ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Sanat

Kulakları Duymayan Dâhi Müzisyen

Beethoven

İllüstrasyon: Çağlar Töngür
Klasik müzik denince akla gelen ilk üç besteci kimdir? İkisini biz söyleyelim, üçüncüyü sizden duyalım haydi: Bach, Mozart ve… Evet, tam üstüne bastınız; Beethoven! Peki, gelmiş geçmiş en ünlü bestecilerden biri olan Beethoven’ın duyma yetisini tümüyle yitirdikten sonra bile beste yaptığını söylesek, ne dersiniz? Notaları ve sesleri böylesine içselleştiren bu dâhiyi gelin daha yakından tanıyalım.

Zor Bir Çocukluk

Müzisyen bir ailenin üçüncü çocuğu olan Ludwig van Beethoven, 1770’te Almanya’nın Bonn kentinde doğdu. Babası keman ve klavye dersleri veriyordu. Annesi de bir orkestra şefinin kızıydı. Doğal olarak Beethoven’ın çocukluğu müzikle iç içe geçti. Ama biraz da zor geçti. Daha beş yaşındayken babasından müzik dersleri almaya başladı; ancak evdeki bu öğretmeni çok katı ve sertti. Ludwig’i zorla yatağından kaldırıp ders verdiği bile oluyordu.
beethoven

Beethoven’ın doğduğu Bonn’daki bu ev, günümüzde Beethoven Evi adıyla müze haline getirilmiştir.
Görsel kaynağı: Wikipedia (Sir James)

Beethoven’ın babası, bir başka çocuk dâhi Mozart’ın babasıyla çıktığı turneleri duymuş, elde ettikleri başarılardan etkilenmiş ve oğlunun da tıpkı onun gibi olmasını istemişti. Ludwig, babasının bu doğrultudaki çabalarıyla ilk konserini daha yedi yaşında verdi. Ne var ki çocuk, Mozart gibi sükse yapamadı. Sekiz yaşında başka bir müzik öğretmeninden ders almaya başladı. İlk bestesini de 13 yaşındayken yaptı.
beethoven

Beethoven’ın doğum yeri olan Bonn’daki heykeli.

Ludwig, 16 yaşına geldiğinde Viyana’ya gitti. Hayali, orada Mozart’la birlikte çalışmaktı. Ancak Viyana’ya vardıktan iki hafta sonra annesinin hastalandığını öğrenip Bonn’a geri döndü. Aynı yıl içinde annesini kaybedince kardeşlerinin sorumluluğunu üstlenip Bonn’da kalmaya karar verdi. Müzik dersleri vererek, seçkinlerin saraylarında viyola çalarak ailesinin geçimini sağlamaya çalıştı.

Viyana Yılları

Ludwig, Viyana’ya en sonunda 22 yaşındayken yani 1792’de yeniden gidebildi. Ancak Mozart’a yetişemedi; çünkü dahi müzisyen bir yıl önce ölmüştü. Orada başka bir ünlü besteciyle, Joseph Haydn’la çalışmaya başladı. Hocası kısa sürede Beethoven’ın sıra dışı yeteneğini fark etti. Beethoven önce piyanist, sonra da besteci olarak ünlendi. Birçok yerden davetler almaya ve peş peşe besteler yapmaya başladı. Bu bestelerin birçoğu kısa sürede ünlendi. Ay Işığı Sonatı gibi bazılarının sizin de kulağınıza tanıdık geleceğine eminiz.

Ay Işığı Sonatı'ndan küçük bir bölüm

Beethoven, Mozart’ı göremese ve ondan eğitim alamasa da ünlü bestecinin eserleri üzerinde çalışarak Mozart’ın tarzını ve müzikal ruhunu sürdürdü. Bu da gördüğü ilgiyi artırdı. Onu dinleyenler Beethoven’ın Mozart’ın varisi olduğunu düşünüyordu. Ancak bir müzisyenin başına gelebilecek en kötü şeylerden biri, daha otuzlu yaşlarının başındayken onu buldu: İşitme yetisini kaybetmeye başladı!

beethoven

Beethoven’ın ressam Carl Traugott Riedel tarafından 1800 yılında yapılmış bir portresi.
Görsel kaynağı: Wikipedia

“Kahramanlık” Dönemi ve İşitme Kaybı

Beethoven, başlayan işitme kaybına karşın, 1800’lü yılların başında “kahramanlık” dönemi olarak bilinen, kendi müzikal tarzını net bir şekilde ortaya koyduğu yeni bir döneme girdi. Çok sayıda yeni eser verdi. Bu sırada Avrupa’daki gelişmeleri yakından izliyor, ünlü kişiler için besteler yapıyor ya da onlar için konserler veriyordu. Ancak yaşamında yine ciddi zorluklarla karşılaşmaya başladı. Kardeşlerinden birini veremden kaybetti, duygusal ilişkilerde şansı yaver gitmedi, sağlığı bozuldu ve işitme kaybı arttı.

1814’te Beethoven son kez bir konserde çaldı. Piyanosunun başına geçti ama piyanonun akort bozukluğunu fark edemedi bile… Dinleyenler umduğunu bulamadı. Bundan sonra Beethoven bir daha hiç konser vermedi. Üç yıl sonra, 1817’de tümüyle sağır oldu. Yaşamının tam ortasında yer alan müzik, onun için notalarda kalmıştı, hiçbir şey duyamıyordu. Sağlık sorunları da arttı. Bu nedenle 1815-1819 yılları arasında müzik üretimine ara verdiği bir dönem geçirdi.

beethoven

Beethoven’ın ressam Joseph Willibrord Mähler tarafından 1815 yılında yapılmış bir portresi.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Ancak sonraki yıllarda Beethoven müziğe geri döndü. Artık hiç duyamadığı için konser veremese ya da orkestra yönetemese de beste yapmaya devam etti. Çünkü beste yapmak için sesleri duymasına gerek yoktu. Notaları ve farklı müzik aletlerinin çıkardığı sesleri zihninde canlandırabiliyordu. Hatta ölmeden bir yıl önce tamamladığı ünlü 9. Senfoni’si, tümüyle sağır olarak yaptığı bestelerden biriydi. “Neşeye Övgü” olarak da anılan, hatta Avrupa Birliği marşı olarak kabul edilen bu senfoniyi günümüzde bilmeyen neredeyse yoktur.

9. Senfoni "Neşeye Övgü"den küçük bir bölüm

Beethoven 1826’nın sonlarında Viyana’da ciddi bir hastalığa yakalandı. Ne yazık ki iyileşemedi ve 26 Mart 1857’de, 56 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Çok sevilen bestecinin, klasik müziğin başkenti diyebileceğimiz Viyana’daki cenazesine yaklaşık on bin kişi katıldı. Hatta bu büyük cenaze alayı, Stoeber’in aşağıdaki resmine bile konu oldu. Sonuçta yalnızca Avrupa değil, tüm dünya en büyük bestecilerinden birini kaybetmişti. Duymasa bile beste yapabilen bir dâhiyi…
beethoven

Görsel kaynağı: Wikipedia

Beethoven hakkında
kısa kısa…

Beethoven’ın babası oğlunu Mozart gibi “müziğin çocuk dâhisi” olarak tanıtabilmek için, yedi yaşında verdiği ilk konser öncesinde hazırladığı afişlerde onu altı yaşında diye tanıtmıştı.
cocuk beethoven Beethoven
Ressamı bilinmeyen bu tablodaki çocuğun, 13 yaşındaki Ludwig van Beethoven olduğu düşünülür.
Görsel kaynağı: Wikipedia

Beethoven hakkında
kısa kısa…

Beethoven, ünlü Alman yazar ve şair Goethe’nin bir tiyatro oyunu için müzik yapmıştı. Goethe’yi çok beğenen ve ondan övgülerle söz eden Beethoven, daha sonra onun şiirlerini de bestelemişti.
goethe Beethoven
Goethe.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Beethoven 1789’daki Fransız Devrimi sonrasında Napolyon’un demokrasi getireceğini düşünüyordu. Hatta 3. Senfoni’sini Napolyon’a adamıştı. Ancak bir süre sonra Napolyon kendini imparator ilan edince bu adamasını geri aldı.
napolyon Beethoven
Napolyon.
Görsel kaynağı: Wikipedia
Beethoven’in naaşı Viyana Zentralfriedhof Mezarlığı’na, bir başka bestecinin Schubert’in yanına gömülmüştü.
beethoven mezar Beethoven
Beethoven’ın Viyana’daki mezarı.

Siz hiç senfoni orkestrası konserine gittiniz mi? Gittiyseniz ne kadar çok sanatçı ve enstrümanın sahneye çıktığını görüp şaşırmış olmalısınız. Peki, hiç merak ettiniz mi? Senfoni orkestralarında hangi enstrümanlardan kaç tane ve neden bu kadar var? Neden belli bir düzene göre sıralanırlar? Peki, bu kadar çok sayıda enstrüman ve müzisyen nasıl uyum içinde aynı müziği çalabiliyor? İşte yanıtları…

Geçmişten günümüze orkestra

Her enstrümandan birden çok sayıda bulunan üflemeli, telli, yaylı ve vurmalı enstrüman gruplarından oluşan büyük orkestralara, senfoni orkestrası denir. Bunlar uzun ve çeşitli bölümleri olan klasik müzik parçalarını çalmak için düzenlenir. Günümüzde senfoni orkestrası denince; bir şefin yönettiği, yüze yakın enstrümanın ve sanatçının yer aldığı bir müzik topluluğu akla gelir. Ama orkestraların içerdiği enstrüman tipleri ve sayıları tarih boyunca değişmiştir. Örneğin, barok dönemde (yaklaşık 1600-1750) orkestralar daha küçüktü. Sonradan yeni enstrümanlar eklenerek büyüdü.

eski oda orkestrasi wiki Senfoni Orkestrasını Tanıyalım
18. yüzyıldan bir oda orkestrası çizimi. Görsel kaynağı: Wikipedia

Sayılarla senfoni orkestrası

Genel olarak baktığımızda bir orkestra dört ana enstrüman grubu ile arp ve piyanodan oluşur: Tahta üflemeli çalgılar, bakır üflemeli çalgılar, vurmalılar ve yaylılar. Orkestradaki enstrümanların ne zaman, hangi sesi çalacağını gösteren notaların yazıldığı “partisyon”larda da sıralama bu şekildedir. Orkestrayı oluşturan bu enstrümanların sesleri, farklı aralıkları doldurur.

Aşağıdaki görselde bunu, piyano tuşlarının soldan sağa doğru incelen sesine hangi enstrümanın sesinin denk geldiğini kolayca görebilirsiniz.

tiz bas skalasi Senfoni Orkestrasını Tanıyalım
tiz bas skalasi mobil Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Hangi enstrümandan kaç tane var? Neden bu kadar var?

Baştan şunu söyleyelim: Buradaki enstrümanların sayıları orkestranın tipine ve büyüklüğüne göre değişebilir. Ama en yaygın karşımıza çıkan sayılar bunlardır.

Yaylı Enstrümanlar

birinci kemanlar Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

1. Kemanlar: 16 tane

Yaylı enstrümanların en ince sesini verirler ve genellikle yaylı enstrümanlar içinde en melodik enstrüman grubudur.

ikinci kemanlar Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

2. Kemanlar: 14 tane

İkinci kemanlar birinci kemanların kardeşi gibidir, onun melodilerine destek verir, ikinci kemanlar olmasa birinci kemanlar çok yalnız tınlar ve dolgun bir ses çıkmaz.

viyola Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Viyola: 10 tane

Kemandan daha kalın, viyolonselden daha ince tonda bir sesi vardır. Orkestranın çok sesli armonisi içinde ihtiyaç duyulan ara sesleri verir: Kendine özgü dolgun, koyu rengiyle harika ezgiler de çalar.

cello Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Viyolonsel: 8 tane

kontrbas Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Kontrbas: 4 tane

Viyolonsel ve kontrbas da kardeş gibidirler; birbirlerini hep desteklerler. Müziğin en kalın ezgilerini onlar çalar ve bütün yaylı enstrümanlara onların sesi derinlik verir.

Tahta üflemeli enstrümanlar

Tahta üflemeli enstrümanlar genelde ikişer tane olur. Ama üçlü orkestra denen orkestralarda pikolo, korangle, basklarnet ve kontrfagot da onlara eklenir. Bunlar sırasıyla flüt, obua, klarnet ve fagotun benzeri, onlara göre daha ince ya da kalın sesli enstrümanlardır.

flut Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Flüt: 2 tane

obua Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Obua: 2 tane

klarnet Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Klarnet: 2 tane

fagot Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Fagot: 2 tane

Arp

Arp, orkestranın solo enstrümanlarındandır ve onun tınısı hemen fark edilir. Tellerinden çıkan ses bizi farklı duygulara ve düşüncelere yöneltir.

arp Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

1 ya da 2 tane

Bakır üflemeli enstrümanlar

Bakır üflemeli enstrümanların senfoni orkestrasındaki sayısı çok değişkendir. Bazen iki korno ve iki trombon olabilir; bazen de dört trompet az bile kalabilir.
korno Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Korno: 4 tane

trompet Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Trompet: 4 tane

Bakır enstrümanların en tiz seslisidir.

trombon Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Trombon: 4 tane

tuba Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Tuba: 1 tane

Vurmalılar

Vurmalılar söz konusu olunca net bir sayı vermek zordur. Her senfoni orkestrasında bu enstrümanlar olmayabilir ya da olanlara farklı enstrümanlar eklenebilir.
timpani Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Timpani: 4 tane

ucgen zil Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Üçgen: 1 tane

davul Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Davul: 1 tane

zil Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Zil: 1 tane

vibrafon Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Vibrafon: 1 tane

ksilofon Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Ksilofon: 1 tane

Nasıl sıralanırlar?

Önce şunu söyleyelim: Bir senfoni orkestrasındaki enstrümanların yerleşim düzeni hep aynı değildir! Döneme ve besteciye göre değişir. Aslında yüzyıllar içinde epey değişmiştir. Hatta kimi orkestra şefleri onları farklı yerlere koyarak birtakım “deneyler” bile yapmıştır. Yine de günümüzde değişik ülkelerde ve farklı büyüklükte orkestralarda bile az çok yerleşmiş bir oturma düzeni vardır.

Orkestra şefinin solunda birinci ve ikinci kemanlar, sağında da viyolalar, viyolonseller ve kontrbaslar yer alır. Yaylı enstrümanların hemen arkasında ve ortada soldan sağa pikolo, flüt, obua olur. Onların arkasında klarnet ve fagot gibi tiz (ince) sesli tahta üflemeli enstrümanlar vardır. Onların gerisinde, sağ ve sol arka sıralarda da trompet, trombon, korno ve tuba gibi pes (kalın) sesli bakır üflemeli enstrümanlar yer alır. Ritmi belirleyen vurmalı enstrümanlarsa orkestranın en arkasında sıralanır. Ortada timpani, sağ ve solda öteki vurmalılar olur. Arp genelde kemanların arkasında, vurmalı enstrümanların yakınında yer alır.

senfoni plan Senfoni Orkestrasını Tanıyalım
senfoni plan mobil Senfoni Orkestrasını Tanıyalım
Bu kadar kalabalık müzisyen topluluğunun uyum içinde çalabilmesi için müzisyenlerin tam karşısında yer alan bir orkestra şefi olur. Orkestra şefi elinde baget denen minik bir sopayla onlar için zamanın nabzını tutar ve bazı müzikal ifadeleri işaret eder.
maestro Senfoni Orkestrasını Tanıyalım

Neden böyle bir oturma düzeni?

Yaylılar homojen bir tınıları olması ve birbirleriyle kaynaşıp tek bir enstrüman gibi tınlamaları için yan yana ve önde olurlar. Üflemeli enstrümanlar daha parlak ve zaman zaman solist sesleri olduğu için arkada ama daha yüksekte olurlar. Orkestranın en çok ses çıkaran enstrümanları olan vurmalılar arkada ve daha yüksektedir. Timpani genellikle orkestra şefi gibi en temel ritimleri verdiği için arkada, şefin tam karşısında, sanki ikinci şefmiş gibi ortada ya da sağda durur.

Bu kadar çok enstrüman ve müzisyen, nasıl uyum içinde çalar?

Müzisyenler önlerinde duran nota sehpalarındaki partisyonlarda kendileri için yazılan partileri çaldıklarında, her biri başka bir ses çalsa da farklı melodilerin bileşiminden harika bir müzik tınlar. Bu müziği de besteci önce aklında hayal eder, sonra aklındaki melodileri müzisyenlerin çalabilmesi için kâğıda notaları aktarır. Aynı roman, şiir yazan yazar ve ozanlar gibi… Eğer harfler olmasaydı yazarın aklında yarattığı öyküleri, olayları okuyamazdık. Notalar olmasaydı, bestecinin aklındaki müziği çalamazdık ve dinleyemezdik.

Bu yazı hazırlanırken önemli katkılar sunan arp sanatçısı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuarı öğretim görevlisi İpek Mine Sonakın’a çok teşekkür ederiz.

Mimar Sinan

437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor

Süleymaniye Camisi
“Osmanlı İmparatorluğu’nun yetiştirdiği en önemli sanatçı kimdir?” diye sorsak, aklınıza ilk gelen isim hangisi olur? Kuşkusuz, Mimar Sinan… Çünkü o, hem üretken hem de çok yetenekli bir mimardı. Üstelik, Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu “Muhteşem Süleyman” çağında tam 50 yıl başmimarlık yapmıştı. Bir bölümü günümüze ulaşamayan ve bazıları Türkiye sınırları dışında kalan 477 yapı onun imzasını taşır. Gelin, bundan tam 437 yıl önce ölen ama yapıtlarıyla hâlâ yaşayan Mimar Sinan’ın yaşam öyküsüne, çocukluğundan başlayarak bakalım. Kim bilir, belki de içinizdeki mimar, Sinan’ın vereceği ilhamı bekliyordur…
mimar sinan 2 Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor

Çocuk Sinan

Kahramanımız 1490’lı yıllarda (doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor) Kayseri’nin Ağırnas Köyü’nde dünyaya gelir. Erciyes’in eteklerinde geçer çocukluğu… Derler ki bu dağın heybetinden çok etkilenmiş, bu da gelecekte yapacağı devasa camilere yansımıştır. Kayseri çevresinin doğal taş kaynakları nedeniyle, bu yörede taş ustalığı o zamanlar çok yaygındır. Sinan da genç yaşta bu zanaatı öğrenmiş olmalıdır. Yaşamına damgasını vuracak mesleği, belki de henüz çocukken prova etmeye başlamıştır. Kim bilir, arkadaşlarıyla oynarken köyün taşlarından köprüler, kemerler yapmıştır belki…

Sinan’ın yaşamının dönüm noktası, onlu yaşlarında yeniçeri ocağına seçilmesi olur. Sinan’ın yeteneği ve zekâsı, onun seçilmesini sağlamıştı. Bir yeniçeri adayı olarak sıkı bir eğitime başladı. Ardından dülgerliğe yöneldi, ustalarından inşaatlarda kullanılan yeni teknikler öğrendi. Çocukluğunda taşlarla oynadığı oyunları gerçeğe dökmeye başladı.

mimar sinan maket 1 Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Nakkaş Osman’ın 1582’de çizdiği bir minyatürde mimarlar loncasının Süleymaniye Camisi maketiyle geçişi.
Görsel Kaynağı: Wikipedia
mimar sinan yeni ceri 1 Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Görsel Kaynağı: Wikipedia

Sinan Yeniçeri Oluyor

Daha sonra Sinan yeniçeri oldu. Ustalarından öğrendiklerini katıldığı çeşitli seferlerde uygulamaya başladı. Kendi deyişiyle, yapı işlerinde pergelin sabit ayağı gibi kararlı ama pergelin gezen ayağı gibi farklı diyarlar görmeye meraklıydı. Kanuni Sultan Süleyman’la birlikte Belgrad, Rodos, Mohaç seferlerinde yer aldı hatta Viyana önlerine kadar gitti. Doğudaysa İran ve Bağdat seferlerine katıldı. Van Gölü’nü geçmek için üç gemi yapınca iyice dikkat çekti. Hem iyi bir tasarımcı hem de başarılı bir mühendis olduğunu gösterdi.

Gidilen tüm bu diyarlarda incelediği tarihi yapılar onu etkiliyordu. Doğu’da ve Batı’da gördüğü hanlar, köprüler, camiler, kiliseler ve saraylar, onun gelecekte inşa edeceği yapılar için birer esin kaynağı oluyordu. 1538’deki Karaboğdan Seferi’nde Prut Irmağı üzerinde inşa ettiği köprü ona büyük ün kazandırdı. Bu başarısı Kanuni’nin de hoşuna gitti. Aynı yıl, görevdeki başmimarın ölmesi üzerine, Sinan bu göreve getirildi. Böylece Sinan’ın gerçek kariyeri başladı. Artık yeniçeri değil, bir sanatçıydı. Osmanlı’nın muhteşem yüzyılında, ünlü kişiler için çalışacaktı. Çocukluğunun rüyası gerçek olmuştu.

İlk Yapı Hürrem Sultan için…

Sinan ilk önemli yapısını, çok ünlü biri için, Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan için İstanbul’da inşa etti. Cami, medrese (üniversite), sıbyan mektebi (ilkokul), darüşşifa (hastane) ve sonradan eklediği imaretten (aşevi) oluşan bir külliyeydi bu. Ardından Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan sıraya girdi, onun için de Üsküdar’da bir cami yaptı. Kanuni’yle Hürrem’in genç yaşta ölen oğulları Şehzade Mehmet için yaptığı türbe ve cami, onun ne kadar yetenekli bir sanatçı olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine Kanuni, ona hemen yeni bir iş verdi, hem de büyük bir iş: Padişahın adını taşıyacak, büyük bir cami! Üstelik bu cami Ayasofya’dan daha güzel olmalıydı, her yerden görünmeli, Süleyman’ı ölümsüzleştirmeliydi.

Mimar Sinan, Süleymaniye adını alacak cami ve külliyenin inşaatı sürerken başka yapılar da ortaya koyuyordu. Aslında o böyle çalışıyordu; büyük külliyeleri yaparken eşzamanlı olarak irili ufaklı birçok yapının mimarlığını üstleniyordu. İstanbul’daki saray mimarları ocağında imparatorluğun her yanında ve başkentin en güzel yerlerinde inşa edilecek yapıların projelerini o hazırlıyordu. Ankara, Kayseri, Şam, Mostar gibi uzak yerlerdeki yapılara kendi yetiştirdiği mimarları gönderiyor, uygulamayı onlara bırakıyordu. Önemli kişilerin ısmarladığı İstanbul civarındaki yapıların denetimini bizzat üstleniyordu. Bir orkestra şefi gibiydi: Yüzlerce işçi ve ustanın bulunmasını, tonlarca malzemenin sağlanmasını içeren ve kusursuz işleyen bir şantiye organizasyonu; genç mimarların çeşitli işlere yönlendirildiği bir koordinasyon. Mimar Sinan, aynı zamanda iyi bir proje yöneticisi olduğunu da kanıtlıyordu.

mimar sinan mihrimah camii Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan için İstanbul’da yaptığı iki camiden Edirnekapı’daki, güzellikte ilkini geride bırakıyor.
Görsel Kaynağı: Wikipedia

Muhteşem Süleyman’a Muhteşem Yapılar

Süleymaniye Camisi

İlk taşı 1550’de konan Süleymaniye’nin yapımı uzun sürmüştü. Camisinin tamamlanmasını sabırsızlıkla bekleyen Kanuni’nin kulağına bazı dedikodular geliyordu. Sinan için, “kubbe çöker diye korktuğundan altındaki iskeleyi sökemiyor” diyorlardı. Bunun üzerine padişah inşaat alanına habersiz bir ziyaret gerçekleştirdi. Sinan’ı caminin başka işleriyle uğraşırken görünce sinirlenip inşaatı niye yavaşlattığını sordu. Sinan’ın korkudan adeta dili tutulmuştu; inşaatı iki ay içinde tamamlamaya söz verdi. Bunun üzerine padişah “iki ay sonra bitmezse seninle görüşürüz” deyip gitti. Ama Sinan söz verdiği tarihte camiyi tamamlayıp açılış merasimi için anahtarı Kanuni Sultan Süleyman’a sununca, “bu yapıya çok emek verdin, senin açman daha uygundur” diyerek açılışı padişah Mimar Sinan’a yaptırdı. O günden sonra Süleymaniye, hem İstanbul’un simgesi oldu hem de bakanlara Kanuni’yi ve Sinan’ı anımsattı.

mimar sinan kanuni 1 Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Tiziano Vecellio’nun yaptığı Kanuni Sultan Süleyman portresi.
Görsel Kaynağı: Wikipedia
mimar sinan suleymaniye Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Mimar Sinan’ın Kanuni Sultan Süleyman için inşa ettiği Süleymaniye Camisi, İstanbul’un simge yapısı haline gelmiştir. Dört minaresi Kanuni’nin İstanbul’da hüküm süren dördüncü padişah olduğunu, 10 şerefesi 10. padişah olduğunu anlatır.

Büyükçekmece Köprüsü

Sinan’ın Sultan Süleyman için yaptığı başka bir yapı da Büyükçekmece Gölü üzerinde inşa ettiği köprüydü. Gölün üzerindeki küçük adalar arasındaki dört köprüden oluşan bu yapı tam 636 metredir. Çocukken köyünde taşlarla oynarken yaptığı köprüler mi yoksa yeniçeriyken ordunun geçmesi için nehirler üzerine kurdukları mı ilham verdi ona, bilinmez… Ama en az camileri kadar güzel bir yapı ortaya çıktı. Bu köprüyü Sinan da çok beğenmiş, şaheseri olarak görmüş ve üzerine imzasını atmıştı. Başka hiçbir yapısında olmayan imzasını…

mimar sinan buyuk cekmece kopru Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor

Mimar Sinan’ın imzası, yalnızca bir yapısında, fotoğraftaki Büyükçekmece Köprüsü’nün üzerinde yer alır.

Mağlova Kemeri

Mimar Sinan, yine Kanuni’nin emriyle, İstanbul’un su sorununu çözmek için de yapılar inşa etti. Atına atladı, İstanbul’un uzak tepelerini, vadilerini dolaşıp su kaynakları buldu. Sonra uzun hesaplar ve titiz çizimler yaptı. Sonuçta ortaya, kilometrelerce uzunluğunda su kemerleri ve kapalı su yollarından oluşan büyük bir mühendislik işi çıktı. Bunlar arasında en dikkat çekici yapı, Mağlova Kemeri’ydi. Kimsenin yolunun düşmeyeceği bir yerde, yalnızca suyun bir tepeden karşıdakine geçmesi için yapılan bir kemerin bile bu kadar güzel oluşu, Mimar Sinan’ın sanatçılığının kanıtı değil midir?
mimar sinan moglova kemeri Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Mimar Sinan’ın en güzel yapılarından biri de Mağlova Kemeri’dir. İşlevi yalnızca suyun bir tepeden diğerine taşınması olan bir yapıyı bile Sinan, estetik bir şahesere çevirmiştir.

437 Yıldır Ölümsüz

Kanuni’nin ölümünden sonra tahta geçen oğlu II. Selim, tıpkı babası gibi Sinan’dan büyük bir cami yapmasını istedi. Ancak bu cami, İstanbul’da değil, Edirne’de yapıldı. Sinan bütün maharetlerini gösterdi Selimiye Camisi’nde, dev kubbenin etrafına üçer şerefeli dört minare yerleştirdi. Bu şerefelere üç kişi, birbirini hiç görmeden, üç farklı merdivenden çıkabiliyor, ama gördükleri manzara hepsini büyülüyordu. Sinan’ın “ustalık eserim” dediği yapıyı tüm dünya çok beğendi ve Selimiye 2011’de UNESCO’nun Dünya Miras Listesi’ne de girdi.
mimar sinan selimiye Mimar Sinan 437 Yıldır Yapıtlarıyla Yaşıyor
Mimar Sinan’ın “ustalık eserim” diye andığı Edirne’deki Selimiye Camisi.

Mimar Sinan sonraki yıllarda Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan için başka bir cami daha yaptı. Mihrimah’ın Üsküdar’daki ilk camisinin üzerinden doğan Güneş ve Ay, Edirnekapı’daki bu yeni caminin ardından batıyordu. O kadar güzeldi ki bu cami, Sinan’ın Mihrimah’a âşık olduğu söylenip durdu. Sonra III. Murat ve annesi Nurbanu Sultan için, sadrazamlar Rüstem Paşa ve Sokullu Mehmet Paşa için çeşitli kentlerde camiler ve külliyeler yaptı. Vezirler, kaptanlar, ağalar, paşalar; kısacası herkes ona bir eser yaptırmak için sıraya girdi. Yapıların yerlerini özenle seçen Sinan, aynı zamanda iyi bir kent planlamacısı olduğunu da gösterdi. Üstelik her yapısı birbirinden farklıydı ve hep bir yenilik içeriyordu.

Çocuk Sinan’ı Mimar Sinan yapan, köyünde öğrendiği taş işçiliğini, gölgesinde büyüdüğü Erciyes Dağı’nın heybetini, hep aklında tutmasıydı. Yeniçeriyken gittiği yerlerde incelediği yapılarda gördüğü ayrıntıları da hiç unutmadı. Anadolu’da yaşamış medeniyetlerin mimarlık mirasını sanatçılığıyla harmanladı. O yüzden yapıları hâlâ çok güzel ve aradan yüzyıllar geçmesine rağmen sapasağlam ayaktalar. Öyle ki kendinden sonraki mimarlara örnek olduğu gibi bugün bile taklit ediliyorlar. Bu nedenle, ölümünün üzerinden tam 437 yıl geçse de, çağlara meydan okuyan ölümsüz bir sanatçıdır, Mimar Sinan.

Size bir kolay bir de zor sorumuz var. Kolay olanla başlayalım: Bir küpün kaç köşesi vardır? Evet, bildiniz; sekiz! Şimdi de zor soru: Peki, kübizmin köşe taşı eserinin ressamı kimdir? Bu sorunun yanıtını bilmeyenler 20. yüzyılın en ünlü ressamını tanımaya, bilenler de onun bilinmeyen yönlerini keşfetmeye hazır olsun. Karşınızda bilinen ve pek bilinmeyen “köşeleriyle” Pablo Picasso!

Bir Bakışta Picasso

Pablo Picasso, İspanya’nın Endülüs bölgesinde, bir zamanlar Emevilerin de hüküm sürdüğü kentlerden Malaga’da 1881’de dünyaya geldi. İlk resim eğitimini ve sanata olan ilgisini resim öğretmeni olan babasından aldı. On yaşındayken babasından resim eğitimi almaya başlayan Picasso’nun yeteneği hemen anlaşıldı. İlk sergisini 13 yaşında açtı. Yirmili yaşlarına geldiğinde ünlenmeye başladı ve ardından sanat yaşamının büyük bölümünü geçireceği Fransa’ya taşındı. Yaptığı resimlerdeki üslubu yıllar içinde sürekli değişti: Mavi Dönem, Pembe Dönem, Afrika Dönemi ve ardından Kübizm geldi… Ressam arkadaşı Georges Braque ile birlikte bu çağdaş sanat üslubunun kurucusu oldu. Ardından sanatında neoklasik ve gerçeküstücü dönemler geldi. 1973’teki ölümüne dek sürekli üretti, üretti, üretti…
picasso
Görsel Kaynağı: Wikipedia
Pablo Picasso, ressamın gerçek adının kısaltılmış halidir. Aslında gerçek adı Pablo Diego José Francisco de Paula Juan Nepomuceno Crispín Crispiniano María Remedios de la Santísima Trinidad Ruiz Picasso‘dur.

Kübizm Nedir?

Kübizm, nesneleri olduğu gibi betimlemek yerine, onları bilinçli olarak bozan, geometrik biçimlere bölüp öyle yansıtan bir sanat akımıdır. Bunu bir elmayı ya da bir insan yüzünü köşeli, küp veya başka şekillerden oluşan bir bütün olarak göstermek gibi düşünebilirsiniz. Picasso’nun öncüsü sayıldığı bu akım, yalnızca resimle sınırlı kalmayarak heykel, mimarlık gibi alanlara da yayıldı.
picasso
Picasso’nun kübist üslubunu taklit eden bir Picasso portresi

Çocuk gibi resim yapabilmek…

“Rafael gibi resimler yapabilir hale gelmem dört yılımı aldı; bir çocuk gibi resim yapmayı öğrenmekse bütün ömrümü…” Çoğumuz için ne kadar rahatlatıcı bir cümle, değil mi? Özellikle de resim yapmayı seven ama iyi resim yapamadığını düşünenlerimiz için… Çocukların yaratıcı yönüne vurgu yapan bu sözüyle Picasso hem sırrını açıklıyor hem de yaşamın ilk yıllarındaki sınırsız hayal dünyasının gücünü anımsatıyor!

cocuk picasso Kübizmin Köşe Taşı Picasso
Buradaki fotoğrafta sekiz yaşındaki Pablo, kız kardeşi Lola’yla birlikte görülüyor.
Görsel Kaynağı: Wikipedia

Sanat dalı mucidi sanatçı

Picasso yalnızca bir ressam değil, çok yönlü bir sanatçıydı. Heykeltıraş, seramikçi, sahne tasarımcısı, ozan, oyun yazarı ve hatta bir sanat mucidiydi! O yalnızca kübizm akımını değil, başka bazı sanat dallarını da ortaya attı ve geliştirdi! Örneğin “asamblaj”ın yani doğal ya da hazır malzemelerin parçalarından oluşturulan sanat yapıtlarının ilk örneklerini o verdi. Dahası “kolaj” tekniğinin yani fotoğraf, gazete kâğıdı, kumaş ve benzeri nesnelerin düz bir yüzey üzerine yapıştırılmasıyla oluşturulan resimlerin öncülerinden biri de Picasso’ydu.
picasso chicago heykel Kübizmin Köşe Taşı Picasso
ABD’de Chicago kentindeki bir Picasso heykeli
Görsel Kaynağı: Wikipedia

Üretken ve rekortmen bir sanatçı!

picasso 60lar Kübizmin Köşe Taşı PicassoPicasso aynı zamanda Guiness Rekorlar Kitabı’na göre gelmiş geçmiş en üretken sanatçıdır. 91 yıllık ömrünün yaklaşık 80 yılı boyunca sanatla uğraşan Picasso, 13 bin 500 resim ve tasarım, 100 bin dolayında baskı ve oymabaskı (gravür), 34 bin kitap illüstrasyonu, 300 kadar da heykel ve seramik üretti. Öldüğünde evinde, 1885’i resim olmak üzere -henüz satılmamış- 45 bin yapıtının bulunduğu biliniyor.

Alttaki resimlerin üzerlerine tıklayarak daha büyük görebilirsiniz.

Picasso balığı ve böceği

Son olarak Picasso’nun yaratıcı üslubuyla yarışan desenleri olan bir balık ve bir böcek türüne, “Picasso balığı” ve “Picasso böceği” adlarının verildiğini ekleyelim. Bu balığın ve böceğin fotoğraflarına baktığınızda bu adın verilmesinin haklı nedenini hemen anlayacaksınız!

Işığın ve Gölgenin UstasıRembrandt

Otoportre, 1628
Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Işığın ve Gölgenin UstasıRembrandt

“Hollandalı ressam” denince akla gelen ilk üç isimden biri kesinlikle Rembrandt’tır! (“Acaba öteki ikisi kim?” diye soruyorsanız, Johannes Vermeer ve Vincent Van Gogh ile ilgili içeriklerimize göz atabilirsiniz.) Lakabı “ışığın ve gölgenin ustası” olan Rembrandt, özellikle portreleri ve otoportreleriyle tanınmış bir ressamdır. Peki, onu bu kadar ünlü yapan, portrelerini ayrıcalıklı kılan nedir?

Haydi, gelin Rembrandt’ın dünyasına biraz daha yakından bakalım.

Hollanda Altın Çağı’nın altın ressamı

Hollanda Altın Çağı’nın
altın ressamı

Rembrandt, Hollanda Altın Çağı olarak bilinen 17. yüzyılda, ülke hem kültürel hem de ekonomik açıdan parlak bir devirden geçerken yaşadı. Değirmenci babasının maddi durumu iyiydi ve dokuz kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelmişti. Hem üniversite okumuş hem de resim eğitimi almış şanslı bir sanatçıydı. Ancak döneminin öteki ressamları gibi İtalya’ya Rafael ve Michelangelo’nun eserlerini yakından incelemeye gitmedi. Önce doğum yeri Leiden’da sonra da Amsterdam’da ünlü ressamların yanında çıraklık etti. Ardından Leiden’a dönüp 21 yaşında kendi stüdyosunu kurdu; bir yandan resimlerini yaptı, bir yandan da öğrenci kabul etmeye başladı.

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Rembrandt’ın 24 yaşındayken çizdiği otoportresi, en ünlü otoportrelerinden biridir. ABD’de Washington DC, Ulusal Sanat Galerisi’nde sergilenir. Gerçekte onun kadar çok otoportresi olan ressama az rastlanır. 100 dolayında otoportresi ile gençliğinden yaşlılığına kadar kendini sık sık tuvale yansıtmış. Ayna karşısına geçip yüz ifadesi üzerinde uzun uzun çalışmış, eskiz üstüne eskiz yapmış, bazen tuval üzerine yağlıboya bazen de gravür (oymabaskı) olarak kendisini resmetmiş.

Görsel kaynağı: Washington DC, Ulusal Sanat Galerisi

Rembrandt’ı özel kılan neydi?

Rembrandt’ı
özel kılan neydi?

Biliyorsunuz, o zamanlar ne fotoğraf ne de özçekim vardı! Bu nedenle ünlü ve zengin kişiler iyi ressamlara portrelerini ya da aile resimlerini çizdiriyorlardı. Işığı ve gölgeyi ustaca kullanan Rembrandt, gerçeğe yakın ve ayrıntılı resimleriyle dikkat çekiyordu. Bu nedenle zengin Hollandalılar, Rembrandt’ın elinden çıkan resimlerini yaptırmak için adeta sıraya giriyordu. Çünkü onun tuvaline yansıyan yüzlerde, adeta kişilerin karakterleri ve o anki duyguları yer alıyordu. İnsanları çok gerçekçi ve doğal bir şekilde betimliyordu.

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Rembrandt’ın en ünlü resimlerinden biri olan 1662 tarihli Kumaşçılar Loncası Müfettişleri’nde bir çoklu portre ile karşı karşıyayız. Tek tek kişilerin portrelerini yapmak yerine lonca üyelerini farklı perspektiflerden, farklı yüz ifadeleriyle ve hareketli bir sahne içinde betimlemiş -tıpkı Dr. Tulp’un Anatomi Dersi tablosunda olduğu gibi-. Burada müfettişler, inceledikleri kumaşın kalitesini saptayıp önlerindeki deftere işlerken görülüyor. Loncanın önde gelen üyelerini bir arada gösteren bu tablo, Rembrandt’ın eseri tamamlamasından sonra 1771’e dek loncanın binasında asılı kalmış. Günümüzde Hollanda’daki Rijk Müzesi’nde sergileniyor.

Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Bazı tabloları, resimdeki kişilerin gözlerinizin içine baktığını hissettirecek kadar gerçekçidir! Çünkü Rembrandt, yüzleri ve mimikleri en ince ayrıntısına kadar incelemeyi kendine iş edinmişti. Daha önemlisi, Barok ressamların üzerinde bolca çalıştıkları ışık ve gölgeyi o yüzlerde de kullanmış, insanların farklı duygular içindeyken büründüğü farklı yüz ifadelerini ışık-gölge oyunlarıyla ustaca aktarabilmişti. Bu nedenle manzara resimleri ve dini konulu resimleri olsa da en çok portreleri (ve tabii otoportreleri) ile tanınır.

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Rembrandt’ın az sayıdaki manzara resminden biri olan Merhametli İnsanların Ülkesi (1638) adlı bu tablosu, yine ışık ile gölgenin, aydınlık ve karanlığın iç içe olduğu ayrıntılarıyla dikkat çeken bir yapıt.

Görsel kaynağı: Krakow Ulusal Müzesi

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Gece Devriyesi, 1642
Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Gece Devriyesi, 1642
Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Madalyonun öteki yüzü

Rembrandt bir portre ressamı olarak iyi para kazanmış, birçok ressamın ancak öldükten sonra ünlendiği bir dönemde ünlü olabilmişti. Bununla birlikte talihsizlikler Rembrandt’ın peşini hiç bırakmadı. İlk üç çocuğu hemen öldü. Ancak dördüncü çocukları Titus hayatta kalabildi. Ne var ki bu kez eşi Saskia, Titus’un doğumundan bir yıl sonra veremden öldü.

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Eşi Saskia da Rembrandt’ın birçok tablosuna konu olmuştu. Rembrandt, onu çok hasta olduğu zamanlarda bile resmetmeye devam etmişti.

Görsel kaynağı: Wikipedia

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Oğlu Titus’un portresi, 1660

Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Rembrandt para harcamayı seven biriydi. Özellikle de sanat yapıtlarını satın almaya, kendi kişisel koleksiyonunu oluşturmaya meraklıydı. Açık artırmalarda tablolara hiç kimsenin vermek istemeyeceği fiyatlar vererek resim sanatını kendince yüceltse de bu durum ömrünün sonlarına doğru iflas etmesine neden oldu. Evini ve koleksiyonunun büyük bölümünü satmak zorunda kaldı. Üstelik Amsterdam Ressamlar Birliği onu, bir sanatçı olarak ticaret yapmaktan menetti. Bu yüzden Rembrandt son yıllarında zor zamanlar geçirdi. 1668’de oğlu Titus’un ölümünü gördükten bir yıl sonra yoksul ve yalnız bir adam olarak hayatını kaybetti.

Otoportre, 1659
Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Bir bakışta Rembrandt

resmi büyütmek için üzerine tıklayın

Otoportre, 1661
Görsel kaynağı: Rijk Müzesi

Tam adı
Rembrandt Harmenszoon van Rijn

Doğum tarihi ve yeri
15 Temmuz 1606, Leiden, Hollanda

Ölüm tarihi
4 Ekim 1669, Amsterdam, Hollanda

Üslubu
Barok, Hollanda Altın Çağı

Ünlü Yapıtları
Gece Devriyesi, Dr. Tulp’un Anatomi Dersi, otoportreleri

Rembrandt hakkında kısa kısa…

Rembrandt hakkında
kısa kısa…

portreler Işığın ve Gölgenin Ustası: Rembrandt Rembrandt yüzleri çok dikkatli inceliyor, insanların ifadelerindeki farkları tablolarına ustaca yansıtıyordu. Bunu yaparken ışık ve gölge oyunlarına önem veriyordu. Rembrandt her ne kadar yaşadığı dönemde de tanınmış bir ressam olsa ve yaptığı resimlerden iyi para kazansa da hiçbir zaman zengin olamadı. Çünkü hem para harcamayı hem de başta resim olmak üzere birçok sanat eserini toplamayı çok severdi.
rijk muzesi Işığın ve Gölgenin Ustası: Rembrandt

Görsel Kaynağı: steve estvanik / Shutterstock.com

Amsterdam’daki Rijk Müzesi’nde sergilenen Gece Devriyesi adlı ünlü tablosu tam üç kez ziyaretçi saldırısına uğradı.
manzara2 Işığın ve Gölgenin Ustası: Rembrandt Kimi uzmanlara göre Hollanda’nın en önemli ressamı olan Rembrandt, çok sayıda başka ressamı da etkiledi. Yaptığı resimlerin sayısı 600’den çoktur.
amsterdam Işığın ve Gölgenin Ustası: Rembrandt

Görsel Kaynağı: Ivo Antonie de Rooij / Shutterstock.com

Rembrandt’ın Hollanda’nın başkenti Amsterdam’daki evinin kapıları, bugün Rembrandt Evi Müzesi olarak bu ünlü ressamı yakından tanımak isteyenlere açıktır. Ancak mezarının tam olarak nerede olduğu bilinmiyor. Çünkü bilinmeyen bir mezara gömülmüştür.

William Shakespeare

William Shakespeare

“Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu…” diye bilinen cümlenin sahibi İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare’dir. Hani adının okunuşu Şekspir olan…

“Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu…” diye bilinen cümlenin sahibi İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare’dir. Hani adının okunuşu Şekspir olan…

Shakespeare 1564’te varlıklı bir ailenin oğlu olarak, Londra yakınlarındaki Stratford’ta bu kocaman evde doğmuştur. Evlenip Londra’ya yerleştiyse de geri dönmüş ve 52 yaşında hayatını kaybene kadar yine bu evde yaşamıştır.
Shakespeare
Shakespeare'in doğduğu ev

“Olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu…” diye bilinen cümlenin sahibi İngiliz şair, oyun yazarı ve oyuncu William Shakespeare’dir. Hani adının okunuşu Şekspir olan…

Shakespeare 1564’te varlıklı bir ailenin oğlu olarak, Londra yakınlarındaki Stratford’ta bu kocaman evde doğmuştur. Evlenip Londra’ya yerleştiyse de geri dönmüş ve 52 yaşında hayatını kaybene kadar yine bu evde yaşamıştır.
Shakespeare
Shakespeare'in doğduğu ev
Shakespeare
Görsel Kaynağı: ako photography / Shutterstock.com
Birçok ünlü kişinin balmumu heykeli bulunan Londra’daki dünyaca ünlü Madam Tussauds Müzesi’ndeki Shakespeare heykeli.
Londra’daki Madam Tussauds Müzesi’nde sergilenen Shakespeare heykelinin boydan görüntüsü
Görsel Kaynağı: TMP - An Instant of Time / Shutterstock.com
William Shakespeare’in el yazısı ve imzası
Daktilonun icadına daha 250 yıl varken birbirinden değerli 38 oyun, 154 sone (iki dörtlü veya üç ikiliden oluşan, on dört dizeli bir şiir türü) ve 5 de şiir yazmış olan Shakespeare’in el yazısı ve imzası.
shakespeare kitap1 William Shakespeare

Shakespeare dünyada eserleri en çok bilinen, en çok basılan ve en çok sahnelenen sanatçıdır. Hamlet, Kral Lear, Romeo ve Juliet, Macbeth, Othello, Venedik Taciri, Bir Yaz Gecesi Rüyası gibi çok önemli eserler vermiştir. Düşman iki ailenin çocuklarının birbirine aşkını anlatan, dünyanın en ünlü ve romantik ikilisi Romeo ve Juliet’ten bir alıntı: “Ne doğar ki nefretten ama çoktur sevgiden doğan.”

shakespeare 03 William Shakespeare

Komedi, trajedi ya da dram olsun, tüm eserlerinde alışılmadık benzetmeler, kişileştirmeler ve müthiş etkileyici bir dil kullanan Shakespeare birçok sanatçıdan daha şanslıymış. Neden mi? Çünkü daha ölmeden ünlü olabilmiş.

Dilin gücünü sonuna kadar kullandığı gibi bir de İngilizceye 1700 kadar sözcük kazandırmış. Eserlerinde yaklaşık 24 bin değişik sözcük kullandığı söyleniyor. Bunlardan, Kral John adlı eserinde ilk kez kullandığı, “soğukkanlı” ifadesi Türkçeye de girmiştir. Kısacası Shakespeare büyük bir sözcük ustası (sözcük bükücü mü desek acaba?), saygı duyulası büyük bir yazardır!

shakespeare 18 William Shakespeare
Shakespeare’in oyunları, hem dönemin kraliçesi ile kralının huzurunda hem de Londra’daki çeşitli tiyatrolarda –ki bunların arasında sonradan ortağı olduğu Globe Tiyatrosu da vardır– sahnelenmiş. 1612’de çıkan bir yangınla kül olan Globe Tiyatrosu sonradan yeniden kurulmuş. Ne var ki 1644’te bütünüyle yıkılmış. Bugün oyunlarına devam eden tiyatronun yenisi, modern yorumuyla ancak 1997’de inşa edilebilmiş.
Londra'da bulunan Globe Tiyatrosu'nun dışarıdan geniş plan görüntüsü
Görsel Kaynağı: Pres Panayotov / Shutterstock.com
Londra'da bulunan Globe Tiyatrosu'nun dışarıdan geniş plan görüntüsü
Görsel Kaynağı: Pres Panayotov / Shutterstock.com

Tam 405 yıl önce aramızdan ayrılan Shakespeare; eserlerinde arkadaşlık, kıskançlık, düşmanlık, miras kavgası, siyasi olaylar gibi güncelliğini kaybetmemiş konuları şaşırtıcı olaylar örgüsü içinde işlemiş. Gençler için hazırlanmış baskısıyla Shakespeare’in eserleri günümüzde bile okuması çok havalı olan kitaplardan!

shakespeare 17 William Shakespeare

İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları

Başında ilginç bir başlık, üstünde alışmadığımız bir elbise olan bir genç kız, yüzünü bir an bize doğru çevirmiş, dudaklarını hafifçe aralamış, sanki bir şeyler söylemek üzere… Simsiyah bir arka planın önünde, çevrede başka hiçbir nesnenin olmayışıyla daha da öne çıkan bu kız kim olabilir? Peki, acaba ne diyor, bize ne anlatmak istiyor? Gelin, dünyanın en ünlü tablolarından birine daha yakından bakalım ve Hollandalı ressam Johannes Vermeer’in başyapıtının sırlarını çözmeye çalışalım.

Bir Bakışta İnci Küpeli Kız

inci kupeli kiziz fisildadiklari 01 İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları
tablo buyuk dogru renk İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları

Bu Kız da Kim?

Önceden, tablodaki kişinin Vermeer'in kızı Maria olduğu düşünülmüş. Ancak Maria’nın resmin yapıldığı sırada daha on yaşında olması bu tahmini boşa çıkarmış. Resimdeki kızın Vermeer’in evinde çalışan bir hizmetçi olabileceği de yaygın bir teori. Belki de bu kız ressamın tabloyu çizerken model olarak kullandığı herhangi biri ya da Vermeer’in hayal gücünün ürünü olabilir. Kesin olan şu ki hiçbir zaman bu kızın kim olduğunu bilemeyeceğiz. Çünkü tabloyu çizen ressam Vermeer hakkında çok az şey biliyoruz.

Ne Giymiş?

İnci küpeli kızın üstünde, tablonun yapıldığı dönemde Avrupalılarının giydiği tarzdan çok farklı bir elbise var. Başındaki uzun sarı püskülleri olan mavi eşarbı ve üzerindeki elbise çok dikkat çekmiş. Tablo ilk başlarda Eşarplı Kız olarak adlandırılmış.

İnci Küpe Gerçek mi?

Tabloya adını veren kızın taktığı inci küpe, bir başka ilginç nokta. Çünkü uzaktan resme bakınca çok büyük bir inci tanesi görüyoruz. Ancak yakından bakınca bunun gerçekten bir inci olmadığını, cam ya da parlatılmış kalaya daha çok benzediğini fark ediyoruz. Işık konusunda tam bir usta olan Vermeer, sanki bizler için bir illüzyon yaratmak istemiş. Acaba tablodaki küpe gerçekten inci mi yoksa değil mi? Alın size bir başka soru daha!

Nereye Bakıyor?

Bu tabloyu ilgi çekici kılan asıl şey ne, biliyor musunuz? İnci küpeli kız, siz tabloya baktığınız an hafifçe sola dönüp bakışlarını size çevirmiş sanki! Hem de simsiyah bir arka planın ortasında olduğu için, karanlıktan çıkıvermiş gibi duruyor. Dahası bu bir anlık dönüşe eşlik eden hafifçe aralanmış dudakları, size bir şey söylemek üzere olduğunu düşündürüyor. Dolayısıyla izleyicide büyük bir merak uyandırıyor: Acaba bu masum bakışlı kız neden döndü ve ne diyecek? İşte bu gizem, tablonun uyandırdığı bu merak, onu bu derece ilgi çekici kılıyor.

Bu Tablo Kimin İçin Yapılmış?

Vermeer’in en büyük patronu, yani ona yaptığı resimler için para veren kişi Pieter van Ruijven adlı bir tüccardı. Hollanda’nın Delft kentinde iyi tanınan bir ressam olan Vermeer’in resimlerini sıklıkla van Rujiven satın alırdı. Böyle olunca Vermeer’in ünü Delft dışına pek çıkamadı. İnci Küpeli Kız tablosunu da ona aynı kişinin ısmarladığını ya da tamamlandığında satın aldığı tahmin ediliyor.
inci kupeli kizin fisildadiklari mobil 07 İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları
Vermeer’in yine Pieter van Ruijven için yaptığı düşünülen bir başka ünlü tablosu da Sütçü Kız.

Tablo Günümüze Nasıl Ulaşmış?

Tablonun ilk sahibinin Pieter van Ruijven olduğu düşünülüyor. Peki ya ondan sonra kimlerin eline geçmiş? 1881’deki bir açık artırmaya kadar, yaklaşık iki yüzyıl boyunca, tablonun başına neler geldiği bilinmiyor. Bu açık artırmada, Arnoldus des Tombe adlı bir sanat koleksiyoncusu günümüz parasıyla yaklaşık 250 TL’ye satın alınmış. Bu kişi de 1903’te İnci Küpeli Kız’ı sahibi olduğu diğer tablolarla birlikte Muritshuis Kraliyet Resim Galerisi’ne bağışlamış. O zamandan beri de tablo bu galerinin koleksiyonunda yer alıyor.
inci kupeli kizin fisildadiklari 02 İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları
Tablo, Hollanda’nın başkenti Lahey’deki Muritshuis Kraliyet Resim Galerisi’nde sergileniyor.
Görsel Kaynağı: Jolanda Aalbers / Shutterstock.com

Kitabı ve Filmi de Var!

Tracy Chevalier adlı Amerikalı yazar 1999’da yayımlanan ve resimle aynı adı taşıyan kitabında, Vermeer’in tablosundaki kızın kim olduğunu, ressamın niye model olarak onu seçtiğini, niçin böyle büyük bir inci küpe taktığını ve daha birçok soruyu yanıtlamaya çalışıyor. Tabii bunu kendince ve tümüyle düş gücüne dayanan bir kurgu çerçevesinde yapıyor. 2003’te çekilen İnci Küpeli Kız filmi de yine bu kitaba dayanıyor. Vermeer’in tablosunu ve yapıldığı dönemi merak edenler bu kitabı okuyabilir ya da bu filmi izleyebilir.
kitap film 3 İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları

Ressam Vermeer Kimdir?

Son olarak da bu ünlü resmin yaratıcısına değinelim; belki ressamını tanımak size İnci Küpeli Kız hakkında daha iyi bir fikir verebilir. Johannes Vermeer, Hollanda’nın Altın Çağı’nda, yani en zengin ve güçlü olduğu 17. yüzyılda yaşamış bir Barok dönem ressamıdır. 1632’de doğduğu Delft kentinden hiç ayrılmamış ve yine orada, 1675’te hayatını kaybetmiş. Mükemmeliyetçiliği ve aşırı titizliği yüzünden çok yavaş çalışan ve pek de üretken olamayan Vermeer’in günümüze ancak 34 resmi ulaşabilmiş.
inci kupeli kizin fisildadiklari 04 İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları
Vermeer’in tek otoportresi olduğu düşünülen resim.
vermeer delft manzarasi İnci Küpeli Kız’ın Fısıldadıkları
Vermeer’in Delft Manzarası (1661) adlı tablosu
Resimlerinde ışığı ustaca kullandığı, genellikle orta sınıftan insanların ev içindeki durumlarını resmettiği ve bazı önemli dış mekân betimlemeleri olduğu da biliniyor. Maddi olarak pek iyi durumda olmasa bile Vermeer deniz mavisi olarak bilinen çok pahalı bir pigment boyayı ilk kullananlardanmış. İnci Küpeli Kız’ın eşarbındaki mavi de etkileyici tonunu buradan alıyormuş. Öldüğünde ailesine ancak borçlarını bırakan Vermeer’in adı ve sanatı iki yüzyıl boyunca unutulmuş. Sonra bir Alman sanat tarihçi onu 1860’ta yeniden keşfetmiş. O günden sonra Vermeer’in ünü büyümüş ve en önemli Hollandalı ressamlarından biri kabul edilmeye başlanmış.

Görsel Kaynağı: Michael von Aichberger / Shutterstock.com

Piyanonun
Romantik Dahisi

Chopin

Piyanonun Romantik Dahisi

Chopin

Chopin tüm klasik müzik bestecileri arasında müziği en etkileyici olanlardan biridir. 19. yüzyıl Avrupa müziğinin “romantik” olarak anılmasında onun payı büyüktür dersek, yanılmış olmayız. Şimdiye kadar Chopin dinlememişseniz bile, onun besteleri, yumuşak ezgileri, dokunaklı notaları bir yerlerden kulağınıza çalınmıştır. Aslında tüm Chopin bestelerinde ortak olan, onun kişiliğindeki incelik ve duygusallıktır. Denebilir ki Chopin, yalnızca yavaş parçalarında değil, bestelediği marşlarda bile iç dünyasını notalara yansıtmıştır.

Frederic Chopin

Chopin tüm klasik müzik bestecileri arasında müziği en etkileyici olanlardan biridir. 19. yüzyıl Avrupa müziğinin “romantik” olarak anılmasında onun payı büyüktür dersek, yanılmış olmayız. Şimdiye kadar Chopin dinlememişseniz bile, onun besteleri, yumuşak ezgileri, dokunaklı notaları bir yerlerden kulağınıza çalınmıştır. Aslında tüm Chopin bestelerinde ortak olan, onun kişiliğindeki incelik ve duygusallıktır. Denebilir ki Chopin, yalnızca yavaş parçalarında değil, bestelediği marşlarda bile iç dünyasını notalara yansıtmıştır.

Frederic Chopin

Chopin’in Yaşamı

Frederic François Chopin, Fransız bir babayla Polonyalı bir annenin çocuğu olarak 1 Mart 1810’da Polonya’da dünyaya geldi. Babası flüt ve keman çalarken annesi piyano çalıyor ve müzik dersleri veriyordu. Bir başka deyişle, Frederic’in “dâhi çocuk” olması için gereken ortam hazırdı. Chopin’le ilgili anılarını anlattığı kitabında Jozef Sikorski, Chopin’in bir çocukken annesinin piyano çalışıyla duygulanıp ağladığını yazar. İlk piyano derslerini ablasından alan küçük Frederic, altı yaşına geldiğinde duyduklarını piyano başında yinelemekle kalmıyor, yeni melodiler de üretiyordu. Yedi yaşına geldiğinde ilk konserlerini vermeye başlamış ve aynı yıl iki polonez (Polonya kökenli yavaş bir dans müziği) bestelemişti.
Müzik eğitimi 16 yaşında Varşova Konservatuvarı’nda  almaya başlayan Chopin, 19 yaşında bu okulu bitirdikten hemen sonra Viyana’da etkileyici bir konser vermiş ve büyük beğeni toplamıştı.

Bu konserden sonra Batı Avrupa’da iyice tanınmış ve iki yıl sonra da Paris’e taşınmıştı. Paris’e yerleştikten sonra burada da müzik dersleri almayı sürdürmüş, bu sırada ününü dünya çapına çıkaracak birkaç konser de vermişti. Üstelik bu kentte Franz Liszt, Felix Mendelssohn, Hector Berlioz gibi başka ünlü romantik bestecilerle arkadaşlık etme şansını da yakalamıştı.

Chopin Radziwiłł’ler İçin Çalıyor - Henryk Siemiradzki, 1887

Görsel Kaynağı: wikipedia.org

chopin konser mobil Piyanonun Romantik Dahisi Chopin

Chopin Radziwiłł’ler İçin Çalıyor - Henryk Siemiradzki, 1887

Görsel Kaynağı: wikipedia.org

Chopin ömrünün geri kalanını, kimi geziler dışında, Paris’te geçirmiştir. Bu kentte yaşadığı gönül ilişkileri müzik çalışmalarına önemli ölçüde yön vermiştir. 39 yıllık kısa yaşamının son yıllarında sık sık hastalıklarla boğuşmak zorunda kalan Chopin, 17 Ekim 1849 günü Paris’te ölmüştür. Polonez, noktürn, etüd, mazurka ve vals gibi çeşitli türlerde piyano besteleri ve orkestra için hazırlanmış iki de konçertoyu içeren 230’u aşkın eseri geride bırakmıştır.

Chopin’in başından geçen çeşitli olaylar karşısında hissettiği yoğun duygular bestelerine yansımıştı. Son derece hassas ve kırılgan yapısı, adeta yapıtlarıyla hayat kazanıyordu. Kimi zaman geride bıraktığı ülkesi Polonya’ya duyduğu özlem, kimi zaman da yaşadığı duygusal olaylar yapıtlarının esin kaynağı olmuştu.

chopin foto Piyanonun Romantik Dahisi Chopin

Görsel Kaynağı: wikipedia.org

Chopin ömrünün geri kalanını, kimi geziler dışında, Paris’te geçirmiştir. Bu kentte yaşadığı gönül ilişkileri müzik çalışmalarına önemli ölçüde yön vermiştir. 39 yıllık kısa yaşamının son yıllarında sık sık hastalıklarla boğuşmak zorunda kalan Chopin, 17 Ekim 1849 günü Paris’te ölmüştür. Polonez, noktürn, etüd, mazurka ve vals gibi çeşitli türlerde piyano besteleri ve orkestra için hazırlanmış iki de konçertoyu içeren 230’u aşkın eseri geride bırakmıştır.

chopin foto Piyanonun Romantik Dahisi Chopin

Görsel Kaynağı: wikipedia.org

Chopin’in başından geçen çeşitli olaylar karşısında hissettiği yoğun duygular bestelerine yansımıştı. Son derece hassas ve kırılgan yapısı, adeta yapıtlarıyla hayat kazanıyordu. Kimi zaman geride bıraktığı ülkesi Polonya’ya duyduğu özlem, kimi zaman da yaşadığı duygusal olaylar yapıtlarının esin kaynağı olmuştu.

Varşova’daki Fryderyk Chopin anıtı

Görsel Kaynağı: Milosz Maslanka / Shutterstock.com
chopin anit mobil Piyanonun Romantik Dahisi Chopin

Varşova’daki Fryderyk Chopin anıtı

Görsel Kaynağı: Milosz Maslanka / Shutterstock.com
Görsel Kaynağı: paul prescott / Shutterstock.com

Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Görsel Kaynağı: paul prescott / Shutterstock.com

Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Eski Tablolar
Nasıl Onarılır?

Müzelerde ya da online sergilerde gördüğünüz yüzlerce yıllık tablolara nasıl hiçbir şey olmuyor? Nasıl oluyor da zamanla renkleri solmuyor ya da malzemeleri bozulmuyor? Ya da taşınırken hiç zarar görmüyorlar mı? Olmaz olur mu, tabii ki başlarına bunlar, hatta bazen daha beter şeyler bile gelebiliyor; örneğin yangınlar ya da kazalar gibi… Ama o eski tabloların yüzyıllara meydan okumasını sağlayan çok etkili bir işlem var: restorasyon yani onarım ve koruma çalışmaları. Haydi, şimdi eldiven ve maskelerimizi takıp, bu ilginç işlemi mercek altına alalım!

Müzelerde ya da online sergilerde gördüğünüz yüzlerce yıllık tablolara nasıl hiçbir şey olmuyor? Nasıl oluyor da zamanla renkleri solmuyor ya da malzemeleri bozulmuyor? Ya da taşınırken hiç zarar görmüyorlar mı? Olmaz olur mu, tabii ki başlarına bunlar, hatta bazen daha beter şeyler bile gelebiliyor; örneğin yangınlar ya da kazalar gibi… Ama o eski tabloların yüzyıllara meydan okumasını sağlayan çok etkili bir işlem var: restorasyon yani onarım ve koruma çalışmaları. Haydi, şimdi eldiven ve maskelerimizi takıp, bu ilginç işlemi mercek altına alalım!

eski tablolar nasil onarilir 16 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Eski tablolarda neden restorasyona
gerek duyuluyor?

Bu sorunun yanıtı basit: Çünkü her şey zaman içinde yıpranır ve eskir. Ne kadar pahalı boyalar kullanılırsa kullanılsın, ne kadar özel yüzeylere resim yapılırsa yapılsın doğal etkiler resimlerin peşini bırakmaz. Gün ışığı, havadaki kirlilik (örneğin bir odadaki is) ya da nem hem resmin zeminine (tuvale ya da duvara) hem de kullanılan boyalara ve öteki malzemelere meydan okur. Bir de bu etkilere uzun yıllar, hatta yüzyıllar boyunca maruz kaldıklarını düşünsenize! Rekor fiyatlara satılan resimler solar, kararır, sararır, rutubetlenir ve zamanla yok olmaya yüz tutar.
eski tablolar nasil onarilir 01 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?
Görsel Kaynağı: InnaFelker / Shutterstock.com

Örneğin Rönesans döneminin en ünlü tabloları ve duvar resimleri, aradan geçen beş yüzyıldan uzun sürede birçok kez restore edilmiştir. Yani aslında bugüne hiç de öyle el değmeden gelmemişler, düzenli aralıklarla “bakım ve onarımdan” geçmişlerdir. Sonuçta o kadar değerliler ki kimse yok olup gitmelerine göz yumamaz! Ancak bu yapıtlardan bazıları kimi zaman yangınlardan etkilenmiş, kimi zaman umulmadık kazalar sonucu hasar görmüşler, bazen de kötü niyetli müze ziyaretçilerinin saldırısına uğramışlardır. Böylesi ciddi durumlarda daha kapsamlı restorasyonlara, hatta tamamlama ve yenilemelere bile gidilmiştir.

Rembrandt’ın Hollanda’daki Rijk Müzesi’nde sergilenen Gece Devriyesi adlı ünlü tablosu tam üç kez ziyaretçi saldırısına uğramıştır.

Rembrandt’ın Hollanda’daki Rijk Müzesi’nde sergilenen Gece Devriyesi adlı ünlü tablosu tam üç kez ziyaretçi saldırısına uğramıştır.

eski tablolar nasil onarilir 02 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?
Görsel Kaynağı: izamon / Shutterstock.com

Tablolar nasıl restore edilir?

Evet, bu iş nasıl yapılır? Eski bir tablonun restorasyonu hangi aşamalardan oluşur? Restorasyonda amaç, zarar görmüş bir sanat eserini en az müdahaleyle özgün haline en yakın duruma geri döndürmektir. Koruma ise yapıtın mevcut durumunu uzun süre korumasına ve olası hasarlara karşı güçlendirilmesine yarar. Bu nedenle restorasyon ve korumada izlenecek yönteme ve aşamalarına, yapıtın durumuna, dönemine ve malzemelerine bakılarak, o yapıt için hangisinin en doğru olacağı düşünülerek karar verilir.

eski tablolar nasil onarilir 09 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Restoratör bir resmin yüzeyini özel kimyasal maddelerle temizliyor.

İlk önce bir ön analiz yapılır. Yapıtı restore edecek uzmanlar, resmin yapıldığı dönemin sanatını, üslubunu ve malzemelerini iyi bilen kişilerdir. Örneğin yağlı boya bir yapıt restore edilecekse, resmin yapıldığı dönemde kullanılan boya maddeleri ya da pigmentler, yağ ve yağlı boya yapımı araştırılır. Resme yapılacak müdahaleler için kendi dönemindeki malzemeler üretilir. X ışınlarının yardımıyla resmin gözle görülmeyen katmanları incelenir ve ressam tarafından nasıl, tuval üzerinde hangi sırayla yapıldığı, dolayısıyla restorasyonda nasıl bir yol izleneceği anlaşılır.

eski tablolar nasil onarilir 13 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?
Görsel Kaynağı: StockphotoVideo / Shutterstock.com

Eski tabloların restorasyonunda kullanılan son teknolojilerden biri: Kızılötesi ışık kullanılarak boyalı yüzeyin altındaki çizimlerin görüldüğü ve resme hiç zarar vermeyen teknik. Bu sayede eser için hangi restorasyon yönteminin kullanılacağına da karar veriliyor.

İkinci olarak, kızılötesi görüntülemeyle hem resim yüzeyinin altındaki özgün çizimler hem de kaybolan boyalar saptanır. Böylece özgün eserin daha gerçekçi bir “resmi” elde edilmiş olur. Sırada, yapıtın yüzeyine önceki dönemlerde koruma amaçlı sürülen verniği, uygun kimyasal karışımlarla kaldırmak vardır. Bunun için de verniğin bileşimini ortaya koyan tayfölçümü yöntemi kullanılır.

eski tablolar nasil onarilir 14 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?
Bir restoratör, yağlı boya bir tablo üzerindeki sonradan oluşmuş kusurları gidermek için neşter kullanıyor.

Üçüncü aşamada, yani resmin yüzeyini kaplayan vernik tabakasının kaldırılmasından hemen sonra, sıra yapılacak müdahalelere gelir. Eksik boyaların tamamlanması, sonradan yapılan hatalı eklerin izlerinin kaldırılması ya da daha kapsamlı onarımlar… Bir cerrah titizliğiyle çalışan uzmanlar, bu iş için özel olarak tasarlanmış aletler ve özgün malzemelere sadık kalınarak hazırlanan karışımlarla resme tekrar hayat verirler. Bu işlemler bazen haftalar, hatta aylar sürebilir.

eski tablolar nasil onarilir 12 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Bir restoratör yer yer tahrip olmuş eski bir resim üzerindeki kaybolan boyaları tamamlıyor.

Son olarak, resim üzerinde yapılan her çalışmanın dijital ortamda kayıt altına alındığını ve belgelendiğini de ekleyelim. Böylece sonraki kuşaklar önceki restorasyonların ne zaman, hangi yöntemlerle yapıldığını bilirken eserlerin korunmasına ilişkin deneyim de geleceğe aktarılmış olur. Ve tabii en iyi restoratör, ressamın eserinde izi en az fark edilen ve resmin ömrünü olabildiğince uzatıp bir sonraki restorasyonu geciktiren restoratördür!

eski tablolar nasil onarilir 11 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?
eski tablolar nasil onarilir 15 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?
Görsel kaynak: wikipedia.org

Ünlü ressam Anthony van Dyck’ın Olivia Boteler Porter’in Portesi adlı tablosunun restorasyondan önceki ve sonraki hali.

Restorasyon Faciaları:
Garip ama Gerçek!

Bilimsel restorasyon yöntemleri hayata geçmeden önce, tabloları güneşte bırakarak, soğan ve patates dilimleriyle silerek, külle kaplayarak, hatta üzerine idrar uygulayarak “koruma” yöntemleri kullanılmış! Sanat eserlerinin bilimsel yöntemlerle onarılması ve korunması, ancak 20. yüzyılda yapılmaya başlanmış. Ne var ki günümüzde bile kimi eserlerin restorasyonları işini bilmeyenlerin eline kalınca ortaya bambaşka ve dudak uçuklatan tablolar çıkabiliyor. Merak ettiyseniz internette “restorasyon faciaları” araması yapıp kendi gözlerinizle görebilirsiniz!

eski tablolar nasil onarilir 08 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Restoratörler resim üzerinde çalışırken özel elbiseler giyer, maske, eldiven ve gözlük takarlar. Bunu hem kullanılan kimyasal maddelerden zarar görmemek için hem de resmin üzerinde hiçbir iz bırakmamak için yaparlar.

eski tablolar nasil onarilir 07 Eski Tablolar Nasıl Onarılır?

Çoğu zaman eski tablolar gibi çerçeveleri de restorasyona gereksinim duyar.

İnsanların ilk ne zaman resim yapmaya başladığı bilinmiyor. Bilinen en eski mağara resimleri 30.000 yıl önceden kalma. O günden bugüne resim sanatı çok gelişti, değişti, çeşitlendi ve kitlelere yayıldı. Artık herkes dilerse resim yapabiliyor. Ne ki herkes de güzel resim yapamıyor. Halbuki güzel resim yapmak o kadar da zor değil.
resme baslamadan 09 Resme Başlamadan
resme baslamadan 01 Resme Başlamadan
resme baslamadan 02 Resme Başlamadan
Mağara sanatçıları en çok hayvan ve insan resimleri yapmıştır. Ama bazı resimlerde soyut şekiller de vardır.

Resim Köşesi

resme baslamadan 03 Resme Başlamadan
Her çocuğun kendi başına ya da arkadaşlarıyla birlikte oyun oynayacağı bir alana gereksinimi vardır. Aynı şey aslında resim için de geçerlidir. Yani resim yapmak için de özel bir alan olması önemlidir. Ressamların atölyeleri vardır. Siz de eğer resim yapmaktan çok hoşlanıyorsanız, odanızın bir köşesini resim için ayırın ve ona göre düzenleyin. Resim kâğıtlarınızı, boya kalemlerinizi, boyalarınızı, fırçalarınızı ve resimle ilgili tüm malzemenizi burada tutun. Köşenizin pencere kenarında olması ya da iyi aydınlatılması önemlidir.

Resim Malzemeleri

Esin perinizin ne zaman geleceği belli olmaz. Geldiğinde resim köşenize çekilip resimlerinizi yapmaya başlarsınız. Ancak bunun için bütün malzemelerin de elinizin altında hazır olması önemlidir. Yoksa malzeme sağlamaya çalışırken esin periniz sıkılıp gidebilir. Bu nedenle resim köşenizde şu temel malzemelerin her zaman hazır olmasında yarar vardır:

– Bol miktarda beyaz kâğıt

– Bir miktar suluboya kâğıdı

– Ucu değişik kalınlıkta ve değişik sertlikte kurşun kalemler

– Kalemtraş ve yumuşak bir silgi

– Renkli kalemler

– Pastel boyalar

– Suluboya takımı ve palet

– Değişik uçlu fırçalar

– Küçük bir çöp kutusu

– Naylon masa örtüsü ya da bol miktarda eski gazete (masanızı korumak için)

malzemeler kolaj 4 Resme Başlamadan

Kurşun kalemlerin 2B, 4H gibi bir rakam ve bir harften oluşan kodları olur. B yumuşak, H sert uçlar için kullanılır. B uçlar yumuşak olur ve daha koyu çizerken H uçlar sert olur ve daha açık çizer.

resme baslamadan 08 Resme Başlamadan
resme baslamadan 07 Resme Başlamadan

Güzel Resimler için Birkaç Tüyo

Şu basit tüyolar resim yaparken işinize yarayabilir, daha güzel resim yapmanızı sağlayabilir:
Eskiz defterinizi ve bir kurşunkalemi her zaman yanınızda ya da yakınınızda bulundurun. Esin perinizin ne zaman geleceği belli olmaz.
Sabırlı olun. Güzel bir resim zaman ister. Leonardo da Vinci’nin, Mona Lisa’yı yaklaşık 4 yılda tamamladığı aklınızdan çıkmasın.
Kendinizi başka ressamlarla karşılaştırmayın. Eski çalışmalarınız ile yenilerini karşılaştırın.
Resim kitaplarından ya da internetteki videolardan yararlanmaktan çekinmeyin.
resme baslamadan 05 Resme Başlamadan
resme baslamadan 04 Resme Başlamadan
resme baslamadan 06 Resme Başlamadan
Malzemelerinize özen gösterin. Fırçalarınızı temizlemeyi unutmayın.
Bir nesneyi çizmeye girişmeden önce onu bir süre inceleyin.
Çevrenizdeki şeyleri sürekli gözlemleyin. Gördükleriniz ve başkalarının yapıtları sizi etkileyebilir ve esinleyebilir.
Resim yaparken düzeltemeyeceğiniz bir hata yaparsanız, hemen yeni baştan başlamayın. Önce hatanızı kullanarak yeni bir şeyler yaratmayı deneyin.
resme baslamadan 10 Resme Başlamadan
Evet, hazırsanız, şimdi resim yapmaya başlayabilirsiniz!

Benim Çalgım Hangisi?

Klasik müziği sever misiniz? Bir klasik müzik dinleyicisiyseniz, bıkmadan severek dinlediğiniz birkaç eser mutlaka vardır. Bir de bu eserleri sizin çaldığınızı hayal edin. O zaman dinlerken aldığınız keyif katlanarak artacaktır! Bir müzik eserini herhangi bir çalgıyla çalmaya çalışmak eğlenceli olmanın yanı sıra, birçok beceri geliştirmemizi de sağlar. Kendimizi daha önce hiç bilmediğimiz bir biçimde ifade edebilmek eşsiz bir deneyimdir. Her eser onu çalan kişiyle yepyeni bir kimliğe bürünür. Bu yeni kimliği var eden de tabii ki kendimize özgü yaratıcılığımızdır.
benim-calgim-hangisi-01-3

Çalgılar çok değişik şekillerde ve büyüklüklerde olur. Hepsinin de kendine özgü, güzel bir sesi vardır. Bir çalgı tek başına çalınırsa, buna solo denir. Çalgılar daha çok armoni ve ses yaratabilmek için genellikle birlikte çalınır. Böyle birçok müzisyenin ve değişik çalgının yer aldığı büyük gruplara orkestra denir.

Siz hangi çalgıyı çalmak istersiniz? Belki de bir süredir zaten çalıştığınız, bir hayli ilerlediğiniz hatta konserlerde çaldığınız bir çalgı vardır. Belki de şu sıralar tam da bir çalgıda karar kılmak üzeresiniz.

benim calgim hangisi 01 Benim Çalgım Hangisi?

Piyano

piyano 11 icon Benim Çalgım Hangisi?Tek başına hiçbir çalgı piyano kadar etkileyici değildir. Piyanist bir orkestrayla birlikte olduğu kadar tek başına da eşsiz bir müzik yaratabilir. Piyanonun 36 siyah, 52 beyaz olmak üzere toplam 88 tuşu olan bir klavyesi vardır. Klavyedeki bir tuşa basıldığında içerideki tahta bir çekiç bir tele çarparak ses oluşturur. Piyanonun müziğe başlamak için en iyi enstrüman olduğu düşünülür. Çünkü çok yönlüdür ve en geniş ses aralığına sahiptir. Piyano bu güçlü özelliklerini adeta kendisini çalan kişiye de geçirir: Belleği, odaklanma ve ince motor becerilerini geliştirir. İster kuyruklu piyano olsun, ister duvar piyanosu bu etkileyici çalgı duygularımızı ifade etmek ve rahatlamak için birebirdir.

benim calgim hangisi 02 Benim Çalgım Hangisi?

Çello

cello 11 icon Benim Çalgım Hangisi?Yaylılar ailesinin adı İtalyanca’dan gelen, bu iri yapılı üyesinin en ilginç özelliği klasik müzik orkestrasının bukalemunu gibi olmasıdır. Çellonun sesi bir orkestra eserinde bazı bölümlerinde herhangi bir yaylı çalgının sesi gibi duyulabilir. En çok da insan sesine benzer; hem sesi hem gövdesiyle çalgıların en insana benzeyenidir o. Çello öğrenmek zor olmasa da sabır ve düzenli çalışmayı gerektirir. Çello çalmak hem ekip çalışması hem de liderlik becerilerini geliştirir. Müzik alanında genel kültür sahibi olmak ve özgüvenimizi artırmak için harika bir çalgıdır.

benim calgim hangisi 03 Benim Çalgım Hangisi?

Klarnet

klarnet 11 icon Benim Çalgım Hangisi?Klarnet ‘küçük trompet’ anlamına gelir ve nefesli çalgılar ailesinin bir üyesidir. Sert ve dayanıklı ağaçlardan genellikle de abanoz ağacından yapılır. Gövdesinde de ses deliklerini açmaya ve kapatmaya yarayan metal bir mekanizma vardır. Tek kamış ağızlık kullanılarak çalınır. Klarnetin kendine özgü seslerinden silindir biçimindeki şekli sorumludur. Ton kalitesi müzisyenin, çalınan eserin ya da çalgının niteliklerine göre büyük ölçüde değişim gösterir. En popüler çalgılardan biridir. Böyle olmasının nedeni yeni başlayanlar için kolay bir çalgı olmasıdır. Klarnet ustalaştıkça inceliklerini gösterecek ve sizi zorlamaya başlayacaktır. Tüm nefesli çalgılar gibi klarnet çalarken de rahat ve açık soluk alıp kontrollü ve doğru soluk vermenizi sağlayan harika bir egzersiz yaparsınız.

benim calgim hangisi 04 Benim Çalgım Hangisi?

Keman

keman 11 icon Benim Çalgım Hangisi?Yaylı çalgılar ailesinin en hafif ve en tiz sesli çalgısı kemandır. Tıpkı piyano gibi bir orkestrayla birlikte ya da solo çalınabilir. Keman en önemli orkestra çalgısıdır. Orkestranın en önünde kemanlar yer alır. Hemen hemen bütün besteciler keman için eser üretmiştir. Ayakta olduğu gibi oturarak da çalınan keman çocuklar arasında en popüler çalgılardan biridir. Keman çalmak hem koordinasyon becerilerini hem de belleği geliştirir. Çalanın duruşunu düzeltir ve özgüvenini artırır.

benim calgim hangisi 05 Benim Çalgım Hangisi?

Gitar

gitar 11 icon Benim Çalgım Hangisi?Gitar belki de dünyada ne yaygın olarak çalınan çalgıdır. Hem yetişkinler hem de çocuklar arasında çok popülerdir. Parmaklarla ya da penayla çalınan gitarla birçok müzik türü çalınabilir. 7-8 yaşında gitar çalmaya başlanabilir. Gitar çalmak da el becerilerini, konsantrasyon yeteneğini arttırır ve belleği güçlendirir.

benim calgim hangisi 06 Benim Çalgım Hangisi?
Size uzun yıllar arkadaşlık edecek bir çalgı seçiminizi uzun araştırmalar sonucu da yapabilirsiniz ya da sesini duyduğunuz veya elinize alıp gövdesine dokunduğunuz anda da yapabilirsiniz. Arkadaşınızı nasıl seçerseniz seçin verdiğiniz emekle ilişkinizin her geçen gün gelişip daha keyifli hale geldiğini göreceksiniz.
benim calgim hangisi 07 Benim Çalgım Hangisi?

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI