlar tropikal ormanlardan kutuplara kadar dünyanın her yanında yaşarlar. Ön ayak -ya da kol- yerine uçmalarını sağlayan kanatları vardır. Ayırt edici özelliklerinden biri de gagalarıdır. Ama belki de en önemli özellikleri tüyleridir. Kuşlardan başka hiçbir hayvanın tüyü yoktur. Tüyler kuşların uçmasını sağlamanın yanı sıra, onları sıcak tutar ve kamufle eder.
u h atbatros Uçan Hayvanlar

Yaklaşık 3,5 metrelik kanat açıklığıyla albatroslar en büyük kuşlardan biridir. Albatroslar göç sırasında günde 1000 kilometre uçabilirler.

u h sinekkusu Uçan Hayvanlar

5 santimetrelik boyu ve 2 gramlık ağırlığıyla arı sinekkuşu en küçük kuştur. Ama kanatlarını saniyede 80 kez çırpar. Çiçeklerin balözleriyle beslenir.

Kuşların da Bir Geçmişi Var

u h arkeopteriks Uçan Hayvanlar

Arkeopteriks

Biyolojik kanıtlara ve fosillere dayanarak kuşların aslında iki ayak üzerinde yürüyen dinozorların özelleşmiş -birtakım farklı özellikler geliştirmiş- bir alt grubu olduğu düşünülüyor. Bilinen en eski kuş, arkeopteriks, günümüzden 150 milyon yıl önce ortaya çıkmış. Arkeopteriksler tümüyle tüyle kaplıydı; kanatları vardı ve uçabiliyorlardı. Ama aynı zamanda birçok dinozor özelliği de taşıyorlardı. Örneğin, dişleri vardı.

u h pterodaktil Uçan Hayvanlar

Pterodaktil

Yaklaşık 150 milyon yıl önce ortaya çıkmış olan pterodaktiller ilk uçan sürüngenlerdendi. Ama bunlar kuşların ataları değildi. Tüyleri yoktu. Kanatları bugünkü yarasaların kanatlarına benziyordu. 65 milyon yıl önce dinozorlarla birlikte soyları tükendi.

u h ejderha Uçan Hayvanlar

Ejderha diye bir canlı türü yoktur. Geçmişte de olmamıştır. Ejderhalar insanların zihinlerinde yarattığı düşsel varlıklardır.

Asıl Uçucular: Böcekler

Belki birçoğumuz böceklerden pek hoşlanmaz. Hatta onlardan korkanlarımız da vardır. Ama bu minik hayvanların çok büyük bir bölümü insanlar için zararsızdır. Daha da ötesi bitkilerin tozlaşmasında ve ölen hayvanların ortadan kaldırılmasında oynadıkları rol düşünüldüğünde doğa için, insanlar için çok yararlıdırlar.
u h kelebekler Uçan Hayvanlar

Tıpkı bazı kuş türleri gibi bazı böcek türleri de büyük sürüler oluşturup göç ederler. Örneğin, bazı kelebekler ve çöl çekirgesi türleri milyarlarca bireylik sürüler halinde binlerce kilometre uçar.

u h arilar Uçan Hayvanlar

Uçan böceklerin en bilinenlerinden biri kuşkusuz arılardır. Arılar bitkilerin tozlaşması için büyük önem taşır.

Aslında böcekler birbirlerinden çok farklı ve şaşırtıcı özellikleri olan hayvanlardır. Dünyanın hemen her yanına dağılmış bir milyona yakın böcek türü vardır. Bunların büyük bir bölümü de uçabilir. Tıpkı kuşlarda olduğu gibi böceklerde de uçma becerisi hayatta kalma ve soyunu sürdürme açısından büyük bir üstünlük sağlamıştır. Bu kadar çok ve çeşitli olmalarında bunun önemli bir payı vardır.
u h bocek Uçan Hayvanlar

Uçma becerisini geliştiren ilk hayvanlar böceklerdir. İlk kuşlardan on milyonlarca yıl önce uçmaya başlamışlardır. Böceklerin çoğunun dört kanadı vardır. Bu kanatlar genellikle yarı saydam olur; içlerindeki kan damarları kolayca görülebilir.

Memeliler, Sürüngenler, Hatta Balıklar

Kanatlar yardımıyla uçmak kuşlara ve böceklere özgüdür. Ah, yarasaları da unutmamak gerek. Ancak havada ilerleme becerisi geliştirmiş daha birçok hayvan türü vardır. Bunlar arasında ağaç kurbağaları, kertenkeleler, sincaplar, yılanlar hatta bazı balık türleri de bulunur. Belki bunların hareketine tam olarak uçmak değil de süzülmek demek daha doğru olur.
u h sincap Uçan Hayvanlar

Sincaplar çok sevimli hayvanlardır. Uçan sincaplarsa, daha da sevimlidirler. Sanki ütülenmiş bir sincabı andırırlar. Uçan sincaplar kuşları, böcekleri ve yarasaları bir yana bırakırsak, havada süzülen hayvanlar arasında dünya rekorunu ellerinde tutarlar. Bazen süzülerek 80 metre ötedeki bir ağaca uçtukları olur.

u h uca balik Uçan Hayvanlar

Genel olarak uçan balık olarak adlandırılan 60’ı aşkın balık türü vardır. Uçan balıklar hızla sudan dışarı fırlarlar. Kanatlara benzeyen ince uzun yüzgeçleri sayesinde suyun birkaç metre üzerinde onlarca metre süzülürler. Hızları saatte 70 kilometreyi bulabilir. Zaman zaman bu şekilde ilerlemelerinin nedeni avcı balıklardan kaçmaktır.

u h yarasalar Uçan Hayvanlar

Uçmak yarasalara da büyük bir üstünlük sağlamıştır. Bu nedenle en kalabalık memeli grubunu oluştururlar: 1250 tür yarasa vardır.

u h yilan Uçan Hayvanlar

Güneydoğu Asya’da yaşayan ve cennet ağaç yılanı ya da cennet uçan yılanı olarak bilinen yılan türü de süzülerek bir ağaçtan diğerine ilerleyen hayvanlardandır. Havadayken karnını içine çeken ve bu sayede içbükey bir şekil alan yılan onlarca metre “uçabilir”.

Hayvanlar dünyası çok değişik ve ilginç türlerle doludur. Örneğin, karada bukalemun ve denizde de ahtapot rengini değiştirip çevrelerinin renklerine bürünebilir. Kertenkeleler, denizyıldızları, bazı yengeç türleri ve aksolotl denen bir semender türü de kopan uzuvlarının yerine yenisini çıkarabilir. Turritopsis dohrnii türü denizanaları binlerce yıl yaşayabilir. Avustralya’da yaşayan lir kuşu duyduğu her sesi taklit edebilir.

Bir başka ilginç hayvan grubu da çok kalpli hayvanlardır. Evet, yanlış okumadınız: Birden çok kalbi olan hayvanlar vardır. Örneğin, ahtapot bunlardan biridir. Bu tuhaf hayvanlara biraz daha yakından bakmak ister misiniz?

Ahtapot ve Mürekkepbalığı

Bu zeki hayvanların üç kalbi vardır! Ancak bu kalplerin hepsi insan kalbi gibi çalışmaz. Bazıları yalnızca kanı bedende dolaştırırken, bazıları kanı yalnızca solungaçlara ya da sindirim sistemine pompalar.

Bilim insanları, insan kalp hastalıklarına yönelik çözüm geliştirme çalışmalarına yardımcı olmak için bu hayvanların kalplerini inceler.

Atnalı Yengeci

Bu ilginç hayvanın kanı mavidir ve dört kalbi vardır. Bir kalbi solungaçlara, ikisi bedenin tamamına, dördüncüsü de sindirim sistemine kan pompalar.

Balçıkbalığı

İlkel bir hayvan olarak kabul edilen balçıkbalığının dört kalbi ve kanının oksijenlenmesine yardımcı olan beş ila 15 çift solungacı vardır. Oksijenin az olduğu okyanus tabanında yaşarlar.

Solucan

Solucanların beş çift kalbi vardır; ama bunlar bizim kalbimizden çok farklıdır. Bu kalpler solucanın bedeni boyunca uzanan beş damar sisteminde yer alır ve kanı bedenin her yerine eşit olarak dağıtır.

Kış geldi, hatta yarıyıl tatili de yaklaştı… Ama özlemle beklediğiniz kar kentinize yağmıyor mu? Kardanadam yapma, kartopu oynama ya da kızakla -hiç olmadı büyük bir poşetle- kayma hayalleriniz yine suya mı düştü? Yoksa siz kar yağışından bıkan, eve kayıp düşmeden vardığında kendini şanslı hissedenlerden misiniz? Hangi gruptan olursanız olun, merak ediyor olabilirsiniz: Acaba kar neden her kente yağmıyor?

k n h k y yeterince soguk degil Kar Neden Her Kente Yağmaz?

Yeterince soğuk değil!

Kar yağışı için ilk koşul, hava sıcaklığının 0 °C ya da altında olmasıdır! Eğer sıcaklık daha yüksekse su buza dönüşemez ve kar yerine yağmur yağar. Tabii önemli olan bizim bulunduğumuz yerin değil, karın oluştuğu yüksekliğin sıcaklığıdır. Bazen bulunduğumuz yerde sıcaklık 0 °C’nin üzerinde olsa bile kar yağabilir; ama olasılıkla tutmayacaktır. Yine de yaşadığınız kentte sıcaklıklar o kadar düşmüyorsa, örneğin Antalya’da ya da Akdeniz kıyısındaki bir başka yerde yaşıyorsanız, yalnızca bu kış değil ömür boyu kar görme şansınız çok azdır.

k n h k y yeterince yuksek degil Kar Neden Her Kente Yağmaz?

Yeterince yüksek değil!

“Tabii yükseklere çıkma olanağınız yoksa!” diye bir önceki cümleyi tamamlamak isteriz. Çünkü Antalya’da yaşasanız bile kara ulaşmanız o kadar da zor değildir. Tek yapmanız gereken yeterince yükseğe çıkmaktır. Alçaklara yağmur yağarken yükseklere kar yağması sık görülen bir durumdur. Çünkü rakım arttıkça sıcaklık düşer ve bu nedenle dağlık bölgelerde kar yağışı daha sık görülür. Deniz düzeyine yakın kentlerde sıcaklık daha yüksek olduğundan, aşağıda karın yağmasını boşuna beklemek yerine yükseklere çıkmak daha mantıklıdır!

k n h k y nem Kar Neden Her Kente Yağmaz?

Nem yoksa kar da yok!

Kar yağışı için olmazsa olmaz olan şey nemdir. Yani havanın içindeki su (buharı) miktarı yeterli düzeyde değilse, hava soğuk ve bulutlu bile olsa, kar yağmasını boşuna beklersiniz. Kıyı bölgelerinde denizden gelen nem daha çok olduğundan kar olasılığı daha yüksek olabilir, tabii yukarıdaki ilk koşulu da sağlıyorlarsa! Bazen iç bölgelerde hava çok soğuk olsa bile yeterince nem olmadığı için yine kar yağmaz. Üzgünüz, ama nem yoksa kar da yok…

k n h k y cografya Kar Neden Her Kente Yağmaz?

Coğrafya kaderdir!

Bu sözü duymuş muydunuz? Peki, bu sözün kar yağışı konusunda da geçerli olduğunu hiç düşündünüz mü? Aslında yukarıda sıcaklıktan, yükseklikten ve nemden söz ederken ister istemez size yaşadığınız coğrafyayı da biraz sorgulatmış olduk. Ancak kar yağışı söz konusu olduğunda bulunduğunuz enlemin önemini de unutmamanız gerekir. Kutup bölgelerine daha yakın yerlerde sıcaklık genellikle daha düşük olduğundan kar yağışı daha sık görülür. Kutup altı ya da orta enlemlerde yer alan kentlerde kar yağışı yaygınken Ekvator çevresinde kar çok ender görülür. İşte, bu nedenle de coğrafya kaderdir!

İklim de iklim!

Kar yağışı deyince iklimi anmamak olmaz; çünkü asıl belirleyici olan yaşadığınız kentin hangi iklim kuşağında olduğudur. Örneğin, tropikal iklimde yaşayanlar bolca yağmur görse de paylarına hiç kar düşmez. Ülkemizin iç bölgeleri karasal iklim nedeniyle kışın bolca kar altında kalsa da, Akdeniz ikliminin ılıman kışlarının yaşandığı yerler (Örneğin, İzmir) çok nadir kar görür. İşin kötüsü, iklim değişikliği ve küresel sıcaklıklardaki artış yüzünden, normalde kar yağan kentler bile artık kışı karsız geçirebiliyor. Dolayısıyla iklim hem yukarıdaki koşulların toplamıdır hem de çok iyi korunması gereken bir şeydir.

İşte böyle! Eğer kentinize neden kar yağmadığını ya da niye bu kadar çok kar yağdığını düşünüyorsanız, yukarıdaki beş maddeyi gözden geçirebilirsiniz. Kar hakkında daha fazlasını merak ediyorsanız da şu içeriğimizi okuyabilirsiniz. Karın keyfini çıkaracağınız güzel bir kış dileğiyle…

k n h k y karda cocuk Kar Neden Her Kente Yağmaz?
Narvallar buz gibi kuzey denizlerinde yaşayan, etkileyici deniz hayvanlarıdır. Bu ilginç hayvanlar, tıpkı efsanevi yaratık tek boynuzlu at gibi, tek boynuzu andıran, dev boynuzlarıyla ünlüdür. Ancak bu boynuz gerçekte bir boynuz değildir. Fillerinki gibi fazla büyümüş bir diştir. Erkek narvalların bazılarında, uzun, sarmal bir boynuz gibi büyüyen bu diş 2,5 metreyi bulabilir.
narval cizim Deniz Gergedanı - Narval

Tüm erkeklerde diş bulunurken, dişilerin yalnızca yüzde 15’inde diş bulunur.

Fillerin dişleri gibi narvalların dişleri de kırıldığında yeniden büyümez.

Ne Kadar Büyük Olurlar?

Narval ya da öteki adıyla deniz gergedanı, balinalar (Cetacea) takımında yer alır. Yani balinalarla, yunuslarla ve orkalarla akrabadır. Bir başka deyişle balık değil, sıcakkanlı bir deniz memelisidir. Boyları 5 metreyi, ağırlıkları da 2.000 kiloyu bulabilir.
narval buyukluk Deniz Gergedanı - Narval

Bilimsel adı Monodon monoceros’tur.

Doğada 25-50 yıl kadar yaşarlar.

Nerede Yaşarlar?

Narvallar, genellikle sürüler hâlinde yaşar ve Kuzey Kutbu’nun buzlu sularında dolaşmayı severler. Daha çok Arktik Okyanusu’nun, Atlantik Okyanusu’na ve Rusya kıyılarına yakın bölgelerinde bulunur. Yaşam alanı kuzey kutbu çevresindeki denizler olan bu deniz memelisi, ender olarak 70° K enleminin güneyinde görülür. Narvalların bugüne dek görüldüğü en kuzey nokta da yaklaşık 85° K enlemidir.
narval harita Deniz Gergedanı - Narval

Gözlemler sonucunda yaklaşık 25 bin bireylik bir nüfusları olduğu tahmin edilmektedir.

Narvallar 1500 metre derinliğe kadar dalabilir!

Ne Yerler?

Narvalların en sevdiği yiyecekler arasında mürekkep balığı, karides ve küçük balıklar yer alır.
narval ne yerler Deniz Gergedanı - Narval
Narvalların en büyük düşmanları kutup ayıları ile orkalardır.

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI