ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Kültür

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

6

Gordion Antik Kenti - Ankara

unesco alanlari 6 gordion Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Ankara’da bulunan Gordion Antik Kenti, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 2023 yılında alınmış. 4.500 yıllık uzun bir zaman dilimi süresince Gordion ve çevresindeki yerleşim yerleri çok az kesintiye uğramış. Yaklaşık MÖ 2500 yıllarında başlayan yerleşim, günümüzde antik kentin bitişiğinde yer alan Yassıhöyük’te halen devam ediyormuş. Bu durum Gordion’u en uzun süre yerleşimin görüldüğü, dünyanın nadir alanlarından biri yapıyormuş. Arkeolojik bulgulara göre Frigler, Gordion’a Hititlerin yıkılması sonucu MÖ 12. yüzyılın sonları gibi erken bir tarihte gelmiş. Gordion, Frig Medeniyeti’nin tarihi başkentiymiş. Gordion ve çevresi, geniş bir alan üzerinde, tarihi MÖ 9. yüzyıla kadar uzanan çeşitli ölçülerdeki tümülüslerle kaplıymış. Frig soyluları ve ileri gelen kişilerin mezarlarına “Tümülüs” deniyormuş. Bu tümülüslerin içinde Büyük Tümülüs (Tümülüs MM), 300 metrelik çapı ve 50 metreyi aşan yüksekliği ile Anadolu’da bulunan en büyük tümülüslerinden biriymiş. Frig kalesi, surları ve anıtsal yapıları ile çok iyi korunmuş. Mozaik, ahşap ve tekstil ürünleri de Anadolu’da o döneme ait eşsiz örneklerdenmiş. Gordion Antik Kenti’nden çıkarılan buluntular, Gordion Müzesi’nde sergileniyormuş.
UNESCO tarafından Gordion'a verilen Dünya Mirası Sertifikası
Gordion için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camiileri

unesco alanlari 6 beysehir Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Anadolu’da 13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın ortaları arasında inşa edilen ve her biri Türkiye’nin farklı bir bölgesinde bulunan beş hipostil camii, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 2023 yılında alınmış. Hipostil, mimaride tavanın sütunlarla desteklendiği yapı anlamına geliyormuş. Bu beş camii, bazı ortak mimari özelliklere ve tarihi bağlantılara sahipmiş. Ayrıca konum, kullanım, tasarım ve malzeme açısından özgünlüklerini büyük ölçüde korumaları sebebiyle, en iyi korunmuş ve erken örnekler arasında hipostil tipi camiileri temsil eden bir grup olarak değerlendirilmiş.
UNESCO tarafından Anadolu’nun Ortaçağ Dönemi Ahşap Hipostil Camiilerine verilen Dünya Mirası Sertifikası
Hipostil Camiler için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

1. Afyonkarahisar Ulu Camii – Afyonkarahisar

Afyonkarahisar Ulu Camii, sütun destekli ahşap camii mimarisinin, en iyi erken dönem temsilcilerinden biriymiş. 1272-1277 yıllarında yapıldığı bilinen bu camiide oyukları çevreleyen bitkisel bezemeli bir bordür ve Ayet-el Kürsi’nin hatla yazılmış yazı kuşağı bulunuyormuş. Camiinin kendine has özelliklerinden biri de süslemeleri arasında kuş figürlerinin bulunmasıymış.

2. Ali Şerafeddin (Arslanhane) Camii – Ankara

13. yüzyıl başında yapıldığı kabul edilen Ali Şerafeddin Camii, batı duvarında bulunan aslan heykellerinden dolayı “Arslanhane Camii” olarak da anılıyormuş. Çini ve alçı malzemenin birlikte kullanıldığı Anadolu’daki ilk örneklerden biri olan mihrap, dönemin en özgün çini mozaik mihraplarından biri olarak değerlendiriliyormuş.

3. Beyşehir Eşrefoğlu Camii – Konya

Anadolu’daki ahşap direkli camiilerin en büyüğü ve orijinali olan Beyşehir Eşrefoğlu Camii, 1296-1299 yılları arasında inşa edilmiş. Selçuklu ulu camiilerinde görülen şu özelliklerin tamamını barındıran tek örnekmiş: Çoğul ahşap sütunlar, tamamen ahşap ve kalem işçiliği ile süslenmiş tavan ve Kündekari tekniği ile tamamen ahşaptan yapılan bir minber. Mihrabı ise dikdörtgen forma sahip olup cephesi geometrik, bitkisel ve yazılı bordürlerle süslenmiş, döneminin zengin mozaik çinileri ile kaplanmış.

4. Sivrihisar Ulu Camii – Eskişehir

Camiinin tavanı bindirme tekniği ile inşa edilmiş olup kirişlemesi üstten kaplamalı tavanlar grubunda yer alıyormuş. Camiinin ahşap minberi özgün olmayıp 1924 yılında yıkılan Kılıç Mescidi’nden getirilmiş.

5. Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii – Kastamonu

Camii üst örtüsünün bindirme tekniğiyle inşa edilmesi nedeniyle “Çivisiz Camii” olarak biliniyormuş. 1366 yılında inşa edilen camiinin iç mekanında tamamen ahşap kullanılmış. Ahşap üzerine kalem işi tekniğinde yapılan süslemeler, kiremit kırmızısı, kahverengi ve sarı tonlarının hakim olduğu çok sayıda renk kullanımıyla öne çıkarılmış.
İnsanlar geçmişten beri zamanı ölçmek için değişik araçlar kullanırlar. Bunların en eskisi takvimdir. Takvimler sürekli tekrarlanan bazı önemli olaylara dayanır. Bunlar da genellikle Güneş’inAy’ın ve yıldızların değişen konumlarıdır. Eskiden takvimler sayesinde insanlar önemli işlerini -ekim, dikim ve hasat gibi- ne zaman yapacaklarını bilirlerdi. Aslında takvimi bugün de aynı amaçla kullanıyoruz.

Takvimlerin Birimleri

takvim
İnsanlar tarih boyunca çeşitli takvimler kullandı. Hemen hepsinde gün, hafta, ay ve yıl dilimleri bulunur. Dünya’nın kendi etrafında dönmesiyle birlikte gece ve gündüz oluşur. Biz buna gün diyoruz. Yedi günlük döngüye ise “hafta” denir. Ay genellikle Ay’ın, Dünya’nın çevresindeki bir turuna karşılık gelir: Bu da 29,5 gün yapar. Yıl ise Dünya’nın, Güneş’in çevresinde dönmesiyle oluşur.
takvim

Eski Mısır’da Takvim

Eski Mısırlıların MÖ 4000’li yıllarda kullandığı ilk takvimde üç mevsim (taşkın, ekim ve hasat) bulunuyordu. Her biri Ay’ın, Dünya çevresindeki 4 turuna karşılık geliyordu. MÖ 2000’li yıllarda Babilliler, 29 ya da 30 günden oluşan 12 aylık takvimi geliştirdiler.

Roma Takvimi

M.Ö 48 yılında Mısır seferi dönüşünde İmparator Julius Caesar (Jül Sezar), takvim sisteminde bir değişiklik yapılmasına karar verdi. Çünkü sefer sırasında Mısırlı gökbilimcilerin bilgilerinden ve 365 günlü güneş takvimlerinden çok etkilenmişti. Gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra MÖ 46’da yeni takvim halka duyuruldu ve Jülyen Takvimi olarak anılmaya başlandı. Bu takvimin dilimleri Güneş’in hareketine göre belirlenmişti ve Güneş’in ilkbahar ekinoksundan art arda iki geçişi arasındaki süre (365,25 gün) bir yıl olarak kabul edilmişti. 0,25 günlük artıklar dört yılda bir güne tamamlanıyor ve normalde 365 gün olan yıl, dört yılda bir 366 gün sayılıyordu. Yıl sayısı dört ile tam olarak bölünebilen yıllar artık yıl olarak anılıyordu. Ancak Sezar’ın kullandırmaya başladığı bu takvim doğru görünse de aslında yüzyıllar göz önüne alındığında hâlâ hatalıydı. Jülyen takvimi geliştirilirken bir yılın 365 gün ve altı saatten oluştuğu düşünülmüştü. Oysa bir yıl tam olarak 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniyeden oluşur. Yani Sezar’ın doğru sanılan takvimi, gerçekte 11 dakika ve 14 saniye geriden gelir. Doğal olarak bu gecikme de her yıl eklenerek büyür. Bu hesaba göre, Jülyen takvimi kullanılmaya başlandıktan 128 yıl sonra tam bir gün geri kaldı.
takvim

Günümüzde neredeyse bütün dünyada kullanılan takvim bir Güneş takvimidir ve kökü Romalılara değin uzanır.

Gregoryen Takvimi

Papa 13. Gregory takvimdeki kaymanın düzeltilmesini istedi. Bunun için dönemin en iyi gökbilimcilerini görevlendirdi ve yeni bir takvim geliştirdi. Yeni takvim Gregoryen Takvimi olarak anılmaya başlandı. 365 günden oluşan takvimde, normalde 28 gün olan şubata her dört yılda bir, bir gün ekleniyordu. Bunun yanında 1600 ve 2000 gibi 400’e bölünen yıllarda da “artık yıl” uygulaması başlatıldı. Bu da takvim krizine yol açan 11 dakika 14 saniyeden kaynaklanıyordu.
takvim
Gregoryan Takvimi’nin çıkışını haber veren 1582 tarihli bülten.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Gregoryen takvimine geçiş değişik ülkelerde farklı tarihlerde oldu.
Türkiye’de resmi olarak 26 Aralık 1925’ten itibaren bu takvim kullanılmaya başlandı.
26-aralik

Tarih boyunca dünyanın değişik bölgelerinde farklı farklı takvimler kullanıldı.
takvim

Maya ve Aztek takvimlerinde 20 günlük 18 ay olurdu. Yıl sonuna 5 gün eklerlerdi.

takvim

Çin’de Gregoryen takviminin yanı sıra, geleneksel Çin takvimi hâlâ kullanılır. 29 ve 30 günlük 12 ay vardır. Çin takviminde ay adları burçlar kuşağının hayvanlarının adlarıdır.

2024 artık yıldır; Şubat ayı 29 gündür.

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

5

Göbeklitepe - Şanlıurfa

Göbeklitepe’ye henüz gitme fırsatım olmadı ama “Rafadan Tayfa Göbeklitepe” filmini sinemada izledim ve çok beğendim. Oradan öğrendiklerim ve okuduklarımla Göbeklitepe’yi sizlere anlatmak isterim.
unesco 5 gobeklitepe Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Şanlıurfa kent merkezinin 18 kilometre uzağında olan Göbeklitepe Arkeolojik Alanı, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 2018 yılında dahil edilmiş. Göbeklitepe; avcı ve toplayıcı insanların zamanında, şehir hayatına henüz geçmeden inşa edilen bir yapıymış. Yaklaşık 12 bin yıl önce tasarlanan Göbeklitepe; Mısır Piramitleri ve İngiltere’deki Stonehedge’den yaklaşık 7.500 yıl önce inşa edilmiş. Göbeklitepe doğal bir tepe değilmiş, dümdüz kireçtaşı platosunda yükselen insan eliyle yapılmış devasa bir tepeymiş. Göbeklitepe’yi kimlerin yaptığı, 60 tonu bulan sütunların buraya nasıl taşındığı, neden toprak altına gömüldükleri ve ne amaçla yapıldığı gibi konular hala araştırılıyormuş.
unesco 5 gobeklitepe sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Göbeklitepe için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Ani Harabeleri - Kars

unesco 5 ani Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Ani Harabeleri, Kars şehir merkezine 48 kilometre uzaklıkta Türkiye-Ermenistan sınırında bulunuyormuş. Ani Harabeleri; Türkiye, Ermenistan ve Gürcistan kültürlerinin ilk buluşma noktası ve kültürel çeşitliliğin sembolü özellikleri ile 2016 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil olmuş. Erken Demir Çağı’ndan 16. yüzyıla kadar yerleşimin sürekli olduğu Ani; Orta Çağ’ın şehircilik, mimarlık ve sanat çeşitliliğinin bir arada görüldüğü çok kültürlü bir İpek Yolu şehri olarak biliniyormuş. Ani’de dini inanç ve kültür açısından birbirinden farklı topluluklar yaşadığı için bu değerleri yansıtan yapılar da görebilirmişiz.
unesco 5 ani sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Ani Harabeleri için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Arslantepe Höyüğü - Malatya

unesco 5 arslantepe Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6

Anadolu’nun en eski şehir devletinin kurulduğu 7 bin yıllık geçmişe sahip Malatya’daki Arslantepe höyüğü, 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil olmuş. Arslantepe Höyüğü’nün Kültür Dolgusu 30 metre yüksekliğindeymiş. M.Ö.5500 yıllarından M.S.11.yy’a kadar yerleşim gören höyük, M.S.5-6yy’lar arasında Roma köyü olarak kullanılmış ve daha sonra Bizans Nekropolü (mezarlık) olarak yerleşimine devam etmiş. Höyükte yapılan kazılar sonucunda, M.Ö.3300-3000 yıllarına ait bir kerpiç saray, M.Ö.3600-3500’lere ait tapınak, iki bini aşkın mühür baskısı, kaliteli metal eserler bulunmuş.

unesco 5 arslantepe sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Arslantepe Höyüğü için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Ksantos (Xantos) - Letoon - Muğla, Antalya

unesco 5 xantos letoon Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6

Antalya sınırında yer alan ve aralarında yaklaşık 4 kilometrelik mesafe bulunan Xanthos-Letoon Antik Kentleri de UNESCO Dünya Mirasları Listesi’nde yer alıyormuş. Bu iki kent, aralarında tarihsel bir bağ olduğu için listeye beraber dahil olmuş.  Tarihi MÖ 3000’lere kadar uzanan Xanthos, Antik Çağ’da Likya’nın en büyük idari merkezi ve başkentiymiş. Xanthos ile birlikte 1988 yılında UNESCO Dünya Kültür Miras Listesi’ne dahil olan Letoon ise bu dönemin en önemli dini merkezlerinden biriymiş. Likya diline ait en uzun ve en önemli yazıt bu bölgede keşfedilmiş. Xanthos’daki kaya mezarları ve lahitler antik mezar mimarisinin eşsiz örneklerindenmiş. Letoon’da Leto, Apollo ve Artemis tapınaklarının yanı sıra bir adet manastır, bir adet çeşme ve Roma Tiyatrosu kalıntıları bulunuyormuş.

unesco 5 xantos letoon sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Ksantos - Letoon için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Yılın en heyecanlı günü sizin için de doğduğunuz gün mü? O gün siz de neşeyle uyanıp daha bir istekli mi kalkıyorsunuz yatağınızdan? Nedir peki bu coşkunun, heyecanın kaynağı?
Gizemi ve heyecanınızı artıran şey en az bir aydır aklınızda dolaşan sorular olmalı: Bakalım bu yıl hangi hediyeler gelecek? (Aslında küçük ipuçları da vermiştim bizimkilere). Acaba arkadaşlarım neler hazırlıyor benim için? Bu yıl da sınıf arkadaşlarım sürpriz parti yapacaklar mı? Geçen yıl anlamıştım bir şeyler planladıklarını ama yine de belli etmemiştim. En iyi arkadaşımla yaş günlerimiz çok yakın, bu yıl birlikte mi kutlasak? Bu yılki pastam neli olsun? Bir mum daha artacak ne de olsa! Bu yıl acaba ne dilek tutsam mumları üflerken?
doğum günü
Hiç merak ettiniz mi nereden geliyor bu dilek tutup mum üfleme geleneği? Bir solukta pastanın üzerindeki bütün mumları üfleyerek söndürmek, içimizden tuttuğumuz dileğin olacağı anlamına geliyor. Eğer tuttuğumuz dileği bir başkasına söyler ya da bütün mumları bir kerede üfleyip söndüremezsek vay halimize! Şekli ve amacı değişmiş olsa da bu inanç, taa Antik Yunan’dan kalma. Pastanın üzerine mum dikmek Antik Yunan’da mitolojik Ay tanrıçası Artemis’e saygı sunmanın yollarından biriymiş. Yuvarlak pasta gökyüzündeki Ay’ı, yanan mumlar da ay ışığını simgeliyormuş.
doğum günü

Herhalde o tatlı kalp çarpıntımızın kaynağı yaş günü pastası ve gelen hediyeler kadar hediyelerin desenli paketleri, rengârenk balonlar, süslemeler ve birbirinden güzel tebrik kartlarıdır. Bizim için yazılmış bir iki cümle kadar mutlu eden başka ne vardır? Üstelik bir de kart özel olarak tasarlandıysa, mutluluk daha da büyür. Kendisine özel hazırlanmış kartları sevmeyen yoktur herhalde. Çok sevilen bir arkadaşa bir kart hazırlayıp vermek de bazen hediye almaktan bile daha çok mutlu eder insanı.

iyi ki dogdum kartlar İyi ki doğdum!

Peki, sizce dünyanın her yerinde yaş günleri böyle mi kutlanıyor? Kutlamamak da bir tercih ama acaba farklı kültürlerde değişik yaş günü kutlama şekilleri var mı? Tabii ki var; işte, size birkaç örnek:
doğum günü

Afrika

Birçok Afrika kültüründe bir çocuğun dünyaya geldiği gün, özel bir gün olarak görülmüyor. Onun yerine başka bir kutlama yapılıyor. Çocuğun kabilesine ait kuralları, davranışları, şarkıları ve dansları öğrenebilecek yaşa gelip topluluğa kabul edilmesi kutlanıyor. Bu “kabul edilme” kutlamaları da bireysel olarak değil, aynı yaşa gelmiş çocuklardan oluşan bir grup çocuk için yapılıyor.

doğum günü

Hindistan

Hindistan’da yaş günü değil de çocuğa adının verildiği gün kutlanıyor. Çocuklar bu günde rengârenk kıyafetler giyiyor ve okuldaki bütün sınıf arkadaşlarına çikolata ikram ediyorlar. Özel yemek ve tatlıların hazırlanması, tapınağa giderek dua edilmesi de yaş günlerinin vazgeçilmezlerinden.

iyi ki dogdum hollanda mobil İyi ki doğdum!

Hollanda

Hollanda’da 5, 10, 15, 20 ve 21. yaş gününün olduğu yıllara “taç” yıllar deniyor. Bu taç yıllarda çocuklara büyük hediyeler veriliyor. Aile, yemek masasında yaş günü çocuğunun oturacağı sandalyeyi mevsim çiçekleriyle, kâğıttan çiçeklerle, renkli rafya iplerle ve balonlarla süslüyor. Çocuklar üzerine pudra şekeri serpilmiş krep ve değişik içlerle yapılmış çeşit çeşit tart yiyor, yanında da limonata ve sıcak çikolata içiyorlar.

İlginç bir inanışları da var: Taç günlerinde siyah-beyaz paket kâğıdıyla paketlenmiş bir hediye almanın kötü şans getireceğine inanıyorlar.

doğum günü

Danimarka

Danimarka’da anne babalar yaş günü hediyelerini gece çocukları uyurken onun yatağının çevresine sıralıyorlar ki yaş günü çocuğu sabah uyandığında güzel sürprizle karşılaşsın. Bir başka gelenek de yaş günü olan evin penceresine bayrak asılması.

doğum günü

İngiltere

İngiltere’de yaş günü pastasının hamuruna birtakım sembolik nesneler karıştırmak ortaçağdan bugüne ulaşmış bir gelenek. O dönemlerde pastasından demir para çıkanın zengin olacağına, yüzük çıkanın da hiçbir zaman evlenemeyeceğine inanılırmış. Günümüzde sahte para, değişik küçük figürler ve mumlar kullanılıyor genellikle. Davetliler bu minik hazineleri yutmasınlar ya da dişlerine zarar vermesinler diye önceden uyarılıyorlar.

iyi ki dogdum meksika mobil İyi ki doğdum!

Meksika

Meksika’daki yaş günü partilerinin en büyük heyecanı pinyatalar. Bunlar rengârenk kâğıtlarla yapılmış süsler. Sevimli kâğıt eşekler de en yaygın olanları. Böyle bir kâğıttan eşeğin karnı şeker, çikolata, sakız ve minik oyuncaklar gibi sürprizlerle dolduruluyor. Sonra evin tavanına ya da bir ağacın dalına asılıyor. Yaş günü çocuğu gözleri bağlı bir biçimde elindeki sopayla kâğıttan eşeğe vurmaya çalışıyor. Birkaç vuruştan sonra eşeğin karnı yarılıyor ve ortalığa saçılan sürprizler, yaş günü partisine davetli çocuklar tarafından toplanıp paylaşılıyor.

Dünya gerçekten de çok büyük ve çok değişik kültürler barındırıyor. Kim bilir başka yerlerde daha ne kadar değişik yaş günü geleneği vardır. Kimi kültürlerde görkemli partiler yapılıyor, kiminde küçük, alçak gönüllü sürprizler düzenleniyor, kimi kültürlerde de hiç yaş günü kutlanmıyor. Belki de en güzeli her gün bu çeşitliliği kucaklayarak iyi ki doğdum demek!

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

4

Nemrut Dağı - Adıyaman

Babam, geçtiğimiz ağustos ayında gerçekleşen meteor yağmurunun olduğu geceyi Nemrut Dağı’nda sabahlayarak geçirdi ve o gece çok güzel fotoğraflar çekti. Meteor yağmuru; kum tanesi ile çakıl taşı arasındaki büyüklüklerde olan meteorların atmosferde yanmasıyla oluşur. Gökyüzünde sanki yıldızlar kayıyormuş gibi harika görüntüler meydana gelir. Sizlerle o anlardan en güzel fotoğrafları ve Nemrut’un hikayesini paylaşmak istiyorum.
nemrut unesco sertifikasi Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Nemrut Dağı için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Adıyaman’ın Kâhta ilçesinde bulunan Nemrut Dağı, Kommagene Kralı Antiochos’a ait Tümülüs ve kutsal alanlarıyla UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 1987 yılında dâhil olmuş. MÖ 163 ile MS 72 yılları arasında bölgede hüküm sürmüş Kommagene Krallığı’na ait kalıntılar, yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykeller ve metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle Nemrut, dünya üzerindeki en görkemli anıtsal varlıklar arasında yer alıyormuş. 2.150 metre rakımlı Nemrut Dağı’nın zirvesine ulaşmak için 40 dakika süren 800 metrelik dik bir yamaçta yürümek gerekiyormuş.

Zirvede bulunan ve boyu 10 metreye varan bu heykellerin, o dönemin ilkel koşullarında nasıl yapıldığı ve oraya nasıl taşındığı hala bir sırmış. Çok merak uyandırıcı değil mi? Nemrut Dağı, üzerinde barındırdığı dev heykellerin yanında dünyanın en muhteşem gündoğumu ve gün batışının seyredilebildiği yer olmasıyla da ünlüymüş.

Bergama, Pergamon - İzmir

Yaz tatilinde bir gün İstanbul’dan okul arkadaşlarımla ve ailelerimizle Bergama’ya gittik. Çok güzel bir gün geçirdik. Bergama Antik Kenti’ni sıcakta gezmek kolay olmadı ama bizi antik kente çıkaran teleferiğe binmekten çok keyif aldık. Gittiğimiz gün Bergama’da 137. Bergama Şenliği vardı. Her yer çok kalabalıktı, halk oyunları gösterisini izledik, Bergama tulumu aldık ve mesir macunu yedik.

bergama ani foto Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6

bergama unesco sertifikasi Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Bergama Antik Kenti için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Helenistik dönemden günümüze erişmiş tek başkent olan ve Helenistik, Roma, Doğu Roma ve Osmanlı dönemlerine ait katmanları içerisinde barındıran “Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı”, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 2014 yılında dahil edilmiş. Pergamon (çok katmanlı kent), Kibele Kutsal Alanı, İlyas Tepe, Yığma Tepe, İkili, Tavşan Tepe, X Tepe, A Tepe ve Maltepe Tümülüsleri olmak üzere dokuz bileşenden oluşuyor. Kale Dağı’nın tepesindeki antik Pergamon yerleşimi anıtsal mimarisiyle Helenistik dönem şehir planlamacılığının en iyi örneklerinden birini temsil ediyormuş. Athena Tapınağı, Trajan Tapınağı, Helenistik dönemin en dik tiyatro yapısı, kütüphane, Heroon, Zeus Sunağı, Dionysos Tapınağı, agora ve gymnasion yapıları bu planlama sisteminin ve dönem mimarisinin en seçkin örnekleri arasında gösteriliyormuş. Helenistik Bergama Krallığı’nın başkenti olan kent, önemli bir eğitim merkeziymiş. Daha sonra Roma İmparatorluğu’nun “Asya Eyaleti başkenti” olan Bergama, döneminin en önemli sağlık merkezlerinden Asklepion’a da ev sahipliği yapmış. Osmanlı Dönemi mimarisine ait pek çok cami, han, hamam ve ticari merkez ile de önemini korumuş.

Bursa ve Cumalıkızık

Ailemle Bursa’ya sık sık giderim. Bursa İskender Kebabı yemeyi, Uludağ’da kayak yapmayı çok severim. Şimdi size UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde olan Bursa ve Cumalıkızık’ı anlatacağım.

cumalikizik unesco sertifikasi Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Bursa ve Cumalıkızık için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti olan Bursa ile aynı dönemde “Osmanlı Vakıf Köyü” olarak kurulan Cumalıkızık, 2014 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş. “Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu” Dünya Miras Alanı, Orhangazi Külliyesi ve çevresini içine alan Hanlar Bölgesi, Hüdavendigar (I. Murad) Külliyesi, Yıldırım (I. Bayezid) Külliyesi, Yeşil (I. Mehmed) Külliye, Muradiye (II. Murad) Külliyesi ve Cumalıkızık Köyü olmak üzere altı yerden oluşuyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk başkenti olarak kurulan Bursa’daki büyük hanlar, bedesten ve çarşılar şehrin tarih boyunca sahip olduğu önemli ticari rolü gösteriyormuş. Hanlar Bölgesi, 14. yüzyıldan bu yana kent ekonomisinin kalbi olmuş. Erken dönem Osmanlı kentine nadir bir örnek olan Bursa’nın kentleşme modeli, daha sonra kurulan Osmanlı-Türk şehirlerine de örnek olmuş. Cumalıkızık Köyü ve çevresindeki diğer vakıf köylerinin, başkent Bursa’nın kent merkezindeki hanlar ve külliyelerle ekonomik ilişkileri, Osmanlı’nın bütün kurumlarıyla bir beylikten imparatorluk haline dönüşmesine önemli bir katkı sağlamış. Bursa ve Cumalıkızık, bugün hala yaşayan ticari kültürü ve kente oldukça yakın kırsal yaşamın devamlılığı ile birlikte erken dönem Osmanlı kent kültürü ve yaşam şekline de iyi bir örnek olarak gösteriliyormuş.

Çatalhöyük - Konya

Geçtiğimiz yıl aralık ayında dolu dolu bir hafta sonu geçirdiğimiz Konya tatilimiz çok güzeldi. “Şeb-i Arus Mevlana’yı Anma Haftası” etkinlikleri sebebiyle babam bu tarihi seçti. Konya’daki Kelebekler Bahçesi’ne bayıldım. Renk renk kelebeklerin fotoğraflarını çektim. Burada çok büyük bir alanda binlerce harika kelebek görebilirsiniz. Ayrıca Sille Köyü’nü gezdik ve dönüş yolumuzda UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Çatalhöyük’e uğradık. konya ani foto Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
catalhoyuk unesco sertifikasi Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Çatalhöyük için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Konya sınırları içindeki Çatalhöyük Neolitik Alanı, 9.500 yıllık tarihi ile dünyanın en önemli arkeolojik alanlarından biriymiş ve 2012 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dâhil olmuş. Çatalhöyük, insanlığın avcı toplayıcılıktan, ilk kent modeline geçiş aşamasını temsil ediyormuş. Yaklaşık 8.000 insanı barındırmış olan bu neolitik alandaki yapıların en önemli özelliği, bir ailenin evdeki yaşam süresi bittiğinde evin toprakla doldurulup üzerine yenisinin yapılmasıymış. Yeni evlerin sürekli yapılması ile günümüzde 21 metre yüksekliğe sahip höyük oluşmuş ve höyükte 18 yapı katı açığa çıkarılmış. Eve damda açılan bir delikten, merdivenle giriliyormuş ve evler birbirlerine sırt vermiş gibi tamamen bitişik olarak inşa edilmiş. Evlerdeki resimler, kabartmalar, heykeller ve kil mühürler Çatalhöyük insanlarının aynı zamanda yoğun biçimde sanatla uğraştıklarını gösteriyor.

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

3

Efes Antik Kenti - İzmir

Okullar kapanır kapanmaz babaannemin ve dedemin Ege’deki yazlığına gitmek üzere yola çıktık. Yazlığa yerleştikten sonra ertesi gün hava kapalı olduğundan babam, “Bugün Efes’i gezmek için harika bir gün” dedi. Kısa süreli yaz yağmurunda, sırılsıklam Efes Antik Kenti’ni gezdik. Kütüphanede ve antik tiyatroda çok güzel fotoğraflar çekildik. efes alya Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
efes Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Efes Antik Kenti için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Efes Antik Kenti, 2015 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiş. Doğu ile batı arasındaki bir liman kenti olan İzmir Efes Antik Kent tarihi, M.Ö. 8600 yılına kadar uzanıyormuş. Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için çok önemli bir bölgeymiş. Romalılar, Bizans İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve pek çok Anadolu beyliklerine ev sahipliği yapmış. Liman kenti olması sebebiyle tarihteki önemli ticaret yollarının üzerinde bulunması ve sahip olduğu verimli topraklar burayı önemli bir konuma taşımış.

Efes Antik Kenti içinde görülecek birçok önemli yer var

  • Artemis Tapınağı; Dünya üzerindeki ilk mermer tapınak olarak biliniyormuş.
  • Celsus Kütüphanesi; Romalılar döneminde inşa edilen Celsus Kütüphanesi, Antik Çağın üçüncü büyük kütüphanesiymiş.
  • Antik Tiyatro; Dünyanın en büyük antik tiyatrosu kabul edilen Efes Antik Tiyatrosu, inşa edildiği dönemde gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapmış.
  • Agora Meydanı; Şehrin toplanma ve miting alanıymış.
  • Domitian Tapınağı; Roma İmparatoru Domitian adına yapıldığı ve daha sonra manastır olarak kullanılmaya başlandığı biliniyormuş. Kuretler Caddesi ve Herakles Kapısı Efes Antik Kenti’nde görülecek diğer yerlerden.

Divriği Ulu Cami ve Darüşşifası - Sivas

Nisan ara tatili, Ramazan Bayramı ile birleşince annem ve babamla Unesco Dünya Mirası listesindeki eserlerin peşine düşüp 9 günlük tatil yaptık. Bu tatilin 3 gecesini geçirdiğimiz Kapadokya’yı daha önce anlatmıştım. Bu tatilde bir gecemizi de Sivas’ta geçirdik. Sivas’ta Atatürk Kongre Müzesi’ni gezdik. Atatürk’ün Sivas Kongresi’nde 3 ay süresince kullandığı bu binada, Sivas Kongresi’nin yapıldığı oda ve Atatürk’ün kişisel odası gezilebilir. Kongre çalışmaları ve alınan kararlar çok güzel sergilenmiş. Ertesi gün Sivas’ın ilçesi olan Divriği’deki Ulu Camii ve Darüşşifası’na gittik ama restorasyon yapıldığı için içini maalesef gezemedik. Belki sonra tekrar geliriz. Kapıdaki amca, bize güneşin, günün değişik saatlerinde kadın ve erkek figürleri gölgesi oluşturduğunu anlattı. Bu bilgiyi çok ilginç buldum.

divrigi Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Divriği Ulu Cami için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

İslam mimarisinin bu başyapıtları; iki kubbeli türbeye sahip bir cami ve ona bitişik bir hastaneden oluşuyor. Yapılar, mimari özelliklerinin yanı sıra, sergiledikleri zengin Anadolu geleneksel taş işçiliği örnekleriyle 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmiş. Anadolu Selçuklu Devleti’ne bağlı Mengücek Beyliği döneminde inşa edilmiş. Ulu Cami, Süleyman Şah’ın oğlu Ahmet Şah tarafından; Darüşşifa ise eşi Melike Turan Melek tarafından yaptırılmış. 1228 yılında başlanıp 1243 tarihinde tamamlanan yapı baş mimar Ahlatlı Hürrem Şah tarafından yaptırılmış. Ulu Cami ve Darüşşifa, dıştan yalın bir mimari görünüme sahip.

Ancak Darüşşifa Taç Kapısı, Cami Kuzey Taç Kapısı, Cami Batı Taç Kapısı ve Şah Mahfili Taç Kapısı’nın her biri birbirinden farklı eşsiz bezemeleri ile göz kamaştıran birer mimarlık ve mühendislik harikası gibiler. Taşın adeta bir dantel gibi işlendiği bu eserde üç boyutlu, asimetrik, bitkisel ve geometrik figürler heykele benzer kabartma tekniğinde işlenmiş. Bu eserin çok farklı bir özelliği de var. Uzaktan baktığınız zaman simetrik gibi düşünülen on binlerce motifin, aslında asimetrik ve birbirini tekrar etmediğini görüyorsunuz.

Camiiye bitişik olarak inşa edilen iki katlı, avlulu ve eyvanlı bir yapı olan Darüşşifa ise hastaların su sesi ile sağlıklarına kavuştuğu bir hastane olarak benzersiz özelliklere sahip.

Afrodisias Antik Kenti - Aydın

Okullar kapanır kapanmaz babaannemin ve dedemin Ege’deki yazlığına gitmek üzere yola çıktığımızdan bahsetmiştim. Yol üstünde, Aydın’ın Karacasu ilçesindeki Afrodisias’ı gezdik. Müzedeki heykellerle fotoğraf çekilmekten, antik tiyatroda anneme dans gösterisi yapmaktan ve antik kentin girişinde yeni doğmuş köpek yavrularını sevmekten çok keyif aldım.

afrodisyas Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Afrodisias Antik Kentiiçin UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

2017 yılında UNESCO Dünya Tarihi mirasına kabul edilmiş olan Afrodisias, 1958 yılında fotoğrafçı Ara Güler tarafından tesadüfen bulunmuş ve adını, mitolojide yer alan aşk ve güzellik tanrıçası olarak bilinen Afrodit’ten almış. Yerleşim tarihi MÖ 5.bin yıl ortalarına kadar uzanan Afrodisias, geçmişten günümüze çok dikkatli bir şekilde korunarak olarak gelmiş. Kentin en büyük zenginlik kaynağı şehrin kuzeyinde yer alan mermer ocaklarıymış. Afrodisias’ın arkeolojik önemi, Geç Helenistik dönemden Roma ve Bizans dönemlerine kadar süren mermerden inşa edilmiş yapıların, kabartma ve yazıtların çok iyi korunmuş olmasından geliyormuş. Afrodisias, MS 1.-5. yüzyıllar arasında bütün Akdeniz dünyasında büyük üne kavuşan heykeltıraşlar yetiştirmiş. Afrodisias Arkeolojik Alanı’nda gezilecek yerler arasında Afrodit Tapınağı, Tetrapylon, Antik Tiyatro, Stadyum, Tetrastoon, Piskoposluk Sarayı, Tiyatro Hamamı ve müze bulunuyor. Afrodisias Müzesi’nde eserlerin çoğunluğunu heykellerden oluşuyor.

Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri

Henüz Diyarbakır’a gitmedim ama okuduğum kadarıyla öğrendiklerimi sizinle de paylaşmak istiyorum.
diyarbakir kalesi Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Diyarbakır Kalesi için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı; Diyarbakır Surları ve Hevsel Bahçeleri olmak üzere iki ana bileşenden oluşuyormuş. 2015 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine dahil edilmiş. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri, kültürel ve doğal güzellikleriyle gerek dünya gerekse de ülkemiz için eşsiz bir miras özelliğine sahipmiş. Kalenin ilk yapısından günümüze pek az kalıntı ulaşmış olsa bile surları ve burçları ile Diyarbakır Kalesi, 7 bin yıldır özgün kültürel ve tarihi yapısını koruyormuş. Hevsel Bahçeleri, bahçe kültürünün çok önemli olduğu bir coğrafyada yer alan tarihi boyunca halkın kullanımına açık sivil bir bahçe olarak önemli bir değer. 30’dan fazla uygarlığın izlerini taşıyan bu bölge, 8 bin yıl gibi çok uzun süredir bahçe olarak var olmasıyla, tarımsal değerinin dışında, kültürel ve tarihi olarak da özgün bir yere sahip.

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

2

Merhaba arkadaşlar, benim adım Alya. Bir önceki sayıda sizlere UNESCO Dünya Mirası’nı ve Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bazı yerleri anlatmıştım. Bu sayıda da yine babamın drone ile çekip, 26 kareyi birleştirerek oluşturduğu 360 derece dairesel panorama fotoğrafları ile sizlere ülkemizdeki UNESCO Dünya Mirası’ndaki yerleri tanıtmaya devam ediyorum.

Göreme Milli Parkı ve Kapadokya - Nevşehir

Nisan ara tatili, Bayram tatili ile birleşince annem ve babamla UNESCO Dünya Mirası listesindeki eserlerin peşine düşüp 9 günlük tatil yaptık. 3 gece konakladığımız Kapadokya’yı çok sevdim. Sabah 5’te kalkmakta zorlansam da Aşıklar Vadisi’nde balonları izlemeye bayıldım. Ihlara Vadisi’nde 7 kilometre yürümek çok keyifliydi. Kapadokya gezimizde Göreme Açık Hava Müzesi, Üç Güzeller, Karain Köyü’nü ziyaret ettik ve bol bol fotoğraf çektik. Bunların dışında Avanos’ta çamurdan kalemlik yaptım. Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak Yeraltı şehirlerini gezerken annem ve babam iki büklüm oldular. Ben küçük olduğum için rahat rahat gezdim ve çok eğlendim.
goreme sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Göreme için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

Göreme Milli Parkı ve Kapadokya 1985 yılında;
1. Göreme Milli Parkı,
2. Derinkuyu Yeraltı Şehri,
3. Kaymaklı Yeraltı Şehri,
4. Karlık (Karanlık) Kilisesi,
5. Aziz Theodore Kilisesi,
6. Karain Güvercinlikleri
7. Soğanlı Arkeolojik Alanı olarak yedi bölüm halinde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiş.

Kapadokya, doğa ve tarihin çok özel bir şekilde birleştiği bir bölge. Buradaki peribacaları; 3 volkanik yanardağın (Erciyes Dağı, Hasan Dağı ve Melendiz Dağı) patlaması ile yayılan lav ve küllerden oluşan tabakaların, yağmur ve rüzgâr tarafından aşınmasıyla ortaya çıkmışlar ve çok özel bir görünüme sahipler. Doğa olayları, kayaların bu özel şekilleri almasını sağlarken tarihi süreçte insanlar da kayaların içine yerleşim yerleri ve ibadet yerleri oymuşlar. Bu yerleri fresklerle süsleyerek binlerce yıllık medeniyetlerin günümüze ulaşmasını sağlamışlar. Kapadokya, Roma dönemi ve sonrasında Hristiyanlık dininin yayılmasında önemli bir merkez olmuş. Göreme Açık Hava Müzesi ve Ihlara Vadisi’nde o dönemin izlerini görebilirsiniz.

Ayrıca Ürgüp, 3 Güzeller, Uçhisar Kalesi ve Ihlara Vadisi de görülmeye değer yerlerden.

Safranbolu - Karabük

Geçen sayıda şubat tatilinde Çankırı’ya gittiğimizi ve ziyaret ettiğimiz Hattuşaş’ı anlatmıştım. Şimdi de bir diğer durağımız olan Safranbolu’yu anlatmak istiyorum. Öncelikle Safranbolu’nun harika lokumlarını tatmanızı tavsiye ederim. Safranbolu ismini, bölgede yetişen ve nadir bir bitki olan safrandan almış. Lokumların safranlı olanları da var. Safranbolu ile ilgili diğer çok güzel anım da ters evi gezmek ve çektiğimiz fotoğraflarla ailemi şaşırtmak oldu. Anneannem nasıl ters durduğumu hala anlayamadı sanırım.

safranbolu sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Safranbolu için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Karabük iline bağlı Safranbolu ilçesi, 18. ve 19. yüzyıl Osmanlı kent yaşamının ve tarihi dokusunun günümüze kadar korunarak geldiği özel bir yer. Konak görünümlü evleri, çeşme, köprü, han, hamam, türbe ve kaya mezarları ile bütünü sit alanı ilan edilmiş olan Safranbolu, UNESCO tarafından 1994’te Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Taş, ahşap ve kiremitten yapılmış olan geleneksel Türk mimarisi tarzındaki Safranbolu evleri genellikle üç katlı, 6-8 odalı, doğaya ve komşulara saygılı ve mükemmel mimarlık örnekleri sergiliyor. Safranbolu’daki 2.000 adet Türk evinin 800’ü koruma altındaymış. Geleneksel Türk evleri dışında, Cinci Hanı ve Hamamı, Köprülü Mehmet Paşa Camii, İzzet Mehmet Paşa Camii ve İncekaya Su Kemeri’ni ailece hepimiz çok beğendik.

Truva - Çanakkale

Babaannem, dedem ve amcam İzmir’de yaşadığı için sık sık İstanbul’dan İzmir’e gideriz. Vaktimiz olduğunda Çanakkale’ye uğrar, Truva’yı gezeriz. Bu yolda vapura binip martıları beslemeyi çok severim.
truva sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Truva için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Truva (Troya) Antik Kenti, UNESCO Dünya Miras Listesi’ne 1998 yılında girmiş. MÖ 3.000 yılına kadar uzanan tarihi geçmişi ile dünyanın en ünlü arkeolojik alanlarından biri olan kent, Çanakkale il sınırları içinde yer alıyor. Dünyanın ilk güzellik yarışması burada yapılmış, tarihteki ünlü Truva Savaşı da burada yaşanmış ve böylece Truva atı efsanesi burada hayat bulmuş. Hatta Yunan edebiyatının temelini oluşturan Homeros’un ünlü Iliada ve Odysseia destanı da burada doğmuş. Truva’da, 1871 yılından itibaren yapılan kazılar, kentin tarihi boyunca defalarca kurulup yıkıldığını ortaya koymuş. Dokuz kent katmanının yanında kırk iki yapı katı ortaya çıkarılmış. Daha sonraki yıllarda devam eden kazılar sonucu, tiyatro, hamamlar, çeşitli buluntular ile son derece gelişmiş bir kanalizasyon sistemi ve yapı temellerine de ulaşılmış.

Selimiye Camii - Edirne

Hem İstanbul’a yakın olduğu için hem de çok eğlenceli festivaller düzenledikleri için babamla birlikte Edirne’ye 3 kez gittim. Ciğeri meşhurmuş ama ben köftesini daha çok seviyorum. Tren garındaki heykellere bayılıyorum. Çikolata, Lavanta ve Kabak Festivali’ne gittik. Çikolata Festivali’nde çikolata yaptım, Lavanta Festivali’nde kocaman bir tuvali boyadım. Her gittiğimizde Selimiye Camii’ni gezdik, şimdi size bu camiyi tanıtmak istiyorum.
selimiye sertifika Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Selimiye Camisi için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’dan önce başkenti olan Edirne’deki Selimiye Camii ve Külliyesi, 2011 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne dahil edilmiş. Selimiye Camii; 999 penceresi, dört zarif minaresi ve muhteşem kubbesi ile Edirne’nin her yerinden tüm ihtişamı ile görülebiliyor. Bu eşsiz yapı, dünya tarihinin ünlü mimarlarından birisi olan Mimar Sinan’ın eseriymiş. Döneminin ve sonraki zamanların en muhteşem eseri olan camii, Mimar Sinan “ustalık eserim” olarak tanımlamış. Camiinin ibadete açılması II. Selim vefat ettikten sonra olmuş ve Sultan II. Selim camiinin tamamlanışını görememiş.

Türkiye’deki UNESCO Dünya Mirası Alanları

1

Merhaba, benim adım Alya, 9 yaşındayım, ilkokul 3.sınıftayım. Benim babam bir seyahat sever. Dünyayı ve ülkemizi geziyor, çok güzel fotoğraflar çekiyor. Ben de okulumun olmadığı zamanlarda onunla birlikte geziyorum ve çok eğleniyorum. Babam, gezerken ve fotoğraf çekerken kendine hedef koymayı seviyor. Şimdiden 94 ülkeye gitti ve en az dünyadaki 100 ülkeyi görmeyi hedefliyor. Babamın drone ile çekip, 26 kareyi birleştirerek oluşturduğu 360 derece dairesel panorama fotoğrafları ile birlikte, sizlere bu yerleri tanıtmak istiyorum. Bu fotoğrafları döndürerek her açıdan bakabilirsiniz. Umarım siz de bu özel yerleri görme fırsatı bulursunuz. Gelin, öncelikle size “UNESCO Dünya mirası nedir” onu anlatayım.
unesco logo Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
cocuk eller Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6

UNESCO (United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization) Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü eğitim, sanat, bilim ve kültür alanlarında uluslararası iş birliği yoluyla dünya barışını ve güvenliğini koruma amacı olan bir kurum.

Belirli şartları sağlayan özel kültürel veya fiziksel öneme sahip yerlere, UNESCO tarafından “UNESCO Dünya Mirası” adı veriliyor. Bu yerler, eski zamanlarda insanların yaşadığı bir şehir, anıt gibi tarihi bir mekan ya da dağ veya göl gibi doğal güzellik olabiliyor. Bu liste, 21 UNESCO üyesi ülkenin oluşturduğu Dünya Miras Komitesi tarafından güncelleniyor. Aday gösterilen yerlerin bazı kriterleri sağlaması gerekiyor. Örneğin, benzersiz bir yaratıcılık eseri, yok olmuş bir uygarlık, insanlık tarihinin belli bir dönemini temsil eden bir mimari eser olabilir. Ya da eşsiz bir güzelliğe sahip bir doğa harikası, dünyanın doğal tarihine ilişkin bilgiler veren bir alan olabilir. 2021 yılı itibarıyla UNESCO Dünya Mirası listesinde 1.154 alan listelenmiş ve İtalya sahip olduğu 58 Dünya Mirası ile ilk sırada yer alıyor.  Ardından Çin (56), Almanya (51), Fransa (49), İspanya (49) geliyor. Türkiye’de ise 19 yer listede yer alıyor. Ayrıca geçici listede Türkiye’den 84 eser bekleniyor. Haydi, gelin şimdi bu güzellikleri birlikte keşfedelim.

bilgisayar Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6

Resme tıklayarak etkileşimli Dünya haritasından tüm ülkelerdeki eserleri bulabilirsiniz.

İstanbul’un Tarihî Alanları

Ülkemizdeki UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan 19 eserin tanıtımına “İstanbul’un Tarihi Alanları” ile başlıyorum. İstanbul’da yaşadığım için bu tarihi eserleri birkaç kez ziyaret etme fırsatım oldu. Ayrıca annem ve anneannem İstanbul Üniversitesi’nden mezun olduklarından dolayı onlarla birlikte yılda iki üç kez oraya gidiyorum. Onlar eski günleri konuşuyor, ben de Sultanahmet Meydanı’nda koşturuyorum.
unesco ist Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
İstanbul için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

1. Sultanahmet Arkeolojik Koruma Alanı

Bu tarihi alanda Ayasofya, Sultanahmet Camii, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Alman Çeşmesi, Dikilitaş, Yılanlı Sütun ve birçok müze bulunuyor. Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik etmiş olan İstanbul’un bu tarihi mekanının Unesco Dünya Mirası listesine girmesi hiç şaşırtıcı değil.

2. Süleymaniye Camii ve Çevresi Koruma Alanı

Süleymaniye Dünya Miras Alanı, Haliç’i gören bir tepe üzerinde Süleymaniye, Vefa, Vezneciler semtlerini kapsıyor. Mimar Sinan tarafından, Osmanlı İmparatorluğu’nu yöneten 39 padişahtan en uzun süre tahtta kalan Kanuni Sultan Süleyman’ın tahta çıkışının 30. yılı şerefine yapılmış. Ayrıca, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mehmed için Mimar Sinan’a yaptırdığı Şehzade Camii ve şehrin en eski su kemeri olan Bozdoğan Kemeri de bu alanda yer alıyor.

3. Zeyrek Camii (Pantokrator Kilisesi) ve Çevresi Koruma Alanı

Atatürk Bulvarı’nın batısında ve Haliç’i gören bir yamaç üzerinde yer alan Zeyrek Dünya Miras Alanı’nda Zeyrek Camii (Pantokrator Manastırı) ve çevresindeki sokaklar yer alıyor.

Alanda özellikle buraya ismini veren Zeyrek Camii (Pantokrator Manastırı) İstanbul’daki en büyük ve en eski Bizans Dönemi yapılarından biri. Burası Ayasofya’dan sonraki en büyük Bizans dini eseri olup, İstanbul’un fethinden sonra camiiye çevrilen ilk kilise olarak biliniyor. Bu alanda ayrıca Barbaros Hayrettin Paşa Hamamı, Haydar Paşa Medresesi, Zembilli Ali Efendi Sıbyan Mektebi ve mezarı gibi alanın geneline yayılan pek çok tarihi eser bulunuyor.

4. İstanbul Kara Surları Dünya Miras Alanı

Günümüzde Avrupa’da ayakta kalan en uzun ve en eski savunma sistemi olan Kara Surları, tarihi ve mimari açıdan önemli bir yere sahip. Yaklaşık 7 kilometre boyunca uzanan Kara Surları, İstanbul surlarının günümüze kadar devamlılığını en fazla korumuş olan bölümünü oluşturuyor. Surların üzerinde Yedikule Kapısı, Belgrad Kapısı, Silivri Kapı, Mevlana Kapı bulunuyor. Topkapı, Sulukule Kapı, Edirnekapı ve Eğrikapı günümüzde hala kullanılıyor. Tarihi eserlerden biri olan Yedikule Zindanları da bu surlar üzerinde yer alıyor.

Hattuşaş: Hitit (Eti) Başkenti - Çorum

Şubat tatilinde ailemle birlikte Hitit uygarlığını ziyaret ettik. İstanbul’dan yola çıkıp, Çankırı’da konakladığımız tatilimizin ikinci gününde Hattuşaş’ı gezdik. Gelin size babamın fotoğraflarıyla birlikte burayı da tanıtayım.
unesco hattusa Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Hattuşaş için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)

1986 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan Hattuşa, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olarak Anadolu’da yüzyıllar boyu çok önemli bir merkez olmuş. Çorum’un 82 kilometre güneybatısındaki Boğazkale ilçesinde bulunuyor. Günümüzden yaklaşık 3.500 yıl önce kurulan Hitit İmparatorluğu, bıraktığı mimarlık ve sanat eserleriyle Anadolu’nun tarihine dair çok önemli bilgiler veriyor. Burada tapınaklar, kraliyet konutları ve surları gezebilirsiniz. Şehrin bu kadar geniş bir araziye yayılmış olması Hitit İmparatorluğunun ne kadar kudretli olduğunu gösteriyor. Şehir içinde yaya olarak da gezebilirsiniz ancak çok büyük bir alanı kapladığından yürümek zor olabilir.

Gelelim Aslanlı Kapı’ya… Kralın bölgeye giriş noktalarından birisi de bu kapı. Aslanlı kapının iki yanına yerleştirilmiş olan aslan motifleri Hitit taş işçiliğinin en güzel örneklerindendir. Bu eşsiz motifleri mutlaka görmelisiniz.

Pamukkale ve Hierapolis Millî Parkı - Denizli

Pamukkale ve Hierapolis Milli Parkı, 1988 yılında hem kültürel, hem doğal miras olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş. Pamukkale, Türkiye’nin güney batısında Denizli ilinde yer alıyor. Pamuksu görüntüsü ile benzersiz bir yapıya sahip olan Pamukkale bembeyaz terasları, kaplıcaları ve travertenleriyle ünlü. Traverten çeşitli nedenlere ve ortamlara bağlı, kimyasal reaksiyon sonucu çökelme ile oluşuyor. Kalsiyum oksit içerikli suyuyla dönemin terapi ve sağlık merkezlerinden biri olmuş. Çünkü sularının birçok hastalığa iyi geldiği düşünülüyor.

Hierapolis ise yine bu bölgede yer alan bir antik kent. Denizli’nin 18 kilometre kuzeyinde yer alan Hierapolis Antik Kenti’nin “Kutsal Kent” olarak adlandırılması, kentte bilinen birçok tapınak ve diğer dinsel yapının varlığından kaynaklanıyor. Kalıntıların büyük bölümü Roma döneminden kalmış.

unesco pamukkale Türkiye’deki UNESCO Alanları – 6
Pamukkale için UNESCO sertifikası
(Büyütmek için resme tıklayın)
Günümüzde artık birçok ürünün dünyanın çeşitli yerlerinden gelmesine alıştık. Bir dükkâna girdiğimizde beğendiğimiz bir oyuncağın ya da bir elbisenin başka bir ülkede üretildiğini gösteren etiketine rastlayabiliyoruz. Peki, sofralarımızdan hiç eksik olmayan domatesin anavatanının çok uzaklarda olduğunu ve sofralarımıza gelebilmesinin çok ilginç gelişmelerin sonucunda mümkün olabildiğini biliyor muydunuz? Ama domatese gelmeden önce tarihte kısa bir yolculuğa çıkalım.
Gezegenimizin yaklaşık 4,5 milyar yıllık geçmişiyle karşılaştırıldığında insanlık tarihi kuşkusuz pek kısa kalıyor. Şunun şurasında birkaç milyon yıl öncesine dayanan geçmişimiz boyunca birçok dönüm noktasından geçtik. Yaşamımızı kolaylaştıran ilk aletleri 2,5 milyon yıl kadar önce kullanmaya başladık. 800 bin yıl kadar önce ateş yaşamımıza girdi. Yazının bulunmasından çok önce, Taş Devri’nin sonlarında yaşanan buzul çağı sırasında mağara duvarlarına resimler yapmaya başladık. Yazının bulunuşu, tekerleğin icadı, madenlerin kullanılmaya başlanması gibi birçok önemli gelişme oldu. Ancak bunlardan önce, buzul çağının ardından insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri yaşandı: Bitki ve hayvanları evcilleştirmeye, tarım yapmaya ve yerleşik yaşama geçmeye başladık.
yiyecek
Yazının kullanılmaya başlanmasından önceki dönemlerin bilgilerine ulaşmamızın bir yolu, o dönemlerde tüketilen besin maddelerinin incelenmesidir. İnsanların yediği yiyecekler günlük yaşam, alışkanlıklar ve çevresel koşullara ilişkin önemli bilgiler verir. Antropoloji ve arkeoloji, geçmişte insanların nasıl yaşadığını öğrenmemizi ve anlamamızı sağlayan bilim dallarıdır. Bunlardan elde edilen bilgilere göre Neolitik Dönem’e (Yeni Taş Devri ya da Cilalı Taş Devri) kadar insanlar göçebe, avcı-toplayıcı bir yaşam sürmüşler. Bu dönemde yaşayanlar av hayvanlarının etleriyle ve doğada yetişen meyve ve sebzelerle beslenmişler. Doğada kendiliğinden yetişen yabani buğdaygilleri toplamış ve kullanmışlar.
yiyecek

Daha büyük, daha verimli

Evcilleştirme, bazı bitki ve hayvanların insanın tercihleri doğrultusunda geçirdiği biyolojik bir süreçtir. Evcilleşen türler insana bağımlı duruma gelir. Doğal ortamda yaşama becerilerini yitirirler. Bu nedenle evcil hayvan ve bitkilerin görünüşleri, doğadaki benzerlerinden farklıdır. Yabani örneklerine göre evcilleştirilmiş bitkilerin daha büyük tohumları, meyveleri ya da yumru kökleri olur. Buğdaygiller, baklagiller ve patlıcangiller hızlı büyür ve kolay saklanır. İlk evcilleştirilen hayvanlar da tıpkı bitkilerde olduğu gibi insanlara bazı avantajlar sağlayan türler arasından seçilmişti. Evcilleşmiş hayvanlar yabani benzerlerine göre daha çok süt, et ve yün veriyorlardı.
yiyecek
Teosinte
modern misir Yiyeceklerin Yolculuğu
Modern mısır
Mısırın, teosinte adlı bitkiden evcilleştirildiği tahmin ediliyor. İlk evcilleştirildiği dönemden bugüne gelene kadar mısırın boyutları çok büyümüştür.

Bereketli Hilâl

Tarıma geçişin ilk örneklerine, günümüzden 12 bin yıl ile 14 bin 500 önce Bereketli Hilâl’de rastlanır. Tarihçiler Zagros Dağları’nın batısındaki vadi ve yamaçlarla Kuzey Mezopotamya’nın dağlık kesimleri ve Anadolu yaylasının güneyinden oluşan bölgeye “Bereketli Hilâl” der. Evcil bitkiler günümüzden 11-12 bin yıl önce ve evcil hayvanlar da yaklaşık 10 bin yıl önce bu bölgede görülmeye başlandı. Dünya’nın başka hiçbir yerinde bu kadar erken bir dönemde evcilleştirme örneklerine rastlanmaz. Amerika kıtalarındaysa Meksika ve Kuzey Peru’da rastlanan evcil kabak örnekleri 9-10 bin yıllık.
yiyecek
Bereketli Hilâl, 18 bin yıl önce buzul çağının zirvesinin yaşandığı dönemlerde günümüzden 6-8 derece daha soğuk ve daha kuraktı. Zaman içinde sıcak ve kurak yazları, yağışlı ve serin kışları ile bildiğimiz Akdeniz iklimi ortaya çıktı. İklimde yaşanan bu dönüşüm, Bereketli Hilâl’in bitki örtüsünü çok değiştirdi. Özellikle buğday ve arpa gibi kurak yazlara uyum sağlayabilen büyük tohumlu, küçük, bir yıllık bitkiler ortaya çıktı. Toplanmasının ve saklanmasının kolay olması, yaygın olarak bulunması ve proteince zengin olması nedeniyle buğday ve arpa evcilleştirilen ilk bitkilerden oldu. İnsanların ilk evcilleştirdiği koyun, keçi, domuz ve bazı büyükbaş hayvanlar ile yabani buğdaygillerin doğal yaşam alanları 600-900 metre rakımlı bu topraklardı.
Meyve ve sebzelerin dünyaya dokuz ayrı bölgeden yayıldığı kabul ediliyor:
dunya gida nolu Yiyeceklerin Yolculuğu
  1. Çin
  2. Hindistan
  3. Çinhindi ve Malay takımadaları Güneydoğu Asya (Kuzeybatı Hindistan)
  4. Afganistan, Tacikistan, Özbekistan ve Tanrı Dağları’nın batısı
  5. Yakın Doğu (Anadolu, Kafkasya, İran ve Türkmenistan platoları)
  6. Akdeniz kıyıları
  7. Afrika (Etiyopya, Eritre ve Somali’nin bir bölümü)
  8. Güney Meksika ve Orta Amerika
  9. Güney Amerika (a- Peru, Ekvador, Bolivya; b- Güney Şili; c- Brezilya, Paraguay)
Dünyada artan nüfus yiyeceklerin anavatanları dışında da gittikçe daha çok yetiştirilip tüketilmesine neden oldu. Tüccarlar ve kâşifler dünyanın dört bir yanına dağıldılar. Deniz yollarının kullanılmaya başlanması yeni tohumların da taşınmasını sağladı. Geniş alanlara yayılan devletler ve imparatorluklar da meyve ve sebzelerin yer değiştirmesinde çok etkili oldu. Örneğin Roma İmparatorluğu’nda sebze ve meyveler çok geniş bir alan içinde yer değiştiriyordu. Avrupa kökenli olmayan birçok sebze ve meyve, Roma İmparatorluğu aracılığıyla Avrupa’ya ve İngiltere’ye yayıldı. Eski Mısır ve Yunan uygarlıklarının da bu süreçte büyük payları oldu. Bir başka önemli etken, Arapların 8. yüzyıldan itibaren Avrupa’ya geçişiydi. Çin, Hindistan ve İran üzerinden Araplara ulaşan ıspanak ve patlıcan gibi sebzeler, onların eliyle Avrupa’ya taşındı. Eskidünya’da gerçekleşen bu hareketler, 15. yüzyılda İspanyolların, Amerika’yı keşfiyle yeni bir boyut kazandı. O zamana kadar birbirlerine yabancı olan bu iki dünya arasında birçok ürünün alışverişi yapılmaya başlandı. Avrupa’dan çeşitli yiyecekler Yenidünya’ya taşınırken Amerika’ya özgü patates, fasulye, domates, mısır, biber, bal kabağı gibi çok yakından tanıdığımız yiyeceklerin yanı sıra, ananas ve avokado gibi tropik meyveler de Eskidünya’ya taşındı.

Bazı tarım ürünlerinin tarih içindeki yolculukları

Meyveler, sebzeler ve tahıllar bir zamanlar yalnızca ilk evcilleştirildikleri bölgelerde yetiştiriliyordu. Dünyanın değişik bölgelerinde yaşayan insanlar arasındaki ilişkiler arttıkça tarım ürünleri de doğal koşulların elverdiği her yerde yetiştirilir oldu.
Artık akıllı telefonlarla, tabletlerle ya da bilgisayarın başında herhangi bir sosyal medya sitesinde iletişim kurmak için sadece sözcükleri kullanmak zorunda değiliz. Hatta aynı dili konuşmadığımız arkadaşlarımıza bile duygularımızı istediğimiz gibi anlatabiliyoruz. Çünkü emojilerle tek bir sözcük bile kullanmadan iletişim kurmak mümkün. Üstelik çok da eğlenceli! Ancak iki-üç cümle kurarak anlatabileceğimiz bir durumu ya da duyguyu bir emoji simgesi ne de güzel anlatıyor. Tam içimizden geçtiği gibi.
chat yazilar Emojiler Her Yerde
chat yazilar mobil Emojiler Her Yerde
Bazen de neşemizi ya da sıkıntımızı kendi yüzümüzde oluşturup çektiğimiz özçekimlerle aktarıyoruz arkadaşlarımıza. Tıpkı bir zamanlar Charlie Chaplin ya da Buster Keaton’ın yaptığı gibi. Onlar sinemanın sessiz döneminin (İnanmayacaksınız ama 1929’a kadar filmlerde ses yoktu!) en önemli karakterleriydiler. Bu nedenle oyuncular duygularını abartılı jest ve mimiklerle izleyicilere aktarırlardı. Belki de onların o anlam yüklü yüzleri emojilere esin kaynağı olmuştur.
cchaplin Emojiler Her Yerde
Charlie Chaplin
Görsel kaynağı: Wikipedia
Aslında zamanda geriye doğru kısa bir yolculuğa çıkarsak, her tarihte ve kültürde insanların simgelerle iletişim kurduğunu görürüz. Bunun en güzel örneklerinden biri Anadolu’da binlerce yıldır kullanılan kilim motifleridir. Kilim motifleri yıllar boyu bilgi vermek, iletişim kurmak, duygu aktarımında bulunmak için kullanıldı. Bazı simgeler efsanelerde yer aldı, zaman içinde onlara gizli anlamlar yüklendi. Geçmişten başka bir örnek de bugün birçok yerde emojiler ile karşılaştırılan Mısır hiyeroglifleri. Emojiler kullanılan işaretler açısından hiyeroglifleri andırsalar da bize sesleniyorlar.
kilim Emojiler Her Yerde
Anadolu’da kullanılan kilim motifleri
misir hiyeroglif Emojiler Her Yerde
Mısır hiyeroglifleri
Emoji Japonca bir sözcük: Resim anlamına gelen “e” ile karakter anlamına gelen “moji” sözcüklerinin birleşiminden oluşmuş. İlk emoji 1990’lı yılların sonunda kullanılmış. Her karakterin evrensel kod standartlarına göre tanımlanmış resmi bir adı bulunuyor. İnternette bu karakterlerin adlarını, ne anlama geldiklerini ya da ne düşünülerek yaratıldıklarını okuyabileceğiniz siteler, hatta bir emojipedia bile var!
Güzel olan bir şey de hiçbir şekilde kendinizi sınırlamak zorunda olmamanız. Tanımlar ya da anlamlar kiminle, ne hakkında konuştuğunuza göre değişebiliyor. Önemli olan mesajı alan kişinin ne hakkında konuşulduğuna hakim olup bir ilişki kurabilmesi. Kullanılan dil sanki yazıştığınız arkadaşınızla yaptığınız gizli bir anlaşma tarafından yönetiliyor gibi. Bir emoji simgesi bir arkadaşınıza yazarken belli bir anlama gelirken bir başka arkadaşınıza yazarken farklı bir anlam içerebiliyor. Çok kısa süreliğine de olsa kendinizi sessiz film, Tabu ya da Pictionary oynarken buluyorsunuz. Sizi bazen zorlayabilen mesajlara siz de tüm yaratıcılığınızı ve mizah duygunuzu zorlayarak karşılık vermek istiyorsunuz. Aranızdaki iletişim, hayal gücünüzle birlikte farklı bir boyuta taşınıyor.
kucuk kiz Emojiler Her Yerde

Bugünden bakıldığında emojilerin geleceğini kestirmek olası değil. İnsanlar her geçen gün yeni emoji simgelerine gereksinim duyduklarını dile getiriyorlar. Ne var ki bugün popüler yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan bu sevimli işaretler bundan beş yıl sonra ortadan kaybolabilirler. Teknolojinin kuşaklar arasındaki farkı her geçen gün daha büyük bir hızla açtığı bir zamanda yaşıyoruz. Ardımızda bıraktığımız belgelere başvurmadan bundan on yıl öncesini bile anımsamak artık çok güç. Bu nedenle yazmak, günlük tutmak, yaşadıklarımızı öykülemek belki de hiçbir çağda bu kadar önemli olmamıştı.

yazi yazan cocuk Emojiler Her Yerde
Bugün alışverişe kim yardım ediyor? Grup çalışmasının raporunu kim yazacak? Oyuna ilk kim başlayacak? Bu tip durumlarda, karar vermede güçlük çeken kardeşler ya da arkadaşlar, yazı-tura atmak, çöp çekmek, zar atmak gibi birtakım karar oyunlarına başvurabilirler. Böylesi hem daha kolay hem de eğlencelidir. Bu karar oyunlarından biri de taş-makas-kâğıt oyunudur.
Oyunun adı sizi yanıltmasın. Taş-makas-kâğıt oynamak için elinizden ve bir oyun arkadaşından başka hiçbir şeye gereksiniminiz yok! İşte, bu nedenle bu oyun yalnız karar vermek için değil, uzun otomobil ya da tren yolculukları, sıkıcı bekleme odaları hatta spor yaparken soluklanma araları için bire birdir.
Taş Makas Kağıt

Nasıl mı oynanıyor?

Herhalde herkes bilir ama bir kez daha anlatalım. Başlangıçta iki oyuncu da eliyle taş şekli yapar. Üçe kadar sayılır ya da oyunun adı söylenir. Her sayı ya da sözcükte el, avuç içine indirilir ve dördüncü hamlede oyuncular akıllarına gelen şekli yaparlar.
Taş Makas Kağıt

Hangisi Üstün?

Oyunun kuralı olarak taş makasa, makas kâğıda, kâğıt da taşa karşı üstün gelir. Ellerle yapılan şekillerin bir hiyerarşisi vardır: Taş makası kırar, makas kâğıdı keser ve kâğıt da taşı kaplar. Her iki oyuncu da aynı şekli seçtiyse, o el berabere bitmiş demektir. Birden fazla el oynanan oyunlarda bir hedef puan belirlenir. Her eli kazanan bir puan alır ve hedef puana ilk ulaşan oyunu kazanır.
Taş Makas Kağıt
hangisi ustun mobil 2 Taş Makas Kâğıt

Taş-Makas-Kâğıt Sürüm 2.0

ABD’li Sam Kass ve arkadaşı Karen Bryla oyunun 21. yüzyıl sürümünü yaratmış. Nasıl oynandığını ünlü televizyon dizisi The Bing Bang Theory’de profesör Sheldon Cooper’dan dinlediğimiz oyuna iki şekil daha eklenmiş. Böylece her üç şekil arasında yeni döngüler oluşturulmuş. Yeni şekiller Uzay Yolu’ndan Mr. Spock selamı ile gösterilen “Spock” ve “kertenkele”. Bu yeni şekillerle bir anda oldukça karmaşık hale gelen oyunun döngüleri de şöyle: Makas kâğıdı keser, kâğıt taşı kaplar, taş kertenkeleyi ezer, kertenkele Spock’ı zehirler, Spock makası parçalar, makas kertenkelenin başını keser, kertenkele kâğıdı yer, kâğıt Spock’ı yalanlar, Spock taşı buharlaştırır, taş makası kırar.
tmk surum2 Taş Makas Kâğıt

Eğilimler ve Taktikler

Oyunla ilgili birçok değişiklik yapılmak istenmiş. Ancak Dünya Taş Makas Kâğıt Derneği standartlara sadık kalınmasından yana. Yanlış okumadınız. Evet, böyle bir dernek var! Her yıl düzenlenen uluslararası taş-makas-kâğıt turnuvaları bu dernek tarafından denetleniyor. Derneğin yıllar boyunca yaptığı gözlemlere göre oyunda şekiller rastgele seçilmiyor. Erkek oyuncular oyuna taşla, kadın oyuncularsa makasla başlama eğiliminde.

Çin’deki Zhejiang Üniversitesi’nden bilim insanlarının yaptığı bir araştırmaya göre de oyunda bir eli kazanan oyuncu bir sonraki elde de aynı şekli kullanıyor. Aynı şekilde kaybeden oyuncu da kaybettiği eldeki şekli bir sonraki elde değiştiriyor. En ilginci de değişikliklerin oyunun adındaki sıralamaya göre yapılması.

tmk cocuklar2 Taş Makas Kâğıt

Tokyo Üniversitesi Ishikawa Oku Laboratuvarı’nda taş-makas-kâğıt oynayan bir robot el üretilmiş. Bu robot el, insan rakiplerine meydan okuyor. Yüksek hızlı bir kameranın kullanıldığı robot, karşısındaki oyuncunun eliyle yapacağı şekli yaklaşık bir milisaniye öncesinde belirleyip ona üstün gelecek şekli yapabiliyor. Böylece yenilmezlik unvanını hiç kaybetmiyor.

robot el Taş Makas Kâğıt

Oyun deyip geçmeyelim!

2006 yılında ABD’nin Florida eyaletinde bir yargıç, basit bir davanın görüşüldüğü duruşma sırasında anlaşmazlığın çözülmesi için karşıt iki tarafın avukatlarından bir el, taş-makas-kâğıt oyunu oynamalarını istemiş!
cikolata bordur0 Çikolata
Çikolata sever misiniz? Bu da soru mu? Tabii ki seversiniz. Çikolata dünyada bütün çocukların (hatta bütün yetişkinlerin de) sevdiği ender yiyeceklerden biridir. Ötekiler sizce ne olabilir? Çikolata aslında çok da sağlıklı bir yiyecektir; tabii aşırı yenmediği sürece. Bir sonraki çikolatanızı yerken arkadaşlarınızı, bu eşsiz yiyecekle ilgili biraz aydınlatmak (yani biraz hava atmak) isterseniz, gelin kısa bir göz atın…
Çikolata sözcüğünün kökeni Orta Amerika yerlilerinin kakaodan yaptığı acı bir içeceğin adı olan cacahuatl sözcüğüdür.
çikolata
Çikolatanın temel maddesi kakaodur. Kakao çekirdekleri de (yani kakao tohumları) kakao ağacında yetişir.
çikolata

maya 1 Çikolata

Mayaların ve Azteklerin kakao çekirdeklerini para olarak kullandığı bilinir.

Kakao ağaçları 200 yıl kadar yaşar. Ancak ağaçlar 25 yıl kadar kullanılabilir kakao çekirdeği üretir.
çikolata

1 ağaç = 50 çikolata

1agac50cikolata2 Çikolata
1agac50cikolata mobil Çikolata
Bir kakao ağacı, her yıl 2.500 dolayında kakao çekirdeği verir. Bir kilogram çikolata için yaklaşık 800 kakao çekirdeği kullanılır. Bir başka deyişle bir ağaçtan yılda üç kilo kadar (yani 60 gramlık kare çikolatadan yalnızca 50 tane) elde edilebilir.
cikolata bordur2 Çikolata
Kakao gerçekte Amazon ormanlarına özgü bir ağaçtır. Yaklaşık 5.300 yıl önce evcilleştirilen bu ağaçlar, Orta Amerika’nın ilk uygarlıklarından Olmekler tarafından yaklaşık 4.000 yıl önce Orta Amerika’ya getirildi.
olmek kalinti Çikolata
Çikolatayı dünyaya tanıtanlar
İspanyollardır.
Çikolatanın kaynama sıcaklığı yalnızca 38 derecedir. Yani insanın beden sıcaklığından (yaklaşık 37 derece) biraz daha yüksektir. Bu nedenle de çikolata ağızda çabucak erir.
bitter cikolata 3 Çikolata
1847’ye kadar hep sıvı olarak tüketilen çikolata bu yıldan sonra “yenmeye” başlandı. Çünkü birtakım yeni malzemelerle katı kıvama getirildi.
Yapılan birçok denemenin sonunda en güzel formüllerin ortaya çıkması 1875’i buldu. Artık yoğunlaştırılmış sütle çok güzel, sert çikolatalar üretilmeye başlandı.
Beyaz çikolatada kakao yoktur. Kakao yağı, şeker ve vanilya ile üretilir.
beyaz cikolata 3 Çikolata
cikolata bordur3 Çikolata
Günümüzde dünyada sütlü, fındıklı, fıstıklı, üzümlü, karamelli ve daha birçok çeşit çikolatalardan yılda 4,5 milyon ton tüketiliyor. Bu eşsiz yiyeceği keşfeden Antik Orta Amerikalılar onun böyle yaygınlaşacağını kuşkusuz akıllarına bile getirmemişlerdir.
cikolata fabrikasi Çikolata
En büyük çikolata tüketicileri Avrupa ülkeleridir. İsviçre, Almanya ve İrlanda başta gelir.

Çikolatanın kokusu rahatlayıp gevşememize neden olur.

cikolata bordur5 Çikolata

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI