ÇOCUKLARIN BİLGİ BANKASI KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
KUMBARA DERGİSİ TÜRKİYE İŞ BANKASI’NIN ÇOCUKLARA ARMAĞANIDIR
Ayşe bir hamlede kiraz ağacının tepesine kadar tırmanmıştı. Tam kırmızı meyveyi koparmak üzere elini uzattığı sırada, ayağının altında müthiş bir çatırtı oldu. Ayşe, bastığı dalın kırıldığını, düşeceğini anladı. Tutunmak istedi ancak can havliyle sarıldığı birkaç yaprak da kopup avucunun içinde kaldı. O zaman Ayşe korkuyla bir çığlık kopardı, sonra dalların arasından aşağıya kaydığını hissetti.
Ayşe’yi odasına, yatağına taşıdılar. Orada annesiyle Pervin, Ayşe’nin alnındaki ve kolundaki yaraları yıkayıp ilaçladılar, korkusu geçsin diye ona su içirdiler. Ayşe biraz yatıp dinlendikten sonra kalkmak istedi ama başaramadı. Bedeninde hiçbir ağrı sızı yoktu ama ayakları ve bacakları sanki kendisinin değil gibiydi.
Başkalarını da düşünmenin, bir amaç için emek harcamanın ve umudu hiçbir zaman yitirmemenin değerini anlatan bu uzun öyküyle yaşamda gerçekten önemli olan şeyleri keşfedeceksiniz. Bu sırada düş gücünün eşsiz dünyasında sihirli bir yolculuğa çıkacaksınız. Bu güzel kitabı elinizden düşüremeyeceksiniz.
Dünyamız, uzaydan bakıldığında ormanlar gibi yeşil ya da sıradağlar ve çöller gibi kahverengi değil, ağırlıklı olarak gökyüzü gibi mavi görünür. Çünkü gezegenimizin yüzeyinde karaların yaklaşık iki katı su vardır. Bu suyun çok büyük bölümü de okyanusların tuzlu suyudur. Dünyadaki tüm hayvan türlerinin yaklaşık dörtte biri okyanuslarda yaşar. Peki, hayvanlar tuzlu suda nasıl hayatta kalır? Nasıl nefes alırlar? Işığın ulaşamadığı derinliklerde canlılar nasıl görür? Deniz kıyılarında yaşam nasıldır? Peki, en küçük su hayvanlarına ne denir?
Resimlerle dolu bu kitap kısa ve bilgilendirici metinlerle size su hayvanları hakkında önemli bilgiler sağlayacak. Zevkle okuyacağınız bu akıcı kitapta bulunan minik bilgi kutuları ile testleri de çok seveceksiniz.
Pippin sıradan, küçük bir kasaba olan Funsprings’te, büyükannesiyle yaşayan ve minik faresi Tony’yi çok seven, sıradan küçük bir kızdır. Aslında hiç de öyle değil ama o öyle sanar. Bir yıldır kasabada ve çevresinde birtakım tuhaf ve korkutucu olaylar yaşanır. Örneğin, hiç yağmur yağmadığı için akarsular kurur. Son zamanlarda da hayvanlar yok olmaya başlar. Herkes çok endişelenir. Bu korkunç olaylar artmaya başladığında, büyükannesi Pippin’e “minik” bir sırrını açıklamak zorunda kalır: Kendisi eskiden suçlularla gizlice mücadele eden bir savaşçıdır. Üstelik onda olan özel bir yetenek Pippin’de de vardır: Parlaktır. Bu “parlama” iyilik, ışık ve sevgiden doğan büyülü bir yetenektir. Bir Bir diğer gizli yeteneği ise hayvanlarla konuşabilmektir. Bu yeteneklere sahip olduğunu öğrenen Pippin çok şaşırır. Ama daha tam olarak ne olduğunu anlayamadan kendini ormandaki hayvanlarla konuşarak suyun neden yok olduğunu çözmeye çalışırken bulur.
Kahramanımız Pippin bu korkunç gizemi acaba nasıl çözecek? Çözebilecek mi? Peki, neden ormanda dolaşan sinsi gagalı, kötü bir penguen var? Bu sürükleyici romanı bir çırpıda bitirecek ve arkadaşlarınıza da önereceksiniz.
Bu sürükleyici kitapta başkahramanımız Calla’nın, arkadaşlarının ve bazı ördeklerin başlarından geçen tehlikeli ve komik bir serüven anlatılıyor. Calla North’un, annesi Elizabeth’le birlikte sakin ve mutlu bir yaşamı vardır. Elizabeth ördekler konusunda dünyanın önde gelen uzmanlarından biridir. Ne var ki ördek uzmanı olmak pek de para getiren bir iş değildir. Bir gün Elizabeth’e Amazon yağmur ormanlarında yaşayan özel bir ördeği araştırması için yüksek maaşlı bir araştırma gezisi teklif edilir. Bu kaçırılmayacak bir fırsattır.
Ancak Elizabeth, Amazon’a doğru yola çıktığında Calla da eskiden annesinin de öğrencisi olduğu, sıra dışı bir yatılı okula gönderilir. Bir gün okula gelen bir telefonla Calla’nın yaşamı tümüyle değişir. Calla annesinin uçağının kaybolduğunu öğrenir. Ne var ki üzülmeye bile fırsat bulamadan arka arkaya başına gelenler onu baş döndürücü bir serüvenin içine çeker.
Zorluklarla birlikte baş etmenin gücüne ve cesaretin gerçek anlamına ilişkin heyecan dolu bu kitabı çok sevecek, onu elinizden düşüremeyeceksiniz.
Bu sürükleyici kitapta, yalnızca Sessiz Bahar’la ilgili bilgileri değil, başta ekoloji biliminin kurulmasında oynadığı rol olmak üzere Rachel Carson’la ilgili hemen her şeyi bulacaksınız. Okurken hem şaşıracak hem de hayranlık duyacaksınız. Küçük bir bilim etkinliği ile minik bir sınav da kitabın sonunda sizi bekliyor.
Mert bugün biraz huysuz. Matematik Haftası’nı kutlamak için sınıfta bir yarışma düzenlenecek. Sınıf öğretmeni yapılacak yarışma için ikili takımlar oluşturdu ve Mert’i de Alican’la eşleştirdi. Oysa Mert her zaman en iyi arkadaşı Beren’le ikili takım olurdu. Alican sınıfın matematikte en başarılı öğrencisiydi. Öte yandan Mert de matematik konusunda kendine hiç güvenmiyordu. Yarışmanın ilk günü bir toplama-çıkarma oyunu vardı. Alican ve Mert, toplama çıkarma işlemlerini yapmaya koyuldular. Alican, soruları çok hızlı çözüyordu. Mert’in çözümü bulmasına kalmadan, çözümü kâğıda yazıveriyordu. Bu durum Mert’i kızdırdı. Sonunda Mert’in sabrı tükendi. “Alican, izin ver, bazı işlemleri de ben yapayım!” dedi ters ters. Alican da yüksek sesle karşılık verince öğretmenleri yanlarına geldi.
Yarışmanın ilk günü tuhaf geçmişti; ama daha ilk günde böyle olursa, acaba ileriki günlerde neler yaşanacaktı?
Bu sürükleyici kitapta, dürüst olmak, başarıyı da başarısızlığı da olgunlukla karşılayabilmek üzerine anlatılan, sıcacık öyküyü çok seveceksiniz.
“Herkes şaşkınlık içinde nefesini tuttu. Gri’nin bıyıkları sarkmıştı, Kiril de hiç mutlu görünmüyordu. İki eski dost inanamayarak birbirine bakıyor, sanki aynı soruyu sormak istiyordu: Tasma nasıl çalınmış olabilir?”
Hayvanlar dünyasının en ünlü ve göz alıcı mücevherlerinden biri, İngiltere’nin ilk muhafız hayvanı İhtiyar Tom tarafından miras bırakılan “İhtiyar Tom’un Tasması” adlı bir mücevherdi. Günümüzde Londra Kalesi’nde kilitli tutuluyordu. Ne var ki Toto yanındakilerle birlikte Kale’yi ziyarete gittiğinde mücevherin çalınmış olduğunu gördü. Üstüne üstlük suç, Toto’nun patronu Gri’nin üzerine atıldı. Toto ve arkadaşları şaşkın, üzgün ama gerçeği ortaya çıkarmaya da kararlıydı. Onları tehlikelerle dolu bir serüven bekliyordu.
Birbirinden güzel resimlerle bezeli bu sürükleyici romanı elinizden düşüremeyecek, bir solukta okuyacaksınız.
Türkiye İş Bankası’nın 2007-2008 eğitim öğretim yılında başlattığı, ülkemizde bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük kitap kampanyalarından olan “Karneni Göster Kitabını Al” 17 yaşında!
Son 4 senedir dijital olarak sürdürülen kampanya, bu yıl da hem www.kumbaradergisi.com ve Kumbara Dergisi mobil uygulaması üzerinden hem de Türkiye İş Bankası şubelerinden sizlerle buluşuyor.
Bu yılki Karneni Göster Kitabını Al Kampanyamız ile “Çocuklar Soruyor Tarih Dede ve Bilge Öğretmen Anlatıyor” ve “Aklıma Bir Soru Geldi” kitaplarına hem dijital olarak hem de Türkiye İş Bankası şubelerinden ulaşabilirsiniz.
Hepinize keyifli okumalar ve iyi tatiller dileriz 🙂
Yazanlar: Y. Doğan Çetinkaya - Bilge Seçkin Çetinkaya
Resimleyen: Kıymet Ergöçen
Türkiye İş Bankası Yayınları
ISBN: 978-625-429-795-3
Genel Yayın Numarası: 6097
Yazan: Muzaffer Özgüleş
Resimleyen: Nurten Deliorman
Türkiye İş Bankası Yayınları
ISBN: 978-625-429-797-7
Genel Yayın Numarası: 6098
Sizin de aklınıza takılan ilginç sorular varsa kumbaradergisi@isbank.com.tr adresine yazın, yanıtlayalım. Unutmayın, bazen çok basit görünen sorular büyük buluşlar ortaya çıkarabilir!
Polonyalı Marie Sklodowska Curie, yirminci yüzyılın en büyük bilim insanlarından biridir. Curie, tarihte çok az kadının bilimle uğraştığı bir dönemde bilim yaptı. Doğduğu ülke Polonya’da, o zamanlar kadınların üniversiteye gitmesine bile izin verilmiyordu. Curie üniversite eğitimini Paris’te tamamladı. Dönemin en yeni ve ilginç konusu radyoaktivite üzerine çalıştı. İki yeni radyoaktif element keşfetti. Yaptığı keşiflerle dünyanın değişmesine büyük katkıda bulundu. Curie, Nobel Ödülü’nü kazanan ilk kadındır. Üstelik ödülü iki kez kazanan ilk kişidir. O dönemde radyoaktivitenin insan sağlığına olumsuz etkileri bilinmiyordu. Günümüzde müzede duran Curie’nin notlarını tuttuğu defterler hâlâ öyle radyoaktiftir ki kurşun kaplamalı kutularda saklanır.
Bu sürükleyici kitapta, Marie Curie’nin bilimsel çalışmalarının yanı sıra, yaşamı hakkında da ilginç bilgiler edineceksiniz. Okurken hem şaşıracak hem de hayranlık duyacaksınız. Kitabın sonunda hoş bir sürpriz de sizi bekliyor.
Küçük robot Orbi’nin, tencereyi andıran bir başı ve sarı renkli, ışıl ışıl parlayan gözleri vardı. Boyu bir metre kadardı ve çok zekiydi. İnsanlar onu yıllar boyunca uzayda dolaşması ve yabancı gezegenleri keşfetmesi için üretmişti. Orbi, fabrikadan uzay üssüne götürülmeden önce, son bir kez daha kontrol edilecekti. Ne var ki kontrolden önceki gece çok şiddetli bir fırtına koptu! Saatlerce sağanak halinde yağan yağmur ve gökyüzünü sık sık aydınlatan yıldırımlar pek korkutucuydu. Yıldırımlardan biri elektrik santraline düştü ve bir anda bütün kentin elektriği kesildi; yaşam durdu. Gerçi hemen devreye giren acil durum jeneratörüyle her şey eski haline döndü -daha doğrusu Orbi dışında her şey… Çünkü kısa devre yapan Orbi, artık uzaya gitmek istemiyordu. Oradan kaçmaya karar verdi ve böylece kendisini enteresan bir serüvenin içinde buluverdi…
Bu sürükleyici ve komik kitabı çok sevecek, elinizden düşürmeyeceksiniz.
Bu kitap aslında tam bir boş zaman değerlendirme kitabıdır. İçinde çocukların bilmesi gereken bazı temel konular ile genel kültür konularına ilişkin eğlenceli etkinlikler bulunuyor. Kitaptaki etkinliklerden bazıları şunlar:
Eğlenceli etkinlikleri yaparken bir yandan da dünyamızla ilgili birçok şey öğreneceksiniz. Kitap sayesinde zamanın nasıl geçtiğini anlamayacaksınız. Onu arkadaşlarınıza da önereceksiniz.
1889’da doğan Edwin Powell Hubble, Amerikalı bir gökbilimci ve 20. yüzyılın da en önemli bilim insanlarından biridir. Üniversitede hukuk eğitimi alan Hubble aynı zamanda çok başarılı bir sporcuydu. Gökbilime daha sonra eğildi ve o alanda da çok başarılı oldu. Hubble’ın döneminde Samanyolu gökadasının Evren’in tamamını oluşturduğu düşünülüyordu. Ancak az sayıda gökbilimci Samanyolu’ndaki nebulalardan bazılarının gerçekte Samanyolu’nun içinde yer almadığını; çok uzaklarda, kendi başlarına birer gökada olduklarını savunuyordu. Ancak uzayda büyük mesafeleri ölçmek olağanüstü zor hatta o dönem için olanaksız bir konuydu. Henrietta Leavitt büyük mesafeleri ölçmek için bir yöntem geliştirince işler değişti. Edwin Hubble dönemin en büyük teleskopunu kullanarak yaptığı gözlemlere Leavitt’in yöntemini uygulayınca nebulaların gerçekten de çok uzakta birer gökada olduğu ortaya çıktı. Bu keşifle Evren’imiz bir anda trilyonlarca kat genişlemiş oldu. Hubble daha sonra da bu gökadaların birbirlerinden uzaklaştığını yani Evren’in sürekli genişlediğini de gösterdi.
Bu kitapta Edwin Hubble’ın insanlığın Evren’deki konumunu sorgulatan olağanüstü buluşlarını görecek, yaşamına ilişkin ilginç bilgiler edineceksiniz. Okurken hem şaşıracak hem de hayranlık duyacaksınız. Küçük bir bilim etkinliği de kitabın sonunda sizi bekliyor.
Küçük bir Viking krallığının karlı fiyortlarında yaşayan haylaz ikizler Çat ile Çut, köydeki en kötü Vikingler olmaktan gurur duyuyordu. Bu durum anne babalarını da pek mutlu ediyor, onlar da kendilerini köyün en iyi ebeveynleri sanıyorlardı.
O gün Elsa Altınsaç’ın doğum günü partisi vardı. Elsa eşyalarını paylaşmayı seven, sessizce oyun oynamaktan hoşlanan, sakin bir kızdı. Doğal olarak Çat ile Çut’u partisine çağırmamıştı. Ama bu durum haylaz Vikingleri engelleyemedi ve partiye gittiler. Yolda Çürük Diş, Mızrak Burun, Yaralı Bacak, Pasaklı Ulf, Minik Serçe, Yamuk Pantolon, Çal Çene ve Al Yanak’ı da gördüler. Her biri de ufak keseler içinde bir şeyler taşıyordu. Çocuklar iğne, olta, kol halkası, yün yumağı ve Thor tılsımı gibi çeşitli hediyeler getirmişti. Örneğin, Pasaklı Ulf’un hediyesi annesinin kemik tarağıydı. Çat ile Çut hediye getirmemişlerdi. Zaten onların aklında hediye vermek değil, Elsa’ya getirilen hediyeleri (kötü birer Viking olarak) yağmalamak vardı.
Haylaz Vikingler böyle şeyleri hep yapıyordu. Kah komşularının teknelerini kaçırıyor kah ormanda bir trolün izini sürüyor kah arkadaşlarıyla birlikte Kötü Ada’ya baskın yapmak için yelken açıyorlardı. Kendilerini kimsenin durduramayacağından emindiler.
Ama tabii ki yanılıyorlardı.
Milyarlarca yıl boyunca uzayda dolaşmış apartman büyüklüğünde bir göktaşı Dünya’ya doğru yönelmişti. Giderek yaklaştı; ona çarpacaktı. Dünya’nın atmosferine girerken yüzlerce parçaya bölündü ve parçaları değişik yerlere düştü. Kimileri kutup bölgesindeki kar yığınlarının içine, kimiyse Güney Amerika’daki yağmur ormanlarının derinliklerine düştü. Akkor haldeki kaya parçalarının en büyüğü de geniş bir parkta, içinde ördekler yüzden gölete düştü. Ödleri kopan ördekler, bulutların arasından gelen ıslık sesini duyup tam zamanında uçuverdiler. Olay yerine sonradan gelen bir ördek olanlardan habersiz, bir yumurtanın üstüne oturup uyuyakaldı. Bu Maceraperest Ördek’ti -kısaca MÖ. Ertesi sabah kendini bir tuhaf hisseden MÖ şaşırtıcı bir şekilde olağanüstü güçleri olduğunu keşfetmeye başladı.
Çok güzel resimlerle dolu bu sürükleyici, serüven romanı çok hoşunuza gidecek. Okurken bitmesini hiç istemeyeceksiniz.
1452’de İtalya’da doğan Leonardo da Vinci en çok Mona Lisa tablosuyla tanınır. Ancak o yalnızca ressam değildi. Leonardo aynı zamanda mühendis, mucit, matematikçi, mimar ve bir bilim insanıydı. Onun, gelmiş geçmiş en üstün yetenekli insanlardan biri olduğu düşünülür. Leonardo, “Rönesans” olarak adlandırılan bir dönemde yaşamıştı. Bu dönemde, sanatta, edebiyatta, bilimde, matematikte ve politikada yepyeni fikirler ortaya çıkmıştı. Avrupa’da matbaa bu dönemde icat edilmişti. Artık yeni fikirler kitaplar aracılığıyla kolayca yayılıyordu. Rönesans sözcüğü, “yeniden doğuş” anlamına gelir. Leonardo gibi birbirinden farklı birçok alanda çalışmış, yapıtlar üretmiş kişilere “Rönesans İnsanı” denir.
Bu kitapta Leonardo da Vinci’nin mimarlık, mühendislik, geometri alanlarındaki buluşlarını görecek, yaşamına ilişkin ilginç bilgiler edineceksiniz. Okurken hem şaşıracak hem de hayranlık duyacaksınız. Küçük bir bilim etkinliği de kitabın sonunda sizi bekliyor.
Mert bugün biraz endişeli. Çünkü öğretmeni bu dönem izinliymiş. Bu yüzden okulda olmayacak,
derslere girmeyecek. Mert de öteki öğrenciler gibi öğretmenini çok seviyor; onun gerçekten harika bir eğitmen olduğunu düşünüyor. Peki, ya yeni öğretmen o kadar iyi değilse? İşte, Mert bunu düşündükçe endişeleniyor.
Mert okula varınca hemen sınıfa girdi. Yeni öğretmen çoktan gelmişti ve adını da tahtaya yazmıştı. Sınıfta birtakım değişiklikler yapmak istiyordu. Öğrencilerin fikirlerini aldı. Sonra da dersi dışarıda, bahçede yapmaya karar verdi. Öğrenciler buna çok sevindi -Mert hariç. O hala endişeliydi. Sonra öğretmen çok tuhaf bir şey yaptı: Yere oturdu ve şarkı söylemeye başladı. Çocuklar yavaş yavaş gülmeyi, bağrışmayı bıraktılar. Birer birer öğretmenin karşısına oturdular ve onu dinlemeye başladılar. Mert bu işe çok şaşırdı.
Bu, yeni deneyimlere açık olmanın önemini anlatan, çok güzel bir öykü. Onu çok sevecek, serinin öbür kitaplarını da bir an önce okumak isteyeceksiniz.
Yağmur ormanları gezegenimizde canlı türü açısından en yoğun alanlardır. Buralarda daha tanımlanmamış yüz binlerce bitki, hayvan ve mikroorganizma türü yaşar. Bu güzel kitapta yağmur ormanlarında yaşayan başlıca hayvanlar tanıtılıyor. Öncelikle hayvanların çok değişik yerlere yaptığı yuvaları anlatılıyor. Sonra ormanın karanlık ve ıslak zemininden söz ediliyor. Bu sürükleyici girişten sonra da hayvanlar tanıtılmaya başlanıyor: Şaşırtıcı karıncalar, kaplanlar, güçlü ama nazik goriller, ırmak hayvanları, tatlı su lagünlerinin sakin devleri manatiler, jaguarlar, zehirli kurbağalar, bukalemunlar, yılanlar, uluyan maymunlar… Hayvan tanıtımlarının arasında da yağmur ormanının tabakaları anlatılıyor.
Çok güzel resimlerle ve ilginç bilgilerle dolu bu kitap çok hoşunuza gidecek.
Dylan Spencer, yatağında oturmuş, yine aynı şeyi yapıyordu: Süper kahraman olma hayalleri kuruyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse, beklemekten sıkılmıştı. Dokuz yaşına basmıştı ama kendini bildi bileli süper kahraman olma hayalleri kuruyordu. Tıpkı abisi ve ablası gibi o da bir an önce süper kahraman olmak istiyordu.
Abisi Sam, yani “Kutup Fırtınası” havaya hükmedebiliyor, parmak uçlarıyla kasırgalar yaratabiliyordu. Ablası Millie, yani “Pazartesi Ateşi” de gözlerinden lazerler çıkartabiliyordu. Ama bu güç yalnızca pazartesi günleri etkendi. Ayrıca uçabiliyordu da (ama bu da yalnızca pazartesi günleri geçerliydi.) İkisinin de harika güçleri vardı ve Dylan, büyük bir kıskançlıkla onları izliyordu. Günün birinde Dylan’ın dileği gerçekleşti. Artık onun da bir süper gücü vardı. Hem de hiç beklenmedik bir süper güç… Dylan, iguanalarla konuşup anlaşabiliyordu!
Bu komik ve sürükleyici kitabı elinizden düşüremeyecek, bir an önce sonunu öğrenmek isteyeceksiniz.
Yazan: William Potter, Adam Phillips ve Clarke Hibbert
Resimleyen: Luke Séguin-Magee
128 sayfa
“Köpekbalıkları ömürleri boyunca kaç diş çıkarır?”, “Katil balina, balina mıdır?”, “Yunuslar ne kadar akıllıdır?” diye merak ediyor musunuz? Okyanus canlılarının tuhaf ve karanlık dünyasına dalmak, sessizce ilerleyen sürüngenleri daha yakından tanımak, evinizi kimlerle paylaştığınızı öğrenmek ister misiniz? O zaman gelin siz de bu ilginç safariye katılın! Hayvanlarla (hem evcil hem yabani) ilgili yüzlerce şaşırtıcı bilgiye ulaşın.
Bilgi dolu bu kitapta beş temel bölüm bulunuyor:
• Büyüleyici Okyanuslar
• Muhteşem Sürüngenler
• Çılgın Kediler
• Müthiş Köpekler
• Şaşırtıcı hayvanlar
Şaşırtıcı bilgiler ve eğlenceli çizimlerle dolu bu kitap hayvanlarla ilgili birçok tuhaf ve komik gerçeği gözler önüne seriyor. Defalarca okumak isteyeceğiniz bu kitaptan öğrendiklerinizle arkadaşlarınız şaşırtmaktan büyük keyif alacaksınız.
Alex Neptün kendini bildi bileli, deniz onu yanına almaya çalışıyordu. Aslında Alex denizden nefret etmiyordu. Yalnızca denizin onu tekrar tekrar öldürmeye kalkması ve dedesinin denize yaklaşmasını açıktan açığa yasaklaması yüzünden denizden korkar olmuştu. Bazen denizin onu gerçekten kışkırtmaya çalıştığını düşünüyordu. Bu yüzden, tepedeki terk edilmiş deniz parkında bir akvaryuma hapsedilmiş su ejderhasının yardım çağrısını duyduğunda hiç de memnun olmamıştı. Ne var ki sihirli bir efsaneye insan nasıl hayır diyebilir ki? Alex, en yakın arkadaşı ve teknoloji dâhisi Zoey, efsanelere bayılan Anil, keskin nişancı bir ahtapot, akrobatik yetenekleri olan dört su samuru ve hınzır bir martının da yardımıyla ejderhayı oradan kaçırmak için bir plan yaptı. Bu sırada da birden denizin gücünü kullanabildiğini keşfetti.
Bu sürükleyici romanı çok sevecek, bitmesini hiç istemeyeceksiniz.
Akasya, pencereden içeri giren hafif yaz meltemiyle uyandı. Dağılmış kıvırcık saçlarını atkuyruğu yaptı ve evin gıcırdayan, eskimiş merdivenlerinden koşarak aşağı indi. Akasya, garajın arkasındaki dört yaban mersini fidanına bakmak için koşarken bir yandan da bugün nefis yaban mersinlerinden avuç dolusu yiyeceğini düşündü. Ancak Akasya, fidanları görür görmez “HAYIR!” diye bağırdı.
Çok sürükleyici bu kitap birbiriyle bağlantılı ama gerçekte farklı bilimsel konuları ele alan bölümlerden oluşuyor. İlk olarak Akasya, yaban mersinlerine ne olduğunu bilimsel düşünme yöntemiyle ortaya çıkarıyor. Sonra genler ve kalıtım konusu işleniyor. Ardından da sırayla kayalar ve mineraller, Güneş ve gölgeler, gelgit ve kütle çekimi konuları ele alınıyor. Bilimsel yöntemin nasıl işlediği her konuda ayrıntılı şemalar ve tablolarla açıklanıyor.
4 kitaplık bir dizinin ilk sayısı olan bu kitap ile bilimsel bakış açınızı geliştireceksiniz.
Emre bugün mimar olan arkadaşı Özge’nin iş yerini ziyaret etti. Özge, meslektaşlarıyla birlikte binaların projesini hazırlıyor, planını çiziyor ve sonra da o plana göre yapılmasını sağlıyor. Özge ve meslektaşları günümüzde işlerinin çoğunu bilgisayarda yapıyor.
Şimdi üzerinde çalıştıkları proje bir kreş projesi. Planı duvarda asılı duruyor. Mimarlar kreşin küçük bir maketini de yapmış. Özge, “Gerçek kreş tıpkı bu maketteki gibi görünmeli” diye açıklıyor. Sonra Özge ve Emre birlikte kreşe gidiyorlar. Özge yaptıkları kreşten örnekler vererek Emre’ye mimarların nasıl çalıştığını, neler yaptıklarını anlatıyor ve onun sorularını yanıtlıyor.
Güzel resimlerle dolu bu kitabı okurken mimarların ne yaptığını öğreneceksiniz.
Elif ilkbaharı çok seviyor. Çünkü ilkbaharda günler artık daha uzun; doğa canlanmaya başlıyor, kuşlar cıvıldıyor, ağaçlar tomurcuklanıyor, çiçekler rengârenk açıyor ve hava sıcaklığı da giderek artıyor. Yapılan doğa yürüyüşleri heyecan verici keşif gezilerine dönüşebiliyor. Bu kitapta başta kardelen, çiğdem, papatya, lale, nergis ve sümbül olmak üzere birçok çiçeğe ilişkin güzel bilgilere yer veriliyor. Çiçek ekmenin incelikleri vurgulanıyor, eskiden çiçeklere yüklenen anlamlar (Örneğin, kırmızı gülün sevgiyi ifade etmesi gibi) anlatılıyor. Bunlarla birlikte, çiçeklerin doğal çevresindeki hayvanlar da tanıtılıyor.
Elinizden düşürmek istemeyeceğiniz bu kitapta birçok bulmaca ve boyama sayfasının yanı sıra etkinlikler de yer alıyor.
İngiliz Isaac Newton, tarihteki en büyük bilim insanlarından biridir. Newton, ağaçtan düşen bir elmayı gördükten sonra kütleçekimi teorisini ortaya atmış ve geliştirmişti. Onun bu çalışması, gezegenlerin ve Güneş’in hareketlerinin açıklanmasını sağladı. Newton’ın bulduğu “kalkülüs” adı verilen matematik dalı da günümüzde hem mühendislikte hem de bilim alanında kullanılan en etkili araçlardandır. Newton ayrıca ışıkla ilgili de çok önemli keşifler yaparak yeni bir tür teleskop icat etmiştir. Onun bulduğu hareket yasaları, fiziğin temelini oluşturur. O büyük bir bilim insanı olmanın yanı sıra, önemli bir devlet memuru ve akademisyendi. Zamanının önemli bir bölümünde de simyayla ilgilenirdi.
Yazan: Helen Otway, William Potter
Resimleyen: Luke Séguin-Magee
128 sayfa
Bu kitapta arkadaşlarınızla paylaşmak isteyeceğiniz birbirinden ilginç bilgiler yer alıyor. Bilgiler dört ana başlıkta toplanmış:
Kitabın sayfaları arasında keyifle hatta sık sık gülerek dolaşırken; bedeninizdeki en sert yeri, yaşamınız boyunca ne kadar yemek yiyebileceğinizi, krampın ne olduğunu, Mısır piramitlerinin şekillerinin nedenini, tuvalet kağıdının ne zaman icat edildiğini, kurşun kalemlerin içinde ne olduğunu, ilk gazetenin ne zaman yayımlandığını, yağmur damlalarının gerçek şeklini ve daha birçok ilginç bilgiyi öğreneceksiniz.
Okurken sıra dışı bilgiler öğreneceğiniz bu kitabı elinizden bırakamayacaksınız.
Elif çok hareketli, yerinde duramayan bir çocuktu. Bir gün annesi, komşuları Ayten Hanım’ın önerisiyle onu bir jimnastik kulübüne kaydettirdi. Elif, okulunun yanındaki büyük spor salonunda jimnastiğe başlayacağı için çok heyecanlıydı. Orada tırmanacak, dengede duracak ve hatta ipte sallanacaktı! Yeni arkadaşlar edinecek, onlarla topla, minderle, iplerle birçok oyun oynayabilecekti. En çok da trambolinde zıplayacağı için seviniyordu. İlk ders bittiğinde bir sonrakini sabırsızlıkla beklemeye başladı. Çünkü geriye doğru takla atmayı öğrenmek istiyordu.
Günümüzde herkes gibi çocukların da teknolojiye olan merakı ve düşkünlüğü daha az fiziksel etkinlik yapmalarına ve hareketsiz kalmalarına neden oluyor. Bu kitabı okurken hem bireysel hem de arkadaşlarınızla birlikte yapacağınız fiziksel etkinliklerin, ne kadar eğlenceli olduğunu göreceksiniz. Aynı zamanda bedeninizin güçlenmesine ve esneklik kazanabilmesine hem de özgüveninizin gelişmesine yol açacağını anlayacaksınız.
Güzel tasarlanmış, çok güzel resimler ve şemalarla dolu bu küçük kitapta uçaklar, trenler ve gemilerle ilgili o kadar çok bilgi bulunuyor ki okurken şaşıracaksınız.
Kitapta önce havaalanları ve yolcu uçakları, ardından spor uçakları ve planörler anlatılıyor. İlerleyen bölümlerde de gemi ve trenler inceleniyor.
Motoru olmayan bir planör nasıl uçabilir? Bir konteyner gemisine kaç adet konteyner sığabilir? Hızlı trenler ne kadar hızlıdır? Hızlı trenler elektrik enerjisini nereden sağlarlar?
Şövalye Cesuryürek, ormana yakın küçük bir şatoda yaşıyordu. Ormanda da ejderha Ateştopu yaşıyordu. Ateştopu küçük bir ejderhaydı ve zar zor ateş püskürtebiliyordu. Cesuryürek ile Ateştopu her gün dövüşürlerdi ama neden dövüştüklerini kendileri de bilmezdi. Her sabah şatonun önünde ya da ormanda buluşur, dövüşmeye başlarlardı. Günler birbirini kovaladı, aylar geçti, yıllar geçti. Dövüşlerin de hiç keyfi kalmadı. Ne var ki, bu bir onur meselesiydi. Birinin ötekini yenmesi gerekiyordu.
Günlerden bir gün dövüşmekten o kadar sıkıldılar ki, Ateştopu güneşlenirken, Cesuryürek de kitabını okudu. Nihayet öğle yemeği zamanı geldi. İşte, o an çok önemli bir ortak yanları olduğunu keşfettiler.
Arkadaşlık ve sorun çözmenin ön plana çıktığı bu öykü kitabını çok seveceksiniz.
Mert, okulda resim ve matematik derslerinde çok başarılı, futbolda da çok iyi. Ne var ki sözcükleri hecelemede gerçekten çok zorlanıyor. Bazı sözcüklere ne kadar dikkatli bakarsa baksın, onları nasıl heceleyeceğini bilemiyor. Zaman zaman bir şeyleri okumakta zorlandığı da oluyor; hemen yoruluyor, canı sıkılıyor. Bunu aşması için özel bir çalışma grubuna katılması gerekiyor. Peki ya diğer çocuklar ve arkadaşları onun başarısız ve yetersiz olduğunu, hiçbir şeyi anlamadığını düşünürse ne olur? Onunla alay ederler mi?
Zorlandığımızda yardım istemenin doğal, yararlı ve gerekli olduğunu gösteren bu sürükleyici serinin diğer kitaplarını da bir an önce okumak isteyeceksiniz.
Hazırlayan: Margrete Lamond ve Russell Thomson
Resimleyen: Andrew Joyner
32 sayfa
Çok eski zamanlarda annesiyle birlikte bir kulübede yaşayan Jack adında bir çocuk varmış. Jack bir gün ineklerini pazarda satmaya götürmek için evden çıkmış. Ama Jack o kadar tembelmiş ki biraz yürüdükten sonra dinlenmek için bir ağacın altına oturuvermiş. O sırada yoldan geçen bir ihtiyar, ineğin karşılığında Jack’e birkaç sihirli fasulye teklif etmiş. Kasabaya yürümeye üşenen tembel Jack biraz düşünmüş ve bu teklifi kabul edivermiş. Tabii ki annesi bu duruma çok sinirlenmiş. Fasulyeleri pencereden atmış ve Jack’i aç karnına odasına göndermiş. Jack ertesi sabah uyandığında penceresinin önünde, göğe dek uzanan dev bir fasulye sırığı olduğunu görmüş. Fasulye sırığına tırmanarak bulutların üstüne çıkmış. Meğerse, burası devlerin diyarıymış. Jack büyülü bir serüvene atıldığından habersiz, yürümeye başlamış.
Yüzlerce yıl öncesine dayanan Jack ve Fasulye Sırığı, İngiliz halk masallarının en sevilenlerinden biridir. Siz de onu çok seveceksiniz.
Raven, hayatının en kötü haftasını geçiriyordu. En yakın arkadaşı Belle çok uzaklara taşınmıştı. Bu yetmiyormuş gibi yarın da “Tarihin Sesleri” projesinin sunum günüydü. Raven ve Belle bu proje üzerinde birlikte çalışıyorlardı. Ama Belle gitmişti. Bu durumda Raven’in bütün sınıfın önünde tek başına sunum yapması gerekiyordu. Ancak ormanda sihirli bir kütüphaneye açılan dilek kuyusuna rastlayınca Raven’ın şansı döndü. Daha doğrusu ilk başta ona öyle geldi. Raven, Dilek Kütüphanesi’ndeki kütüphaneciden okulun kapanmasını istedi. İstedi ama o zaman da yepyeni zorluklarla karşı karşıya kaldı. Bununla birlikte belki de en başından beri ihtiyaç duyduğu cesarete gerçekte hep sahip olduğunu da fark eti.
Şaşırtıcı ayrıntılarla dolu, bu komik serüven romanını çok seveceksiniz. Hemen arkadaşlarınıza önereceksiniz.
Çok uzun zaman önce, Puddleby adlı küçük bir kasabada, Doktor John Dolittle adlı çok bilgili bir doktor yaşardı. Dr. Dolittle’ın birçok hayvanı vardı. Onlarla çok iyi anlaşırdı. Papağanı Polinezya’nın yardımıyla, zamanla hayvanların dilini öğrendi. Bu sayede çok iyi bir veteriner oldu. Ünü göçmen kuşlar aracılığıyla dünyaya yayıldı.
Bir gün Afrika’dan gelen bir kırlangıç, orada doktora çok ihtiyaç olduğunu çünkü maymunları kırıp geçiren bir hastalığın ortaya çıktığını söyledi. Dr. Dolittle hemen hazırlandı ve en sevdiği hayvanları köpek Jip’i, ördek Dab-Dab’ı, domuz Gub-Gub’u ve baykuş Tu-Tu’yu da yanına alarak, kırlangıcın kılavuzluğunda, Afrika’ya doğru yola koyuldu.
Dostluk, doğaya saygı ve yardımseverlik temalarının işlendiği bu sürükleyici serüven romanını okurken doğaya ve hayvanlara ilişkin şaşırtıcı bilgiler edineceksiniz.

Haziran 1910’da Türkiye’de astronomi ve jeofizik çalışmalarının öncülerinden Fatin Gökmen yeni kurulacak rasathanenin müdürlüğüne getirildi. Fatin Bey ve ekibi, Kandilli Rasathanesi’nde 1 Temmuz 1911’den itibaren sürekli ve sistemli meteoroloji ölçüm ve kayıtlarına başladı. Uluslararası kabul edilen 7, 14 ve 21 saatlerinde günlük gözlemler yapıldı, deftere kaydedildi ve gerekli yerlere bildirildi.
Sevgili Arkadaşlar,
Bu kitapta, arkadaşlarınızla birlikte bir geziye katılacaksınız. Bilge Öğretmen kendi öğrencileriyle birlikte sizleri de önce Büyük Millet Meclisi’nin kurulduğu yer olan Birinci Meclis binasına, oradan da Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’ne götürecek. Hem Bilge Öğretmen hem de Tarih Dede, bu kitabın sayfalarında merak ettiğiniz pek çok soruyu cevaplayacak. Üstelik bu gezi boyunca yolumuzu aydınlatacak bir önderimiz var: Mustafa Kemal Atatürk. Çünkü sorularınıza alacağınız her cevapla Atatürk’ün ülkemizin iktisadi bağımsızlığı için attığı adımların ışığında yürüyeceksiniz.
Eğer bu satırları okuyorsanız büyük olasılıkla iktisadi bağımsızlığın ne anlama geldiğini merak ediyorsunuz. Bu harika! Çünkü iktisadi bağımsızlığın anlamını öğrenmek demek, daha güçlü bir gelecek demek. Kitabı okuyup bitirdiğinizde, yani Bilge Öğretmen ve Tarih Dede’yle gezinizi tamamladığınızda o güçlü geleceğin anahtarlarını da cebinize koymuş olacaksınız.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, iktisadi bağımsızlığı ulusal kalkınmanın temel taşlarından biri olarak görmüştür. Peki, Türkiye Cumhuriyeti için ekonomik bağımsızlık ne ifade eder ve neden önemlidir?
Atatürk, Türkiye’nin siyasi bağımsızlığının yanı sıra iktisadi olarak da bağımsız olması gerektiğine inanıyordu. Bir ülkenin siyasi bağımsızlığı, iktisadi bağımsızlık olmadan tam olarak sağlanamazdı. İşte bu düşünceyle atılan en büyük adımlardan birini, yani Türkiye İş Bankası’nın kuruluş hikâyesini bu kitapta okuyacaksınız.
Türkiye’nin ekonomik olarak güçlü olması, ulusal egemenliğin korunması ve bağımsızlığın sürdürülmesi açısından kritik öneme sahip. Aynı zamanda ülkemizin kalkınması ve refahının artırılması için temel bir gereklilik. Yerli üretimin teşvik edilmesi ve ekonomik kaynakların etkin bir şekilde kullanılması, kendi ayaklarımız üzerinde durmamızı sağlar. Ülkemizin kendi teknolojisini üretmesi ve yenilikçi bir ekonomiye sahip olması çok önemlidir. Bu durum uluslararası rekabet gücümüzü artırır ve sürdürülebilir bir kalkınma için önemli bir zemin oluşturur.
Atatürk, bütün bu düşünceleri daha Kurtuluş Savaşı sırasında oluşturmuştu. Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını sadece siyasi ve askerî güçle değil, aynı zamanda sosyal adalet ve eşitlik ilkeleriyle de ilişkilendiriyordu. Çünkü o, ekonomik bağımsızlıkla, gelir adaletinin sağlanacağını ve toplumsal eşitsizliklerin azaltılacağını da biliyordu. Benzersiz bir bağımsızlık mücadelesi veren halkının, eşitlik ve adalet içinde yaşaması gerektiğine inanıyordu.
Sizler için Bilge Seçkin Çetinkaya ve Y. Doğan Çetinkaya tarafından kaleme alınan bu kitapta, Atatürk’ün ve onunla birlikte yürüyen Celal Bayar gibi çok değerli isimlerin Türkiye Cumhuriyeti’nin iktisadi bağımsızlığı için neler yaptığını öğreneceksiniz. Bilge Öğretmen ve Tarih Dede, bankaların başka ne işler yaptığını da tek tek anlatacaklar. “Sermaye nedir”, “Kredi neden verilir”, “Sigortacılık ne demek”, “Sürdürülebilir ekonomi için ne yapılmalıdır”, “Tasarruf ne demektir” gibi pek çok sorunun cevabını bu harika müze gezisinde bulacaksınız.
Sevgili arkadaşlar, Türkiye İş Bankası İktisadi Bağımsızlık Müzesi’ne ne zaman gitsem duvarlardaki resimlere, belgelere, o yıllardan kalma eşyalara ve Türkiye İş Bankası’nın hepimize tasarruf kavramını aşıladığı kumbaralara bakarken Atatürk’e ve milletimizin bağımsızlık mücadelesine bir kere daha hayran oluyorum. Eminim sizler de bu kitabı okuyup daha çok bilgi sahibi olduktan sonra benim gibi düşüneceksiniz. Çünkü öğrenmek, iktisadi bağımsızlık yolunda daha güçlü yürümenizi sağlayacak.
Unutmayın; gelecek sizin ellerinizde.
Artık sayfaları çevirmeye başlayabilirsiniz. Hepinize güzel bir müze gezisi diliyorum.
Yekta Kopan
Sevgili Çocuklar,
Evren ne zaman oluştu? Yıldızların içinde ne var? Beynimiz nasıl çalışır? Ait olduğumuz evreni anlayabilmek için bu tür sorulara yanıt bulmamız gerek ve bu da bilimle mümkün. Bu önemli yolda yanımıza almamız gereken belki de en önemli yetilerden biri de çocukluğumuzdan kalma soru sorma hevesi…
Yeni sorular sorabilmek, hem düşünce yapımızın gelişmesinde hem de bilinmeyene farklı açılardan yaklaşabilmemizde çok önemli rol oynar. İşte bu yüzden bilim insanı olmak daha çocukluktan başlar. Merakımız birçok soru üretmemizi; ilgimiz onca soru arasından bize yol gösterecek olanları seçmemizi; bilgimiz de o sorularımıza yanıt aramamızı sağlar. Bütün bu sürecin dinamosu ise o baştaki çocuk ruhlu meraktır.
Bence “Aklıma Bir Soru Geldi”, tam da bu konuya değer vermesi ve ilk okuduğumuzda basit gözüken soruların bizi ne kadar önemli konulara götürebildiğini göstermesi açısından çok değerli… Kitabın, sormaktan ve sorgulamaktan çekinmeyen, yanıt bulmak kadar soru sormayı da öğrenmeyi seçen geleceğin bilim insanlarına yol göstermesini umarım.
Mete Atatüre