ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Bazı bulutlar yer yüzeyinden yansıyan enerjiyi tutup, geri yansıtır. Yani yorgan etkisi yaratır. Yeryüzünü yatak olarak düşünecek olursak, bu bulut tipi de yeryüzünün üzerine örtülmüş bir yorgan gibi sıcaklığı koruma görevi üstlenir. Bunların adı stratus’tur. Latince sözcük karşılığı örtü, battaniye, tabakadır. Gerçekten de yorgan gibi düz, kıvrımları az olan bulut tipidir. Ama stratus bulutları arkasında kalan güneşin hatlarını net olarak belli etmesine izin verir.

Birbirinden ayrılmış, ipliksi bir dokuda olan hatta pamuktan bir parça koparırken arada uzayan pamukçuklar görünümündeki bulut ailesine de sirrüs denir. Sirrüs Latincede saç buklesi, kıvrım anlamına gelir. İpeksi görünümdeki sirrüsler gökyüzünün en narin ve romantik görünümlü bulutlarıdır.

Adı Latincede yığın, küme anlamına gelen “cumulus” sözcüğünden gelen kümülüs bulutları patlamış mısırı ya da karnabaharı andırır. Bunlar insanda üzerine atlayıp içine gömülme duygusu yaratan tombik bulutlardır. Güneşe dönük bölümleri parlak beyaz olan kümülüslerin alt bölümleri gridir.

Bir başka bulut grubu da Latincede bulut, yağmur anlamına gelen nimbüslerdir. Bunlar Güneş’i de Ay’ı da saklayacak kadar kalın gri yağış bulutlarıdır. İç karartıcı havalara ve yağışa neden olmaları yüzünden pek de sevilmezler.
Bazı öyküler ve deyimler, bilimsel araştırmaların da doğruladığı gerçekleri yansıtır. Hava durumu ve bulutlar; büyük kentlerde yaşayan ve günlük yaşamını sürekli kapalı yerlerde geçiren kişiler için ortak şeyleri ifade eder. Ne giyeceği, şemsiye alıp almayacağı, arabayı yıkatıp yıkatmayacağı, bir açık hava programı varsa ona gidip gitmeyeceği gibi… Bunun için hava durumu haberlerini dinlemek ya da o gün sabah gökyüzündeki bulutlara bakıp kişisel deneyimleriyle karar vermek en çok kullanılan yollardır. Oysa kırsal bölgelerde yaşayanlar için hava durumu bambaşka şeyler ifade eder. Sürekli açık havada olan bu kişiler tarım ve hayvancılıkla ilgilendikleri için havayı da özellikle izlerler. Esen rüzgârın yönü ve bulutların konumu havanın nasıl olacağına ilişkin doğru öngörülerde bulunmalarına yeter.
Bulut gider Ada’ya, çek eşeği odaya.
Bulut gelir Söke’ye, çek eşeği köşeye.
Bulut gider Aydın’a, bak işine kaydına.
Bu deyim Aydın yöresinde Kuşadası ve Söke ilçelerinin hava durumuna gönderme yapan, yüzlerce yılın deneyiminden damıtılıp gelmiş harika bir deyimdir. Türkiye’nin bu en verimli ovalarından biri bulunan Söke’de pamuk, ayçiçeği, buğday, mısır, zeytin, incir tarımı yaygındır. Dolayısıyla hava ve yağış durumu yöre halkı için büyük önem taşır. Eğer bulutlar Kuşadası’na (Ada’ya) doğru ilerliyorsa hava bütün gün yağışlı olacak; eğer Söke’ye doğru gidiyorlarsa kısa süreli yağmur yağacak; eğer Aydın’a doğru gidiyorlarsa da güneşli bir hava olacak demektir.

• Kâğıdından çıkarılmamış bir pipet
• Pipeti üzerine koyacağınız herhangi bir şişe




Çoğumuzun yemeğe bayıldığı şekerden söz ediyorum. Pek “hayır” diyemediğimiz ama fazlası pek de hayırlı olmayan bir gıda. İyi haber şu: Hepimiz şekerin zararlarını az çok biliyoruz. Kötü haber, bildiklerimize rağmen bazen umursamadan bolca şekerli şeyler yemeyi sürdürüyoruz.
Kısa süre önce ağrılı bir deneyimle şekerin dişleri çürütmesi dışında neler yaptığı konusunda bir sürü yeni şey öğrendim. Tahmin ettiğiniz gibi diş doktorumdan…
İyi haber: Önemli bir enerji kaynağı olan iyi şeker, sevdiğimiz birçok şeyde var. Yani portakal, elma, havuç, mercimek, fasulye gibi meyve, sebze ve baklagiller ile esmer ekmek gibi tam tahıllı gıdalarda bulunuyormuş.
“Bundan sonra sabah akşam hep elma, kivi, portakal yiyeceğim” dediğimde doktor yine uyardı. “Bunlar nasılsa iyi şeker diye de istediğin kadar yememelisin. Unutma ki her şeyin fazlası zarar” dedi. Meyveyi lifleri ve posasıyla yemek daha sağlıklıymış. Bir bardak meyve suyu normalde yiyemeyeceğimiz kadar meyvenin suyunu içerdiğinden, iki üç katı iyi şekeri içmek anlamına geliyormuş. Yani bir oturuşta iki üç portakal yiyebilenimiz var mı arkadaşlar?

Taze sıkma meyve suyu bile olsa abartmamalı hatta meyveyi yemeyi tercih etmeliymişiz.

İyi şeker içeren lifli karbonhidratlardan bazıları. İyi de ekmek, mercimek ya da yumurta tatlı değil ki, içinde şeker olsun; ama var..
Şekerin birçok türü ve dolayısıyla da birçok adı var. Şunların hepsi aslında şeker: sakaroz, mısır şurubu, nişasta bazlı sıvı şeker, dekstroz, sorbitol, mannitol, früktoz, meyve şurubu, glikoz, glikoz şurubu, bal, laktoz, maltoz, akçaağaç şurubu, melas, turbinado, amazake… Yediğimiz hazır gıdaların etiketlerini okuma alışkanlığı edinirsek, başka bir dili de sökmüş olacağız anlaşılan.
Dişlerimizi çürütmek için pusuda bekleyen şey şeker. Yetmezmiş gibi büyümenin yavaşlamasına, şişmanlığa, göz bozukluğuna ve baş ağrısına da yol açabiliyormuş. Evet, genç ve sağlıklıyız ama büyümemizin yavaşlamasını ve gözlerimizin bozulmasını da pek istemeyiz herhalde… Diş doktorum hayal kırıklığıma tanık olunca “Bunları öğren ki ne yediğini, neye dikkat edeceğini bilesin” diyerek moral verdi.
Diş doktorumun son bir önerisi daha oldu. Bol bol elma yememi söyledi. Çok lezzetli ve vitamin dolu olan elma aynı zamanda dişlerimizi de temizliyormuş. Hepimize az şekerli güzel günler!
Bu illüzyon gösterimizde, kopmayacak şekilde dikkatle ortalarından kırdığımız kürdanlardan bir yıldız yapacağız.







Latin müziğinin vazgeçilmez çalgılarındandır. Sesi çok tanıdıktır. Çünkü yağmur çubuğundan huzur dolu yağmur damlalarının ve akan suyun çıkardığı sesler çıkar. Çalgı, Orta Amerika tarihinin büyük uygarlıklarından Azteklerin zengin kültürünün ürünüdür. Yağmur çağırma törenlerinde kullanıldığı düşünülüyor.
Aynı kıtadan yakın akrabası marakas da benzeri sesler çıkarır. Evdeki bakliyatı, boş bir şişeye ya da metal ilaç kutusuna koyup kendi çalgınızı yapabilirsiniz.
Evet nota bilgisi gerektirmediği için kolay gibi görünebilir. Ancak dudakların titreşimiyle çalınan dijiridudan güzel sesler çıkarmak büyük beceri ister. Kısaca tarif etmek gerekirse, dijiriduyu çalarken ciğerlerde kalan son hava yanaklarda tutulur ve bu sırada burundan küçük küçük soluk alınır. Çalışıp tekniğini öğrenme konusunda azimli değilseniz, kolay iş değildir.
Beatbox yani hiç çalgı kullanmadan yalnız ağızla seslerin taklit edildiği müzik türüyle uğraşanların daha çok ilgi duyduğu söylenebilir. Değişik tınısının yanında hırlama, horlama, tıslama, kedi gurultusu gibi nice hayvan sesini çıkarabilen ender müzik aletlerinden biridir.
“Yok artık” dediğiniz buradan duyuluyor. Dokunmadan çalınan bu çalgıyla, ilk iş olarak korku filmi müziği yaparak arkadaşlarınızın tüylerini diken diken edebilirsiniz. Şaka bir yana teremin çalan birini izleyen kişi, bu çalgıyı bilmiyorsa, ortaya çok kafa karıştırıcı bir tablo çıkacağı kesin. Karşınızda garip el hareketleri yapan ve böylece güzel sesler çıkaran birini düşünün.
Bu ilginç çalgıyı 1920’li yıllarda Leon Theremin adlı bir Rus mucit icat etmiş. Müthiş değil mi? Aslında teremin, elektronik müzik alanındaki en eski çalgılardan biri.
Hep binlerce yaşında olan çalgılardan söz ettik. Şimdi sizi 23 yaşına henüz başmış bir müzik aleti olan “hang” ya da “hang drum” ile tanıştırıyoruz. Hang, 2000 İsviçre doğumlu. Doğduğu kent Bern’in Almancasında “hang”, “el” demekmiş. Mucitleri Sabina Schärer ile Felix Rohner, onu yalnızca gerçek müzisyenlerin çalması amacıyla üretiyormuş.
Uçan daireye benzeyen hang içi boş iki paslanmaz çelik yarımkürenin birleşmesinden oluşuyor. İnternette hangın nasıl çalınacağına ve sesine ilişkin merakınızı giderebilirsiniz. Güzel olan bir şey de şu: Yeni bir müzik aleti yapma olanağımız hep var!
Çocuklarda en hızlı büyüme elbette bebeklik döneminde, yani üç yaşına kadar olur. Biraz abartılı olacak ama neredeyse çıplak gözle büyüyüşü gözlemlenebilir. Kardeşiniz varsa, anımsamaya çalışın: Neredeyse bir hafta içinde kıyafetlerine sığmaz hale gelir bebekler.
Bu yaşlarda beden ve beyin gelişimi o kadar önemlidir ki; bebeklerin güne mutlu ve her şeyi öğrenmeye hazır başlaması için iyi bir uyku şarttır. Bu aslında yalnızca onlar için değil hepimiz için gereklidir.
“Neden?” derseniz, sanılanın tersine “uyuyalım da beynimiz dinlensin” doğru bir ifade değil de ondan.
Yalnızca uyuduğumuz zaman beynimizin yapabildiği işler var. Anlayacağınız beyin, biz uyanıkken de, uyurken de sürekli çalışıyor. En çok rüya gördüğümüz derin uyku evresinde uyanıkken edindiğimiz tüm bilgiler işlenir, gruplara ayrılır ve belleğimize kaydedilir. Elbette ıvır zıvır bir sürü şey de buna dahil… Arkadaşınızın e-posta adresi, cuma gecesi televizyonda izlemeyi istediğiniz film, eve gelirken gördüğünüz garip şapkalı kadın gibi…
Beynin bu faaliyetinin sizin için en şahane bölümü de şudur: Beyniniz siz uyurken de bazı problemleri çözmek için çalışmaya devam eder.
Amerika’da tam da bu konuyla ilgili ilginç bir araştırma yapılmış. Araştırmaya katılanlar iki gruba ayrılmış. Hepsinden birtakım karmaşık bilmeceleri çözmeleri istenmiş. Sonra gruplardan ilkinde yer alanlar bu çalışmanın ardından 90 dakika uyumuş. Öteki grup yalnızca dinlenmiş. Dinlenme ve uykunun ardından gruplar aynı bilmeceyi çözmeye devam etmişler. Peki, ne mi olmuş?
Yani beynimizin problemleri çözmek, bilgileri akılcı biçimde gruplayıp depolamak için uykuya gerçekten ihtiyacı var.
Çocuklar uyurken büyür. Çocuk ne kadar küçükse, büyüme o kadar hızlı, uyku gereksinimi de o kadar çok olur. Düzenli ve yeterli uyuyan çocuklar hızlı ve yeterince gelişir. Bunlarda öğrenme becerisinin ve hafızanın daha güçlü olduğu ortaya çıkmıştır.
Uykuda büyümeyi sağlayan şeylerden biri de büyüme hormonudur. Bu bedenimizde salgılanan birçok proteinden biridir. Uyku sırasında salgılanır. Hücrelerimizin yenilenmesini ve büyümesini sağlar. Çocuklardaki etkilerinden biri de boy uzamasına yardımcı olmasıdır.
Büyüme hormonunu geceleri artıran ve ona eşlik eden şey de “karanlıklar hormonu” olarak da bilinen melatonin. Bu ikisi yakın arkadaş. En büyük destekçileri de uyku! Ama uyunan yer zifiri karanlık olmalı ki bu iki arkadaş iyi çalışsın. En ufak ışığın bile büyümeyi, bedeni onarımını ve de dinlenmeyi azalttığını söylüyor doktorlar. Karanlıklar hormonu herkese gerekli.
Adı
İnsan büyüme hormonu.
Görevi
Büyüme yeteneği olan tüm dokuların büyümesini sağlamak ve bedenin gereksinim duyduğu protein üretimini arttırmak.
Protein üretiminin yararı
Dokuları yenilemek, enerji için yağ kullanımını arttırmak, kıkırdak ve kemik büyümesini sağlamak.
Çalışma saatleri
23:00 – 05:00
Ne siz ne de büyükleriniz bebek değil. Uyku herkese, her zaman gerekli. Sizin hâlâ büyümeye devam ettiğiniz için ihtiyacınız var. Büyüklerin de sağlıklarını koruyabilmeleri için…
Uykusuzluğun mutsuzluk, yorgunluk, dalgınlık, unutkanlık, odaklanma sıkıntısı, stres, kilo artışı gibi olumsuz sonuçları herkeste görülebiliyor. Çünkü gerçekten de bu hormon biz uyurken harıl harıl çalışıp onarım yapan bir hormon.
Yani siz de büyüklerinize rahatlıkla “geç kalmayın, yatın” uyarısında bulunabilirsiniz. Ne de olsa böyle fırsatlar her zaman ele geçmiyor.
Uykunun geldiği anda bu gereksinime yanıt vermeyip o dalgayı atlamak da, uyanıklık dalgası geldiğinde uyumaya devam etmek de oldukça sakıncalı. Aslında uykuyu kaçırmak ve uyandıktan sonra yeniden uyumak marifet değil diyor doktorlar. Uykusuzluk ne yazık ki beyin hücrelerine zarar veriyor.
Cep telefonu, tablet bilgisayar, televizyondan yayılan ışığa maruz kalmayın. En az iki saat önce yemek yemeyi bitirmiş olun. Buna abur cubur da dahil! Çünkü bunlar karanlıklar hormonunu yavaşlatıyor.
Gerçekten de her yıl biraz daha zorlaşan sınıflardan hangisinde olursanız olun, gücü tam da bilinemeyen müthiş bir cephane keşfettik. Evet, sözünü ettiğimiz şey yumurta! Yalnızca öğrencilerin değil aslında büyük küçük herkesin ona müthiş gereksinimi var!
Gelelim asıl konumuza…
Derslerin iyi olması için yalnızca çalışmanın yetmediğini hepimiz biliyoruz. Bunun düzenli ve yeterli uyuması var, sporu var, doğru beslenmesi var; yani “var da var”… Beslenmede en ama en ama en kıymetli öğünün kahvaltı olduğunu artık herkes öğrendi. Peynir, zeytin, süt çoğumuz için yemesi içmesi gayet kolay. Ama yumurta yeme konusunda sabahları mırın kırın edenlerimiz de yok değil. Oysa öğrenme yeteneğini en iyi destekleyen yumurta, eşsiz bir yardımcı olarak her an buzdolabımızda!
İçi tıka basa çok yararlı şeylerle dolu yumurtacık! Sağlıklı yaşam için gerekli altı temel besin grubunun tamamı bu küçücük fıçının içinde saklı. Protein, yağ, karbonhidrat, vitaminler, mineraller ve su.
Yumurtanın belki de en etkileyici yanı, anne sütünden sonra insanın gereksinimi olan tüm besin öğelerini barındırıyor oluşu. Sıradaki önemli özelliği: Yumurta, beynin, görevlerini tam olarak yapmasını sağlıyor. Bu içindeki “kolin” denen bir madde sayesinde oluyormuş. Bedenimiz yumurtadaki proteinin yüzde100’ünü depolayabiliyormuş. Meğerse et, süt ve balıkta tamamını depolayamıyormuşuz.
Kabuğun üzerindeki mikroorganizmalar, yıkamayla birlikte yumurta yüzeyindeki pütürlü yüzeyden içeri sızıp, hastalıklara yol açabilirmiş. Yumurtayı yıkamıyoruz ama tuttuktan sonra ellerimizi kesinlikle iyice yıkıyoruz. Durduk yere hastalanmaya hiç gerek yok…
Yiyelim de nasıl olursa olsun demek isterdik ama diyemiyoruz. Kesinlikle çiğ tüketmemeli ama çok da pişirilmemeliymiş. Mümkünse yağa kırarak da pek yemeyin deniyor. B vitaminleri bu durumdan pek hoşlanmıyor, kayba uğruyorlarmış. Rafadan, haşlanmış, omlet, çılbır ve iyice karıştırılmış olanlar; içinde peynir, yeşil biber, maydanoz dereotu olan yumurtalar… Yiyelim de!
“Yumurta sevmem” aslında pek de akıllıca bir laf değil. Çünkü poğaçadan, mantıya, kekten böreğe kadar yediğimiz her şeyin içinde ya da üzerine sürülmüş olarak yumurta var. Yani dört bir yandan yumurtayla kuşatılmış durumdayız!
Yeni öğrendiğimiz bir sözcüğü de sizinle paylaşmak istiyoruz. İstiyoruz çünkü acayip bir sözcük ve hayatta aklınıza gelmez. Hatta bilgi yarışmalarında sorulacak türden. İşte o soru:
Aşağıdaki sözcüklerden hangisi atık malzemeden yapılmış özel yumurta kabı anlamındadır?
Yanlış cevap…
Yanlış cevap…
Doğru cevap!
Yanıt viyol. Sözcüğün aslı Fransızca vieulle imiş. Yumurta kesinlikle yıkanmadan viyol içinde saklanmalıymış.
Yanlış cevap…
Topun tarihine ait en eski bulgular, Orta Amerika’da yer alan çok eski ama gerçekten çok eski bir uygarlık olan Mayalar döneminden…
Mayalar yaklaşık 2.500 yıl önce Dünya’nın güneş çevresinde 365 günde döndüğünü hesaplamışlar. Gelişmiş bir matematikleri ve mimarileri varmış; diş dolgusu ve çamur sıva yapabiliyorlarmış. Evet, basit ve yeni sandığınız top konusu gördüğünüz gibi aslında çok eskiye dayanıyor.
Mayalar kauçuktan yapılmış toplarla oynarlarmış. Çin’de, Eski Yunan’da, Roma’da ve Japonya’da domuzun ve koyunun idrar kesesine, tüy, kepek, yele vs. doldurup havayla şişiriyorlarmış. Ne mutlu ki, 1800’lü yılların sonunda toplar tıpkı 3.500 yıl önceki gibi yine kauçuktan üretilmeye başlanmış.
Kesin olan şu: resimdeki tenis topu sarı ve tüylü bir köpek tarafından delik deşik edilsin diye yapılmadı.
Tenis topları her ne kadar izleyiciler tarafından yeşil gibi algılansa da aslında sarıdır. 1960’lı yıllara kadar da beyaz olarak üretilmişler. Sonra izleyicilerin “göremiyoruz” şikayetleri üzerine rengi sarıya dönmüş. O zamandan beri gece gündüz tüm maçlarda rahat görülür olmuş.
Ağırlığı 56,70 ila 58,47 gram arasında olmalıdır. Yani yaklaşık bir yumurta kadar ağırdır.
Çapı 6,35 santimetre ila 6.67 santimetre arasında olup, 2 metre 54 santimetre yüksekten beton bir zemine bırakıldığında, 135 santimetre ila 147 santimetre yüksekliğe sıçramalıdır. Bunun için en basit test, başınızın hizasından topu yere bırakarak yapılır. Eğer yerden seken top çenenize kadar geliyorsa, oynamaya başlayabilirsiniz.
Bu da ne demek oluyor? Tıpkı futboldaki gibi dört farklı büyüklük ve ağırlıkta top var. Bu demek oluyor ki her santimin önemi var. Dikkat! Yetişkinlerin oynadığı basketbol, voleybol ya da futbol topu ile oynamak, çocukların sakatlanma riskini artırıyor.
11 yaş yaklaşık 450 gramlık topla oynarken, 13 yaş ve üzeri büyükler ağırlığı en çok 650 gram olan toplarla oynuyor.
İngiltere ve Uzak Doğu’da yemek masalarında oynanmaya başlayan oyun, topun masaya çarptığında çıkardığı sesten esinlenilerek “ping pong” adını almış.

Bir fındık tanesi 1,2 gram kadardır. Bir ping pong topu iki fındık tanesi hafifliğindedir. O kadar hafif, o kadar hafiftir ki! Sadece 2,5 gram. Çapı 3,8 santimetredir. Açık ara en hafi toptur.
Bu top niye beyaz anlatmaya gerek yok herhalde. Elbette yemyeşil çimler üzerinde uzaklardan görülebilsin diye.
Yere çarptıktan sonra sekme hareketini olabildiğince ileriye yapabilmesi ve uzun bir mesafe gidebilmesi için yüzeyi bol çukurlu bir toptur. Çapı 4,2 santimetre, ağırlığı 46 gr’dır ki bu da epey bir miktar fındık eder! Küçük diye golf topunu hafife almayalım lütfen…
Bol oyuklu derken 250 ila 450 adet kadardır. Peki “dimple” denen o oyuklar ne işe yarar derseniz? Topun havada daha uzun kalmasını ve düz ya da kavisli gitmesini sağlar.
Bowling toplarının üzerinde topu tutabilmek için üç delik bulunur. Topun çapı 21,6 santimetredir. Mayaların zamanında bu kadar ağır top var mıydı bilmiyoruz ama günümüzde daha ağır top yok. Kesin olan şu ki insanlar binlerce yıldır eğlenmek için türlü türlü top oyunu icat etmiş. Bunca top içinden mutlaka size göre olanı vardır?
İsterseniz bowling topunun fındık hesabını da siz yapın. Çünkü oldukça fazla fındık edeceği kesin. 2,7 kilogram ile 7,2 kilogram arasında değişen tam on bir farklı bowling topu çeşidi vardır. Polyester denen bir malzemeden üretilir.
İsterseniz bowling topunun fındık hesabını da siz yapın. Çünkü oldukça fazla fındık edeceği kesin. 2,7 kilogram ile 7,2 kilogram arasında değişen tam on bir farklı bowling topu çeşidi vardır. Polyester denen bir malzemeden üretilir.
Meşe ağaçları alışılmışın tersine yukarı doğru değil de yanlara doğru sarkarak büyür. Farklı türleriyle dünyanın hemen her yerinde yetişirler. Tarih boyunca kutsal ve uğurlu sayılan ağaçlardan olmuş. Hatta bir zamanlar kâhinler yapraklarının hışırtısını dinleyip, gelecekten haberler verirlermiş. Geleceği hışırdayan yapraklar!
Kasırgalar, seller ve depremler atlatmış olan Amerikalı melek meşe ağacının yaşı 1.500’ün üzerindedir. Çevresi 2,5 metreyi bulan gövdesi, 27 metre kadar uzanan dallarıyla 1.500 metrekarelik bir alanı kaplayan dev bir şemsiye gibi duruyor. Amerika’da Charleston kent parkında yaşıyor.
Bahar aylarında süslenmiş bir meşe, ağacın tohumu diyebileceğimiz meşe palamutları ve cüce bir meşe yani bonsai denen saksıda ağaç yetiştirilmiş hali. Her türlü ağacı evimizde bonsai olarak büyütebilmek de harika fikir!
Baobab boyu 25-30 metreyi bulabilen ve Madagaskar’a özgü yani endemik bir ağaç. Ne var ki soyu tehlike altında bir tür. Baobab adı şekeri anımsatıyor sanki… Kabuğundan ateş düşürücü ilaç, odunundan kâğıt yapılan bu heykelimsi ağaçların meyvesi de yeniyor. Artık resim dersinde sınırları zorlayabilirsiniz!
Küçük Prens’i okumuş olanlar bu ilginç ağacın adını hatırlayabilir. Küçük Prens romanda gezegenini baobab ağaçlarından korumaya çalışmaktadır. Kitabın olağanüstü masalsı havası içinde “baobab” ağacının da, Küçük Prens’in hayal dünyasının bir ürünü olduğunu sanmıştık.
Herkesin dört mevsimi bilip yaşadığını zanneden birçok insan var. Halbuki 60 derece enlemin kuzeyi ile 40 milyon metre uzunluğundaki Ekvator’un çevresinde ve 60 derece güney enleminin kuzeyindeki ülkelerde dört mevsim görülmez.
Herkesin dört mevsimi bilip yaşadığını zanneden birçok insan var. Halbuki 60 derece enlemin kuzeyi ile 40 milyon metre uzunluğundaki Ekvator’un çevresinde ve 60 derece güney enleminin kuzeyindeki ülkelerde dört mevsim görülmez.
İsveç, Norveç ve Finlandiya, yazı pek yaşayamayan ülkelerdir. Buna karşılık Kolombiya, Ekvador, Kenya, Endonezya, Maldivler, Singapur ve kuzey bölümüyle Brezilya’da yalnızca yaz mevsimi yaşanır. Kuzey yarım küredeki ülkelerin eylül, ekim ve kasım aylarında yaşadıkları mevsim sonbaharken aynı aylar güney yarım kürede yaşayanlar için ilkbahar mevsimine karşılık gelir. Onların sonbaharı da biz kuzey yarım kürelilerin ilkbahar aylarına denk gelir.
Şöyle sonbaharı hiç yaşamayan, sürekli tek mevsimi yaşayan ülkelere bir göz atalım. İşte, tropikal iklim tam da bu tanıma uyuyor. Bu bölgeler kar, kış, sonbahar, soğuk hava bilmeyen yerlerdir. Kırk milyon metrelik düşsel Ekvator çizgisi üzerinde ya da yakınında bulunan bu ülkeler; tropik kuşak ülkeleridir.
Sürekli tek mevsimi yaşayan, tropik iklimli ülkelere bir örnek olarak Singapur verilebilir. Burada yıl boyunca yaşanan meteorolojik değişiklikler mevsim adlarıyla değil de Kuzeydoğu Musonu mevsimi ve Güneybatı Musonu mevsimi olarak anılır. Sıcaklıklar yıl boyu 23–26 derece aralığında değişir ve en yüksek de 34 derece olur. Böyle bir iklimde yüksek sıcaklık ve nem sayesinde, alabildiğince yeşil alan, ağaçlar ve başta orkideler olmak üzere çok çeşitli çiçekler, adeta toprağın hiç görünmediği yoğun bir bitki örtüsü egemendir. Bir de klimalar 365 gün çalışır.
Neredeyse yalnızca kumsallarda yeşillik yoktur! Elbette böyle azgın bir bitki örtüsünün olmasını sağlayan şey nem, ani ve kısa süreli yoğun yağışlardır. Singapur’un bitki örtüsü kış ve sonbahardan uzak, mutlu mesut yaşar.
Bir başka örnek de Maldiv Adaları. Bu ülke de tropik iklim kuşağında yer alır. 281 adasında insan yaşayan 1200 minik adadan oluşan bir ülkedir. En sıcak ayı nisan, en soğuk ayı da aralıktır… Sıkı durun: Sıcaklık ortalaması yıl boyu 29 ila 32 derece arasında değişir. Mayıs ve eylül yağışlı aylardır. Spiral şeklindeki yağmur bulutlarıyla gelen yağmurun ardından hafif bir serinleme ve sonra yine sıcak hissi kaçınılmazdır!
Bir de eşsiz kumsalları o kadar beyaz ki “kızgın kumlardan serin sulara” cümlesi, Maldivlerde değişmiş: “Serin kumlardan sıcak sulara” şeklinde söyleniyor.
Ne yazık ki küresel ısınma yüzünden yüz yıl içinde sular altında kalacağı öngörülüyor. Tek mevsimin yaşandığı bu ülkenin vatandaşlarına bu nedenle Avustralya sığınma hakkı tanımış.
Hepimizin pek sevdiği Nemo ve arkadaşları Hint Okyanusu’nun bu olağanüstü su altı güzelliklerinin arasında yaşar. Gerçekten de dünyanın en zengin, en renkli sualtı canlılarını barındırması nedeniyle bir dalış cennetidir Maldivler.
Bu kez Kuzey Kutbu’na yaklaşarak hep kış mevsimini yaşayan bir ülkeye, dünyanın en büyük adasına göz atalım. Buradan Güneş öylesine eğik bir açıyla görünür ki güneşlenme süresi uzun olmasına karşın, sıcaklık yıl boyunca sıfır derecenin altında kalır. Hatta -40 ve daha da altı olağandır.



Nemin az olduğu ve yağışın elbette hep kar olarak görüldüğü, ne yazık ki bitki örtüsünün olmadığı, yerin hep buzla kaplı olduğu bir yerdir burası… Bu iklim tipine “soğuk çöl iklimi” de denir. Demiryolu ve su yolu bulunmayan 60.000 nüfuslu bu “buzlar ülkesi”nde yalnızca 150 km’lik karayolu vardır. Zaten ulaşım da genellikle köpeklerin çektiği kızaklarla yapılır.
Burada yaşayan İnuitler (Eskimolar olarak da bilinir) balıkçılık ve avcılıkla geçinirler. Danimarka’ya bağlı olan bu ada ülkesinde petrol, doğalgaz, uranyum gibi son derece değerli doğal kaynaklar vardır.
Peki, burada kutup ayısı dışında hangi hayvanlar yaşar? Ren geyiği, beyaz ve mavi tilki, kutup tavşanı, balina, ayıbalığı, köpekbalığı ve fırtına kuşları sayılabilir.



Sürekli bahar ve hatta yazı yaşıyor olmak, insanlara duygusal olarak neler hissettiriyor ve düşündürüyor olabilir acaba? Aslında bunu anlamak için sonbaharı hiç yaşamadığınızı düşünebilirsiniz. Ya da kış mevsimini hatta kar nedir bilmediğinizi, yaz sıcağını hiç görmediğinizi düşlemeye çalışın. Olanaksız gibi gelebilir…
Mevsimlerin tamamını yaşamak demek aslında zengin bitki örtüsüne, çok çeşitli meyve ve sebzelere, zengin bir mutfak kültürüne sahip olmak ve aynı zamanda birçok hayvan türünün yaşayabildiği topraklarda yaşıyor olmak demektir. Değişik mevsimleri yaşamak demek farklı zevkleri yaşamak, kardan adam yapmak veya yüzmek ya da yağmurda yürümek demektir. Kırlarda yuvarlanıp papatya toplamak, bazen kuru yaprakların hışırtısını dinleyerek yürümek demektir.
Ülkemizde çocukların okul yolu, genellikle yapraklarını döken ağaçların yerlerde oluşturduğu renk cümbüşüyle canlanır. Okullar, havaların serinlemesi, kimi zaman ılık hatta sıcak, kimi zaman serin ve yağmurlu sürprizli günlerde açılır. Bu durum sonbaharı yaşayanlar için geçerli tabii. Yoksa şortları ve sandaletleriyle okulu açılan, yıl boyu da hep böyle okula giden çocuklar da var –örneğin Maldivler’de…
Yeri gelmişken söylemekte yarar var: Bizim gibi dört mevsimi hakkıyla yaşayan ülkelerde okullar genellikle haziran ayında kapanır. Bunun nedeni tabii ki iklimdir. Eğitim dönemleri çocukların yüksek sıcaklıklarda tatile gireceği şekilde düzenlenir. Yazı şiddetli yaşamayan ama sonbaharı uzun süren birçok Avrupa ülkesinde okullar temmuz ayında kapanır.
Sonuç olarak biraz basit düşünecek olursak dünyanın bazı yerlerinde mont ya da kalın çoraplar giymeden, kış hazırlıkları yapılmadan geçirilen eylül, ekim, kasım ayları var; öte yandan bir başka coğrafyada kış dışında bir başka mevsime hazırlık yapanlar da yok. Çok şanslı değil miyiz?

• Bir pipet
• 30 santimetre kadar kalınca bir ip
• Makas
Bu yanılsama için yalnızken yapmanız gereken bir ön hazırlık var. Pipeti karnıyarık gibi bir yanını makasla boylamasına kesmek.
3–4 santimetrelik bir yarık açmanız yeterlidir.
Sonra ipi iki ucundan 5-10 santimetre sarkacak şekilde pipetin içinden geçirin. Unutmayın pipeti tutarken, kesik attığınız kısım izleyiciye bakan yönde olmasın.
Bu anı izleyici elbette görmemeli. Adeta A harfine benzeyen pipeti bükme sırasında, parmağınız ipin üzerinde olmalı ve izleyici bu hileyi de anlamamalı.
İzleyicinin göreceği durum bu olmalıdır. Yani parmağınız bükme sırasında, A harfi gibi bükülmüş pipeti ve gerginleşmiş ipi gizleyecek şekilde tutuyor olmalı.
İşte pipeti hiç tereddüt etmeden keseceğiniz an geldi!
Pipeti kestikten sonra kararlı hareketlerle ipin ucundan çekin.
Sonuç:Havalar ısınınca üzerimizdeki elbiseler de bir anda hafifleyiverdi. Biz de mevsime uysun diye bu sayıda hafif mi hafif, uygulaması kolay mı kolay bir oyun seçtik sizler için. Yalnız kolay dediğimiz için sakın
izleyicilerinizi etkileyemeyeceğinizi sanmayın. Oyunlarımız garantilidir… Bu kadar söz yeter, hemen oyunumuza geçelim.
Kaşıkbüken adında bir kahraman var mıdır bilinmez ama siz birazdan bu adı hak edeceksiniz. Elbette her zaman olduğu gibi göz yanılsamasının yardımıyla. Oyun için gereken şey yalnızca bir tatlı kaşığı.




Havalar ısınınca üzerimizdeki elbiseler de bir anda hafifleyiverdi. Biz de mevsime uysun diye bu sayıda hafif mi hafif, uygulaması kolay mı kolay bir oyun seçtik sizler için. Yalnız kolay dediğimiz için sakın izleyicilerinizi etkileyemeyeceğinizi sanmayın. Oyunlarımız garantilidir… Bu kadar söz yeter, hemen oyunumuza geçelim.
Kaşıkbüken adında bir kahraman var mıdır bilinmez ama siz birazdan bu adı hak edeceksiniz. Elbette her zaman olduğu gibi göz yanılsamasının yardımıyla. Oyun için gereken şey yalnızca bir tatlı kaşığı.
Nasıl mı? Eli sırf sizin için bir kez daha diğer taraftan görüyoruz.
Unutmayın, illüzyonun en önemli kurallarından biri oyunlarınızı izleyicilerden belirli bir uzaklıkta yapmaktır.

Görsel kaynağı: Wikipedia
Fransız kâğıt üreticisi Joseph-Michel ve Jacques-Étienne Montgolfier kardeşler kâğıtla sıkılaştırılmış çuval bezinden yaptıkları küreyi andıran büyük sıcak hava balonlarıyla 4 Haziran 1783’te halka açık bir gösteri yaptı. İnsansız balon 1.600-2.000 metre yüksekliğe kadar çıktı ve 10 dakika boyunca yaklaşık iki kilometre uçtu.