ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Dünyamız ve Canlılar

Kelebeklerin yaşamları bizimkilere pek benzemez. Ancak iyi bir gözlemciyseniz, onların nasıl sıra dışı bir dönüşüm (başkalaşım) geçirdiğini fark edebilirsiniz. Dört farklı evreden oluşan bir döngünün son aşamasında kelebek olurlar. Birçok hayvan gibi bir yumurtadan gelişirler. Bu yumurtadan çıktıklarında tırtıl halindedirler. İyice olgunlaşınca kendilerine bir koza örerler. İşte, bu kozadan çıktıklarında kelebek olurlar. Sonraki kuşakları oluşturacak yumurtaları da bu son evrede yaparlar; böylece döngü tamamlanmış olur. Şimdi elimize bir büyüteç alıp bu döngüye daha yakından bakalım ve her aşamayı kısaca inceleyelim.

Kelebeklerin yaşamları bizimkilere pek benzemez. Ancak iyi bir gözlemciyseniz, onların nasıl sıra dışı bir dönüşüm (başkalaşım) geçirdiğini fark edebilirsiniz. Dört farklı evreden oluşan bir döngünün son aşamasında kelebek olurlar. Birçok hayvan gibi bir yumurtadan gelişirler. Bu yumurtadan çıktıklarında tırtıl halindedirler. İyice olgunlaşınca kendilerine bir koza örerler. İşte, bu kozadan çıktıklarında kelebek olurlar. Sonraki kuşakları oluşturacak yumurtaları da bu son evrede yaparlar; böylece döngü tamamlanmış olur. Şimdi elimize bir büyüteç alıp bu döngüye daha yakından bakalım ve her aşamayı kısaca inceleyelim.

Yumurta

yumurta Tırtıldan Kelebeğe
Olgunlaşmış dişi kelebekler yumurtalarını yaprakların ya da ağaç dallarının üzerine bırakır. Böylece sonraki kuşağın ilk adımı da atılmış olur. Yumurtalar genellikle gruplar halinde bırakılır, hatta bazen üst üste istiflenir. Özel bir yapışkanla bitki yüzeyine sıkı sıkı yapışan bu yumurtaları görmek istiyorsanız, yapraklara daha yakından bakmalı, onları dikkatle incelemelisiniz. Değişik türde kelebeklerin yumurtaları farklı boy ve şekillerde olur. Her kelebek türü genellikle belli bir ağaç türünü yeğler. Bu sayede yumurtadan çıkacak obur tırtılların beslenmesi garantiye alınır. Kışa doğru bırakılan yumurtalar haftalar süren bir uyku dönemi geçirir. Tırtıllar yumurtadan ilkbaharda çıkar. Yumurtalarını ilkbahar aylarında bırakan ve tırtılları yumurtadan yazın çıkan türler de vardır.

Tırtıl

tirtil Tırtıldan Kelebeğe

Yumurtadan çıkan larvalara tırtıl denir. Bahar aylarında ağaçlarda gördüğünüz mini mini tırtıllar –ilk başta gerçekten küçücüktürler– yaşama gözlerini daha yeni açmış kelebek adaylarıdır aslında… Yaşam döngüsünün bu aşaması adeta beslenmeye adanmıştır. Yaprakların ya da ağaç dallarının üzerinde gezinen tırtıllar bol bol yaprak yer ve büyüdükçe deri değiştirirler. Aslında bu, hızlı büyümeye ayak uyduramayan derinin atılmasıdır. Yaşam döngüsünün bu aşamasının sonlarına doğru, kanat gelişiminin başladığı gözlenebilir. İşte, artık koza örme zamanı gelmiştir.

Koza

koza Tırtıldan Kelebeğe

Tırtıl tümüyle olgunlaştığında tırtıl yemeyi keser ve koza örmek için –olasılıkla bir yaprağın altında– uygun bir yer arar. Çenelerinin alt tarafındaki salgı bezinden kendilerine özgü kozayı örecekleri ipek salgılanır. İşte, bu kozanın içinde başkalaşım ya da metamorfoz denen o ilginç dönüşüm hızla gerçekleşir. Koza içindeki tırtılın dokuları bir kelebeğin dokularına dönüşür. En önemlisi, uçmak için gerekli değişimler gerçekleşir. Kanatlar ortaya çıkar ve en çok işe yarayacak bu organlar, koza içinde en çok beslenen bölgelerdir. Olgun kelebeklerin değişik değişik renkleri ve boyları, kozanın içinde belirlenir.

Kelebek

kelebek Tırtıldan Kelebeğe

Sonunda kozadan çıkma zamanı gelir. Yepyeni bir hale bürünmüş canlımız bir kez daha dünyaya gözlerini açar. Ancak kozayı yırtan kelebek, hemen uçamaz. Çünkü koza içinde kıvrılmış kanatların, içindeki damarlara kan dolarak açılması ve kuruması gerekir. Bu birkaç saatlik süre içinde son derece korumasız olan kelebekler avcılara yem olabilirler. Sonuçta ortaya çıkan olgun kelebeklerin, biri önde biri de arkada olmak üzere iki çift kanadı vardır. Birbirine bağlı olmadan bitişik duran bu kanatlar sayesinde daha rahat daha uzun mesafeler boyunca –kimi zaman kilometrelerce– uçabilirler. Her böcek gibi kelebeklerin de altı bacağı vardır; ama böceklerin en güzeli oldukları ve bu güzellik için çok yol kat ettikleri açıktır.

Ahtapotlar

Sekiz kolunda Sekiz Marifet!

Ahtapot, Eski Yunancada “octapoda” yani 8 bacaklı demektir. Ahtapotlar da tıpkı mürekkep balıkları gibi kafadan bacaklılar sınıfının bir cinsidir.

Ahtapotlar

Sekiz kolunda Sekiz Marifet!

Ahtapot, Eski Yunancada “octapoda” yani 8 bacaklı demektir. Ahtapotlar da tıpkı mürekkep balıkları gibi kafadan bacaklılar sınıfının bir cinsidir.
1
Ahtapotların 3 kalbi vardır ve kanları mavidir.
2
Esnektirler, balık gibi kılçıkları ya da istiridye gibi kabukları yoktur. Bedenlerinin %90’ı kastır, bu sayede bozuk para büyüklüğünde bir delikten bile kolaylıkla geçebilirler.
3
Ahtapotlar omurgasız hayvanlar arasında en zeki olanlardır. Parlak ve ses çıkaran nesnelere ilgi duyarlar. Labirentlerde yollarını bulabilir, içine kondukları kavanozun kapağını açabilirler. Yuvalarını deniz kabuklarıyla süslemeyi pek severler.
4
Kollarının her birinde 240 vantuz bulunur; yani toplamda 1920 vantuzları vardır. Vantuzlar çok duyarlıdır ve tat almaya da yarar. Pusuya yatarak avlanırlar. Özellikle yengeç, midye ve ıstakoz yemeyi severler. Ağızlarında papağan gagasını andıran bir gaga bulunur. Bu sayede kabuklu hayvanları kolayca yiyebilirler.
5
Tıpkı kertenkelelerin kuyruğu ya da denizyıldızlarının kolları gibi ahtapotların da kollarından biri koptuğunda yerine yenisi çıkar hem de vantuzlarıyla birlikte.
6
Denizlerin kamuflaj ustalarıdır; tıpkı bukalemun gibi ortama uyum sağlayıp çabucak renk değiştirebilirler.
7
Ahtapotlar yalnız denizde yaşar ve dünyada bilinen 300 ahtapot türü vardır. Bütün ahtapotların felce yol açan zehirleri olur; ama yalnızca bir türü insan için tehlikelidir: mavi halkalı ahtapot.
8
Ahtapotlar korkup kaçarken mürekkep salgılar.
Eğer koşullar mükemmel olsa, yani hiç düşmanları olmasa ve yeterli yiyecek olsa, bazı böcek türlerinin bir çiftinden bir yıl içinde bütün dünyayı kaplayacak kadar böcek üreyebilir. Ama bu kadar çok böcek türü olmasına karşın, böyle bir şey gerçekleşmiyor. Çünkü böcekler aynı zamanda birçok hayvanın başlıca besin kaynağıdır. Memelilerin, kuşların ve sürüngenlerin yanı sıra, böcekler de başka böcekleri avlayıp yer. Hatta bazı bitkiler bile böceklerle beslenir…
Böcekler yalnızca kendilerinden büyük hayvanların değil, aynı zamanda başka böceklerin de besin kaynağıdır.

Böcekler yalnızca kendilerinden büyük hayvanların değil, aynı zamanda başka böceklerin de besin kaynağıdır.

En tehlikeli böcek avcılarından biri de örümceklerdir.

En tehlikeli böcek avcılarından biri de örümceklerdir. Örümcekler çalıların arasına, ağaç dallarına hatta eski binaların duvar köşelerine kurdukları ağlarında sabırla avlarını beklerler. Ağlarına takılan her beş böcekten biri onların yemeği olur.

Böcekler gerçekte tam bir protein deposudur. Bu nedenle aralarında bazı maymun türlerinin de bulunduğu birçok memeli hayvanın menüsünde yer alırlar.

göl ve akarsu kenarlarındaki başlıca böcek avcıları kurbağalardır

Hemen akla gelmez ama gerçekte göl ve akarsu kenarlarındaki başlıca böcek avcıları kurbağalardır.

bukalemunlar böceklerin korkulu rüyasıdır.

Belgesellerden çok iyi bildiğimiz gibi bukalemunlar böceklerin korkulu rüyasıdır. Jet hızıyla fırlayan yapışkan dillerinden kurtulmanın olanağı yoktur.

Böceklerin çok değerli bir besin kaynağı olduğunu venüs sinek kapan bitkisi de keşfetmiştir.

Böceklerin bir başka korkulu rüyası da kuşlardır. Gündüzleri kuşlardan saklanıp kaçmaya çalışan böceklere geceleri de yarasalar göz açtırmaz. Yazın sokak lambalarının çevresinde uçuşan yarasalar dikkatinizi çekmiştir herhalde.

kuşlar da böceklerle beslenir
yarasalar da geceleri böceklerle beslenir

Avcılardan kaçtıkları yetmiyormuş gibi bir de bazı oyunbazların elinden kurtulmaya çalışır zavallı böcekler…

Denizin derinliklerinde yüzmek, denizin altındaki nesneleri ve sıra dışı yaşamı keşfetmek, deniz tabanını ve canlıları yakından görmek çok heyecan vericidir. Bu heyecan verici deneyimi yaşamak isteyenler sığ yerlerde şnorkelli dalış yapabilir. Metrelerce derine inip loş, hatta karanlık sularda yüzmek isteyenler de tüplü dalış yapar.
dalgıçlar
Şnorkelli dalış yapan bir çocuk
dalgıçlar
Tüplü dalış yapmaya hazırlanan bir çocuk

Dalışın Kısa Tarihi

halat bordur Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

İnsanlar binlerce yıldır suyun altını merak edip, orada kalabilmenin ve bir şeyler yapabilmenin (örneğin denize düşen eşyalarını çıkarabilmenin ya da batan gemilerin mallarını kurtarabilmenin) yollarını aradı. Uzun bir süre bu iş için dalgıç çanları kullanıldı. Bunlar ters çevrilmiş bir çanı andıran, içinde insanların oturduğu ve içerideki havayla denize sarkıtılan büyük aletlerdi. Bir hortum ve pompayla içine sürekli hava pompalanırdı. Ama ağır ve hantaldılar; pek kullanışlı değillerdi.

dalgıç çanıyla dalan dalgıçlar
dalgıç çanıyla dalan dalgıçlar

Daha sonra cam ve metalden ağır bir başlığı olan, su geçirmez dalış elbiseleri kullanılmaya başlandı. Bunlara da yine dışarıdan hava pompalanıyordu. Suyun kaldırma kuvvetini bastırmak için bu elbiselerin metalden ağır ayakkabıları olurdu.

eski dalgıç kıyafeti giyen dalgıçlar
eski dalgıçlar
eski dalgıçlar ve ayakkabısı

Bu dalgıç elbiseleriyle su altında çalışmak hatta ilerlemek bile çok zordu. Hareket edilebilecek alan, dalınan derinlikle ve hortumun uzunluğuyla sınırlıydı.

İnsanların deniz altı dünyasının eşsiz güzelliklerini keşfetmeye başlaması 1943’te oldu. O yıl Jacques Cousteau ile Emile Gagnan ilk SCUBA’yı (Self Contained Underwater Breathing Apparatus -su altında kendine yeten soluma aygıtı) icat etti. Böylece insanlar uzun süre, özgürce su altında kalabilmeye başladı; daha önce hayal bile edilemeyen derinliklere inebildi. Engin okyanuslardaki, denizlerdeki, göl ve akarsulardaki muazzam canlıları keşfettiler. Tüplü dalış sayesinde insanların dünyaya bakışı hızla genişledi, derinleşti.

Jacques Cousteau ve tüplü dalgıçlar
Görsel Kaynağı: spatuletail / Shutterstock.com
tüplü dalış yapan dalgıçlar
halat bordur Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Dalgıçlar ve Temel Dalgıç Malzemeleri

Tüplü dalış sayesinde yepyeni bir iş ve eğlence dalı da ortaya çıktı: Dalgıçlık. Dalgıçlık günümüzde yüz binlerce kişinin yaptığı, çok keyifli bir uğraşıdır. Ama göründüğü kadar kolay değildir. Denizin altı her ne kadar çok güzel ve etkileyici olsa da tıpkı uzay gibi insanın normal olarak yaşayamayacağı bir yerdir. Her şeyden önce suyun içinde nefes alamayız. Suyun içinde normal göremeyiz ve hareketlerimiz yavaşlar. Ayrıca suyun sıcaklığı bizi, havanın sıcaklığından çok daha hızlı etkiler. Suyun kaldırma kuvveti de suya dalmamızı zorlaştırır. Tüm bu nedenlerden dolayı dalgıçlar dalarken birtakım özel malzemeler kullanır. Tabii daha önce de bunları kullanmanın ve denizaltında hayatta kalmanın eğitimini alırlar.

genel Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Elbise

Dalgıçların çoğu bedenlerini sıcak tutacak ve olası dış etkilere karşı koruyacak özel dalış elbiseleri giyer.

elbise Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Maske

Temel dalgıç malzemelerinin başında maske gelir. İnsan gözünün deniz suyunda görüşü bozulur, iyi göremez. Ayrıca tuzlu su gözlere de zarar verir. Bu nedenle deniz altını rahatça görebilmek için dalgıçlar maske kullanır. Maske yüze tam oturmalı ve dayanıklı olmalıdır.

maske Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Denge Yeleği

Su altında derine inmeyi ve yukarı çıkmayı kolaylaştırır. Bu yelek tüpteki havayla şişirilir. Yelek şişince dalgıç yukarı çıkar. Yelekteki hava boşaltıldığında da dalgıç inmeye başlar ya da suda asılı kalır.

Ağırlık Kemeri

Dalgıçların derine inmesini kolaylaştıran ağırlık kemeri, kontrollü ve rahat yüzmeyi sağlar.

yelek Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Regülatör

Tüpteki havanın basıncını düşürür ve kolayca nefes alınmasını sağlar.

regulator Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Palet

Daha az güç harcayarak daha hızlı ve rahat ilerlemek için dalgıçlar ayaklarına palet giyer.

palet Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Tüp

Dalış için gereksinim duyulan hava sırta taşınan metal bir tüpten sağlanır. Tüpün içinde normal dalışlar için genellikle sıkıştırılmış hava olur. Uzun süreli, uzun dalışlarda ek olarak oksijen ve bazı başka gazlar da konabilir.

tup Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar
tüplü dalgıçların kıyafeti

Mini Bilgi 1

10 metrenin altında kırmızı ve sarı renkleri göremezsiniz.

Mini Bilgi 2

Düz bir maske takıyorsanız, suyun altında nesneler yüzde 30 daha büyük ve yüzde 25 daha yakın görünür.

mobil dalgic Deniz Altının Kaşifleri Dalgıçlar

Dalgıçların
8 Önemli Kuralı

Dalmak için donanımınız eksiksiz olabilir. Yine de suyun altında güvende olabilmek ve dalışlarınızın keyfini çıkarabilmek için dikkat etmeniz gereken bazı temel kurallar da vardır.

• İyi bir eğitim almak,
• Sağlığın ve fiziksel durumun yerinde olması,
• Ekipmanı kontrol etmek,
• Dalışı planlamak ve plana göre dalmak,
• Asla tek başına dalmamak,
• Soluğunu tutmamak,
• Sakin olmak,
• Yüzeye yavaş ve kontrollü çıkmak.

Dalgıçların 8 Önemli Kuralı

Dalmak için donanımınız eksiksiz olabilir. Yine de suyun altında güvende olabilmek ve dalışlarınızın keyfini çıkarabilmek için dikkat etmeniz gereken bazı temel kurallar da vardır.

• İyi bir eğitim almak,
• Sağlığın ve fiziksel durumun yerinde olması,
• Ekipmanı kontrol etmek,
• Dalışı planlamak ve plana göre dalmak,
• Asla tek başına dalmamak,
• Soluğunu tutmamak,
• Sakin olmak,
• Yüzeye yavaş ve kontrollü çıkmak.

Tembel Hayvan

Tembel hayvan küçük bir memeli hayvandır. Adını gerçekten de çok yavaş hareket etmesinden alır. Armadillo ve karıncayiyenle akrabadır. Yaşamının büyük bölümünü ağaçlarda uyuyarak geçirir. Gececildir. Kalın bir derisi ve ağaçlarda asılı kalmasını sağlayan ve kancayı andıran tırnakları vardır. İki tırnaklı ya da üç tırnaklı türleri olur.

Tembel Hayvan

Tembel hayvan küçük bir memeli hayvandır. Adını gerçekten de çok yavaş hareket etmesinden alır. Armadillo ve karıncayiyenle akrabadır. Yaşamının büyük bölümünü ağaçlarda uyuyarak geçirir. Gececildir. Kalın bir derisi ve ağaçlarda asılı kalmasını sağlayan ve kancayı andıran tırnakları vardır. İki tırnaklı ya da üç tırnaklı türleri olur.

Tembel Hayvan

Nerede Yaşarlar?

Tembel hayvanların yaşam alanları Orta ve Güney Amerika’daki yağmur ormanlarıdır.

Tembel Hayvan

Nerede Yaşarlar?

Tembel hayvanların yaşam alanları Orta ve Güney Amerika’daki yağmur ormanlarıdır.

Tembel Hayvan
lejand Tembel Hayvan
lejand Tembel Hayvan

Ne Kadar Yaşarlar?

Doğal ortamlarında ortalama ömürlerine ilişkin çalışma yapılmadığından bilinemiyor. Ama insanların baktığı tembel hayvanlarda ortalama ömür 16 yıldır.

Ne Kadar Yaşarlar?

yasam suresi mobil Tembel Hayvan

Doğal ortamlarında ortalama ömürlerine ilişkin çalışma yapılmadığından bilinemiyor. Ama insanların baktığı tembel hayvanlarda ortalama ömür 16 yıldır.

Ne Kadar Büyük Olurlar?

Tembel Hayvan

Tembel hayvanlar küçük ve sevimli hayvanlardır. Genellikle küçük bir köpek büyüklüğünde olurlar. Boyları en çok 70 santimetre olur. Kısa ve basık başları vardır. Kürkleri grimsi kahverengi olur.

tirnak Tembel Hayvan

Kanca gibi tırnaklar

Tembel hayvanların ayaklarında iki ya da üç tırnak olur. Bunlar uzun, kıvrık pençeler şeklindedir. Ağaçlara tırmanırken, inerken ya da dallardan sallanırken çok işe yarar.

yavas Tembel Hayvan

Çok yavaş

Tembel hayvanlar yürüyemez; yerde garip bir şekilde, çok yavaş, sürünerek ilerlerler.

yuzucu Tembel Hayvan

İyi yüzücü

Tembel hayvanlar çok iyi yüzerler

haftadabir Tembel Hayvan

Haftada bir

Yaklaşık haftada bir yere iner, ağaçlarına yakın bir yerde bir çukur kazıp tuvaletlerini yapar ve üstünü örterler. Her seferinde de aynı yere giderler.

Ne Yerler?

ne yer Tembel Hayvan

Tembel hayvanlar gececildir. Gündüzleri uyurlar. Gece ağaç dalları arasında ağır ağır hareket ederler. Yaprak, ince bitki gövdeleri ve meyve yerler. Sindirimleri de çok ağır olur. Yapraklarını sevdikleri bir ağaçta yaşarlar.

Dünyanın En Güçlü
Hayvanı Hangisi?

Köpekbalığı, aslan, fil, timsah… Tahminleri duyar gibiyiz. Ama neye göre güçlü, kime göre güçlü? Büyük olduğu için mi, rakiplerini yendiği –hatta yediği– için mi, yoksa en uzun süre hayatta kalabildiği için mi? Güçlü olmak için illa ki büyük olmak mı gerekir? Yoksa çok küçük bir hayvan bile en güçlü sayılabilir mi? En güçlü olabilecek adaylara şöyle bir göz atalım…

KARTAL

Gökyüzünün tartışmasız en güçlüsü kartallardır. Çünkü kendi ağırlıklarının dört katı kadar bir ağırlığı kaldırıp havada taşıyabilen bir kuştan söz ediyoruz –bir geyik yavrusunu bile avlayıp götürebilen bir kuş bu! Yalnızca pençeleri değil, gagası ve kanatları da çok güçlüdür kartalın. Ve tabii gözleri de çok keskindir; avlarını çok uzaktan görebilirler. Peki, gene de en güçlü onlar sayılabilir mi?
dünyanın en güçlü hayvanı

Dünyanın
En Güçlü Hayvanı Hangisi?

dünyanın en güçlü hayvanı

Köpekbalığı, aslan, fil, timsah… Tahminleri duyar gibiyiz. Ama neye göre güçlü, kime göre güçlü? Büyük olduğu için mi, rakiplerini yendiği –hatta yediği– için mi, yoksa en uzun süre hayatta kalabildiği için mi? Güçlü olmak için illa ki büyük olmak mı gerekir? Yoksa çok küçük bir hayvan bile en güçlü sayılabilir mi? En güçlü olabilecek adaylara şöyle bir göz atalım…

Kartal

Gökyüzünün tartışmasız en güçlüsü kartallardır. Çünkü kendi ağırlıklarının dört katı kadar bir ağırlığı kaldırıp havada taşıyabilen bir kuştan söz ediyoruz –bir geyik yavrusunu bile avlayıp götürebilen bir kuş bu! Yalnızca pençeleri değil, gagası ve kanatları da çok güçlüdür kartalın. Ve tabii gözleri de çok keskindir; avlarını çok uzaktan görebilirler. Peki, gene de en güçlü onlar sayılabilir mi?

Fil

Yük taşıma söz konusu olduğunda filler toplam ağırlıkta açık ara öndedir. Afrika fillerinin ağırlıkları 6 tona kadar çıkabilir –herhalde kimse altlarında kalıp ezilmek istemez! Ve sıkı durun, tam 9 ton yük taşıyabilirler. Yani –eğer sığsa– 100’den fazla insanı sırtlayabilirler! Siz bu kadar güçlü birini tanıyor musunuz?

Fil

Yük taşıma söz konusu olduğunda filler toplam ağırlıkta açık ara öndedir. Afrika fillerinin ağırlıkları 6 tona kadar çıkabilir –herhalde kimse altlarında kalıp ezilmek istemez! Ve sıkı durun, tam 9 ton yük taşıyabilirler. Yani –eğer sığsa– 100’den fazla insanı sırtlayabilirler! Siz bu kadar güçlü birini tanıyor musunuz?

Tanzanya’daki Tarangire Milli Parkı’nda gezen bir Afrika fili sürüsü

Su Ayısı (Tardigrad)

Yalnızca yarım milimetre boyundaki bu mikroskobik hayvanlar, okyanus diplerinden yanardağlara, buzullardan radyasyonlu bölgelere kadar her yerde yaşayabilecek kadar dayanıklıdır. Dahası, aç ve susuz 30 yıl yaşayabilirler. Üstelik diğer birçok hayvandan çok daha önceden beri, tam 500 milyon yıldır dünyadalar. Bu durumda en güçlü onlar olabilir mi?
dünyanın en güçlü hayvanı
dunyanin en guclu hayvani hangisi tardigrad buyutec Dünyanın En Güçlü Hayvanı Hangisi?

Yılan

Bir yerde karşımıza çıksa ödümüz kopar! Kopmakta da haklı; çünkü kimi yılan türleri –örneğin Güney Amerika’da yaşayan anakondalar– kendinden katbekat büyük ve ağır kurbanlarına sarılıp onları sıkarak öldürebilir. Kimileri de –örneğin Avustralya’da yaşayan içbölge taypanları– bir damlası bile yüzlerce insanı öldürmeye yetecek bir zehir salgılar. Acaba en güçlü zehri olan en güçlüdür, diyebilir miyiz?

Yılan

Bir yerde karşımıza çıksa ödümüz kopar! Kopmakta da haklı; çünkü kimi yılan türleri –örneğin Güney Amerika’da yaşayan anakondalar– kendinden katbekat büyük ve ağır kurbanlarına sarılıp onları sıkarak öldürebilir. Kimileri de –örneğin Avustralya’da yaşayan içbölge taypanları– bir damlası bile yüzlerce insanı öldürmeye yetecek bir zehir salgılar. Acaba en güçlü zehri olan en güçlüdür, diyebilir miyiz?
Güney Amerika’da yaşayan yeşil anakondanın yakından görüntüsü

Sivrisinek

Yeryüzünde en çok insan öldüren hayvan hangisidir diye sorsak, aklınıza ne gelir? Köpekbalığı ya da timsah mı, yoksa yılan mı? Ama cevap çok farklı; küçücük bir şey: sivrisinek! Gecelerimizi mahveden, kanımızı emen, bu sırada sıtma, zika gibi bulaşıcı hastalık virüsleri taşıyan sivrisinekler, yılda 725 bin insanın ölümüne neden oluyor. Yoksa en güçlü onlar mı?
Yaprak üzerinde duran bir sivrisineğin yakından görüntüsü

Gergedan Böceği

Madem ağırlık kaldırmaktan söz ettik, bir de böceklere bakalım. Çünkü boyları çok küçük olsa da kendi ağırlıklarının çok ama çok fazlasını kaldırabilirler. Örneğin karıncalar ağırlıklarının 50 katını taşıyabilir. Bir de gergedan böcekleri var ki asıl halterci onlar. Çünkü ağırlıklarının 850 katını kaldırabiliyorlar. Bir insan o kadar güçlü olsaydı, 65 tonluk bir ağırlığı kaldırabilirdi!
Yaprak üzerinde duran bir gergedan böceğinin yakından görüntüsü

Mavi Balina

Tüm zamanların en büyük hayvanından söz ediyoruz! Yalnızca denizlerin değil, karaların ve havaların da devi, o. Hatta günümüze ulaşamayan dinozorlardan bile büyükler! Mavi balinaların boyu 30 metreyi, ağırlıkları da 180 tonu bulabiliyor. Bu kadar büyük bir canlı en güçlü olmayı hak etmez mi?

Mavi Balina

Tüm zamanların en büyük hayvanından söz ediyoruz! Yalnızca denizlerin değil, karaların ve havaların da devi, o. Hatta günümüze ulaşamayan dinozorlardan bile büyükler! Mavi balinaların boyu 30 metreyi, ağırlıkları da 180 tonu bulabiliyor. Bu kadar büyük bir canlı en güçlü olmayı hak etmez mi?

Tüm zamanların en büyük hayvanı mavi balina

Hayvanlarda Zaman Algısı

Hayvanlarda Zaman Algısı

İnsanların karmaşık bir zaman algısı vardır. Geçmişte olan olayları anımsar ve ileriye dönük olarak düşünebilirler. Hayvanlarsa genellikle içinde bulundukları anı yaşarlar. Kuşkusuz onların da ne zaman uyumaları ya da uyanmaları gerektiğini söyleyen, yani beden faaliyetlerini düzenleyen bir içsel “saatleri” yani sirkadiyen ritimleri vardır. Bu biz insanlarda da vardır. Ama bizim bir de zamanı düşünürken kullandığımız saat ya da dakika gibi çeşitli kavramlarımız vardır. Saat ve dakika gibi kavramları insanlar yaratmıştır; doğada yoktur. Hatta tarih boyunca toplumdan topluma da değişmişlerdir. Bunların bütün insanlık tarafından kabul edilen standart kavramlar olması son 200 yılda gerçekleşmiştir. Dolayısıyla hayvanların zamanla ilgili bu tür kavramları yoktur. 

Yeni Bir Alan

Bilim insanları zamanın hayvanlarca nasıl algılandığına ilişkin çalışmalarını çok değil, yaklaşık 20 yıldır yürütüyor. Bu çalışmaların sonucunda çeşitli omurgalı ve omurgasız hayvan türlerinin zaman aralıklarını insanlara benzer bir şekilde karşılaştırdığı ve tahmin ettiğini ortaya çıktı. Örneğin balıklar üzerine yapılan bir araştırmada büyük bir havuzun belli bir bölgesine her gün aynı saatte yiyecek konmuş. Aynı havuzun bir başka bölgesine de yine her gün ama öncekinden 6 saat sonra yiyecek konmuş. Bir süre sonra balıklar ilk bölgede yiyecek konma zamanında toplanmaya başlamış, daha sonra da öteki bölgede yine yiyecek zamanı toplanmış. Buradan bu balıkların zaman-yer ilişkisi kurabildiği anlaşıldı.

Farklı saatlerde iki ayrı bölgede yemlenen balıklarda oluşan zaman algısı.

Büyüklüğün Zaman Algısına Etkisi

Bazı araştırmalar metabolizma hızının hayvanların zaman algısında etkisi olduğunu göstermiştir. Bütün türler için geçerli olmasa da genel olarak metabolizma hızı yüksek olan, boyutları küçük (sinek gibi) hayvanların metabolizma hızı yavaş olan büyük hayvanlara göre zamanı daha yavaş algıladığı görülmüş. Bir başka deyişle belli bir süre içinde çevrelerinden daha çok bilgi topladıkları anlaşılmış. Yani Matrix filminin bazı sahnelerinde çevredeki her şeyin ağır çekimde hareket etmesi gibi bu hayvanlar için de zaman sanki daha yavaş akıyor.

Araştırmacılar küçük hayvanların hızını ve çevikliğini de buna bağlıyor. Yani sineklikle ya da rulo yapılmış bir gazeteyle sineklere yakalama girişimlerinde sineklerin (bizim hareketlerimizin ne kadar yavaş olduğunu görüp) “pır” diye kaçmaları boşuna değil.

el gazete Hayvanlarda Zaman Algısı
kum saatleri Hayvanlarda Zaman Algısı

Türden Türe Değişir

Başka araştırmacılar da yanıp sönen ışığın frekansına dayanan bir olguyu kullanarak hayvanların zaman algısının türden türe değişebildiğini gösterdiler. Bu olguyu insandan yola çıkarak şöyle açıklayalım: Dijital kameralar ortaya çıkmadan önce film çekimleri (ve gösterimleri) saniyede 24 kare hızla akan film şeritleriyle yapılırdı. Çünkü gözümüz arka arkaya gösterilen fotoğrafları sürekli akan bir film gibi algılar. Ülkemizde kullanılan elektriğin frekansı 50 Hz’tir. Yani evlerimizdeki klasik ampuller gerçekte saniyede 50 kez yanıp söner; ama biz bunu hiç algılayamayız. İşte, araştırmacılar bu olguyu kullanarak yanıp sönen ışıkların hayvanlarda sürekli yanan bir ışık gibi algılandığı frekansın türden türe değiştiğini gösterir. Bu da onların zaman algısına ilişkin bir fikir verir.

Hayvanlarda Zaman Algısı
Özellikle denizlerin zifiri karanlık olan derinliklerinde yaşayan bazı küçük hayvanlar bedenlerinde ürettikleri (tıpkı karadaki ateşböcekleri gibi) ışığı bu şekilde kullanarak birbirleriyle haberleşir. Büyük hayvanlarsa onların yalnızca (sürekli) parladığını görür. Yani küçük hayvanlar zamanı “daha yüksek çözünürlüklü” algılayabildikleri için büyük hayvanların gözünün önünde gizli gizli haberleşebilir.
Hayvanların zaman algısına yönelik bilimsel araştırmalar daha çok yenidir. Zamanla araştırma sayısı artacak, araştırmalar daha derinleşecektir. Şimdilik bilinen şey hayvanların da bir zaman algısı olduğu ve bunun türden türe değiştiğidir.
horoz saat Hayvanlarda Zaman Algısı
Hayvanların zaman algısına yönelik bilimsel araştırmalar daha çok yenidir. Zamanla araştırma sayısı artacak, araştırmalar daha derinleşecektir. Şimdilik bilinen şey hayvanların da bir zaman algısı olduğu ve bunun türden türe değiştiğidir.
horoz saat Hayvanlarda Zaman Algısı
Hayvanların zaman algısına yönelik bilimsel araştırmalar daha çok yenidir. Zamanla araştırma sayısı artacak, araştırmalar daha derinleşecektir. Şimdilik bilinen şey hayvanların da bir zaman algısı olduğu ve bunun türden türe değiştiğidir.
horoz saat Hayvanlarda Zaman Algısı
Örümcek ağları her yerdedir: ağaç dallarının arasında, çalılarda, otların üzerinde, evlerimizdeki kilerlerde, mahzenlerde hatta çok sık temizlenmeyen boş odalarda… Örümcek ağı böceklerle örümcekler arasında yüz milyonlarca yıldır süregelen evrimsel bir savaşın mükemmelleştirdiği bir silahtır. Bu sürecin sonunda ortaya neredeyse hiç görünmeyen, yapışkan ve çok esnek ama çok dayanıklı bir iplik çıkmıştır. Bu iplik gerçekten de çok esnektir: Bir böcek hızla ağa çarptığında ağın o bölümünü oluşturan iplikler esner ve boylarının dört katına kadar uzayabilir.

● Örümcek ağları büyüklük, şekil ve yapımlarında kullanılan ipliğin miktarına göre büyük bir çeşitlilik gösterirler.

● Bazı örümcekler bazen ağlarını günde beş kez yiyip yeniden örerler.

● Örümcek ağının yapıldığı ipek, naylondan esnek ama çelikten daha sağlamdır. Örümceğin içinde sıvı halde durur. Örü memesinden çıkar çıkmaz katılaşır ve iplik halini alır. Bu ipliğin birçok kullanım amacı vardır: çekme ipi ya da yumurta kesesi olarak kullanılır, av yakalamada ağ yapılır, yeri geldiğinde de saklanmak için bir minik oda yapılabilir.

● Ancak örümcek de elini çabuk tutmalıdır. Bir an önce avının yanına gitmeli ve ısırarak onu zehirlemelidir. Ağa takılmış ve can havliyle çırpınan bir böcek ağda hasara yol açıp kaçabilir. Bilim insanları ağa yakalanan her 10 böcekten 8’inin kurtulduğunu düşünüyor.

Öte yandan örümcekler de dikkatli olmalıdır. Bazen ağlarına kendilerini alt edebilecek böcekler de yakalanır. Bu durumda örümcek avına doğru hiç ilerlemez. Durur ve ağa düşen düşmanının kurtulmasını bekler. Sonra da hasar gören ağını onarır. Kopan parçaları yer, onları geri dönüştürür.

Örümcek ağı
Örümceklerin kendi ağlarına neden yapışmadığı hâlâ tam olarak anlaşılamamıştır. Bir teoriye göre bacaklarını kaplayan yapışmaz bir yağ tabakası vardır.
ÖRÜMCEĞİN AĞINI ÖRÜŞÜ
Örümcek yüksek bir noktaya yürüyerek çıkar.
Bir parça iplik çıkarır ve sonra esen rüzgâra kendisini bırakır.
İpliğine bağlı olarak havada süzülmeye başlar.
Bir yere çarpıp tutununca ağının ilk hattını örmüş olur.
Yeni bir iplik çıkarır, o hattın üzerinde gerisin geri yürür ve başlangıç noktasına varır.
Alttaki hattan öreceği ağın orta noktasına doğru yürür.
Tam orta noktadayken bir iplik daha çıkarır, aşağıya sarkar ve 4. noktaya varır.
Orta noktaya tekrar gider.
Orta noktada bir iplik daha çıkarır ve 2. noktaya yürür.
Ağaç dalında ilerleyerek ağı tutturacağı 3. noktaya gider. Böylece çevre hattını örmeye başlamış olur.
Ağaç dalında ilerleyerek ağı tutturacağı 3. noktaya gider. Böylece çevre hattını örmeye başlamış olur.
Orta noktadan 4. noktaya yürür.
Orta noktaya tekrar gider.
Orta noktada bir iplik daha çıkarır ve 1. noktaya gider.
Ağaç dalında ilerleyerek ağı tutturacağı 5. noktaya gider. Böylece çevre hattını örmeyi sürdürür.
Çevre hattını örmeyi sürdürür.
Çevre hattını örmeyi sürdürür.
Artık iplik çıkarıp var olan hatlar üzerinde ilerleyerek ağın merkezini çevre hattına birçok yerden tutturur.
Sonra merkeze gider ve aynı yöntemle yani çıkardığı yeni iplikleri önce merkeze sonra da düğüm yapacağı noktaya taşıyarak ağın iç çemberlerini de örer.

Karanlığı Gören Sessizliği Duyan

Baykuşlar

Karanlığı Gören Sessizliği Duyan

Baykuşlar

Harry Potter’a 11. yaş gününde armağan edilen baykuş Hedwig’i anımsıyor musunuz? Bir kar baykuşu olan Hedwig, hem Harry’nin mektuplarını arkadaşlarına ulaştırıyor hem de kocaman bilge gözleriyle ona arkadaşlık ediyordu. Peki, baykuşları bilgelik simgesi yapan gözlerinin ve kulaklarının sırrını öğrenmek ister misiniz?

Baykuşların toplam görüş açıları 110 derecedir ama bunun 70 derecesi dürbün görüşüdür.

Baykuşlar

Karanlığı Görmek

İnsanlar baykuşları ta eski zamanlardan beri bilgeliğin simgesi olarak görmüşlerdir. Olağanüstü görüş yetenekleriyle karanlıkta bile görebilen iri gözleri onlara bu ünü getirmiştir. Çünkü çoğu baykuş türü karanlıkta ya da çok az ışıkta avlanır. Bunun için gözlerinin ışık toplama ve işleme verimi yüksek olmalıdır. Bunun için de ilginç uyarlanmalar geliştirmişlerdir.

Birincisi, göz bebekleri büyüktür. Büyük gözbebeği büyük göz demektir. Büyük derken gerçekten kocaman gözlerden söz ediyoruz. O kadar kocaman ki bazı türlerde beden ağırlığının yüzde 5’ini gözler oluşturur. Göz bebeği ne kadar büyükse o kadar çok ışık göz merceğinden geçip ağtabakaya, yani gözdeki ışığa duyarlı hücrelerin bulunduğu dokuya düşer –kısacası iyi görmeyi sağlar.

İkincisi, baykuş gözünün ağtabakasında ışığa duyarlı çubuk hücrelerden çokça bulunur. En cılız ışığı bile çok iyi algılayan bu hücreler, renkleri algılamaz. Renge duyarlı koni hücreler baykuşların gözlerinde çok bulunmaz. Bu nedenle baykuşlar dünyayı siyah beyaz ya da çok az renkli görürler.

Üçüncüsü, baykuşların gözünde ayna benzeri ek bir hücre tabakası daha vardır. Ağtabakanın hemen altındaki bu tabakaya ışık çarptığında aynadaki gibi geri yansır. Böylece baykuşun algıladığı ışık miktarı iki katına çıkar. Aslında bu ışığın bir bölümü de baykuşun gözünden dışarı yansır. Bu nedenle geceleri gözüne ışık tutulunca gözleri parlar. Acaba başka hangi hayvanların gözünde bu özellik var dersiniz?

baykuslar 09 Karanlığı Gören Sessizliği Duyan Baykuşlar
Kedilerin gözlerinde de ayna benzeri bir tabaka vardır. Bu nedenle ışık tutulunca gözleri böyle parlar.
Baykuşların gözleri diğer avcı kuşlardan farklı olarak kafasının iki yanında değil, önünde yer alır –tıpkı bizimkiler gibi! Bu özelliğe dürbün görüşü denir. Bu sayede bir nesneyi aynı anda iki gözleriyle de görürler. Yani baykuşlar nesneleri üç boyutlu algılar ve avlarının yerini kolayca saptarlar. Baykuşun kocaman gözleri sabittir; yani sağa sola hareket edemez. (Tıpkı araba farı gibi!) Bu yüzden bütün fotoğraflarda dik dik bakarlar. Neyse ki kafaları oldukça hareketlidir: Boyunları 270 derece dönebilir. Yani baykuşlar boyunlarını çevirerek arkalarını bile görebilirler! İnsanlar boyunlarını kaç derece döndürebilir dersiniz? Haydi, bunu da biz söyleyelim: 60 ila 80 derece arasında…
gorus alani 01 Karanlığı Gören Sessizliği Duyan Baykuşlar
Baykuşların toplam görüş açıları 110 derecedir ama bunun 70 derecesi dürbün görüşüdür.

Sessizliği Duymak

Baykuşların sıra dışı duyu organları gözleriyle sınırlı değildir. Bir de eşsiz kulakları vardır! Kulakları öylesine duyarlıdır ki gecenin sessizliğinde uçan bir kuşun sesini ya da kar altında yürüyen bir tarla faresinin hareketlerini rahatlıkla duyabilirler. Yani o kocaman gözlere pek de gerek kalmadan avlanabilirler. Baykuşun sevimli ve kendine özgü yuvarlak ve tüylü yüz yapısı aynı zamanda kulakların daha iyi işitmesini sağlar. Özel tüylerle kaplı yuvarlak yüz, tıpkı televizyon yayınlarını toplayan çanak anten gibi sesleri toplar. İşin daha ilginci, peçeli baykuş gibi bazı türlerde kulaklar aynı hizada değildir. Sol kulak sağdakine göre daha aşağıdadır. Böylece ses sol ve sağ kulağa (çok az da olsa) farklı zamanlarda ulaşır. Baykuş, iki kulağa da aynı anda ses gelene kadar başını oynatır ve bunu başardığında sesin kaynağı yani akşam yemeği– tam karşısında demektir. Kanatlarındaki tüylerin özel yapısı sayesinde hayalet gibi sessizce uçar ve avına çıt çıkarmadan yaklaşır. Bunca emeğin üzerine sizce de güzel bir yemeği hak etmemiş midir?
baykuslar 05 Karanlığı Gören Sessizliği Duyan Baykuşlar
baykuşlar

Sağ kulak açıklığı

Kulak püskülü

Sol kulak açıklığı

Yüz diski

Biliyor muydunuz?

Gündüzleri pek ortalıkta görünmeyen baykuşların gizemli bir sesleri vardır. Bu ses karanlıkta oldukça ürkütücü gelebilir. Bu yüzden bazı kültürlerde de baykuş bir uğursuzluk işaretidir.
baykuslar 07 Karanlığı Gören Sessizliği Duyan Baykuşlar

İzlerin Eşsizliği

İzlerin Eşsizliği

İnsanların parmak izinin eşsiz olduğunu biliyoruz. Bu nedenle insanların kimlik belirlenmesinde uzunca bir süredir kullanılıyorlar. Bizi biricik kılan parmak izlerimiz daha anne karnındayken şekilleniyor ve gelişimlerini orada tamamlıyor.
Parmak izlerimizin çok karmaşık bir deseni varmış gibi görünür. Aslında bütün insanların parmak izlerini oluşturan desenler yay, ilmek ve demet olarak üç temel gruba ayrılır. İnsanların yaklaşık yüzde 65’i ilmek, yüzde 30’u demet ve yüzde 5’i de yay grubunda yer alır.
izlerin essizligi tipler İzlerin Eşsizliği
İlmek, demet ve yay tipleri
İzlerin Eşsizliği

19. yüzyılda parmak izlerini bilimsel bir temele oturtan kişi kriminoloji (suç bilimi) ile de ilgilenen çok yönlü bilim insanı Francis Galton, iki insanın aynı parmak izine sahip olma olasılığını 64 milyarda bir olarak hesaplamış.

Parmaklarımızın ucundakiler yalnızca birer iz değil, aynı zamanda dokunma duyumuzu da sağlayan çok önemli bir araç. Parmak uçlarımızın bu izlerle algıladığı titreşimler dokunduğumuz şeylerin sert, yumuşak, tüylü vs. olduğunu ayırt etmemizi sağlıyor.

İzlerin Eşsizliği
izlerin essizligi 02 İzlerin Eşsizliği
izlerin essizligi 03 İzlerin Eşsizliği
Peki biz insanlar bu izler aleminde eşsiz miyiz? Tabii ki değiliz. Bilim her gün hızla ilerliyor ve yanımıza eşsiz izlere sahip başka canlılar ekliyor.
izlerin essizligi 04 İzlerin Eşsizliği

Örneğin koalalar. Günün neredeyse 20 saatini ağaç tepelerinde uyuyarak ve okaliptüs yaprakları yiyerek geçiren bu tembel hayvanın, burada işi ne? Şöyle bir işi var: Birçok hayvan türünün hatta maymunların bile parmak izleri yokken koalaların da tıpkı biz insanlar gibi onları biricik kılan ve diğerlerinden ayıran parmak izleri var.

izlerin essizligi 05 İzlerin Eşsizliği

Pati izlerinin eşsizliği gibi her kedinin burun pütürü deseni farklıdır. Koku alma becerisi biz insanlarla karşılaştırılamayacak kadar iyi olan kedilerin imzasının burnunda olması çok doğal!

izlerin essizligi 06 İzlerin Eşsizliği

Tıpkı kediler gibi köpeklerin burunları da onların eşsiz kimlikleridir.

izlerin essizligi 07 İzlerin Eşsizliği

Bilim adamlarına göre zebraların çizgileri sıcaklardan daha az etkilenmek ve hastalık taşıyan sineklerden korunmak için zamanla bu desenlere dönüşmüş. Zebraların nüfus kağıtları da çizgilerden oluşan bu desenleri. Şimdiye kadar size zebralar aynı gibi mi görünüyordu yoksa?

izlerin essizligi 09 İzlerin Eşsizliği

Afrika’nın 4-5 m’lik güzeli zürafalar da aslında farklı deri desenlerine sahip. Bizim yine ayırt edemediğimiz, derilerindeki desenlerin farkları her zürafayı eşsiz kılıyor.

Büyük Beşli

Büyük Beşli

Bütün canlılarda çevreleriyle ilişki içinde olmalarını sağlayan birtakım duyular bulunur. İnsanların da öteki memeliler gibi beş temel duyusu vardır. Duyu organlarımız çevremizdeki dünyaya ilişkin sürekli bilgi toplar. Topladıkları bilgileri de beynimize elektrik sinyalleri şeklinde gönderir. Beynimiz gelen sinyalleri çözümler. Biz de böylece çevremizde olanların farkında oluruz. Beş temel duyumuz özelleştirilmiş bazı organlarda oluşturulur. Bu organlardan gelen sinyallerin işlenmesi için beynimizde büyükçe bölgeler ayrılmıştır.
agiz Büyük Beşli

Görme

Görme en önemli duyumuzdur. Gözlerimizle, diğer bütün duyularımızla çevremizden topladığımızdan daha çok bilgi toplarız. Gözler açık olduğu sürece beyne sürekli bilgi iletir. Ortamdaki ışık koşullarına göre de otomatik olarak ayarlanırlar. Tıpkı fotoğraf makinelerinde ya da kameralarda olduğu gibi gözümüzde de bir görüntü oluşturmak için gelen ışık odaklanır. Nesnelerin şekillerini, renklerini ve hareketlerini hep görme duyumuzla algılarız.
Duyu organlarımız

Kaşlarımız terin gözlerimize girmesini engeller.

Göz kapakları gözü parlak ışıklardan korur.

Kirpiklerimiz gözümüzü toza karşı korur.

Işık gözümüze göz bebeğinden girer.

Göz yaşları gözümüzü nemlendirir ve temizler.

Gözlerimiz çevresi çukurla kaplı göz çukurlarında yer alır. Bu sayede çok iyi korunurlar.

goz Büyük Beşli

Göz kırpma hareketi saniyenin onda biri kadar sürer.

İşitme

Sesler havada çok hızlı ilerleyen dalgalardan (titreşimlerden) oluşur. İşitme havadaki bu ses dalgalarını hissetme yeteneğidir. Dış kulağımız sesleri toplar. Onun sayesinde seslerin nereden geldiğini anlarız. İnce bir kanaldan orta kulağa geçen ses burada bir zarı ve üç kemiği titreştirir. Daha sonra iç kulaktaki sinir hücreleri de sesleri elektrik sinyalleri olarak beyne iletir.
buyuk besli kulak Büyük Beşli

Dış kulak gelen sesleri toplar
ve kulak kanalına yönlendirir.

Kulak kanalı sesleri iç kulağa yönlendirir. İç kulakta sesler elektrik sinyallerine dönüştürülüp beyne gönderilir.

kulak Büyük Beşli
  • Ses dalgaları kuru havada saniyede 340 metre yol alır.
  • Kulaklarımız yaşamımız boyunca büyümeyi sürdürür.

Dokunma

Dokunma çevremizdeki nesnelerin, şeklini, büyüklüğünü, dokusunu ve sıcaklığını algılamamızı sağlayan temel duyumuzdur. Bu duyunun organı tabi ki derimizdir. Deri bedenimizdeki en büyük organdır. Öteki duyu organlarımızın tersine derimizde tek bir duyu algılayıcıları yer almaz. Dokunmanın yanı sıra, ısı ve acı gibi başka duyuların da algılayıcıları bulunur.

buyuk besli dokunma Büyük Beşli

Bedenimizin en duyarlı yerleri ellerimiz, dudaklarımız ve dilimizdir. Buradaki resim de bedenimizin dokunma duyarlılığına göre yapılmıştır.

el 2 Büyük Beşli

Yetişkin bir insanın derisi yaklaşık 2 metrekare alan kaplar ve 5 kilogram kadar gelir.

Koku ve Tat Alma

Tat ve koku alma duyuları genellikle pek önemsenmese de aslında yaşamımızda oldukça önemli yerleri vardır. Yediklerinizden hiçbir tat alamadığınızı düşünsenize… Burnumuz 10.000 değişik kokuyu ayırt edebilir. Dilimizse beş temel tadı alabilir (tatlı, tuzlu, acı, ekşi ve umami). Bu iki duyu beyinde birleşir ve yediğimiz birbirinden farklı lezzetleri oluşturur.
buyuk besli burun 3 Büyük Beşli

Soluk aldığımızda havdaki koku parçacıkları burnumuza girer. Burnun içindeki koku algılayan hücreler bunları yaklar.

Dilimizde yaklaşık 10.000 tat tomurcuğu vardır. Bunların her biri 100 dolayında tat algılayan hücreden oluşur.

burun Büyük Beşli
  • Kokular bazen belleğimizin derinliklerindeki bazı anılarımızın bir anda canlanmasına yol açabilir.
  • Dil her ne kadar tat alma organı olsa da aynı zamanda konuşmamızı sağlayan temel organdır.
  • Burnumuz da yaşamımız boyunca büyür.

Küçük Altılı

Yerçekimi

buyuk besli yercekimi Büyük Beşli

İç kulağımızda yerçekimini algılayan çok küçük algılayıcılar vardır. Bunlar beynimizde hangi yönün yukarı ve aşağı olduğunu bildirir. Bu da dengemizi sağlamamıza yardım eder.

Isı

buyuk besli isi Büyük Beşli

Isıya duyarlı algılayıcılar bedenimizin her yanında, ağzımızda ve dudaklarımızda vardır. Sıcağı ve soğuğu (uzaktan bile) algılarlar.

Zaman

buyuk besli zaman Büyük Beşli

Beynimizde bir grup nöron (sinir hücresi) tıpkı bir iç saat gibi çalışır ve zamanı duyumsamamızı sağlar.

Acı

buyuk besli aci Büyük Beşli

Bu duyumuz aslında bedenimizin bir yerinden gelen "hasar görüyorum" uyarısıdır. Dikkatimizi oraya çeker.

Bağırsak ve İdrar Torbası

buyuk besli bagirsak Büyük Beşli

İdrar torbamızda ve bağırsaklarımızdaki esneme algılayıcıları bizde tuvalete gitme hissi oluşturur.

Kas Duyusu

buyuk besli kas Büyük Beşli

Kaslarımızda gerilmeyi algılayan algılayıcı hücreler vardır. Bedenin duruşu, hareketi ve konumuna ilişkin beyne sürekli bilgi gönderirler.

Doğa Altın Oranı Seviyor

Doğa Altın Oranı Seviyor

“Altın oran”ı duymuş olmalısınız. Peki, hiç gördünüz mü? Matematikteki bu sabit sayı, ilginç bir şekilde doğada sıkça karşımıza çıkıyor. Hem de en güzel desenlerle ve göz alıcı biçimlerle… Peki, bu nasıl oluyor? Yoksa doğa, matematik mi biliyor?
“Altın oran”ı duymuş olmalısınız. Peki, hiç gördünüz mü? Matematikteki bu sabit sayı, ilginç bir şekilde doğada sıkça karşımıza çıkıyor. Hem de en güzel desenlerle ve göz alıcı biçimlerle… Peki, bu nasıl oluyor? Yoksa doğa, matematik mi biliyor?
Doğada Altın Oran
Doğada Altın Oran

Sarmal biçimli kabuğunun içinde yaşayan bir kafadan bacaklı olan notilus, iki üstte Büyük Okyanus’ta yüzerken görülüyor. Onun altında da bir notilus kabuğu kıyıya vurmuş.

Sarmal biçimli kabuğunun içinde yaşayan bir kafadan bacaklı olan notilus, solda Büyük Okyanus’ta yüzerken görülüyor. Sağda da bir notilus kabuğu kıyıya vurmuş.
Doğada Altın Oran
Doğada Altın Oran
Dinozorlarla eş zamanlı olarak 65 milyon yıl önce soyunun tükendiği düşünülen ammonit adlı kabuklu deniz canlısına ait fosil iki üstte, temsili bir resmi de onun altında görülüyor.
Dinozorlarla eş zamanlı olarak 65 milyon yıl önce soyunun tükendiği düşünülen ammonit adlı kabuklu deniz canlısına ait fosil solda, temsili bir resmi de sağda görülüyor.

Altın Oran Nedir?

Altın Oran Nedir?

Altın oran, bir bütünün parçaları arasındaki ilginç bir oran bağıntısıdır. Matematikçiler bunu şöyle söyler: İki sayının toplamını büyük sayıya böldüğünüzde çıkan oran ile büyük sayının küçük sayıya oranı birbirine eşitse, buna altın oran denir.

Eğer kafanız karıştıysa aşağıdaki şekle bakabilirsiniz. Bir kenarı a olan bir kare ile ona bitişik ve kısa kenarı b olan bir dikdörtgen düşünelim. a+b toplamının a’ya bölümü, a’nın b’ye bölümüne eşitse, a ve b arasındaki orana altın oran denir. Hem kenarları a ve b olan pembe dikdörtgene hem de kenarları a+b ve a olan dıştaki dikdörtgene de altın dikdörtgen denir.

altin oran1 Doğa Altın Oranı Seviyor
doga altin orani seviyor 07 Doğa Altın Oranı Seviyor

Eğer elinize bir kalem alıp yukarıdaki yeşil dikdörtgenin içine bir kare çizerseniz, yeni oluşacak küçük dikdörtgen de altın orana sahip olur. Bu işlemi tersten yaparsanız, yani dıştaki dikdörtgenin altına ya da üstüne bir kare çizerseniz, ortaya çıkacak büyük dikdörtgenin kenarları da altın oranı verir. İç içe çizilen bu dikdörtgenlerin bir köşesinden diğerine yaylar çizerek onları birleştirince de... Ta taaam! Ortaya tanıdık bir sarmal çıkar. Çünkü bazı canlılarda gördüğümüz sarmal biçimleri altın oranla elde edilen bu sarmala benzer.

altin oran2 Doğa Altın Oranı Seviyor

Fibonacci’nin Gizemli Sayıları

Fibonacci’nin Gizemli Sayıları

Elde edilen bu oran rakamlara döküldüğünde 1,618… şeklinde uzayıp giden bir sayı karşımıza çıkar. Ünlü İtalyan matematikçi Fibonacci, 1202’de belli bir kuralı olan ve sonraları kendi adıyla anılan bir sayı dizisi ortaya atmıştı: 0, 1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, 233, 377, … Bu dizideki kural, peş peşe gelen iki sayının toplamının bir sonraki sayıyı vermesidir. Ve sayılar büyüdükçe ardaşık iki Fibonacci sayısı arasındaki oran tanıdık bir sayıya giderek yaklaşır: 1,618.

doga altin orani seviyor 01 Doğa Altın Oranı Seviyor

Bir ayçiçeğine yakından baktığınızda çekirdeklerin merkezden dışa doğru sarmallar çizdiğini görebilirsiniz.

doga altin orani seviyor 02 Doğa Altın Oranı Seviyor

Sukulent bitkisinin yapraklarının yerleşimi de sarmal biçimindedir.

Doğa Neden Altın Oranı Sever?

Doğa Neden Altın Oranı Sever?

“Peki, doğa neden altın oranı sever?” dediğinizi duyar gibiyiz. Aslında bunun akla çok yatkın bir nedeni vardır. Bir ayçiçeğinin yeni çıkacak çekirdeklerine ya da bir sukulentin yeni açacak yapraklarına en uygun yer için bulduğu çözüm, bunları bir sarmal şeklinde yerleştirmektir. Yeni bir çekirdek ya da yaprak öncekilerin yanına düz bir çizgi gibi dizilmez, en çok güneş ışığı alabileceği yeri arar. İçteki sıranın dışına çıktıktan sonra biraz dönerse, bu iş olur! Sonraki çekirdek ve yapraklar da aynı “altın” kuralı izleyince işte, bu sarmallar ortaya çıkar. Böylece hem göze hoş görünen hem de bitkinin tüm yüzeyini sıkı bir şekilde dolduran bir biçim belirir.

doga altin orani seviyor 03 Doğa Altın Oranı Seviyor

Bazı kabuklu deniz hayvanlarının kabukları da sarmal çizerek gelişir.

İşin ilginç yanı, ayçiçeğinde ya da çam kozalağında görülen bu sarmal kolların toplam sayısı Fibonacci sayılarından birini (5, 8, 13, 21 gibi) verir. Yandaki şekilde bir çam kozalağı üzerindeki sarmallardan biri işaretlenmiş durumda. Diğerlerini de siz sayıp çıkan toplama şaşırmak ister misiniz?

doga altin orani seviyor 04 Doğa Altın Oranı Seviyor

Herhangi bir sarmal biçimi içermeyen diğer canlılardaysa başka şaşırtıcı şeyler görülür. Örneğin ağaçların gövdelerinden çıkan dalların sayıları aşağıdan yukarıya doğru Fibonacci serisindeki sayılar şeklinde artar. Alttaki iki seviyedeki dalların toplamı, bunların üstündeki dal sayısını verir. Aynı şeyi yapraklarda da gözleyebilirsiniz. Böylece, gelişmek için sınırları belli bir alanı değerlendirmesi gereken ağaçların dalları ve yaprakları en çok ışık alacak şekilde yerleşmiş olur.

altin oran1 02 Doğa Altın Oranı Seviyor

Siz de doğada altın oranın izini sürmek ister misiniz? Çam kozalaklarında, salyangozlarda, keçi ya da koç boynuzlarında gördüğünüz sarmallara daha dikkatli bakmaya ne dersiniz? Bir ağaçtaki dalları ya da bir papatyanın yapraklarını sayıp şaşırmak ister misiniz? Doğanın altın oranı çok sevdiğini göreceksiniz…

doga altin orani seviyor 09 Doğa Altın Oranı Seviyor

1 Temmuz 1911’de Kandilli Rasathanesi’nde sürekli ve sistemli meteoroloji ölçümlerine başlandı.

 

neler oldu 2020 temmuz 01 1 Temmuz

 

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.

AYIN TAMAMI