ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR

Artan dünya nüfusunun gereksinimleri, doğal alanların tahribi, vahşi yaşam üzerindeki baskı, çevre kirliliği, su sorunu, çölleşme ve küresel iklim değişikliği gibi büyük sorunlar bizleri ve gelecek kuşakları tehdit ediyor.
İşte, bütün bu sorunlara dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler 1972’de İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımıyla düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin Dünya Çevre Günü olmasını oybirliğiyle kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına dünya kamuoyunun dikkatini çekmek ve çözüme yönelik hareketlere katılımı ve desteği artırmak için dünya genelinde çeşitli etkinlikler düzenlenir.
5 Haziran’da birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de birtakım etkinlikler gerçekleştirilir. Gün boyunca kamuoyunda çevre bilincinin artırılması, çevre sorunlarına dikkat çekilmesi amacıyla radyo ve televizyon kanallarında konuşmalar, söyleşiler, haber programları yapılır. Sosyal medyada paylaşımlarda bulunulur, bilgiler verilir. Sorunun çözümlerine ilişkin yöntemler ortaya atılır ve insanlar bu çözümlerde yer almaya çağrılır. Konserler ve paneller düzenlenir, çeşitli temizlik kampanyaları başlatılır, ağaç dikme etkinlikleri gerçekleştirilir, konuyla ilgili belgesel ve film gösterimleri yapılır.
Siz de Dünya Çevre Günü için bir şeyler yapabilirsiniz. Örneğin, konuyla ilgili güzel bir araştırma yapıp yakın çevrenizdeki sorunlarına kendinizce çözümler üretebilirsiniz. Araştırmanızı ve çözümlerinizi ailenizle ve arkadaşlarınızla paylaşıp tartışabilirsiniz. Çevrenizdeki herkesi doğal çevreye karşı daha duyarlı olmaya çağırabilirsiniz.
Mutluluğun başlıca koşullarından biri insanın doğayla bağının kopmamasıdır.
Leo Tolstoy


Türkiye İş Bankası’nın ilk yıllarında, Banka yönetimi var olan genel müdürlük binasının yeterli olmayacağını düşünerek yeni bir bina arayışına girdi. Ankara’yı karış karış gezen yetkililer sonunda yeni bir binanın yapılmasına karar verdi. Bunun üzerine Ulus semtinde bir arazi satın alındı. Türkiye İş Bankası’nın üçüncü genel müdürlük binası olacak bu yapı için dönemin ünlü mimarı Guilio Mongeri ile anlaşıldı. 1929’da yapılan bu bina, Türk mimarlık tarihinde önemli bir yeri olan Mongeri’nin en önemli eseri olarak gösterilir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 22 Ekim 1929’da ziyaret ettiği görkemli bina uzun bir süre Genel Müdürlük ve Ankara Şubesi olarak hizmet verdi. Günümüzde Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi olarak kullanılıyor. Bu tarihi binayı pazartesi günleri dışında her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz.








Osmanlı İmparatorluğu döneminde Galata önemli finans merkezlerinden biriydi. Cumhuriyet’in ilk yıllarında da bu özelliğini koruyan bölge, günümüzde de birçok bankanın şubesine ev sahipliği yapıyor. Hatta buradaki büyük caddelerden birinin adı Bankalar Caddesi’dir. Bu cadde üzerinde yer alan Türkiye İş Bankası Galata Şube Binası, Karaköy’ün en dikkat çeken binaları arasında yer alır. Bu binanın mimarı Levon Nafilyan’dır. Binanın altında bir tünel ve bir de kuyu vardır.






Bu binanın, yapılmasına Erzurum Şubesi’nin Genel Müdürlüğe yazdığı talep mektupları sonucunda karar verilmiştir.



Akdeniz mimarisinin güzel bir örneği olan bu binanın geniş kemerli balkonları ve ilginç bir pencere tasarımı vardır. Geniş kapısıyla da dikkat çeken bina kentin en güzel yapılarından biri olarak gösterilir.





Türkiye İş Bankası’nın en eski şubelerinden birine ev sahipliği yapan Edremit, Cumhuriyet’in ilk yıllarında liman ve ticaret merkeziydi. Edremit’in önemine uygun olarak şube binasının da dikkat çekici bir tasarımla yapılmasına karar verilmişti. Ankara’daki şubenin mimarı Giulio Mongeri, Edremit’e de bu yapının küçük bir benzerini inşa etti.






Osmanlı İmparatorluğu zamanında ilk önce Yenicami avlusu posta hizmet merkezi olarak kullanılan bina, daha sonra Postahane-i Amire’ye (ileride adı İstanbul Postanesi olarak değiştirilmiştir) dönüştürüldü. Daha geniş bir binaya gereksinim duyulduğu için yıkılıp yerine bugünlerde Türkiye İş Bankası Müzesi olarak kullanılan bina yapıldı. Kısa süre sonra İstanbul Postahanesi’nin Sirkeci’ye taşınmasıyla bina İtibar-ı Milli Bankası’na devredildi.
Binanın Türkiye İş Bankası’na geçişi de İtibar-ı Milli Bankası ile yapılan birleşmeyle gerçekleşti. 2004’e kadar Türkiye İş Bankası şubesi olarak kullanılan bina 2007’de Türkiye İş Bankası Müzesi’ne dönüştürüldü. Çeşitli sergiler ve atölyeler düzenlenen müzeyi, pazartesi günleri dışında her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edebilirsiniz.

















Müzelerin tanıtılması ve dünya kültür mirasının korunması amacıyla, Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından her yıl 18 Mayıs günü bütün dünyada Müzeler Günü olarak kutlanır. Ülkemizde ise 18-24 Mayıs arası Müzeler Haftası olarak bilinir.
Bilimsel ve kültürel zenginleşmenin önemli birer aracı olan müzeler sanatsal, teknik, bilimsel, tarihi belge ve objelerin sergilendiği eğitim, bilim, sanat kurumlarına denir. Eski eserlerin toplanması, biriktirilmesi ve halka açık sergilenmesi ilk olarak İngiltere’de başladı. Yurdumuzda ilk modern müze çalışmaları ise 1846’da Ahmet Fethi Paşa tarafından yapıldı. Daha sonra Osman Hamdi Bey zamanında yurdun çeşitli bölgelerinde yapılan arkeolojik kazılarda çıkartılan eserler İstanbul’a getirildi ve bugünkü İstanbul Arkeoloji Müzesi kuruldu. Ülkemizde 1982’den bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın girişimleriyle 18-24 Mayıs arası Müzeler Haftası olarak kutlanır. Bu hafta boyunca düzenlenen çeşitli etkinliklerde ülkemizin doğa ve kültür varlıkları tanıtılır. Sanatsal, bilimsel ve tarihi eserlerin korunması gereği anlatılır.
Siz de bu hafta içinde arkadaşlarınızla birlikte ilinizdeki müzelerden en az birine gitmeye ne dersiniz?


İlk olarak 2007’de Avustralya’da Sidney’de 2 milyon 200 bin kent sakininin ve iki bin dolayında kurumun katıldığı bir etkinlik gerçekleştirilmişti. Kentin enerji tüketimi bir saat boyunca yaklaşık yüzde 10 azalmıştı. Sydney yalnızca ay ışığıyla aydınlanmıştı. Bu eylemle iklim değişikliğiyle mücadele için tüm dünyaya önemli bir mesaj verilmişti.
Dünya Saati hareketi kısa bir sürede bütün dünyaya yayıldı ve benimsendi. Artık yüz milyonlarca insan, on binlerce kurum ve anıt bir saatini, ışıklarını söndürerek ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yaparak iklim değişikliği için sesini yükseltmeye ayırıyor. Dünya Saati bugün dünyanın en büyük çevre hareketidir. Sidney Liman Köprüsü, Toronto’daki CN Kulesi, San Francisco’daki Golden Gate Köprüsü, Roma’daki Kolezyum, Çin Seddi ve İstanbul boğaz köprüleri gibi dünyaca bilinen birçok yapı, bu hareketin umut simgeleri olarak her yıl bir saatliğine karanlıkta kalır.
Ülkemizde 2008’den beri Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF Türkiye) öncülüğünde yürütülen Dünya Saati etkinliği, bu yıl 23 Mart Cumartesi günü, 20:30-21:30 saatleri arasında gerçekleştirilecek. Dünya Saati’ne katılmak isteyenler www.dunyasaati.org adresine gidebilirler.

Roma’daki Kolezyum gibi dünyaca bilinen birçok yapı, bu hareketin umut simgeleri olarak her yıl bir saatliğine karanlıkta kalır.

Roma’daki Kolezyum gibi dünyaca bilinen birçok yapı, bu hareketin umut simgeleri olarak her yıl bir saatliğine karanlıkta kalır.
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre hastalıklarla mücadele için en ucuz, en basit ve en etkili yöntem sabunla el yıkamaktır. Sabunla el yıkamanın ne kadar önemli olduğunun farkına varılması, benimsenmesi ve yaygınlaştırılması için 15 Ekim 2008’den itibaren her yıl 15 Ekim, Dünya El Yıkama Günü olarak kutlanır.

Hayvanları korumak ve onların da sahip olduğu haklara yönelik farkındalık yaratmak için 1931’den beri her yıl 4 Ekim’de bütün dünyada Hayvanları Koruma Günü kutlanır. Kutlamaların amacı evlerimizdeki, sokaklarımızdaki, çiftliklerimizdeki ve doğal yaşam alanlarındaki hayvanların yaşam koşullarını iyileştirmek, onları korumak ve onların bizler için önemini herkese benimsetmektir.

Gezegenimizde birlikte yaşadığımız canlıları bugüne kadar yeterince koruduğumuz pek söylenemez. Hatta tersine binlerce yıl içinde birçok bitki ve hayvan türünün soyunu tükettik. İnsanların dünya üzerindeki nüfusu, etkinlikleri ve kapladıkları alan hızla artarken özellikle hayvanların yaşam alanları giderek daralıyor ve sayıları çok hızlı bir şekilde azalıyor. Günümüzde soyu tükenme tehdidi altında 15.000’den çok hayvan türü var. Bu sayı her yıl artıyor. İnsanların bireysel ve toplumsal davranışları, şirketlerin ve ülkelerin eylemleri hayvanların yaşamını doğrudan ya da dolaylı olarak derinden etkileyebiliyor. Bu nedenle Dünya Hayvanları Koruma Günü’nü kutlamanın önemi daha da artıyor.
Dünya Hayvanları Koruma Günü ilk kez 24 Mart 1925’te Almanya’da Berlin’de kutlandı. Bu ilk etkinliğe 5000 dolayında hayvansever katıldı. Günümüzdeki gibi 4 Ekim’de kutlanmaya 1929’da başlandı. Etkinliğin uluslararası hale gelmesi de 1931’de İtalya’da Floransa’da düzenlenen toplantıda kabul edildi. İlk başta Almanya, Avusturya, İsviçre ve Çekoslavakya’da kutlanan Hayvanları Koruma Günü günümüzde bütün dünyada kutlanıyor.
Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde belediyeler, dernekler, kurum ve kuruluşlar çeşitli etkinlikler düzenler. Bunlar arasında eğitim ve farkındalık yaratma etkinlikleri, barınak açma ve hayvan sahiplenme etkinlikleri, konferanslar, seminerler ve çalıştaylar olur. Ayrıca medyada ve sosyal medyada konuyla ilgili yazılar yayınlanır, söyleşiler, programlar ve birtakım gösterimler düzenlenir.
Siz de bugün hayvanlar için bir şeyler yapabilirsiniz. Örneğin yakın çevrenizdeki birtakım çalışmalarda gönüllü olarak yer alabilirsiniz. Böyle bir çalışma yoksa, sokağınızdaki hayvanların yaşamlarını düzeltmek için arkadaşlarınızla ve büyüklerinizle birlikte bir şeyler yapabilirsiniz. O da olmuyorsa, en azından ailenizi ve arkadaşlarınızı bu konuda bilgilendirebilirsiniz; sosyal medyada birtakım paylaşımlarda bulunabilirsiniz. Hatta belki de barınaktan bir hayvan sahiplenebilirsiniz.
Ulusların büyüklüğü ve ahlaki gelişmişliği hayvanlara davranış biçimleriyle değerlendirilebilir.
Mahatma Gandhi

Fotoğraf ve fotoğrafçılık çok değil, günümüzden anca 200 yıl kadar önce ortaya çıkmıştır. Ama doğuşundan bu yana geçen iki yüz yıl içinde fotoğrafçılık, kişisel anlatımın ve dışa vurumun en kolay ve hızlı gerçekleştirilebildiği sanatlardan biri haline gelmiştir.
Fotoğraflarla bir yeri, olayı, deneyimi, fikri ya da zamanda bir anı yakalarsınız. Bir fotoğrafa bakan kişi, fotoğrafı çeken kişinin bakış açısıyla dünyayı görür. Fotoğraflar duyguları ve düşünceleri bazen sözcüklerden çok daha doğru ve hızlı aktarabilir. Hatta binlerce sözcükle anlatılamayacak şeyler tek bir fotoğrafla anlatılabilir. Bu nedenle fotoğraf bir sanat olmanın yanı sıra, günlük yaşamda bilgi de aktaran güçlü bir araçtır. Yazılı bilgiyi destekler hatta bazen ondan daha iyi anlatır.
Dünya Fotoğrafçılık Günü, Avustralyalı fotoğrafçı Korske Ara’nın öncülüğünde 2009’da başlayan bir girişimdir. Kutlama günü olarak 19 Ağustos’un seçilmesinin nedeni Fransız devletinin dagerreyotip fotoğrafın patentini satın aldığı (1839’da) ve onu dünyaya armağan ettiği gün olmasındandır.*
Son yıllarda dünyanın her yanında fotoğraf meraklısı yüz milyonlarca kişi çektikleri fotoğraflarla bu günü kutluyor. Müzelerde, salonlarda ve sosyal medyada fotoğraf sergileri açılıyor, yarışmalar düzenleniyor. Dilerseniz, siz de kolayca bir kutlama etkinliği düzenleyebilirsiniz. Önce arkadaşlarınızla kafa kafaya verip nasıl bir kutlama yapacağınızı kararlaştırın. Örneğin, şimdiye kadar çektiğiniz en güzel fotoğrafları sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz. Ya da arkadaşlarınızla aranızda bir yarışma düzenler ve yalnızca bugün çektiğiniz en güzel fotoğrafları seçip küçük bir sergi yapabilirsiniz.
Haydi, bugün yaratıcılığınızı ortaya çıkarmanın tam zamanıdır…
Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın.
Ara Güler
Merhabalar ben Faruk Beysal. İlkokuldan bu yıl mezun oldum ve on yaşındayım. Bu yıl ikinci takdir belgemi aldım. Bu yüzden çok mutluyum. Ayrıca öğretmenim de derslerimde başarılı olduğumu söyler. Kahverengi gözlerim, bir gözlüğüm, kumral saçlarım ve bazen konuşmalarımda takılmalarım var.
Yapmaktan en çok keyif aldığım aktivite proje yapmaktır. “Ne projesi?” dediğinizi duyar gibiyim. Her türlü geri dönüşüm malzemesi benim için bir proje malzemesidir. Evde bulduğum her ambalaj kutusu, etiket, şişe bende bir proje fikri oluşturur. Böylece bu malzemeleri tekrardan dönüştürerek kullanmış olurum. Projeler yapmak bana kendimi çok iyi hissettirir ve bu sayede daha özgüvenli birisi olduğumu düşünürüm. Konuşmalarımda takılmalarım olduğunu söylemiştim. Siz Kumbara Dergisi okuyucusu arkadaşlarıma bu konu hakkında söylemek istediklerim var.

Dil ve konuşma terapisine başlamanın sana sağladığı kazanımlar neler oldu?
Daha önce kekemelik ile ilgili çok fazla olumsuz düşüncem vardı. Dil ve konuşma terapistimle konuşarak daha farklı pencerelerden bakmayı öğrendim ve bu düşüncelerimi değiştirmeye başladım. Mesela konuşurken takılıyor olmam benim suçum değilmiş. Dil ve konuşma terapisi kekemeliği sonlandırmaya çalışmaz, kekemeliğin hayatımızda daha az yer kaplamasını ve iletişimimizi kötü yönde etkilememesini sağlamaya çalışırmış. Önemli olan akıcı konuşmak değil kendini iyi ifade etmekmiş. Ben bu yolun henüz başındayım ama şimdiden çok yol kat ettiğimi düşünüyorum. Kendimi daha özgüvenli ve rahat hissetmeye başladım. Sosyalleştim, broşürler hazırlamaya cesaretim oldu ve tüm bunların yanında da daha iyi bir iletişimci oldum.
Konuşmada takılma yaşayan arkadaşlarını ve diğer bireyleri bu konuda bilgilendirme, toplumda farkındalık yaratma fikrin nasıl gelişti?
Dil ve konuşma terapistim Medine abla bana iletişimin iki taraflı olduğunu, benim iletişimde sorumlu olduğum kadar iletişim kurduğum insanların da sorumlu olduğunu söyledi. Yani bu da bize kekemelik ve takılmalarla ilgili diğer insanların da bilinçli olması gerektiğini gösteriyor. Ben dil ve konuşma terapisine gitmeden önce kekemelik ile ilgili yanlış bilgilere sahiptim. Terapiden sonra doğrularını öğrendim ve bunları akıcılık bozukluğu yaşayan ya da yaşamayan herkesin bilmesi gerektiğini anladım. Çünkü iletişim iki taraflıdır. Ayrıca toplumu bilinçlendirme etkinliklerinin bana kendimi iyi hissettiren birçok yönü var. Hem kendim için hem de diğer akıcılık bozukluğu yaşayan arkadaşlarım için faydalı bir şeyler yapma hissi çok iyi geliyor.
Medine ablayla ilk önce sloganlar hazırlayıp çalıştığımız kurumda panolara, duvarlara asmaya başladık ve insanların dikkatini çektik. Daha sonra ben kendi sınıfımda kocaman bir pano hazırladım. Yaşadığımız apartmanda, asansöre ve duvarlara asmaya başladık. Daha da ileriye giderek, sokakta uygun bulduğumuz her yere astık. Böylece bu broşürlerin ne olduğunu merak eden herkes okumuş ve az da olsa bu konuda bilgi sahibi olmaya başlamış oldu.

Konuşmada takılma yaşayan akranlarına ne söylemek istersin? Onlara neler önerirsin?
Konuşmalarındaki takılmalarından dolayı iletişim kurmaktan ve söyleyeceklerini söylemekten vazgeçmemelerini öneririm. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında ifade özgürlüğümüz güvence altına alındığını unutmayın lütfen. Konuşmalardaki takılmaların hep olabileceğini unutmayalım. Takılmalardan kurtulmaya çalışmaktansa onlarla barışık bir şekilde iyi bir iletişimci olma yolunda ilerlemelerini öneririm. Ben bunları dil ve konuşma terapistimden öğrendim. Eğer ihtiyacınız varsa siz de bir dil ve konuşma terapistine gidebilirsiniz. Son bir öneri olarak da haklarımızı koruma, toplumsal farkındalık oluşturma ve sosyal dayanışma için kurulan Kekemeler Derneği’ne bir göz atmanızı öneririm. Ö-ÖÖ-ÖZ-GÜ-GÜR-CE KE-KE-LE
Bu eğitim öğretim yılı boyunca yeni ve güzel birçok bilgi öğrendik, deneyim kazandık. Aynı zamanda zihinlerimiz ve bedenlerimiz de biraz yoruldu. Neyse ki tatil geldi. Yaklaşık üç aylık bir tatil bizi bekliyor. Evde ve dışarıda arkadaşlarımızla bol bol oyun oynayacağız, o kesin. Peki, başka neler yapabiliriz, tatilimizi nasıl değerlendirebiliriz?
İşte, size birtakım tatil etkinliği önerileri.

Satın almanın yanı sıra, kitaplarınızı yakınınızdaki bir kütüphaneden de alabilirsiniz. Hatta arkadaşlarınızla kitap değiş tokuşu yapabilir, onların önerdiği kitapları da okuyabilirsiniz.
İş Bankası’nın bu yıl 16. kez düzenlediği “Karneni Göster, Kitabını Al” kampanyası kapsamında hazırlanan “Çocuklar Soruyor Tarih Dede Anlatıyor” kitabını İş Bankası şubelerinden teslim alabilir ya da kumbaradergisi.com ve Kumbara Dergisi uygulaması üzerinden okuyabilirsiniz. Kitap içeriğine buradan ulaşabilirsiniz.



Yaşadığınız ya da tatil için gittiğiniz yerdeki müzeleri ve sergileri gezin.
İş Bankası’nın İstanbul’daki ve Ankara’daki müzelerinde açık olan ve Cumhuriyetimizin 100. yılı için hazırlanan “Yaşasın Cumhuriyet! Atatürk Döneminde İktisadi Bağımsızlığın İlk Adımları” başlıklı sergiyi ziyaret edebilirsiniz. Bu keyifli sergi ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.




•Seramik bir bardak
•Seramik ya da cam yüzeyler için renkli kalemler






•Tahta çubuklar
•Makas
•Yapıştırıcı
•İp
•Babanız ile birlikte olduğunuz bir fotoğrafınız





•Bir karton bardak
•İki farklı renkte ip
•Makas
•Fırça
•Kalem
•İki farklı renkte el işi kâğıdı
•Oynar göz
•Yapıştırıcı
•Bir parça peçete
•Boyamaya uygun taş
•Renkli akrilik boyalar





















İş Sanat’ın koordinasyonunda hazırlanan “Yaşasın Cumhuriyet! Atatürk Döneminde İktisadi Bağımsızlığın İlk Adımları” başlıklı sergi, önce İstanbul Eminönü’ndeki Türkiye İş Bankası Müzesi’nde ve daha sonra Ankara Ulus’ta yer alan Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’nde ziyarete açıldı.
Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferle taçlanmazsa sonuç kalıcı olamaz” sözünden alınan ilhamla hazırlanan serginin küratörlüğünü Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Öğr. Üyesi Murat Koraltürk üstleniyor. Cumhuriyetimizin 100. yılı vesilesiyle hazırlanan bu sergide, Atatürk döneminin üretim ve sosyal hayatını yansıtan fotoğraflar, kartpostallar, belge ve nesneler, madalyon ve rozetlerden oluşan 2.500’ü aşkın objeyi inceleyebilirsiniz.







Yaşasın Cumhuriyet Sergisi’ni 31 Aralık 2023 tarihine kadar, pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ücretsiz ziyaret edebilirsiniz. Müzeler, pazartesi günleri, dini bayramların ilk günleri ile 1 Ocak günü kapalıdır.

Kütüphane sözcüğü eğitim sözcüğüyle neredeyse özdeşleşmiştir. Kütüphaneler ilkokuldan üniversiteye kadar bütün öğrenciler için sundukları çeşitli öğrenme fırsatlarıyla paha biçilmez kaynaklardır. Bilgiye açılan birer kapı olmanın yanı sıra, kütüphanelerin toplum için de önemli bir rolü vardır. Buralar yeni ve yaratıcı fikirlerin, yeni bakış açılarının doğup gelişme olanağı bulduğu yerlerdir. Çünkü kütüphaneler öğrenmeye, araştırmaya, kendini geliştirmeye meraklı herkesin ücretsiz yararlandığı bilgi ve kültür merkezleridir. Sundukları kaynakların ve hizmetlerin bedava oluşu toplumun her kesiminin bilgiye kolayca erişimi açısından çok değerli bir fırsattır.
Kütüphaneler aynı zamanda değerli tarihsel bilgilerin depolandığı ve kültürel mirasın da korunup saklandığı yerlerdir. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri ülkemizde kütüphanelere ve kütüphaneciliğe büyük bir önem verilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışından beş ay sonra 29 Eylül 1920’de meclis kütüphanesinin kurulması Kütüphane Haftası çalışmalarına başlanmıştır. Çünkü kütüphaneler toplumun geri kalmışlığını giderecek, bireylerin günün olanaklarından yararlanmasını sağlayacak ve böylece toplumu günün gerektirdiği düzeye çıkararak gelişmiş toplumlarla paralel bir seviyeye getirecek önemli merkezler olarak görülmüştür.
Kütüphane Haftası da ülkemizde ilk kez 1964’te kutlanmıştır. Haftanın amacı başta çocuklara ve gençlere olmak üzere herkese okuma alışkanlığı kazandırmak, onlarda kitap sevgisini ve kütüphane kültürünü geliştirmektir.

Görsel kaynağı: Wikipedia
Yaklaşık 400 yıl önce İtalyan matematikçi ve gökbilimci Galileo Galilei kendi teleskoplu gözlemleri ve başka bilim insanlarının sunduğu kanıtlarla birlikte Güneş Sistemi’nin Kopernikçi (gezegenlerin Güneş’in çevresinde döndüğü) modelini benimsedi. Bunu herkese yaymak için de İki Büyük Dünya Sistemi Hakkında Diyalog adlı bir kitap yazdı. Ne var ki kitap Kilise’yi kızdırdı. Galileo için engizisyon mahkemesi kuruldu. Mahkeme Galileo’yu 22 Haziran 1633’te ömür boyu ev hapsine ve Kopernikçi görüşlerinden geri dönmeye mahkûm etti. Ancak 359 yıl sonra 1992’de, Papa, Galileo’nun haklı olduğunu kabul etti ve özür diledi. Galileo Galilei’nin hayatını ve dünyaya büyük katkılar sağlayan çalışmalarını buradan izleyebilirsiniz.