ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
Romanımızın başkahramanı Cassidy yedinci sınıfa başlayacak olan sıradan bir kız. Daha doğrusu o öyle düşünüyor. Liam adında can sıkıcı bir ağabeyi ve Rolo adında hiç söz dinlemeyen bir köpeği var. Cassidy, adından hiç hoşnut değil. Onu saçma buluyor ve ailesine bu konuda kızgın. Yani Cassidy’ye göre her şey fazlasıyla sıradan ve sıkıcı. Dolayısıyla o da yedinci sınıfa bu koşullarda başlamanın tedirginliğini yaşıyor. Okulun ilk birkaç günü ağabeyinin kocaman ceketini giymek zorunda kalması, yeni ayakkabılarını Rolo’nun kemirmesi de tuz biber oluyor. Hiç değilse alt sınıftan gelen en iyi arkadaşları Molly ile Shenice var. Aslında onlar da bu yeni başlangıçtan biraz tedirgin.
Ne var ki okulun ilk haftası hiç de Cassidy’nin tahmin ettiği gibi kötü geçmiyor. İzleyen haftalarda da tam tersine pek güzel gelişmeler oluyor. Beklenmedik bir şekilde Cassidy’nin özel yetenekli bir öğrenci olduğu anlaşılıyor. Okulun en havalı öğrencisi de arkadaşı oluyor. Ama her öğrenci gibi onun da okul yaşamı iniş çıkışlarla dolu…
Karşınızda Cassidy kolay okunan, sürükleyici ve komik bir roman. Hani okurken bitmesini hiç istemediğiniz türden…
İkiz kardeşler John ve Lea büyükanneleriyle birlikte yaşıyor. Bilim insanları olan anne babaları da Guatemala’nın balta girmemiş ormanlarında çok ender rastlanan, hem suda hem de karada yaşayan bir semenderin izini sürüyor. Araştırma seferi yaklaşık altı aydır devam ediyor.
Sonunda ikizler de anne babalarını ziyaret etmek için yaz tatilinde oraya gidiyor. Giderken hemen her şeyi göz önüne alarak çok iyi hazırlanıyorlar. Ne var ki yağmur ormanı sürprizlerle dolu bir yer. Vahşi ormanda güzel başlayan kamp yaşamı, bir sabah aniden tehlikelerle dolu bir serüvene dönüşüyor…
Semenderin Laneti çok sürükleyici ve eğlenceli bir serüven romanı. Ama aynı zamanda sayfa aralarında yağmur ormanlarıyla, Guatemala’yla ve daha başka birçok şeyle ilgili güzel ve özet bilgiler de verilmiş. Yani hem güzel bir roman okuyacak hem de kısa sürede çok değişik bilgiler edineceksiniz.
Buck 60 kilo ağırlığında, güçlü kasları ve uzun tüyleri olan, büyük bir köpektir. Kuzey Kaliforniya’da verimli Santa Clara Vadisi’nde büyük bir malikânede yaşıyor, sıcak iklimin keyfini çıkarıyor. Malikâne yoldan biraz içeride, yarı yarıya ağaçların arasına gizlenmiş haldedir. İyi bakımlı bir bahçesi vardır.
Alaska’nın çetin koşullarında yaşayan insanlar 1896’da orada sarı bir maden bulmuştur. Bu haber ülkede dalga dalga yayılmış ve binlerce adam kuzeye akmaya başlamıştır. Bu adamlara köpek gerekir; güçlü, kızak çekebilecek kuvvetli kasları ve kendilerini soğuktan koruyacak kürkleri olan köpekler…
Paraya gereksinimi olan bahçıvan Manuel bir gece Buck’ı çalıp köpek tüccarlarına satınca Buck’ın yaşamı bir anda alt üst olur. Önce gemiyle Seattle’a sonra oradan Alaska’ya gönderilen Buck kızak köpeği yapılır. Artık bir kızak köpeği olmanın bütün zorluklarını yaşamak zorundadır. Hayatta kalmak için bütün yeteneklerini kullanması gerekir. Acaba Buck ne kadar başarılı olacaktır? Ormandan gelen gür sesli çağrıya yanıt verecek midir?
Ünlü yazar Jack London’ın bu klasik yapıtı öylesine etkileyici ve sürükleyici ki bırakmak istemeyeceksiniz…
Doğada gezmek insana çok iyi gelir. Yeşil bir bitki örtüsü içinde, ağaçların arasında, tertemiz bir havayı soluyarak yapılan bir doğa gezisi hem beden sağlığı hem de ruh sağlığı açısından çok yararlıdır. Bu bilgi dolu, sürükleyici, küçük kitapta doğada, dağlara doğru yapılan bir gezi anlatılıyor. Önce gezi için gerekli donanıma, yolda rastlanabilecek olası şeylere, bitkilere, hayvanlara değiniliyor. Molada yapılacaklar ve sırt çantasında bulunması gerekenler anlatılıyor. Dağ yolunda yapılabilecek etkinlikler sıralanıyor. Gerekirse tepelere ve kayalara tırmanılacağı, bu sırada nelere gereksinim duyulacağı gösteriliyor. Son bölümde ise dağa nasıl çıkılacağı ve dağda yaşayan canlılar hakkında bilgi veriliyor.
Bu renkli resimlerle dolu, akıcı ve bilgi dolu kitabı bitirdiğinizde doğa hakkında bir sürü şey öğreneceksiniz.
Defne ile Demir aynı apartmanda oturan çok iyi iki arkadaştır. Okula da birlikte giderler. Apartmanlarında Profesör diye bilinen yaşlı biri daha yaşar. Giriş katındaki kırtasiye dükkanı onundur. Profesör’ün büyük bir sırrı vardır. Bir gün Defne ile Demir şans eseri bu sırrı keşfederler. Yanlışlıkla ellerine geçen Profesör’ün kalemini sıradan bir kalem sanırlar. Ne var ki kalem gerçekte sihirli bir kalemdir. Birden bir kâğıdın üzerinde hareket etmeye ve kendi kendine bir şeyler yazmaya başlar. Ardından olağanüstü şeyler olur ve kısa süren bir fırtına kopar. Şaşkın Defne ve Demir gözlerini açtıklarında kendilerini bambaşka bir yerde ve zamanda bulurlar. Neyse ki birçok serüven yaşadıktan sonra sağ salim evlerine dönerler. Bu şekilde iki yolculuk yapmışlardır. Artık eski huzurlu yaşamlarına dönmüşlerdir. Gerçekten dönmüşler midir?
Soğuk ve karlı bir kış günü Defne ile Demir ve de kedileri Miskin Profesör’ü evinde ziyaret eder. Sohbet sırasında Demir bir olasılık hesabı yapmak için tam kalemi kullanacakken kalem yine başına buyruk davranmaya, kâğıda bir şeyler çizmeye başlar. Evin içinde kısa süren fırtınanın ardından iki kafadar ve kedileri kendilerini karla kaplı bir ormanda bulurlar. Oranın hangi kutup bölgesi olduğunu anlamaya çalışırken karşılarına dev bir mamut çıkar. Böylece kahramanlarımız aslında buz devrine gelmiş olduklarını anlarlar.
Rengârenk resimlerle dolu, kısa ama sürükleyici bölümlerden oluşan bu minik kitap sizi öyle içine alacak ki bitirdiğinizde zamanın nasıl geçmiş olduğunu anlayamayacak, keşke bitmeseydi diyeceksiniz.
Konuşan Köpek Koko ile sahibi Can birbirlerine iyice bağlanmışlardı -nasıl tanıştıklarını ve arkadaş olduklarını öğrenmek isterseniz serinin ilk kitabı Zultanit Taşı Macerası’nı okumalısınız. Onlar artık birbirinin can dostudur. Her sabah gezmeye çıkarlar. Ara sıra sahile inerler ve yüzerler. Her fırsatta değişik oyunlar oynarlar. Kısacası birlikte çok eğlenirler.
Bir gün yan eve yeni komşular taşınır. Onların da bir köpeği vardır: Boncuk. Boncuk kısa bir süre sonra altı sevimli yavru doğurur. Herkes çok sevinir. Ne var ki o evde hep de hoş şeyler olmaz. Bir süre sonra yan tarafta tekin olmayan adamlar görülmeye başlar. Geceleri bir şeyler çeviriyorlardır. Sonunda bir gece meraklı Koko evin açık kalan arka penceresinden içeri girer…
Bol resimli ve çok sürükleyici bu serüven romanı sizi hemen saracak. Onu elinizden bırakmak istemeyecek, Koko’nun yeni serüvenlerini iple çekeceksiniz.
Yeryüzü, dağlar, ovalar, akarsular, vadiler, çöller vs. sanki hep bugünkü gibiymiş ve bundan böyle de hep aynı şeklini koruyacakmış gibi gelir bize. Aslında hiç öyle değildir. Dünyamız çok ağır da olsa sürekli değişir. Çöller büyür, küçülür, yok olur, ortaya çıkar, yeni dağlar oluşur, akarsular yatak değiştirir, yeni kayalar ortaya çıkar, eskileri yok olur ve bütün bunlar olurken de şiddetli yer sarsıntıları, çok büyük doğal olaylar gerçekleşir. Bütün bunlar jeoloji biliminin ilgi alanına girer.
İşte, bu kitapta bunlarla ve daha başka birçok jeoloji konusuyla ilgili çok ilginç şeyler bulacak, haritalara, şemalara ve çizimlere bakmaya, öğrenmeye doyamayacaksınız.
Başka hayvanları avlayıp yiyen hayvanlara yırtıcı hayvanlar ya da kısaca yırtıcılar denir. Avlanmak için ciddi bir uğraş vermeleri gerekir. Öte yandan bitkileri yiyen otçul hayvanlara göre daha az yer ve daha çok dinlenirler. Günümüz yırtıcıları arasında ilk akla gelenler kuşkusuz büyük kedilerdir. Geçmişin yırtıcıları arasında da etçil dinozorlar ve özellikle de tiranozorlar akla gelir.
Bu kitapta, hem günümüzde hem de geçmişte yaşayan yırtıcılara ilişkin bilgiler, renkli resimler, fotoğraflar ve çizimler yer alıyor. Rahat okunan ve çok sürükleyici olan bu kitaba bir kez başladınız mı bırakmak istemeyeceksiniz. Severek okuyacak, arkadaşlarınıza da önereceksiniz.
Defne ile Demir aynı apartmanda oturan ve okula birlikte giden çok iyi iki arkadaştır. Giriş katında kırtasiye dükkanı olan ve Profesör diye bilinen yaşlı biri de yine aynı apartmanda yaşar.
Profesör’ün büyük bir sırrı vardır. Bir gün Defne ile Demir bu sırrı keşfederler. Yanlışlıkla ellerine geçen Profesör’ün kalemini sıradan bir kalem sanarlar. Ne var ki kalem gerçekte sihirli bir kalemdir. Birden bir kâğıdın üzerinde hareket etmeye ve kendi kendine bir şeyler yazmaya başlar… Ardından olağanüstü bir şey daha olur ve odanın içinde bir fırtına kopar. Şaşkın Defne ve Demir gözlerini açtıklarında uçsuz bucaksız bir çölün ortasında bulurlar kendilerini. Sonra da başlarına birçok şey gelir. Neyse ki yaşadıkları onca serüvenden sonra sağ salim geri dönerler.
Sonra bir gün Defne ile Demir hiç de istemeden sihirli kalemle yeni bir serüvene atılır. Bu kez çok uzak geçmişe gider ve dinozorların tam ortasına düşerler! Önce bir brakiyozor ile tanışırlar, sonra da yumurtadan çıkan yavru bir dinozorun annesini aramaya başlarlar. Ama bu sırada çenesi bıçak gibi keskin dişlerle dolu korkunç bir tiranozor, peşlerine takılır ve bir türlü bırakmaz. Bu kez sihirli kalemin işlerine yarayıp yaramayacağından da hiç emin değillerdir.
Rengarenk resimlerle dolu, kısacık bölümlerden oluşan bu minik kitap sizi öyle içine alacak ve sürükleyecek ki bitirdiğinizde zamanın nasıl geçmiş olduğunu anlayamayacaksınız.
Mühendisler yalnızca makine tasarlamazlar, yaşamımızı kolaylaştıracak yollar da bulurlar! Siz de mühendis mi olmak istiyorsunuz? Parlak fikirleriniz mi var? Bir şeyler icat etmeyi, tasarlamayı, bir ekibin parçası olarak çalışmayı ve sorunları çözmeyi sever misiniz? Eğer bunlara yanıtınız ‘evet’se, bu kitap tam size göredir.
Kitapta mühendislik ve mühendislerle ilgili hemen her şey var. Örneğin, mühendislerin neyle uğraştığını, mühendis gibi düşünmenin nasıl bir şey olduğunu, mühendislerin kullandığı malzemeleri, yaşamın hangi alanlarında çalıştıklarını ve merak ettiğiniz daha birçok sorunun yanıtını bu kitapta bulabilirsiniz.
Her sayfası resimler ve şemalarla dolu bu kılavuz kitabın dili de çok akıcı. Dolayısıyla kolay okunuyor, rahatça anlaşılıyor. Eğer büyüyünce mühendis olma hayaliniz varsa, bu kitap sizin başucu kitabınız olacak.
Onun adı Josephine. Küçük ve sevimli bir kız çocuğu… olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz. Çünkü ona herkes Küçük Vahşi diyor. Neden mi? E, canavar gibi bir şey de ondan. Sürekli yaramazlık yapar ve sürekli de başı derde girer. Başı derde girdiğinde söylemeyi en sevdiği cümlelerden biri “Kimse bunu yapamayacağımı söylemedi”dir. Bunu sık sık duyarsınız: “Kimse peçeteyi zamkla burnuma yapıştıramayacağımı söylemedi.” “Kimse vampircilik oynarken kafama ketçap sıkamayacağımı söylemedi.” “Kimse babamın gitar kılıfını kano yapıp merdivenlerden aşağı
kayamayacağımı söylemedi.”
Küçük Vahşi ve ablası Kate köpek isterler. Babalarının arkadaşı Amerika’ya turneye giderken tazısını onlara bırakır. Ve anlaşılır ki Küçük Vahşi’yi daha da vahşi, dayanılmaz, çileden çıkarıcı yapacak bir şey varsa, o da bir köpekmiş.
Güzel resimlerle süslenmiş, komik ve sürükleyici bu kitabı bir solukta okuyacak, serinin öteki kitaplarını da hemen okumak isteyeceksiniz.
Anton sıkı futbolcudur. Sevgili arkadaşları Jan ve Emma da öyle. En iyi arkadaşı Jan kalecidir; Emma da forvet. Takımları Kartallar’ın dört gün sonra Timsahlar ile turnuva maçı vardır. Son turnuvada Kartallar ikinci Timsahlar da şampiyon olduğu için bu maç ayrı bir önem taşımaktadır. Kartallar dört günlük yoğun bir antrenmanla turnuvaya sıkı hazırlanır. En azından Anton’a göre öyledir.
Ve sonunda turnuva günü gelir. Acaba Kartallar emeklerinin karşılığını alabilecek midir?
Günlük şeklinde yazılmış, güzel resimlerle dolu bu kitap çok sürükleyici. Anton’un duygu ve düşünceleri de çok komik. Onun ve arkadaşlarının maça hazırlanışı günbegün anlatılıyor.
Komik ve heyecanlı bu kitabı okumaya başladığınızda onu elinizden düşüremeyecek, bir günde hatta birkaç saatte bitireceksiniz.
Roma İmparatorluğu tarihin en görkemli imparatorluklarından biridir. Bin yıldan uzun bir süre boyunca Avrupa’dan Orta Doğu’ya, Afrika’dan İngiltere’ye kadar uzanan büyük bir alana hükmetmiş bu imparatorluğu bu sürükleyici kitapla tanımaya başlayacaksınız.
Birbirinden ilginç bilgilerle dolu, çok güzel ve komik resimlerle süslenmiş kitaptan Roma’da günlük yaşama, büyük kentlerin yapısına, banyoların önemine, neden her yana yol yaptıklarına, askerlerin özelliklerine, mitolojilerine, gladyatörlere ve bazı büyük imparatorlarına ilişkin çok şey öğreneceksiniz.
Bir çırpıda okuyacağınız bu güzel tarih kitabına sık sık yeniden başvuracaksınız.
Charlie Small’un öyküsünü kimse tam olarak bilemiyor… En azından şimdilik. Tuttuğu ilk günlük bir ırmak kıyısında ıslanmış ve yıpranmış bir halde, ikinci günlük de Himalayalar’da bir buzulun içinde bulundu.
İlk başta bu günlüklerin birilerince düzenlenmiş bir şaka olduğu düşünüldü. Çünkü 8 yaşındaki hiçbir çocuğun başından böylesine sıra dışı ve ilginç olaylar geçmiş olamazdı. Ancak son derece canlı bir anlatımı olan günlüklerde yazılanların hiçbir tutarsızlığı da bulunamadı. Yavaş yavaş herkes günlüklerin gerçekliğine inandı. Bu, Charlie Small’un on birinci günlüğü.
Bu günlüğü, Kuzeybatı İngiltere’de doğada kamp yapan bir aile bulmuş. Kırlarda gezintiye çıktıkları sırada, eski bir kamp ateşinin küllerine rastlamışlar. Günlük, kamp alanındaki bir taşın altına sıkıştırılmış halde öylece duruyormuş. Üstü toz kaplı ve pismiş, fakat sayfalarını çevirip içine baktıklarında, bunun yepyeni bir Charlie Small günlüğü olduğunu anlamışlar.
Bu günlükte yine çok tuhaf olaylarla dolu bir serüven anlatılıyor. Charlie fırtınalı denizleri aşıyor, iskelete dönmüş bir korsanı defnediyor ve gizemli Şahin ile güçlerini birleştiriyor.
Ne dersiniz Charlie’nin sürükleyici bir serüvenini daha yazdığı günlüğünü okumaya var mısınız?
Günümüzden 40.000 yıl öncedeyiz. Keskinkulak on yaz yaşındaydı. Kısa bir süre sonra avcılık sınavına girecekti. Ama mızrağını hedefe isabet ettirme konusunda hiç de iyi sayılmazdı. Dolayısıyla nasıl iyi bir avcı olabilirdi ki? Ama bir gün kabilenin şamanı Ateşgöz onun kabileyi açlıktan kurtaracağını öngördü…
Bu kitapta buzul çağındaki bir mamut avının sürükleyici öyküsü anlatılıyor. Ama bir yandan da o dönemle ilgili çok değerli bilgiler veriliyor. Okurlar kitabı okurken şunları ve daha başka birçok şeyi de öğreniyor:
Buzul Çağı’nda doğa nasıldı?
Buzul Çağı’nda çocuklar nasıl yaşarlardı?
O dönemdeki aletler ve evler nasıldı?
İnsanları yemek pişirmeyi biliyor muydu?
Buzul Çağı’nın büyük hayvanlarının zamanla nesli niye tükendi?
Mamut ve bizon gibi büyük hayvanlar nasıl avlanırdı?
Mağara resimleri nasıl yapılırdı?
Çok güzel resimlerle dolu ve ilgi çekici bilgi çerçeveleriyle donatılmış bu sürükleyici kitabı elinizden düşürmeyeceksiniz!
Türkiye İş Bankası bu yıl “Karneni Göster, Kitabını Al” kampanyasının on ikincisini gerçekleştiriyor ve bir kez daha 1 milyon öğrenciye kitap armağan ediyor. Bu yıl sizlere armağan edilecek kitabın adı Siyah İnci. Siyah İnci, 1878 yılında Anna Sewell tarafından yazılan bir dünya klasiği…
“Karneni Göster, Kitabını Al” kampanyası kapsamında bu yılki kitaplarla birlikte çocuklara 12 yılda 14 milyon kitap armağan edilmiş olacak. Her yıl olduğu gibi bu yıl da karnelerinizi göstererek, kitabınızı İş Bankası şubelerinden ücretsiz alabileceksiniz. Ayrıca yatılı bölge okullarında, sevgi evlerinde, çocuk ve gençlik kapalı cezaevlerinde ve çocuk eğitim evlerinde kalan arkadaşlarınıza da kitap armağan edilecek.
İş Bankası bu kampanya ile 2008 yılından bu yana, “Alice Harikalar Diyarında”, “Yazarlarımızdan Masallar ve Öyküler”, “Yazarlarımızdan Öyküler”, “Halime Kaptan”, “Küçük Mavi Gezegen”, “Sait Faik’ten Çocuklara Hikayeler”, “Aziz Nesin’den Çocuklara En Güzel Öyküler”, “Yazarlarımızdan Öyküler”, “Şairlerimizden Seçme Şiirlerle Şiir Dünyasına Yolculuk”, “Depremden Korkmuyorum – Nasıl Korunacağımı Biliyorum”, “Mars’a Nasıl Giderim? – Bilim Yolunda Eğlenceli Adımlar”, “Astronotlar Üşür mü? – Bilim Yolunda Eğlenceli Adımlar”, “Robotlar Hapşırabilir mi? Bilim Yolunda Eğlenceli Adımlar” adlı kitapları karne hediyesi olarak verdi.
Siz de yaz tatiline girdiğimiz bugünlerde karnenizi göstererek İş Bankası şubelerinden Siyah İnci kitabını alabilirsiniz. İyi okumalar dileriz.


Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.
Doğan Hızlan
Bilimin bir amacı da bilinmeyen yerleri keşfetmek, dünyanın geleceğini araştırmalarla öğrenmek.
Televizyonda belgesellerde gördüğümüz, kışın karların içinde kilometrelerce yürüyen kutup ayılarının bulunduğu bölgeye bizim bilim insanlarımız da gitti.
Oraya nasıl gittiler, neler yaptılar, neleri gördüler, neleri bize aktardılar…
Bu yılki kitaplarınızdan ilki bu heyecanlı serüven: Türk Bilim İnsanları Kuzey Kutbu’nda.
Soluk soluğa okuyacağınız kitabı grupta bulunan Kaptan Sinan Yirmibeşoğlu yazdı, Gözde Eyce de resimledi. Kitabın girişindeki Doç. Dr. Burcu Özsoy’un yazısının başlığı: “Kutup Bilim Seferlerine Liderlik Eden Bilim İnsanımızın Sizlere Mesajı Var”. Şöyle başlıyor Özsoy:
“Çok kıymetli çocuklar,
Biz de Türk bilim insanları olarak Dünya’nın en kuzeyindeki kutup bölgesine giderek hem kutuplarda hem de oraya yolculuğumuz süresince önemli deneyimler elde etme şansı yakaladık. Sekiz kişilik bir ekiple 2019 yılının Temmuz ayında İlk Türk Arktik Bilimsel Seferi’ni gerçekleştirdik. Kim bilir belki de yıllar sonra kutup bilim seferlerimizin katılımcıları sizler olacaksınız.”
Birçok sorunun yanıtını bu kitapta bulacaksınız. Ben merak ettiğim her şeyi bu kitaptan öğrendim. Yaz ortasında bile –2 derecede çalışmışlar. Yılın dört ayı 24 saat karanlık. Oraya giderseniz bir gerçeği anımsatalım, cep telefonunuzu kullanamayacaksınız.
Bu gibi bilimsel araştırmalar yarınki yaşamımız için çok önemli bilgiler içeriyor.
İsterseniz oraya turist olarak de gidebilirsiniz. Her yıl giden yüz binlerce turistin arasına katılabilirsiniz.
Göreceksiniz, bilim insanları sadece odalarda yaşamaz, Kutuplarda da araştırmalarını sürdürürler.
Kitabın sonunda da ekiptekilerin biyografisini kendi kalemlerinden okuyacaksınız. Bilimsel bir serüven romanı.
DEFİNE aramak, böylece emeksiz, çabasız zengin olmak hırsı yüzyıllardır insanın içinde yaşayan bir virüs.
18. yüzyılın ikinci yarısından sonra açık denizlerdeki korsanlar define peşine düşmüşlerdi. Denizin diplerine indiler, batık gemileri bulmaya çalıştılar. Define arama bugün de sürüyor. Gazetelerde okuyor, televizyonlarda seyrediyoruz. Bu yüzden birçok tarihi yapı yağmalanıyor.
Define Adası, bu serüvenlerin en iyi, en zevkle okunan kitabı.
Bir ekip kafa kafaya verip, bir haritanın izini sürerek, bir kaptanın definesini bulmaya çıkıyorlar.
Çoğunlukla bu ada uzaklarda bir yerdedir, çalışacak insanlar da korsanlardır.
Define Adası’na giderken gemide ve adaya inildiğinde herkesin başından geçenler, bu eşsiz romanı en çok okunan kitaplar arasına yükseltti.
Bu romanlar hayal dünyasının zenginliğini, bir açıdan gerçekliğini de bize yansıtırlar.
Hayatımızı bazen rastlantılar yönlendirir, masalların inanırlığı da bu açıdan okunmalıdır. Jim Hawkins’in eline define haritası geçmeseydi, yaşamları değişmeyecekti.
Yazarın hayatı da ilgi çekici. Sağlığı için Pasifik’teki bir adaya gitti, orada yaşadı, orada öldü ve oraya gömüldü.
Mezar taşında bakın ne yazılı?
İşte huzurla yatıyor hep özlediği yerde;
Deniz rotasıyla bulmuş gemici bir melce,
Arayışın sonunda onun yurdu artık bu tepe.
Ada yerlileri de ona “masalcı” anlamına gelen Tusitala adını vermişlerdi.
(Define Adası, Robert Louis Stevenson, Uyarlayan: Sevgi Atlıhan, Türkiye İş Bankası Yayınları)
Dünya’nın Merkezine Yolculuk’u okurken bugün yaşadıklarımızı çok önceleri bazı yazarların gündeme getirdiklerini öğreniyoruz.
Kahramanımız bir bilim adamı, çok şey biliyor, ama çevre ona biraz garip bakıyor. Tarih boyunca yeniliklerin, yeni keşiflerin bulucuları pek taraftar bulamaz. Profesör Otto Lidenbrock da böyle kişilerden biriydi. İnsanoğlu oturduğu yerde kaldıkça, yolculuk yapmadıkça dünyanın değişmesine katkısı olmazdı.
Yeğeniyle beraber yola çıkarken belleğinde şu söz vardı:
“Kaderin bize açtığı yolu izleyeceğiz.”
Yolculukta elbet tehlikeler vardır, ama bu merakı uyandırır.
(Dünya’nın Merkezine Yolculuk, Jules Verne, Uyarlayan: Yonca Aşçı Dalar, Türkiye İş Bankası Yayınları)
Doktorun insana heyecan veren bir amacı vardı. Quiquendone adlı küçük bir şehre elektrik getirmek. Her yer ondan sonra aydınlık olacaktı.
Doktor Ox kimdi? Kendi adı gibi garip biri miydi yoksa? Bunun yanıtını kitabı okudukça öğreneceksiniz. Yaptıklarıyla önce şaşkınlık yarattığı kesin.
Başarıyla çizilmiş karakterler yalnız küçüklerin değil büyüklerin de severek, beğenerek okuyacağı bir öykü kurgusu çıkardı ortaya.
Jules Verne bize daima sorular yöneltir, böylece biz de düşünmeye başlarız.
(Doktor Ox’un Deneyi, Jules Verne, Uyarlayan: Meryem Mine Çilingiroğlu, Türkiye İş Bankası Yayınları)
Her yıl karnenizi gösterip kitabınızı alırdınız. Ben de gelip kitabı tanıtır, katılımcılarla konuşurdum. Bu yıl dünyayı dolaşan, birçok insanı aramızdan ayıran bir virüs yüzünden online okuyacaksınız kitaplarınızı.
Ancak unutmayın, bu seçkin kitaplar tatilinizin daha güzel, daha eğlenceli geçmesini sağlayacaktır. Dileriz ki gelecek yıl sağlıklı bir Türkiye’de gene kendiniz gelerek kitabınızı alırsınız.
Neşeli, sağlıklı bir tatil geçirmenizi dilerim.